En Çok Arananlar
Fed’in eylül ayı toplantısı yaklaşırken ekonomi gündemindeyse birinciliği enflasyon aldı. Enflasyonların itici gücü olan ve Avrupa’nın da içinde bulunduğu enerji krizi ise şimdilik ikinci sırada. Bu hafta yapılacak olan Fed toplantısında, matruşka gibi iç içe geçmiş olan her iki gündemle ilgili değerlendirmeleri piyasalar dikkatle takip edecektir.
Geçtiğimiz hafta ABD’de açıklanan son enflasyon verisinin ardından Fed’in faiz artışına yönelik beklentiler ise 75 baz puan için yüzde 80, 100 baz puan için yüzde 20 seviyelerinde bulunuyor. Piyasanın aralık ayı Fed toplantısına ilişkin görüşüyse yüzde 46 ihtimalle yılsonunda faiz oranın yüzde 4.25 ila yüzde 4.50 arasında olabileceği yönünde.
Fed kararı sonrasında başkan Powell’ın demeçleri piyasalardaki hareketin yönünü tayin edecek olsa da eylül ayı toplantısının ardından açıklanacak olan nokta grafik ve ekonomik projeksiyonlar kilit öneme sahip. Özellikle ekonomik büyüme ilişkin beklentiler kritik olacak. Hatırlanacak olursa mart ayında açıklanan büyüme oranı tahminleri haziran ayı toplantısında 2022 yılı için 1,1 puan, 2023 yılı beklentileri de 0,5 puan indirilerek her iki beklenti de yüzde 1,7’ye çekilmişti.
Enflasyon Depremi ve ABD Ekonomisi
Geçtiğimiz hafta ABD çekirdek enflasyonunda yaşanan yükseliş sonrasında Fed’e dair beklentilerin değişmesiyle oldukça hareketli bir dönem geçirdik. Enflasyon artışıyla birlikte Dolar endeksi yükselmiş, emtialar değer kaybetmiş ve küresel borsalardan çıkış başlamıştı. ABD tahvil faizlerinin de yükselişini sürdürmesi, piyasalarda yaşanan dengesizliği net bir şekilde göstermişti. Piyasaların oldukça hassas olduğu bu dönemde Eylül ayı FOMC toplantısı sonrasında da dolar endeksinde ve küresel piyasalarda hızlı hareketler yaşanabilir.
Pandemi sonrasında tedarik kriziyle yükselişe geçen maliyet artışları kısmen yavaşlamış olsa da akabinde Rusya-Ukrayna gerginliğiyle artan petrol ve enerji fiyatları, süregelen enflasyonu hız kesmeden yükseltmeye devam ediyor. Diğer yandan kuraklık ve sevkiyata ilişkin nedenlerden ötürü artan gıda fiyatları da ekonomik beklentileri olumsuz etkilemeye devam ediyor ve enflasyon oranlarını yukarı yönde taşıyor.
Merkez bankalarının yaptığı faiz artışları ise şimdilik bu iki kalemde gerileme meydana getirmediği gibi ekonomik büyümeleri olumsuz etkilemeye devam ediyor. Diğer yandan faizlerdeki artışa paralel yükselen konut kredi faizleri de, konut sektöründe yavaşlamaya neden olmakta. Konut piyasasında görülen yavaşlama da hizmet sektörlerine endişe vermeye devam ediyor.
Toplantı öncesinde Fed’in elindeki en kuvvetli ekonomik barometre ise pandemi dönemi sonrasında hızla toparlanan ABD istihdam piyasası. İstihdam verilerin alt kalemlerine inildiğinde ise ücret artışlarının yavaş seyrinden dolayı harcanabilir gelirin ve dolayısıyla tüketimin yavaşlıyor olması ise ekonomik büyüme beklentileri için çok pozitif bir mesaj vermiyor.
Kısaca ekonomik durgunluk olarak tarif edilebilecek resesyon konusundaysa piyasa beklentileri ikiye bölünmüş durumda. Resesyon endişesinin altında yatan sebeplerse, parasal genişleme sonrasında sıkı para politikasına geçilmesi ve enflasyon sarmalı olarak tanımlanabilir.
Enerji fiyatlarındaki artış; enflasyon yükselişini zamanla kalıcı hale getirip diğer mal ve hizmetlere de sirayet ederek enflasyon sarmalını oluşturdu. Pandemi döneminde oluşan istihdam açığı kapanmadan, enflasyonun hızla yükselmesi de ekonomi politikalarında değişime neden oluyor. Enflasyonda yaşanan yükselişi yavaşlatmak için uygulanan şahin politikalarsa beklentileri değiştirmeye başladı. İstihdam piyasası denge seviyesine gelmeden, enflasyonda yaşanan yükselişi durdurmak için yapılan faiz artırımlarının ekonomik büyüme oranlarını negatif etkileyebileceği düşüncesi de resesyon ihtimalini ortaya çıkarmış durumda.
FED’in para politikasını değiştirmesinin ardından kısa vadeli ABD tahvil faizlerinin uzun vadeli faiz oranlarını yakalaması hatta üzerine geçmesi bu haftanın ana gündemini oluşturdu. Birçok ekonomistin resesyon sinyali olarak gördüğü bu tablo karşısında, ABD istihdam piyasasında yaşanan güçlenmeye dikkat çeken ekonomistler ise bardağın dolu tarafından bakıyorlar.
Resesyon endişesinin yaşandığı diğer bir ekonomi olan; Avrupa bölgesinde ise enerji krizi yaşanmasından dolayı ECB ’nin alacağı kararlar ve uygulanacak olan maliye politikaları oldukça kritik konular olarak takip edilecek.
ENFLASYONUN SEYİR DEFTERİ
Pandemi döneminde meydana gelen tedarik krizinin arz kesintisine neden olmasından sonra pandemi dönemimde gerçekleşen devlet yardımlarının, aşıların gelişmesiyle normalleşme sürecinde talebi canlandırması enflasyonun fitilini ateşlemişti. Diğer yandan pandemi sonrasında jeopolitik risklerin yükselmeye başlamasıyla artan kutuplaşma da çip kriziyle başlayan tedarik krizini derinleştirip, ticari faaliyeti yavaşlatarak emtia fiyatlarının yükselmesi de enflasyonist baskıyı artırmıştı. Geçtiğimiz yıl iklim değişikliğinin etkisi ve ulaşımda yaşanan aksamalarla yükselen gıda fiyatları ise bu yıl Rusya – Ukrayna geriliminin tırmanmasıyla artmaya devam etti ve enflasyon oranlarında yaşanan yükselişe destek verdi.
Sevkiyat, üretim ve enerji konularında meydana gelen dengesizliğin körüklediği hızlı enflasyon artışıyla Euro bölgesi enflasyonunun, bir yıl içinde %2’den %7’nın üzerine yükseldiğini gördük. Benzer bir tablo ABD’de de görülmekte, birleşik devletlerde enflasyon oranı son bir yıl içinde hızla yükselerek %2’den %8 sınırına dayandı ve son 40 yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Küresel çapta bütün ülkelerde derinden hissedilen enflasyonun artmasına karşın ücret artışlarının enflasyon artış oranlarının gerisinde kalmış olması ise başta gelişmiş ülkeler olmak üzere resesyon ve stagflasyon endişelerinin gün yüzüne çıkmasına neden oldu.
Avrupa'nın doğu ucunda yaşananlar nedeniyle hafta başından bu yana güvenli liman arayışına geçildi ve VIX endeksi 37 seviyesine kadar yükselmesinin ardından 30 bölgesine geriledi. Ukrayna'daki krize paralel olarak artan enerji fiyatları ise, küresel ekonomik sistemin yükselen enflasyon ve faiz oranlarıyla baş edip edemeyeceği konusundaki belirsizliği de beraberinde getiriyor.
Rusya ile Batı arasında Ukrayna konusunda artan gerilim, ekonomik dengesizlikleri de beraberinde getirebilir. ABD enflasyonun da on yıllardır görülen en güçlü artışla yükselmeye devam etmesi mart ayı toplantısında Fed’in alacağı kararlar açışından oldukça önemli olacaktır. Aynı zamanda, reel faiz oranlarının seyri de altın fiyatında yaşanan yükseliş için önemli bir itici güç olarak talebi artırmaya devam ediyor.
-Ons Altın Fiyatının Haftalık Değişimi-
Tedarik Krizi Sonrası Yaptırım Dönemi
Gelişmiş ülkelerden gelen yaptırım açıklamaları ise küresel ticaretin seyri açışından son derece önemli. Asya tarafında Japonya Başbakan Fumio Kishida, son eylemi "kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlali" olarak nitelendirdi, Japonya'nın yaptırımları içerebilecek güçlü bir yanıta hazır olduğunu da sözlerine ekledi. ABD Başkanı Joe Biden Rusya'nın yurtdışındaki borç satışını ve ülkenin seçkinlerini hedef alan yaptırımları bu hafta açıkladı. Çin dışişleri bakanlığı ise yaşananlarla ilgili olarak bazı ülkelerin tam bir işgalin habercisi olarak gördüğü Ukrayna'nın iki bölgesine asker sevk eden Vladimir Putin'e yanıt olarak birkaç ülkenin Rusya'ya uyguladığı "yasadışı tek taraflı yaptırımlara" karşı olduğunu söyledi. Kanada, İngiltere gibi farklı ülkelerin uygulamaya koyduğu yeni yaptırımlarla küresel ticarete yeni bir dönem başlayabilir. Yaptırım sürecinin uzaması halindeyse Rusya ile yapılan ticaretlerin ağırlıklı olarak Ruble ’ye döndüğünü de görme ihtimalimiz bulunuyor.
Merkez Bankalarının Açmazı
Piyasalar üzerinde belirsizlik yaratan en önemli unsur ise başta Fed olmak üzere merkez bankalarının ekonomiyi yavaşlatmak açısından ne kadar hızlı ve sert gideceği konusundaki belirsizlik. Rusya-Ukrayna ihtilafının küresel ekonomiye getirdiği belirsizlik ve enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş, ABD'de 40 yılın en yüksek seviyesine çıkan enflasyon oranını körüklemeye devam ederse Fed para politikasında daha hızlı bir sıkılaşma sürecine gidebilir.
ABD reel gayri safi yurtiçi hasıla geçtiğimiz yıl üçüncü çeyrekteki yüzde 2,3'lük artışın ardından dördüncü çeyrekte yıllık yüzde 6,9 arttı. ABD ekonomisi, 2021’de yıllık bazda ise yüzde 5,7 büyüdü. Açıklanan rapora göre 1984'ten bu yana görülen en yüksek büyüme oranı kaydedilmiş oldu.
Son çeyrek ABD GSYH’deki artış özel envanter yatırımı, ihracat, kişisel tüketim harcamaları (PCE) ve konut dışı sabit yatırımlardaki artışlarla desteklendi. Özel envanter yatırımlarındaki artışa perakende ve toptan ticaret sektörleri öncülük etti. Geçtiğimiz yıl tedarik sıkıntısı nedeniyle geciken teslimatlar, işletmelerin stoklarının azaltmasına neden olmuştu. Yıl sonunda envanterin yeniden yapılandırılması, başta otomobil sektörü olmak üzere stoklardaki artışla manşet büyümeye yüzde 4,9 katkı sağladı.
Kişisel tüketim harcamalarındaki artış ise sağlık, ulaşım başta olmak üzere hizmetlerdeki artışı yansıtıyor. Hizmet kaleminde artışa seyahat harcamalarının öncülük ettiği görülmekte. Ekonomik aktivitenin yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan tüketici harcamaları, aşılamanın da etkisiyle yılın son çeyreğinde yüzde 3,3 artarak ekonomik büyümenin itici gücünü oluşturdu.
Kamu tarafına bakıldığında ise önceki çeyrek yüzde 0,9 artan hükümet harcamalarının yüzde 2,9 azalması, Federal harcamaların yüzde 4 gerilmesi ve eyalet ve yerel harcamalar yüzde 2,2 düşmesi ekonomik büyüme üzerinde negatif etki etmiş gözüküyor.
2021'in güçlü bitişi muhtemelen bu yıl devam etmeyecek. Keza geçtiğimiz yılın son çeyreğinde delta varyantının kontrol altına alınmasıyla canlanan hizmet sektörü ve devlet destekleriyle birlikte artan harcamaların kuvvetlendirdiği ekonomik aktivitedeki tablo yıl sonuna doğru bozulmaya başladı. Hükümet yardımlarının sonra ermesi ve omikron varyantının hızla yayılması aralık ayında perakende satışları yüzde 1,9 düşürdü. Enflasyonla birlikte yükselen fiyatların da harcamaları düşürmesi, önümüzdeki yılın ilk çeyreği için hoş bir tablo ortaya koymuyor. Salgının seyrine bağlı olarak üretimde de yavaşlama meydana gelmesi halinde, önümüzdeki çeyreklerde ABD ekonomik büyümesinde sert bir düşüş yaşanabilir.
Yüksek Büyüme, Yüksek Enflasyon
Hazine bakanlığı görevine başlayan, FED eski başkanı J.Yellen’ın alıştığımız güvercin tavrını sürdürmesi, ABD hisse senedi piyasalarındaki yükselişe destek verdi. Yıl içinde FED’in ve ABD hazinesinin destekleriyle ekonomide toparlanma sinyalleri görülmeye başlansa da yükselen enflasyon 2022 yılında da risk unsuru olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Kasım ayında yapılacak olan ara seçim ise bu yılın en önemli gündem maddelerinden biri olacak.
Joe Biden yönetimindeki ABD’nin karnesine bakıldığında, seçim vaatlerine ulaşılmakta zorluklar yaşandığı görülüyor. Diğer yandan pandemi sonrasında oluşan ekonomik teşvik ortamıyla ivme kazanan ekonomik büyüme rakamları yıl içinde göz doldurdu. Yüksek miktarlarda yapılan pandemi destek çeki ödemeleriyle artan iç talep ile güçlenen ekonomik büyüme ve istihdamda yaşanan iyileşme olumlu karşılandı.
Yıl içinde ABD siyasetinde sıkça konuşulan kamu altyapı yatırımlarının artırılmasına yönelik çalışmalar ilerleyen yıllarda ekonomik gelişimi hızlandırabilir. ABD’de fiziksel altyapının iyileştirilmesine bağlı olarak uzun vadeli kamu harcamaların artırılması planlıyor. Ulaşım ağları, geniş bant internet erişiminin hızlandırılması, enerji ve su iletim sistemlerinin iyileştirilmesi gibi pek çok alanda yatırım yapılması bekleniyor. Ayrıca önümüzdeki on yıl içinde eğitim, sağlık, çocuk bakımı desteği ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik önlemler için ek kamu harcamaları öneriliyor. Ancak bu girişimlerin büyük ölçüde yeni vergilerle finanse edilmeleri beklendiğinden, toplam ekonomik çıktıya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.
Diğer yandan kamu altyapı yatırımlarının artırılması, ABD ekonomisinin gelecekteki beklentilerini ve yaşayanların refahını artırabilir. Bununla birlikte altyapı yatırımlarının da çevre ve iklim eylem planlarıyla dikkatli bir şekilde uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. 2050 yılına kadar net sıfır emisyona giden bir yol haritası çizilirken, elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların daha fazla kullanılmasıyla yeni bir ABD modeli görebiliriz.
FED para politikasında halen sıkılaşmaya gidilmemiş olması; faiz oranların rekor düşük seviyelerde kalmaya devam etmesi, tahvil alım miktarının düşürülmüş olmasına karşın parasal genişlemenin devam etmesi ekonomik toparlanmaya destek olmaya devam ediyor. ABD’de 2020'de ve 2021'in başlarında açıklanan pandemi ile ilgili mali önlemlerin süresi artık büyük ölçüde dolmuş olsa da bu dönemde yapılan yardımlarla, ekonomik toparlanmayı desteklemeye devam edecek önemli tasarruflar yaratıldı. Hane halkı tasarruf oranı 2020'de yaklaşık yüzde 9 arttı ve 2021'de pandemi öncesi seviyelerin oldukça üzerinde yükseldi. Gerek maliye gerekse para politikasında gevşek duruşun sürmesi enflasyon oranında yükseliş yaratabilecek olsa da ekonomik aktiviteyi canlı tutmaya devam edecektir.
Uluslararası ticaret alanında ABD’nin önemli bir partneri olan Çin ile devam eden görüşmeler ise oldukça sıcak bir gündem olarak masada kalmaya devam ediyor. Trump zamanında başlayan belirsizliğin, gelecekte yaşanacak gelişmelerle finansal piyasalar üzerindeki etkilerini daha net görmeye başlayabiliriz. Uygur bölgesinde yaşanan son gelişmeler ise ticari ambargoların devam edebileceğini gösteriyor.
FED Geçici Demekten Vazgeçti
Yılın genelinde enflasyonun geçici olacağına yönelik açıklamalarda bulunan FED yetkilerinin aksine, aralık ayı toplantısının ardından enflasyonun geçici (transitory) olduğu ibaresi, toplantı karar metninden kaldırdı. FED’in faiz oranlarını yükseltme konusunda yılın başında şahin mesajlar verilmesine karşın, ekonomik koşulların arzu edildiği gibi oluşmamasından dolayı faiz artırım beklentileri bu yıl karşılanamadı. Aralık ayı toplantısında, kâğıda yazılan beklentilere göreyse önümüzdeki yıl üç faiz artışı bekleniyor.
Bu haftanın ikinci yarısında yılın son merkez bankası toplantıları yapılacak. Çarşamba gece FED toplantısı kararın alınmasıyla girilecek kritik viraj, Perşembe günü yapılacak olan TCMB, BOE ve ECB toplantılarıyla devam edip Cuma günü BOJ ve CBR toplantıların ardından sonlanacak. Yaşanacak gelişmelere şekil kazanacak olan finansal piyasalarda yatırım yapılırken vade ve getiri beklentilerinin mevcut riskli duruma göre dengeli ayarlanması gerekiyor. Her zaman olduğu gibi yatırım sepetlerinde çeşitliliğe gidilmesi de yararlı olabilir.
FED POLİTİKAYA YÖN VERECEK
FED üyeleri aralık ayı para politikası toplantısında zor bir soruyla karşı karşıya. ABD tüketici ve üretici fiyatlarında son yılların en hızlı artışı yaşanırken, istihdam piyasası pandemi öncesine göre zayıf kalmaya devam ediyor. Bu değişkenlere bağlı olarak belirlenmesi beklenen tahvil alımlarındaki azalttım miktarının limiti; enflasyon oranında yaşanan yükselişin piyasalarda asimetrik risk oluşturmasından dolayı, belirsizliğini koruyor. FED toplantısı sonrasında açıklanacak olan tahvil alım programının seyri, 2022 yılına ilişkin beklentileri şekillendirmeye başlayacaktır. Geçtiğimiz toplantıda 15 milyar dolar azaltılan tahvil programına ilişkin beklentiler; tahvil alım miktarında yapılan azatlımın, artırılabileceği ve faiz artışına ilişkin beklentilerin öne çekilebileceği yönünde. Aralık ayı FED toplantısı sonrasında paylaşılacak olan ekonomik öngörüler ise yeni yıla girerken finansal piyasalardaki hareketin yönünü tayin edecek en önemli gelişme olacak.
ABD para politikasında yapılabilecek sıkılaşma için istihdam piyasasın durumu da oldukça önemli. ABD işsizlik oranı geçen ay %4,2'ye düştü fakat yine de pandemi öncesindeki %3,5'in üzerinde bulunmaya devam ediyor. İşsizlik oranının Nisan 2020'deki %14,8'lik zirvenin aşağısında bulunmasına karşın pandemi öncesine göre 4 milyon civarında istihdam açığının da bulunuyor olması karar alınırken FED’in elini zorlayacak bir diğer gelişme olarak düşünülebilir.
Bu akşam tamamlanacak olan FED toplantısında parasal sıkılaşmanın hızlandığı görülürse, küresel borsalarda kar satışları yaşanabilir. Şahinleşen FED ile dolar endeksinin yükseldiğini görebiliriz. İleri dönük beklentilerin, ABD ekonomisinde toparlanmanın devam edeceği yönünde yenilenmesi durumundaysa; faiz artışı beklentisiyle şekil kazanacak olan tahvil faizleri, piyasalardaki dengenin belirlenmesine ana unsur olacaktır. Tam tersi senaryoda mevcut durumunu koruyan ve kış döneminde yaşanabilecek ekonomik yavaşlamadan bahseden bir FED görmemiz halindeyse enflasyonist baskı altında küresel rallinin devam ettiğini, bir süredir baskılanan kıymetli maden fiyatlarının yükselişe geçtiğini ve dolar endeksindeki yükseliş yavaşlamaya başladığını görebiliriz.
Yeni varyanta ilişkin de açıklamalar yapması beklenen FED’in, toplantı sonrasında vereceği mesajlar da oldukça önemli olacak. Pandemi sonrasında, tedarik krizinin tetiklediği ve enerji fiyatlarındaki artışın neden olduğu ekonomik çalkantının, yeni varyantla nasıl bir evreye gireceğini ise FED başkanı Powell’ın yapacağı konuşmadan izleyeceğiz.
TCMB FAİZ KARARI
Bu hafta perşembe günü yapılacak olan TCMB toplantısı iç piyasada yaşanan döviz kuru ve borsa hareketliliği için son derece önemli olacak. 24 Kasım’da yapılan PPK toplantısında Ekim ayında yayınlanan metinde belirtilen “politika faizinde yapılan aşağı yönlü düzeltme için yıl sonuna kadar sınırlı bir alan kaldığı Kurul tarafından değerlendirilmiştir” ifadesinin “Kurul, bu etkilerin ima ettiği sınırlı alanın kullanımını aralık ayında tamamlamayı değerlendirecektir.” şeklinde değiştirilmiş olması faiz indiriminin aralık ayında da devam edebileceği beklentisi yaratmıştı. Belirtildiği gibi aralık ayında değişiklik yapılmayarak faiz indirimlerinin tamamlandığının açıklaması ise beklentilerin değişmesine neden olabilir.
Rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilebilir enerji kaynaklarının yaygınlığı son yirmi yılda katlanarak artarken, yenilenen modellerle elektrikli araç satışları rekor kırmaya devam ediyor. Teknolojik inovasyonlar ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik alınan kararlarla gelişimi hızlanan yenilebilir enerji yatırımları, finansal piyasalarda da kıymetli maden fiyatları üzerinde etki yaratmaya başladı.
Temelleri 1800’lü yıllara kadar dayanan enerji ekonomisin yarınının, bugünden oldukça farklı olacağı belirginleşmeye başladı. Sistemin sürdürülebilirliği için elektrik üretiminin mümkün olduğunca erken karbondan arındırılması geriyor. Hidrojen yakıt hücrelerinin yaygınlaşması beklenen 2050 yılına kadar dönüşümün hızla devam etmesi bekleniyor.
Yeşil Ekonomi
Önümüzdeki yıllarda sıkça konuşacağımız enerji ekonomisi, gelişen pazarın sunduğu yatırım fırsatlarıyla büyümeye devam ederken, altyapı yatırımlarıyla da uluslararası rekabet için önemli ve yeni bir alan haline geliyor. Ülkeler ve şirketler için küresel enerji ve teknoloji tedarik zincirlerindeki konumları, ekonomik gelişimleri için oldukça önemli bir hal alıyor. Sıfır emisyonun hedeflendiği 2050 yılına kadar katlanarak artması beklenen; rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, lityum iyon piller, elektrolizörler ve yakıt hücreleri gibi alanlarda üretim merkezlerinin oluşturulması da önemli bir konu haline geliyor.
Teknolojinin gelişmesiyle hafif araç sınıfından çıkıp ağır sanayi ve uzun mesafeli taşımacılık alanlarında da gelişme gösteren elektromobilite; gelişmiş piller, hidrojen elektrolizörleri ve gelişmiş biyoyakıtlara ihtiyaç duyuyor. Teknoloji ve enerji alanında yaşanan değişimle şekil kazanacak olan kıymetli maden piyasasında da hareketlilik yaşanıyor.
Enerji Piyasası
Elektrik piyasasında, gündelik ihtiyaçlarla artan taleple birlikte elektromobilitenin hızlanıyor olması toplam enerji talebini yükseltecektir. Artan elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak için enerji üretimine yönelik yeni yatırımların yapılması da pazarı genişletiyor ve enerji ekonomisindeki büyümeyi destekliyor. Platin, bakır, gümüş gibi ham madde talebi de elektrikli araç üretiminin artması ve yeşil enerji yatırımlarıyla yükselmeye başladı.
Enerji depolama alanında ise piller, enerji ekonomisinde merkezi bir rol oynuyor. İlerleyen yıllarda artan enerji üretimiyle depolama ihtiyacı da artacağından dolayı lityum, nikel ve kobalt gibi çeşitli kritik ham maddelerin talep artışı hızlanarak devam ediyor.
Euro Bölgesi ekonomisi yeni varyant endişesi ve kış ayları öncesinde enerji piyasasında yaşanan belirsizliklerin etkisiyle daha zor bir döneme giriyor. Omicron varyantının ekonomik görünümü bulandırması ve küresel tedarik zincirine ilişkin yaşanan endişeler Euro Bölgesi ekonomileri üzerinde baskı oluşturma devam ederken, açıklanan enflasyon rakamlarının da yükselmeye devam etmesi Avrupa Merkez Bankası (ECB) politikasına dair belirsizlikleri artırmış durumda. Yüksek enflasyon oranına karşı büyüme görünümüne yönelik aşağı yönlü riskler de Avrupa Merkez Bankası'nın karşı karşıya olduğu zorluğun altını çiziyor.
Yükselen Enflasyon Harcanabilir Geliri Azaltıyor
Avrupa ekonomisi, enerji fiyatların yükselişini sürdürmesi ve vaka sayılarındaki canlanmanın neden olabileceği kısıtlama tehdidiyle birlikte kasvetli bir kışa giriyor. Enerji fiyatlarının artması ve kısıtlamaların mal arzı üzerinde neden olabileceği baskıyla enflasyonda yükselişin sürmesi, hane halkı gelirlerinde azalmaya neden olup Euro bölgesi ekonomisine yönelik aşağı yönlü riskleri artırıyor.
Euro bölgesi enflasyonu Kasım'da rekor kırdı ve ekonomistler arasındaki en yüksek tahminleri bile geride bıraktı. Artan enerji maliyetleri enflasyon oranında yaşanan artışın ana unsuru olmaya devam ederken, açıklanan rapor enflasyonda yaşanan yükselişin altında yatan baskıların beklenenden daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Euro bölgesi yıllık enflasyonunun, Ekim ayındaki yüzde 4,1'den Kasım ayında yüzde 4,9'a çıkması beklenen ön değerlendirme raporuna göre, enerji maliyetlerinde yaşanan yükseliş ana etken olmaya devam ediyor. Raporun detaylarına bakıldığında hem imalat hem de hizmet sektörlerinde görülen fiyat artışının, son yirmi yılın en hızlı yükselişini kaydetmesinin beklendiği anlaşılmakta. Gıda fiyatlarında yaşanan artışın ise yüzde 1,9'dan yüzde 2,2'ye yükselmesi bekleniyor. Piyasa aktörlerinin daha fazla endişe duymasına sebep olan çekirdek enflasyon oranının da yüzde 2'den yüzde 2,6'ya yükselmesi bekleniyor.
Eurostat'ın açıkladığı veriler, ECB’nin 2022 yılı enflasyon beklentileriyle örtüşmemekle beraber enerji krizi yaşama ihtimali bulunan AB ekonomisine yönelik riskleri ve endişeleri artıracaktır.
Enerji Sorunu Yaşanabilir