Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Şevin Ekinci

      Şevin Ekinci

      İngiltere, Avrupa ve Brexit

      8 Şubat 2021
      Geçtiğimiz haftanın önemli konuları arasında İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) para politikası kararı yer alıyordu. Avrupa’daki gelişmeleri, Brexit’i ve İngiltere Merkez Bankası’nın kararlarını İrlanda’da bulunan, İrlanda Bankacılık Federasyonu Baş ekonomisti Dr. Ali Uğur ile konuştuk.

      Son toplantısında İngiltere Merkez Bankası’ndan para politikasında herhangi bir değişiklik beklenmiyordu. Orada negatif faiz tartışılırken Uğur, çoğu para politikası üyesinin negatif faizi desteklemediğini belirtti. Bunun nedeni ise, Avrupa Birliği’nde hâlihazırda uygulanan negatif faiz uygulamasının bir sonuç getirmediğini düşünmeleridir. BoE üyeleri, negatif faiz oranı uygulamasının zararlarının, faydalarından daha çok olduğu görüşüne vardı. Yine de bir açık kapı bırakılmış durumda. Çünkü, negatif faiz uygulamasına geçmek için bir hazırlık dönemi gerekiyor.

      BoE üyeleri bunun için zaten bankalara ve bütün sisteme altı aylık bir hazırlık payı verdiler. Her ne kadar böyle bir durumda mudi olmak tercih edilmeyecekse de, negatif faiz ortamı şirketlere yatırım yapmaları için özendirici bir ortam oluşturuyor. Böyle bir durumda bankadan faiz geliri elde edeceklerine şirketler yatırım yapmayı tercih edeceklerdir, bu da istihdamı artıracaktır. Ancak Covid ortamında yatırım yapma kararı da zor oluyor.

      Covid döneminde Avrupa’da daha çok tercih edilen yüzde yüz devlet garantili kredi verilmesi oldu. İngiltere ve Almanya Covid döneminde yüzde yüz devlet garantili kredi vermeyi tercih etti. Bu krediler de tabi ki bankalar aracılığıyla verildi. Ancak bu kredilerin geri dönmemesi durumunda bankaların zararı sıfır olarak duruyor. 

      Uğur’a göre; Covid süreci ülkelerin yeniden yapılanması için önemli bir fırsat olarak görülebilir. Bu dönemde kredi yoluyla büyüme yerine direkt devlet destekleri daha önemli olacaktır. Covid döneminde hem bütçe açığına getirilen limitler hem de devlet borcunun gayrisafi milli hasılaya oranı konusunda getirilen limitlerde bir parça daha esneklik tanındığından daha fazla devlet harcama olasılığı mümkün olacaktır. Uğur, bu oranlarda esnekliğin bir-iki sene daha sürmesini bekliyor, çünkü ona göre çok büyük yatırımlar gerekiyor; önemli sektörlerin çoğu büyük hasar aldığı için Avrupa Birliği bu sektörlere devlet yardımına devam edecektir. Özellikle hizmet sektöründe çok büyük hasarlar var. Uğur’a göre; bu destekler Avrupa Birliği’nde hibe şeklinde olmaya devam edecektir. Bir şekilde finansman para basarak da olsa sağlanıyor.

      İngiltere ekonomisinden bahsederken Uğur, gelişmiş ülkelerde özellikle hizmet sektöründe çok büyük yaralar alındığına değindi. İngiltere, üretici ülke olma konumundan çok hizmet sektöründe (mühendislik, hukuk, yasal hizmetler, finans vb.) kendini geliştirmiş bir ülke idi. Cafe, restaurant ve eğlence merkezi gibi hizmet sektörlerinin İngiltere gayrisafi yurtiçi hasılasında çok büyük payı var ve bunların çoğu kapalı olduğu için büyük bir gelir kaybı yaşıyor. İnşaat sektörünün açılmasıyla da İngiltere ekonomisine belli bir canlılık gelecektir.

      Brexit tarafına gelinirse, Dr. Uğur için Brexit süreci tamamlandı. Ancak İngiltere yönünden pek düşünülerek tamamlanmadı ve daha birinci günde sorunlar başladı. Örneğin balıkçılar ilk günden ihracat yapamadıklarını belirttiler ya da Avrupa Birliği’ne yapılacak ihracatlarda evrak işleri daha uzun günler sürmeye başladı. Uğur’a göre, bu sorunlar devam edecektir. Brexit, kağıt üzerinde tamamlanmış olabilir ancak uygulama tarafında çözülecek çok sorun var; bunlardan en önemlisi de finans sektöründe çözülmesi gereken sorunlar; örneğin bankalar Avrupa Birliği’ne hizmet vermek istiyorlarsa Avrupa Birliği’nde bir ülkede merkez kurmak zorundalar. Teknik olarak altyapısının hazırlandığını düşünmeyen Uğur, yapılan anlaşmaların 2021’de çok değişikliğe uğrayabileceğini düşünüyor. Ona göre halka söz verildiği için anlaşma biraz aceleye getirildi.

       

      Yazının Devamını Oku

      Dış Ticarette Yapısal Sorunlar Nasıl Giderilir?

      1 Şubat 2021
      Geçtiğimiz haftalarda programlarımda ele aldığımız en önemli konular Türkiye’nin dış ticaret profili, kamu maliyesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası kurulu toplantısında aldığı kararlar idi.

      “DIŞ TİCARETTE YAPISAL SORUNLAR VAR”

      Türkiye’nin dış ticaret profili konusunu işlemek için dış ticaret ve uluslararası iktisat konusunda iki uzman akademisyen konuk oldu programıma ve Türkiye’nin dış ticaret profili, pandeminin etkileri hakkında aşağı yukarı aynı fikirdeydiler. İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Ebru Gül Yılmaz, her ne kadar Türkiye’nin dış ticaret hacminde son on yılda ciddi bir büyüme yaşandıysa da yapısal sorunların bulunduğuna değindi.

      Öncelikle Türkiye’nin ithalat ağırlıklı bir dış ticaret yapısı olduğu üzerinde duruldu, ancak bu konuda yine İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Yahya Can Dura Türkiye’de ihracat profilinin iyileşmesi için de zaten ithalatın artması gereğine değindi. Dr. Yılmaz, Türkiye dış ticaretinde yapısal sıkıntılara değinirken öncelikle Türkiye’nin birim başına ihracattan elde ettiği gelirin düşüklüğüne ve bunun düşmeye devam ettiğine değindi. Türkiye’nin kilo başına ihracat tutarının bugün 1.09 ABD doları olduğunu belirten Dr. Yılmaz, 2015 yılında bu tutarın 1.60 ABD doları olduğunu söyledi. Yani ihracat hacmi artarken, ihracat gelirinde artış gerçekleşmiyor. Oysaki ciddi hacimlerde yapılan ihracatlardan daha yüksek gelir elde edilmesi gerekiyor.

      Karşılaştırma yapılırsa, örneğin Japonya’da kilo başına ihracat tutarı 4 ABD doları, Almanya’da 3,7 ABD doları, Güney Amerika’da 2,5 ABD doları; Türkiye bu ülkelerin hepsinden çok daha düşük bir ihracat gelirine sahip durumda kalmıştır. Diğer ülkelerin ortak özelliği ise, yüksek teknolojili ürünler geliştirmeleridir. Belirtilen üç ülke de yüksek teknolojili ürünleri ihraç ediyor. Bu alan Türkiye’nin gelişim alanıdır, bu minvalde Türkiye katma değerli ürün ihracatına yönelmelidir. Türkiye katma değerli ürün ihracatına yönelirse, dış ticaretindeki yapısal problemleri büyük ölçüde giderir. Dr. Yılmaz aynı zamanda Türkiye’de ihracatçı sayısının çok düşük olduğuna da dem vurdu. Türkiye’de 4.5 milyon civarında firma var iken; bunun sadece 83 bini ihracat yapıyormuş. Bu durum da yapısal bir sıkıntı teşkil ediyor. Türkiye ihracatçı sayısını artırmadıkça dış ticaretin iç dinamikleri adına yapısal bir çözüm üretmiş olunmayacaktır.

      “AR-GE YATIRIMLARI ARTMALI”

      Pandeminin Türkiye ticaretine olan olumsuz etkilerini değerlendirirken Dr. Yılmaz, dış ticarete hacimsel olarak bakıldığında kayda değer bir azalma olmadığını belirtiyor. Daha önceki dönem ile karşılaştırdığımızda toplamda binde 6’lık bir düşüş olduğu kaydediliyor. Türkiye’de pandemi döneminde dış ticarette her ne kadar hacimsel bir daralma olmadıysa da pandemi döneminde anlaşılıyor ki, zaruri ürünlerin iç üretiminin sağlanması ve dışa bağımlılığın azalması gerekiyor. Bu konunun zaruriyeti pandemi döneminde ortaya çıkmış görünüyor.

      Kritik görülen ürün grupları yurtiçinde üretilmeye başlanabilir. Pandemi döneminde dış ticaret hacmi daralmayan ülkeler Japonya, Kore, Çin gibi teknoloji ürünü ihracatı yapan ülkeler oldu. Türkiye’de de hem akademik dünya hem de hükümet yüksek teknolojili ürün ihracatı için ve ihracatçı sayısını artırmak için projeler geliştirebilir. Hükümet, akademi dünyası ve sanayi birleşerek bir ilerleme sağlayabilir. Türkiye’de araştırma geliştirme (AR-GE) harcamalarının gayrisafi yurtiçi hâsıla içindeki payı arttığında kişi başına milli gelir de artırıyor, bu da ülkedeki refah düzeyini artırıyor; Türkiye’de bu oran binde, halbuki araştırma geliştirme harcamalarının kişi başına milli gelire oranı yüzde 24 olan ülkeler çok daha fazla kişi başına milli gelir oranına sahip yani daha müreffeh bir ekonomi için Türkiye’nin AR-GE harcamalarını artırması gerekiyor.

      “İHRACAT İÇİN ÜRETİM GEREKİYOR”

      Yazının Devamını Oku

      Yapısal Reformlar ve Enflasyon

      11 Ocak 2021
      Geçtiğimiz hafta özellikle enflasyon ve TCMB’nin aylık fiyat gelişmeleri raporu yankı uyandırdı. Tabi ki ABD’deki gelişmeler, Fed tutanakları ve ABD’de açıklanan veriler de piyasaları etkiledi, ancak enflasyon konusu Türkiye’de uzunca bir süre gündem başlığı niteliğini koruyacak gibi görünüyor. Zira, aralık ayı enflasyonu beklentinin üzerinde açıklandı ve uzun dönemli enflasyon beklentileri konusunda tartışmalar sürüyor.

      “TUNCA: ENFLASYON BEKLENTİLERİNİ YÖNETMEK ÖNEMLİ”

      Enflasyon konusunda sohbetlerimiz sırasında özellikle ekonomist Arda Tunca’nın üzerinde durduğu ayrıntılar önemliydi. Tunca tüketici tarafında yüzde 14.6 seviyesinde ve üretici tarafında yüzde 25.2 seviyesinde görülen enflasyonun mevcut ortamda yüksek olduğuna ve dünyada az sayıda ülkenin bu yüksek enflasyon oranına sahip olduğuna değinirken, esas sorunun para politikasında gerekli aksiyonların gecikmeli alınmasından kaynaklandığından dem vuruyor. Özellikle bu sorunun geçmiş dönemlerden beri birikerek gelen sorunlar olduğunu okumamız gereğini görüyor.

      Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politikalarının 19 Kasım’dan itibaren geliştiği gibi devam edip etmeyeceği konusunda hala kafalarda soru işaretlerinin bulunduğunu belirten Tunca’ya göre, ekonomideki karar alıcıların üretim konusunda ve tüketim konusunda biraz daha ikna olmaya ihtiyacı var. Burada üreticilerin ve tüketicilerin ikna edilmesi ihtiyacı, TCMB’nin para politikasını beklenen enflasyona göre yönetmesi durumundan kaynaklanmaktadır. TCMB’nin enflasyon beklentilerini yönetmek konusunda ise bazı zorlukları bulunmaktadır. Tunca’ya göre, enflasyonist beklentileri yönetmek konusunda TCMB’nin işi çok kolay değil. Çünkü vatandaşlar hissedilen enflasyonun bazen TÜİK’in açıkladığından daha yüksek olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede TCMB’nin, beklenti yönetimi konusunda kontrolü dışında bir takım unsurların olduğunu düşünen Tunca, böyle bir durumda da para politikasının nasıl şekilleneceği konusunda kesin bir görüşe sahip olmadığının altını çiziyor. Yine de, önümüzdeki dönemin faizin düşebileceği bir döneme işaret etmediği kanaatine sahip. Beklenti yönetiminin zorluğu açısından ikinci konu ise, enflasyonda yukarı yönlü bir yapışkanlığın söz konusu olması, enflasyon aşağı inmekte direniyor. Bu faktör de göz önünde bulundurulduğunda beklenti yönetiminde bulunmak daha zor oluyor.

      Bir yandan reform beklentilerinin de olduğunu belirten Tunca, Türkiye’de reform konusundan anladığının Türkiye’nin ithalata bağımlılığının azaldığı bir süreç yönetimine ihtiyaç duyulduğu şeklindedir; ona göre Türkiye dışa bağımlılığı, kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlılığı ortadan kaldıran bir ekonomik modele geçmelidir.

      "HER ÇÖZÜM MERKEZ BANKALARINDAN BEKLENMEMELİ.."

      Tunca’ya göre mart sonuna kadar enflasyonda yükselme görüyor olacağız. Öte tarafta her çözüm merkez bankalarından beklenmemeli. Bu konuyu Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan da geçtiğimiz hafta dile getirmişti ve kamu maliyesinin ilave desteğine ihtiyaç duyulduğunu belirtmişti. Tunca da, tek başına para politikasının bütün ekonomiyi yönetmek konusunda yetersiz olduğunu dile getirdi. Ona göre, Türkiye ekonomik şartları sebebiyle Covid-19 döneminde diğer gelişmiş ülkelere göre daha zayıf kalan önlemler aldı ve ağırlıklı olarak para politikasını kullandı. Ancak Türkiye’nin esas üzerinde durması gereken konu reformlardır. Türkiye’nin kısa vadeli sermaye girişlerinden uzun vadeli sermaye girişi çeken bir ülke modeline dönüşmesi için iş yapma hukukuyla ilgili reformları gündeme getirmesi gereklidir. Eğitim ve hukuk alanında birçok sayıda reform yapılması uzun vadeli doğrudan yabancı sermayenin de ilgisini çekecektir. Bu reformlar ise, genellikle uzun soluklu reformlardır, bu yıl açıklansa bile sonuçları bu yıl alınmaz ancak yine de yabancı sermayenin ilgisini çekmesi açısından elde edilen bir güven tesisi sonucunda Türkiye piyasalarına kısa vadede de olumlu etkide bulunacaktır. Türkiye, alışagelmiş kısa vadeli sermayeyi bir süre daha çekmek zorundadır. Yani hem salgınla önlem anlamında maliye politikası daha fazla kullanılmalı, hem de buna uzun vadeli sonuç almak için reformlar eklenmelidir. 

      Yapısal dönüşüm ve hükümetin ekonomik reform ajandası gereklerine sohbetlerimiz sırasında Ekonomist Enver Erkan da değindi. Her ne kadar Dünya Bankası’nın Türkiye için öngördüğü 2021 yılında yüzde 4.5 büyüme beklentisine katılsa da, ekonomist Enver Erkan da Türkiye’de büyümenin geçici koşullara bağlı olduğuna ve genel olarak sürdürülebilir yapıda olmayan bir büyüme profili olduğuna vurgu yaptı.

      Ekonomist Tunca’nın dile getirdiği ekonomik büyümeden ziyade ekonomik kalkınmayı da öne süren bir model gerekliliğine dikkat çekti. Bunun için sürdürülebilir ekonomik modeller gerekiyor ve ekonominin yapısal bir dönüşümden geçmesi gerekiyor. Tunca’nın bahsettiği ve hükümetin ajandasında olan reformların ekonomik alanları içermesiyle beraber ekonomi dışındaki alanlara da yoğunlaşması önem taşıyor.

      Yazının Devamını Oku

      Merkez Bankasının son kararı, teşvik paketleri ve tüketici güveni

      29 Aralık 2020
      Geçtiğimiz hafta konuştuklarımız arasında en önemli konular Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son faiz kararı, ABD’de açıklanan yeni teşvik paketi ve aralık ayı tüketici güven endeksi idi.

      ABD teşvik paketi

      Ekonomist Enver Erkan’a göre son açıklanan teşvik paketi, ABD’de bir son dakika anlaşması idi ve en azından bir geçiş dönemi anlaşmasına ulaşmak piyasalar açısından oldukça olumlu idi. Paketin ayrıntılarında destek ödemelerinin, istihdam teşviklerinin, işsizlik sigorta ödemelerinin, maaş bordrosu koruma programı kapsamında 300 milyar dolarlık bir ödeneğin ayrılmış olduğu görülüyor. Seçimden önce çok daha büyük teşvik paketleri telaffuz ediliyordu. Özellikle demokratların, ekonominin genelini, yeşil ekonomi ve altyapı yatırımlarını içine alan 2 trilyon doları aşan paket programları söz konusuydu, ancak şu an biraz daha spesifik bir paket üzerinde anlaşılmış görünüyor. En azından bir geçiş dönemi için en büyük sorunu yaşayan KOBİ ve hane halklarına teşvik yaratması açısından bir paketin geçtiğinin görüldüğünü belirten ekonomist Enver Erkan, böylece birkaç aydır maaş yardımı alamayan işsizler için bir soluklanma imkanı doğmuş olduğunu söyledi.

      İşsizlikten kaynaklı bir gelir düşüşü tasarruf oranlarına olumsuz yansıdı, tasarrufların bitmesi de bir yerden sonra harcamalar tarafına olumsuz yansıyacaktı ve ekonomideki para döngüsünü zayıflatacaktı. Kısıtlamaların, KOBİ tarzı işletmeler için çok zor bir süreç olduğu düşünülürse böyle bir paketin geçiş döneminde kabul görmesi önemli idi. Enver Erkan’a göre muhtemelen iktidar değişikliğinden sonra da kalıcı, daha büyük bir paket üzerinde çalışmalar söz konusu olacaktır.

      Türkiye’de de mali teşvik paketi kullanılabilir mi?

      Ekonomist Enver Erkan’a göre, bulunduğumuz dönemde ekonomiyi, iktisadi faaliyeti canlandırmak bir öncelik olmalıdır. Ancak bu durum Türkiye’de daha çok, tüketimi teşvik etme yöntemiyle yapıldı. Finansal koşullar olabildiğince gevşek tutuldu, faizler düşük tutuldu, tüketimi bu dönemde artırmak amacıyla krediler desteklendi, kredileri canlandırmak amaçlandı. Ancak ticari kredilerin çoğu yeni yatırım yapmaya ya da istihdam yaratmaya yönelik değil daha çok finansal durum düzeltmeye, borç ödemeye yönelik krediler oldu. Bunların geri dönüşü anlamında ise bankacılık sistemi açısından önemli riskler söz konusu.

      Ekonomist Enver Erkan’a göre, Türkiye’de mali politikaların eşgüdümlü bir şekilde devam ettirilmesi gerekiyor. Tüketimi teşvik eden bir politika enflasyon gibi bir yan etkiyi ortaya çıkardı. Bu yüzden Türkiye’de daha daraltıcı politikalara geçildi. Şu dönemde kamuda tasarruf ihtiyacı var. Bu yüzden kamuda elzem olmayan harcamalar yapılmamalıdır. Enver Erkan’a göre, Türkiye’de önemli teşvikler yapıldı. Örneğin istihdamın korunması anlamında kısa çalışma ödeneği, işsizlik sigortası getirildi. Türkiye mevcut ekonomik durumu sebebiyle, gelişmiş ülkeler gibi trilyon dolarlık destek paketleri ortaya koyamaz. Türkiye mevcut teşviklerin süresini uzatabilir. Firmalara sağlanan teşvikler ve diğer ekonomik önlemler gelecek yılın ortasına kadar devam ettirilecek gibi görünüyor.

      Merkez Bankası’nın faiz kararı

      TCMB geçtiğimiz hafta yaptığı para politikası kurulu toplantısında 200 baz puan faiz artırdı. Enflasyonun durumu ve ilave riskler sebebiyle Ekonomist Enver Erkan da bu toplantıda 200 baz puan faiz artırımı bekliyordu. Bu dönemde sıcak para akışı ihtiyacı reel faizin bir miktar daha yüksek tutulması gereğini doğuruyor, bu yüzden faizi enflasyona karşı güvenli bir bölgede konumlandırmak gerekiyor.

      Yazının Devamını Oku

      TCMB Politikaları, Türkiye’nin Büyüme Modeli ve Brexit Süreci

      21 Aralık 2020
      Biliyorsunuz artık buradan programımdaki uzmanların önemli gördüğüm yorumlarına yer vererek konu başlıkları halinde sizlere yazılı olarak paylaşıyorum.

      Programlar süresince konuştuğumuz en önemli konular, TCMB’nin yeni başkanı Naci Ağbal önderliğinde 2021 yılı para ve kur politikası toplantısı, TCMB’nin 24 Aralık para politikası kurulu (PPK) toplantısından çıkacak olası faiz kararı, Fed kararı ve Brexit süreci idi.

      Geçtiğimiz hafta, Ekim ayı için sanayi üretimi ve toptan satışlar verilerini aldık. Bu veriler öncül büyüme özelliği göstermesi ve yılın son çeyreğindeki büyüme hakkında fikir edinmemiz açısından önemli idi. Zira hem sanayi üretimi hem de toptan satışlar Ekim ayında beklentilerin üzerinde gerçekleşme gösterdi. 

      Ekonomist Enver Erkan, her ne kadar son kısıtlamalardan restoran, turizm ve diğer hizmetler kesiminin olumsuz etkileneceğini belirtse de; PMI ve reel kesim güven endeksinin ise, sanayide büyüme eğilimine işaret ettiğini belirtti. Ancak son çeyreğin devamında kısıtlamaların risk teşkil ettiğine ve büyümede üçüncü çeyrekteki momentumun yakalanmayacağına da değindi. Erkan, 2020 yılı için ise yüzde sıfır oranında bir büyüme kaydedilmesini, yani herhangi bir düşüş olmasa da büyüme yaşanmadan geçirilecek bir yıl olmasını bekliyor. Bu beklenti, dördüncü çeyrekte bir daralma olacağını da ihtiva ediyor. 2021 yılı için büyümede olumlu bir baz etkisi var, buna bir de salgının iyileşme etkisi eklendiğinde Ekonomist Enver Erkan 2021 yılında yüzde 4’e yakın büyüme oranı bekliyor.

      TCMB’nin 2021 yılı para ve kur politikası toplantısı hakkında Enver Erkan, “Merkez Bankasının iletişimi güçleniyor” dedi. Buna ek olarak TCMB’nin, 24 Aralık’ta yapacağı PPK toplantısında 200 baz puan faiz artırımına gitmesini beklediğini de belirtti. Genel olarak ekonomistler arasındaki kanı Merkez Bankası’nın 24 Aralık’taki PPK toplantısında 150-200 baz puan aralığında bir faiz artırımına gitmesi...

      Merkez Bankası’nın 2021 yılı para ve kur politikası konulu toplantısında iletişimin daha iyileştiği ve net olması konusuna Dr. İsmet Demirkol da değindi. Enflasyonun yılı yüzde 14’ler seviyesinde kapatmasını ve 2021 yılı ilk çeyreğinde yüzde 15-16 oranlarında bir enflasyon oranı gerçekleşeceğini öngören Demirkol, merkez bankasından 24 Aralık tarihindeki faiz toplantısında 200 baz puan faiz artırımı bekliyor. Ancak Türkiye’nin sermaye, özellikle de doğrudan sermaye çekme gereksiniminin bu noktadan sonra daha önemli olduğunu belirtti.

      Demirkol, Türkiye’de rezervlerin artırılması için sadece para politikasının yeterli olmadığı özellikle özel sektörün güçlendirilmesi gereğine değindi. Bunun için de doğrudan yabancı sermaye ile özel sektördeki şirketlerin güçlenebileceği tavsiyesinde bulundu. Burada özellikle teknoloji, inovasyon ve üretime dayalı lokomotif sektörlerin olduğunu belirtti. Sadece kısa vadeli sermaye girişleri Türkiye ekonomisinde kalıcı iyileşme sağlayamayacaktır. Aynı zamanda uzun vadeli kalıcı doğrudan yabancı sermaye girişi olmalıdır. Türkiye, ihracat odaklı ve katma değerli büyüme modeli gerçekleştirmelidir. Doğrudan yabancı sermaye girişi için tarım ve teknolojide eş zamanlı reformlar yapılabilir. Böyle bir durumda 2021 ekonomi modeli daha güçlü olur. Sürdürülebilir kalkınma için, e-ticaret ve teknoloji gibi sektörlere öncelik verilmesi gerekiyor. Enflasyonla mücadeleyi kazanmak açısından da sadece para politikası yeterli olmayacaktır; yapısal reformlar, ekonomik reformlar, yerli üretim, tarım reformu, hayvancılık ve  ileri teknoloji ihracatı yapılması önem taşıyacaktır.

      Son dönemlerin en önemli konularından biri de Brexit; her ne kadar İngiltere Avrupa Birliği’nden 31 Ocak tarihinde resmen ayrılmış olsa da iki taraf arasında kapsamlı müzakereler devam ediyordu. Bu konuda İrlanda Bankalar Birliği Başekonomisti Dr. Ali Uğur artık bir sonuca gelinmek zorunluluğu olduğunu belirtti. İki taraf arasındaki görüşmeleri en çok engelleyen sorunun balıkçılık sektörü (kim nerede balık tutabilir, hangi bölgelerde balık tutabilir vs) olduğu görülüyor ki bu konuyu Dr. Uğur oldukça ilginç olduğu şeklinde değerlendirdi. Zira, balıkçılık sektörü Avrupa Birliği’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının sadece yüzde birini, İngiltere’nin ise gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 0.1’ini oluşturuyor.

      İngiltere’nin anlaşma olmadan da Avrupa Birliği’nden ayrılması söz konusu olacaktır. Çıkış sürecinden sonra İngiltere, sadece Avrupa Birliği ile değil dünyadaki tüm diğer ülkeler ile de ticaret anlaşması yapmak zorunda kalacaktır. Tabi Avrupa Birliği’nin bundan sonra İngiltere’ye karşı nasıl keyfi kararlar alacağı bazı kısıtlamalara gidip gitmeyeceği önem taşıyor zira Avrupa Birliği İngiltere’nin bazı sektörlerinde aktivitelere sınırlandırmalar getirme seçeneğini göz önünde bulundurabilir.

      Yazının Devamını Oku

      Türkiye’de Büyüme ve Enflasyon

      7 Aralık 2020
      Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Artık burada ekonomist kimliğimle beraber moderatör kimliğimi de kullanarak yazılarımı yazmaya devam edeceğim. Her hafta konuk ettiğim sektörün duayen isimlerinin gündemdeki özel konuları ne şekilde değerlendirdiklerini, ortak kaygılarını, ortak memnuniyetlerini, ayrıştıkları noktaları yazıya dökecek tabi bu arada kendimde naçizane haftayı özetleyeceğim.

      Geçtiğimiz hafta ve önümüzdeki dönem için yoğun gündem, açıklanan büyüme rakamları, PMI verisi, dış ticaret rakamları ve kasım ayı enflasyonu idi. Bu konularda özellikle çok uzman iki isimin alt başlıklar halinde verdiği yorumlar şöyle idi:

      Büyüme

      Piri Reis Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, her ne kadar üçüncü çeyrekte yüksek bir büyüme ile karşılaştıysak da üçüncü çeyrek için açıklanan yüzde 6.7 büyüme rakamının sürpriz yaratmadığını söyledi ve zaten güçlü bir tablonun beklentiler dâhilinde olduğuna değindi. Ona göre, ikinci çeyrekte oluşan güçlü kredi ivmesi üçüncü çeyrekte zaten güçlü bir büyüme getirecekti. Detaylarda Türkiye ekonomisinin iç talep ağırlıklı büyüdüğü, ihracat büyümüş bile olsa ithalattaki artışın ihracatın önüne geçmesiyle büyümeye negatif bir etki ettiği, sektörel bazda sanayi ağırlıklı bir büyümenin söz konusu olduğuna değindi.  Aslanoğlu, nisan ve mayıs aylarında siparişlerde ciddi bir düşüş olmuştu, ancak Covid-19 döneminde evde hayatın geçme süresinin artması ile evle ilgili harcamaları da artırdı dedi; örneğin teknolojik ürünler, mobilya, elektrik, elektronik, otomobil satışlarındaki artış belli bir oranda devam ediyor gibi görünüyor diye ekledi.

      ..ancak sürdürülebilir değil..

      Sanayi büyümeye lokomotif olmuş gibi görünüyor. Ancak, Aslanoğlu yine de bu büyümenin sürdürülebilir bir tablo çıkarmadığını söyledi ve şöyle devam etti: “Yani, üçüncü çeyrekten sonra bu büyüme tablosu devam etmeyebilir.  Cari açıktaki artışın döviz kuruna baskı yapması ve bu baskının da enflasyonu artırması; büyümenin sürdürülebilir olmasını engelliyor. Büyüme, Türkiye’de cari açık ve enflasyon gibi yan etkiler yaratıyor ve bu aslında Türkiye’de ekonominin yapısından kaynaklanıyor. İthal girdinin çok kullanılması cari açığı arttırıyor.” Aslanoğlu’na göre, öncelik sıralamasında cari açık ve enflasyon konusunun başta yer alması gerekiyor. 

      ..enflasyon mu, büyüme mi?..

      Piri Reis Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aslanoğlu şöyle değerlendirdi:

      “Enflasyonla mücadeleye öncelik verilmesi gerekiyor. Enflasyonla mücadelede kazanılırsa, büyümede daha sürdürülebilir bir tabloya gidilebilir. Pandemi döneminde öncelik sağlığı korumak ve mevcudu korumak olmalı. Büyümekten ziyade mevcut şirketler korunmalı, mevcut sermaye birikimi, çalışanlar, çalışanların sağlığı ve çalışanların morali korunmalı. İlerde de bu zemin sonrası büyüme üzerine yoğunlaşabilir, ancak pandemi döneminde devletin de reel sektörü desteklemesi gerekebilir. Maliye politikaları burada çok önem taşıyor, karşılıksız transfer harcamalarıyla gelir kaybı yaşayan işletmeler (esnaf, hizmet sektörü, konaklama, turizm, yeme-içme) desteklenebilir. Hangi sektörler sıkıntı çekiyorsa onların sabit maliyetine devlet ortak olabilir. Bu sabit maliyetlere ortak olmak veya bu sabit maliyetleri ortadan kaldırmak yoluna başvurulabilir. Bir taraftan da kamu, hedefli bir şekilde bir gelir desteği sağlayabilir. Önümüzdeki 5-6 ay için bizi zorlu bir süreç bekliyor, bu süreç için hızlı bir planlama yapılabilir. Her ne kadar bunun yan etkisi kamu açığı ve bütçe açığı olacaksa da; pandemi dönemi ekstra bir dönem, bu dönemde kamu desteğine başvurulabilir.”

      Yazının Devamını Oku

      Avrupa Birliği ve Corona

      16 Nisan 2020
      Her ülke kendi koşulları içerisinde korona mücadelesi verirken, Avrupa Birliği bu dönemde daha bir krizden sıyrılmadan yeni bir krize girmiş olmanın talihsizliğini yaşıyor. Ancak bu dönemde benim gördüğüm hala (tabiri maruz görün), yıkılmadım ayaktayım tarzında, bir Avrupa Birliği ile karşı karşıyayız.

      ABD zaten uzun süren bir krizden çıkma sürecindeydi bu dönemde onun ekonomiyi desteklemek için 2.3 trilyon dolara kadar kredi sağlama kararı ve swap hatlarını genişletmesiyle bilanço büyüklüğünü 6 trilyon doların üzerine çıkarması ne kadar hızlı, kararlı davrandığının göstergelerinden biriydi. Aynı şeyi Avrupa Birliği’nde gözlemleyemiyoruz. Avrupa Birliği’nin bazen ne kadar parçalanmış kararlar aldığını gözlemliyoruz.

      Avrupa Birliği’nde alınan kararlar:

      Avrupa Birliği’nde ise para politikası tarafında Avrupa Merkez Bankası (ECB) desteği ile ortak kararlar alınırken; fiskal tarafta her ülke farklı teşvik yolu geliştirdi. Bu arada hala ortak bir corona bonosu çıkarılamamış olması birlikteki ülkelerin halen daha tek bir ağızdan ilerlememiş olmadığını gösteriyor.

      Para Politikası tarafında:

      Öncelikle para politikası tarafında ECB ne yaptı?

      Mali politika tarafında:

      Öte tarafta, ülkeler bir dizi mali politikalarla finansman yoluna başvurdu.

      İtalya’da:

      Yazının Devamını Oku

      Beklentilerde 2020 Yılı

      3 Nisan 2020
      Geçenlerde Fed ekonomistlerinin ABD’de işsizlik oranının haziran ayında yüzde 32’yi aşabileceğini beklediği yönünde bir haber yayımlandı. Bu, 1929 yılı Büyük Buhran zamanında görülen yüzde 25 işsizlik oranından da büyük bir rakam.

      Artık birçok kurum ekonomik görünüme dair beklentilerini aşağıya doğru revize etmeye başladı. Ekonomik görünüme dair ileriye dönük tahminler çok zayıf. Özellikle son iki gündür birçok kurumdan global ve yerel tahminler açıklanmaya başlandı. En azından 2020 yılının son çeyreğine kadar büyüme görünümünün zayıf kalacağı yönünde herkes mutabık ancak tahminler değişiklik gösteriyor.

      Geçenlerde danışmanlık verdiğim TS Lombard’ın (TSL) telekonferansında edindiğim bilgiler de bu yöndeydi; uzun zamandır 2020 için “global derin bir resesyon” olacağı görüşündeydik ve 2020’ye dair beklentileri geçen hafta revize etmiştik.  Bu hafta size bu görünümü detaylarıyla aktarmak istedim. Son olarak da uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch’in geçenlerde açıkladığı tahminleriyle karşılaştırabileceğiniz bir tablo olacak.

      Covid-19; 2019 yılında yakalanan makro istikrarın tümünü bir anda süpürüverdi. Senkronize bir global yavaşlama ile beraber Çin ekonomisi bu sene çok zayıf bir büyüme gösterecektir. Çin ekonomisinin büyüme oranları 1992-2010 yılları arasında çoğunlukla yüzde 10 seviyesinin üzerinde iken 2019’da azalarak yüzde 6’ya gerilemiş idi. Bu sene ise Çin ekonomisinin sadece yüzde 2 büyümesini bekliyoruz. Ne kadar önlem alınırsa alınsın; önlemlerin çoğu sadece düşüşün daha sert olmasının önüne geçerken resesyonu engelleyemeyecektir. Finansal piyasalar çoktan resesyonu fiyatlamaya başladığı için düşüyor ancak henüz dibin görünmediğini düşünüyoruz.

      Çin büyüme oranı (%)

      Çin ne durumda?

      Çin’de 2020 yılı için büyüme oranı beklentimiz yüzde 2’ye indirildi. Bu, yıl içinde 6-8 milyon daha işsiz insanın ortaya çıkmasına tekabül ediyor. Çin’de üretim tekrar başlamış olsa da global resesyon Çin ihracat performansını ciddi anlamda vuracaktır. Sadece bitmiş ürünlerin ihracatı değil, tedarik zincirine bağlı olarak çoğu ara malı ihracatı da darbe yemiş olacak. İmalat sektöründe hafif bir canlanma olsa bile, uzunca bir süre halkın harcamalarında temkinli yaşaması, servis sektörünü vuracaktır. Çin, yurtdışındaki gelişmelere çok bağımlı olduğu için; daha önce öngörülen düşük büyüme beklentisi yüzde 2 seviyesine kadar indirildi.

      Ekonomik aktivitede görülen geniş çaplı düşüş, bu yılın birinci çeyreği için büyümede yüzde 7 düşüşe işaret ediyor. Çin’de toparlanma birinci çeyrekten sonra başlayacaktır.

      Çin’in son otuz senedir ne yönetimsel tarafta ne de kurumsal tarafta hiç deneyimlemediği yüzde 2 gibi düşük bir büyüme göstermesi, yeni bir dünya anlamına geliyor. 

      Yazının Devamını Oku