Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Melih Kopuz

      Melih Kopuz

      Kripto paralarda karar aşaması

      15 Haziran 2020
      Kripto paralarda sıkışık geçen bir haftayı geride bıraktık. Global piyasalarda ise geçtiğimiz haftaki yazım ve katıldığım bir canlı yayında da ifade ettiğim gibi pek fazla hikaye göremiyorum. Bitcoin nezdinde konuşacak olursak teknik hareketlerin dışında ciddi senaryoları görmemiz-işitmemiz gerekiyor aslında.

      Hal böyle olunca çok basit bir örnek ile Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) para basmaya başlamasından medet umuluyor. Fakat kripto paralar bunu fiyatlamadı ve görüldüğü gibi sıkışma süreci devam ediyor ve insanlarında en çok merak ettikleri soru bu sıkışmanın sonunda yön neresi olacak? Yukarı mı, yoksa aşağı mı?

      Yatırımcıların yüzde 80–90'ının genel olarak merak ettiği soru bu belkide. Sadece kripto paralar için değil, trade edilen ve değeri olan tüm varlıklar için. Elbetteki bu gibi sorulara hiç kimsenin net bir yorum getiremeyeceği kanaatindeyim. Geçtiğimiz saatlerde JPMorgan’ın stratejistleri yine Bitcoin ile ilgili bir takım açıklamalarda bulundu ve gayet hoşuma gitti. Bitcoinin piyasa yapısının para birimleri, öz kaynaklar, hazineler ve altından daha dayanıklı gördüklerini ve kripto para birimlerinin “varlık sınıfı olarak uzun ömürlü” olduğunu belirtti. Ek olarak ise hatırlayacağımız üzere bir ara Bitcoin 4 bin doların altına gerilemişti. Buraya atıfta bulunarak 4 bin dolar seviyeleriden diğer varlıkların çoğuna kıyasla daha hızlı geri dönüş yapılarak nisan ayı sonuna kadar değerinin çoğunu telafi ettiğini ifade etti. Nitekim bu haber de uzun vadeli planlar için olumlu bir sinyal niteliği taşıyabilir.

      Bitcoin/dolar için teknik tarafta halen daha 10 bin dolar seviyesi aşılamamış bir durumda bizleri karşılıyor. Bir nevi psikolojik bir bariyer şeklinde nitelendirebiliceğimiz bu bölgenin üzerine çıkıldıktan sonra işlemlerin ne kadar hacimle geldiği-ne kadar hacimle devam ettiği algısına odaklanmamız gerekecektir. Uzun vade için ise aynı beklentimi koruyarak 10 bin 400–10 bin 500 aralığına yaklaşmadan yukarısı için yorum yapmak çok sağlıklı olmayacaktır. Bu yüzden yatırımcıların temkinli olmalarında fayda var.

      Ek olarak analiz yaparken çok farklı argümanlar kullanmayı sevmesem de kriptoların içerisinde dışarıdaki endeks-hisseler ile oluşan bağ açısından zaman zaman kullanma ihtiyacı hissedebiliyorum. Aşağıda GBTC’nin (Grayscale Bitcoin Trust) grafiğini sizlerle paylaştım. GBTC’nin ne olduğuna dair kısaca özetlemek gerekirse, Bitcoin almakta tereddütleri olan (güven gibi problemi olan) yatırımcıların kulladığı ABD’de kote olmuş bir hissedir. Bu yüzden Bitcoin üzerine analiz yaparken GBTC’nin de durumuna bakılması özellikle uzun vadede fayda sağlayabilir. 

      Görüldüğü üzere burada 10,88 dolar seviyesindeyiz. Bunun anlamı GBTC yatırımcılarının 1 Bitcoin için 10 bin 880.00 dolar ödediğini temsil etmektedir. Sene başında alımlar canlanmış ve 2018'deki seviyelere gideceği izlenimi ortaya çıkmıştı. Fakat 2020 başlarındaki artan alımlar çok yeterli kalmamış olacak ki şuan burada da belirsizlik korunuyor diyebiliriz.

      Yazının Devamını Oku

      Kripto paralarda ‘Floyd’ etkisi

      4 Haziran 2020
      Öncelikle yazıma başlamadan önce, tüm dünyada birçok insanın zaman zaman din/dil/ırk üzerine rastladığı ırkçı saldırıları öfkeyle kınıyorum. Umuyorum ki dünya olarak kimsenin bu kriterleri seçme hakkının olmadığı bilincine önümüzdeki zaman diliminde varmış oluruz.

      Malum bu şekilde bir giriş yapmak istemezdim. Fakat geçtiğimiz hafta Amerika’da George Floyd’un talihsiz bir şekilde hayatını kaybetmiş olması, ülke içerisinde farklı noktaları tetikledi. Ciddi anlamda hükumete karşı ayaklanmanın başladığını söyleyebiliriz. Bu ayaklanma ve protestolara yalnızca Amerika bünyesinde sınırlı da kalmadı. Dünya geneline kadar yayılan protestoların ne kadar daha süreceği ve sonun nereye varacağı ise ayrı bir merak konusu.

      Hal bu şekilde olunca, zamanı biraz daha geriye saracak olursak, Covid-19 virüsünün ortaya çıkması dünya genelinde birçok çalışanın işlerini kaybetmesine ve birçoğunun da evden çalışmaya dönmesi gibi çözümleri beraberinde getirmişti. Bu tip risk ortamlarında zaten türev piyasalara tamamen psikolojik bakan birisi olarak, insanların yeni yatırım-yeni para kazanma arayışlarına girdiklerini düşünmekteyim. Bu arayışta olan kitlenin önüne haliyle birden fazla seçenek çıkıyor. Bana kalırsa bu seçeneklerin içerisinde en fazla albenisi olan grup “kripto paralar” olabilir. Belki de daha önceden bu markete tedirginlikle yaklaşan bir yatırımcı adayı şu anki konjonktürde yakından tanımaya vakit buldu. Yaklaşık 3 aylık gibi süreyi geride bırakırken Bitcoin bazında baktığımızda hacimlerde artışın geldiğini gördük ama yine yatırımcı psikolojisi devre giriyor, insanlar ister istemez kendilerini olumlu anlamda daha fazla beklenti içerisine aldı. Fakat Bitcoin’de beklendiği gibi bir artış olmadı. Aksine Şubat ayını başlangıç olarak alırsak o zamandan bu zaman kayıplar verdi ve şuan daha başlangıç seviyesini yakaladı desek daha doğru olur.

      Son sekiz güne geldiğimizde ise Floyd’un yaşamını yitirmesi üzerine dünya çapında yayılan protestolar kripto paralar üzerindeki alımları artırmış durumda. Geçtiğimiz 24 saatlik dilimdeki işlem hacmi ortalama 39 milyar dolar seviyesinde… Tabii ki bu tip global çapta risk teşkil eden unsurların ardından kripto paralara kaçışı normal karşılıyorum. Fakat bu hikayelerin hepsi benim gözümde birer bahane niteliği taşıyor. Yani kripto paraların geleceği hep bu şekilde tetikleyici haberlere mi bağlı kalacak? Sorusunu aklınıza getirebilirsiniz. Elbette hayır şimdi paylaşacağım detayların artması kriptoların tabanını sağlamlaştıracaktır.

      Geçtiğimiz hafta Amerika’nın köklü bankalarında Goldman Sachs kripto paralar üzerine hazırlamış oldukları kapsamlı bir sunumu yayınladı. Bu sunumları ciddi anlamda ses getirdi diyebilirim ve sunum içerisinde ciddi anekdotlar da vardı. Örneğin;

      *Bitcoinin bir nakit akışı olmadığından

      *Bitcoin’in volatilitesinin çok yüksek olduğundan

      *Enflasyona karşı hedge yapılabilir mi, yapılamaz mı olduğunda bahsedilmiş (Bu konu halen tartışılır). 

      *Bankacılık sektöründe uygulamaya geçer mi? Konuları üzerineydi ve net bir şekilde bu kararı aldık ya da bundan sonra bu olacak şeklinde ifadeler içerikte yoktu. Fakat sevindirici durum bence şu olmalı, 2018 Ağustos ayında Bitcoin global olarak ciddi düşüş gösterdiği zaman Bitcoin’in geleneksel paranın hiçbir rolünü yerine getiremediğini savunmuşlardı. O zamandan bu zamana geldiğimiz noktayı karşılaştırdığımız zaman bankanın biraz daha ılımlı bir tavra büründüğünü söyleyebilirim. Buradan hareketle ise kripto paraların halen daha tanınma sürecinde olduğunu yatırımcıların/yatırım yapmayı düşünenlerin ani hareketleri yakalamak yerine hedeflerinin uzun vadede neler getireceğine odaklanmalarının daha güvenli olduğunu düşünmekteyim.

      Yazının Devamını Oku

      Kurdaki ateş dinmiyor

      31 Ekim 2017
      Kurdaki ateş dinmiyor. Ekim ayının son gününün içerisindeyken, ay geneline şöyle bir baktığımızda yurt içerisinde takip ettiğimiz gelişmelerin TL kanadını olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.

      ABD ile yaşamış olduğumuz vize krizi ve Eylül ayında takip ettiğimiz Kuzey Irak’taki referandum sürecinin Ekim ayında da fiyatlamalara yansıdığını gözlemledik. Fakat kur tarafını biraz daha büyük tabloya bakarak değerlendirecek olursak küresel gelişmelerin paritenin akıbetinde etkili olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor. Öncelikle ABD’de Şubat 2018’de görev süresi dolacak olan FED Başkanı Yellen’ın yerine kimin geleceği ya da hali hazırdaki başkanın görevine devam edip/etmeyeceği tartışılıyor. Predictit bahis şirketinin oranlarından hareketle Powell isminin açık ara önde olduğu görülüyor.

      ABD Başkanı Trump bu konu üzerinde net bir adayı ima etmemiş olsa da, hem bahis hem de anket şirketlerinin son çalışmaları neticesinde FED Başkanlığına yakın iki aday kamuoyunda ön plana çıkıyor. Geçtiğimiz hafta Politico dergisi de birazdan belirteceğim iki ismin ön planda olduğunu belirtmişti. Bunlardan ilki, ekonomide sıklıkla duyduğumuz Taylor Kuralı’na adını veren John Taylor. Bu ismin yalnızca oluşturduğu kurala bakılarak “şahin” bir Fed başkanı olabileceği konuşuluyor. Taylor Kuralı’na göre mevcut olan enflasyon oranının hedeflenen enflasyon oranını 1 puan aşması durumunda kısa vadeli faiz oranının 1 puanın üzerinde artırılması gerektiğini, esas alıyor. Bu kuralı şuan ABD’de izlediğimiz %1-%1.25 aralığındaki faiz ile uyarladığımızda faizlerin ortalama olarak %3.75 düzeyine ulaşması gerekecek.

      İkinci olarak öne çıkan aday ise Fed Yönetim Kurulu Üyesi Jerome Powell. Powell’da tıpkı Trump gibi Cumhuriyetçi bir isim. Background’unda Maliye Bakanlığı’da bulunan Powell’ın kriz döneminde Yellen’ın uyguladığı politika ve kararlarının en büyük destekçilerinden birisi olduğunu hatırlatalım. Fakat Trump’ın kararını istikrardan yana kullanabilme ihtimalinin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Kaldı ki, Yellen öncesinde görev yapmış son 3 FED eski başkanlarına baktığımızda Paul Volcker (1979-1987), Alan Greenspan (1987-2006), Ben Bernanke (2006-2014) isimlerinin görev sürelerinin en az 4 sene daha uzatıldığını da görüyoruz. Bu gibi durumda Yellen’ın ABD ekonomisinin kilit dönemleri içerisinde yer almış olması ve aynı zamanda serin kanlı bir başkanlık yürütmüş olmasını referans olarak aldığımızda Yellen isminin daha önde dile getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

      KUR TARAFI 

      Yurt içerisinde ise kırılganlığımızın yine had safhada olduğunu görüyorum. BİST 100 endeksine bakılarak ortamın güllük gülistanlık olduğu düşünülebilir fakat BİST 100 endeksi dolar bazlı olarak irdelendiğinde son 1 ayda yaklaşık %11’e yakın değer kaybettiğini ortaya çıkıyor. Bu bağlamda değerlendirildiğinde dolara karşı tepkimemizin yüksek olduğunu önümüze sürüyor. Aşağıda belirtmiş olduğum grafikte 26 Ekim tarihi itibariyle bizimde içerisinde bulunduğumuz 5 GOÜ para birimlerinin, turuncu çizgi ile belirtilen Dolar Endeksiyle olan yakınlıklarını ele almaya çalıştım. Dikkat edildiği üzere, 26 Ekim ile birlikte Dolar Endeksi’nin burnunu yukarı kaldırmasıyla birlikte, kırılganlığı yüksek olan GOÜ para birimleri kendilerini ele vermektedir. Sonuç olarak, yine son 1 aylık periyod içerisinde TL dolara karşı tepkimesi en yüksek olan para birimi olurken, bizi sırasıyla Güney Afrika Randı’nın ve Brezilya Reali’nin takip ettiğini gözlemliyoruz.  

      Ekim ayı Dolar Endeksi’nin kuvvetli performans gösterdiği bir ay oldu diyebiliriz. Endeks şuan için kritik olan 94.00-94.40 aralığının hafif üzerinde seyrediyor. Bu tutumun devam etmesi/kalıcı hale gelmesi Dolar/TL’yi pozitif anlamda etkileyebilir. Kurda, 3.8440 ilk engel olarak bizi karşılarken, fiyatlamanın bu seviyenin üzerine taşınması durumunda 3.88 direncine giden yolu önü açılabilir. Aşağı yönlü seyrin hakin olması halinde ise, 3.7350-3.70 destekleri gündeme gelebilir.

      Yazının Devamını Oku

      Borsa’da nadas dönemi

      28 Eylül 2017
      Eylül ayı TL’ye hiç iyi gelmedi. Yurtiçinde, hali hazırda yankılarının sürdüğü Kuzey Irak’ta gerçekleşen referandumun kalıntılarını topluyoruz. Fakat endekste takip ettiğimiz trend değişiminin %100 olarak TL bazlı olduğunu ifade etmemiz bana kalırsa kesinlikle doğru olmayacaktır.

      O yüzden dolar kanadındaki gelişmelere odaklanmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum. Burada da ilk incelememiz gereken Dolar Endeksi’nin (DXY) performansı olacaktır. DXY’nin yılbaşından bu yana aşağı yönlü eğilim içerisinde olduğunu görüyoruz. Ara ara toparlanma gözlemlemiş olsak da bunun “düzeltme” nitelikli bir hareketin ötesine geçemediğini söyleyebiliriz. Yaklaşık son 1 haftalık süre içerisinde ise endeksin bir toparlanma içerisinde olduğunu söylememiz mümkün fakat son 2 aydır 94.00-94.20 aralığının altında fiyatlanıyor olması endeksteki satış baskısının artıran unsurlardan. Kısaca bu seviyeler aşılmadan dolardaki momentum kaybının devam edebileceğini ve aynı zamanda DXY’nin 2017’deki düzeltmelerine bir yenisini daha ekleyebileceğini ifade edebiliriz.  Peki endeksteki kısa vadede takip etmiş olduğumuz toparlanmanın sebepleri nelerdi? Şimdi onlara bakalım...

      Şahinleşen Fed

      Doların son dönemde yeniden şahlandığını gördük/görüyoruz. Bu durumun geçici mi yoksa kalıcı mı olacağını yine gösterge niteliğinde ele almamız gereken DXY bizlere gösterecektir. Şimdi bunu bir kenara bırakarak ABD kanadındaki gelişmelere baktığımızda, ilk etapta göze Fed’in 19 Eylül’de yaptığı para politikası toplantısı çarpıyor. Burada daha önceki güvercin algılanan ifadelerin dışına çıkılması ve aynı zamanda yatırımcıların kafasındaki belirsizliklerin giderilmiş olması yazılı/sözlü basından da takip edildiği gibi Fed’i otomatikman şahin bir konuma getiriyor. Fed Eylül ayı içerisinde gerçekleştirdiği toplantısında tıpkı beklenildiği gibi faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Ancak faizlerin kademeli bir şekilde artacağının ve bu artışların önümüzdeki birkaç yıl için yeterli olacağına değinmişti.  Toplantının bir diğer merak edilen unsuru ise 2008 yılından bu yana büyüyen bilanço üzerineydi. Artık herkes 4.5 trilyon dolar seviyelerine dayanan bilançonun küçültme sürecinin başlayacağını biliyordu ama bu sürecin zamanlama olarak ne zaman olacağına dair bir belirsizlik söz konusuydu. 26 Temmuzdaki toplantıda bilanço küçültmesine başlangıcının ‘görece yakın zamanda’ olacağı ifadesine yer verildiğini hatırlatmakta fayda var. Eylül’de bu konuya açıklık getirilerek sürecin Ekim ayında başlayacağı ve bilançonun kademeli, öngörülebilir şekilde küçüleceğinin belirtilmesi bana kalırsa piyasaların asıl istediği tabloyu oluşturduğunu söyleyebilirim.

      Kağıttan Kaplan: Trump

      Şuan içinse Fed vadeli kontralarından hareketle Aralık ayında yapılacak toplantıda 25 baz puanlık faiz artırımının yapılacağına kesin gözüyle bakıldığını görüyorum. Bugün itibariyle bu ihtimaller %76 oranında fiyatlanıyor. Siyasi tarafta ise ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un arasındaki deyim yerindeyse didişmenin etkilerinin döviz bazında etkilerinin azaldığını düşünüyorum. Fakat Kuzey Kore’nin şuanda dünya için ciddi bir tehdit unsuru olarak görüldüğü aşikar. Hal böyle olunca problemli süreç diplomatik yollara çözüme kavuşmadan sorun çözüldü diyemeyeceğiz. Çünkü iş daha da yokuşa sürülürse yokuşun zirvesinde “savaş” unsuru bekliyor olacaktır.

      Göreve geldiği günden bu yana dünya kamuoyunun Trump’a karşı oldukça hissizleştiğini gördük. Trump’ın her öne sürdüğü her somut fikrin soyutluğun ötesine geçemeyişi, kredibilitesini neredeyse sıfırın altına çekti ve dün açıklanan vergi reformu konusu bana kalırsa değerlendirebileceği son şansı.   Göreve geldiği ilk 100 gün içerisinde yüzde 35 olan kurumlar vergisini yüzde 15’e çekmek istemiş bunda başarılı olamamıştı. Bu sefer bu rakamı yüzde 20 olarak revize edilerek önce Temsilciler Meclisine, daha sonra da ABD Senatosuna sunulacak. Trump’ın bu hamlesi kötü gidişatı olan doları şöyle bir su üzerine çıkarttı. Ama belirttiğim gibi reformun senatodan geçip geçmeyeceği doların akıbetinde belirleyici olacaktır. Toparlayacak olursak, piyasaların sevdiği bu senaryoların bir süre daha devam edeceğini öngörüyorum. Haliyle BİST tarafındaki satış baskısı da bu bağlamda devam edecektir.

      Yazının Devamını Oku

      'Altın'ın serüveni sona mı erdi?

      12 Eylül 2017
      Küresel piyasalardaki ABD ile Kuzey Kore arasındaki gerilim katsayısının geçtiğimiz haftalara nazaran biraz olsun düştüğünü görüyoruz.

      Nitekim son dönemde neredeyse konuşulan tek konu haline gelen Kuzey Kore gerilimi direkt olarak etkisini değerli metal tarafına yansıtmış durumda. Ancak ‘gerilim katsayısının biraz olsun düştüğü’ ifadesi oldukça önemli. Gerilim ortamı ilk olarak ABD ile Kuzey Kore arasında başlamıştı. Diplomatik yollardan herhangi girişimleri olmayan iki ülkenin de deyim yerindeyse karşılıklı atışmaları sonunu bu çalkantılı süreç sadece ABD’nin problemi olmadı. Çevre ülkelerin de olası bir savaş ortamına karşılık guard aldığını görmüştük/almaya halen daha devam ediyorlar. Elimizdeki bu verileri toparlayarak ons altının temmuz ayından bu yana gerçekleştirdiği performansa baktığımızda ise mevcut ortamın yukarı yönlü hareketliliği desteklediğini söyleyebiliriz.

      Bilindiği gibi altında ağustos ayında 2017’de elde edilen rekorların art arda egale edildiğine tanıklık etmiştik. Nitekim elimizdeki siyasi verilerin dışında her cuma günü düzenli olarak açıklanan CFTC spekülatif net alım pozisyonlarının da ağustos ayından beri bir ritim yakaladığını söylememiz mümkün olacaktır. Bu pozisyonlar ağustos ayında 129 bin seviyesindeyken 8 Eylül Cuma günü itibariyle 245 bin seviyesine ulaştı.

      Öte yandan CFTC kontratlarının dışında SPDR Gold Shares’in (Dünyanın en büyük altın fonlarından bir tanesi) verilerine ayrıca bakılması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bakılmasının sebebiyse;

      Gold Shares’in ağustos ayının başında 791.88 tonluk alımlarının ağustos ayı sonunda 816.43 ton miktarına ulaştığını gözlemlemiştik. Fakat bu yükseliş ivmesinin geçtiğimiz hafta Çarşamba günü sonlandığını görmüştük. Sonlandı ama en son gelen 11 Eylül raporundan hareketle 835.68 tonluk alım miktarının halen daha ortalama son 42 günün en yüksek seviyesinde olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu hafta ons altında aşağı yönlü eğilimin hakim olduğunu görüyor olsak da elimizdeki rakamlar bana bu etkinin geçici olacağını söylüyor.

      ONS ALTIN

      Değerli metali teknik olarak incelediğimizde ise ons altının kendi grafiğine yoğunlaşırken diğer yandan da DXY (Dolar Endeksi) grafiğinin yakından incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Endeks kanadında henüz belirgin bir toparlanma gözlemleyebilmiş değiliz. Doların son dönemde ciddi anlamda güç kaybettiği ortam endeksi aşağı çekerken, aşağıda ele aldığım grafikte endeksi 9 günlük momemtumunu ölçmeye çalıştım (bugün dahil). Burada toparlanma çabalarının olduğu aşikar fakat momentumun orta noktası olan 100 bölgesinin uzağında kalındığı gibi gelen son iki günlük yukarı eğilimin de önceki kapanışların altında kaldığını görüyoruz. Biraz daha açık bir ifadeyle endekste 94.00-94.20 aralığı aşılmadan endeksin tam anlamıyla toparlandığını söyleyemeyeceğimiz gibi bu durumun ons altını yukarı doğru tetikleyebileceğini söyleyebiliriz.

      Ons altın için özellikle bu hafta başı fibonacci geri çekilmesinin yüzde 161.8’lik kısma denk gelen 1436 hattından geri dönüş geldiğini gördük. Yeniden kanal içerisinde bulunan değerli metalin satıcılı seyri 1307 desteğine kadar devam edebilir. Tekrardan gelebilecek yukarı ataklar için ise 1346 bölgesi önemli bir engel. Bu bölgenin üzerinde kalıcılığın sağlanması doğrudan yukarı hareketliliğe ivme kazandırabileceği gibi orta vadede 1352-1358 aralığını gündeme getirebilir. Uzun vadede ise 1367 direnci takip edilebilir.

      Yazının Devamını Oku

      Eylül fırtınası geliyor

      4 Eylül 2017
      Küresel anlamda piyasaları Kuzey Kore ile ABD arasında gerilim süreci sarıp sarmalamış durumda. Fakat bu süreç bilindiği gibi yalnızca iki ülke arasında geçmiyor.

      Tansiyonun yükselmesiyle birlikte komşu ülkelerinde kendilerince olası bir savaş durumuna karşı pozisyon aldıklarını görüyoruz. Yaklaşık bir ayı aşkın süredir bu tedbirler alınıyor/alınmaya da devam edecektir. Kuzey Kore’nin en son gerçekleştirmiş olduğu balistik füze denemesini hatırlayacak olursak Japonya’nın hemen kıyısından geçtiğini görmüştük. Daha önceki denemelerine ve tehdit içerikli mesajlarını düşündüğümüz zaman eylemin ABD'nin Pasifik Okyanusu'ndaki toprağı olan Guam Adaları’na değil de direkt Japonya’ya doğru yapılması kafa karıştırıcı. Buna karşılık Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un tabir-i caiz ise takınmış olduğu “cool” tavırları ve soğukkanlı duruşu gerilim katsayısını bir basamak daha yukarıya taşıyor…

      Yurt içerisine geçtiğimizde iyimser tablo ile Ağustos ayının tamamlandığını gördük. Ben iyimser havanın daha önceki analizlerimde de belirtmiş olduğum gibi ABD kaynaklık gelişmelerin ışığında geliştiğini düşünüyorum. Tabii TL tarafında olumlu gelişmeler olmadı değil ve teknik bulgularımda bu havayı destekler nitelikte. En yakın örneğini geçtiğimiz hafta Moody’s’in açıklamaları içerisinde bulabiliriz. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye'nin 2017’e ilişkin büyüme tahminini yüzde 2.6'dan 3.7'ye revize ettiğini açıkladı. Haliyle bu bildiri hanemizde pozitif bir çeltik olarak yerini aldı. Gerekçe olarak ise Nisan ayından (referandum) bu yana TL’nin istikrar kazandığının gösterilmesi belirtilmişti. Denildiği gibi “istikrar” oldukça önemli ve bir o kadar TL için belirleyici olacak. Yaz ayının ve kurban bayramının bitişiyle birlikte turizmdeki canlılık azalmaya başlayacağı gibi yurtiçinde dövizlerden de çıkışın gelebileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Almanya ile olan ilişkilerimiz ise hali hazırda limoni olan kıvamını koruyor. 24 Eylül’de Almanya’da gerçekleşecek seçimlere kadar gergin süreç kısa süreli rafa kalkabilir ancak seçim sonucuna göre sürecin farklı boyutlarıyla karşı karşıya kalabiliriz. Bu ay TL açısından çok önemli olacak ve geçiş süreci niteliğinde olmasını düşündüğüm eylül ayının ne şekilde atlatılacağının kur açısından oldukça kritik olacağını düşünüyorum. Bütün bunların dışında ise Eylül sonunda piyasa oyuncularının gözü Fed Başkanı Yellen’a çevrilecek. En son takip ettiğimiz temmuz ayı Fed toplantısının teması bilanço küçültme süreci üzerineydi ve başlangıç için Eylül sonunda başlanabilir, mesajı bırakılmıştı. Eylül sonunda başlangıcın yapılması beklenildiği gibi bu ay içerisinde bilanço ile alakalı gelecek sinyaller kur tarafından yakından takip edilecektir.

      Dolar/TL

      Kurda Dolar Endeksi’nin performansına oldukça dikkat edilmesi gerekiyor. Dolar’da belirgin toparlanmalar henüz daha gelmeye başlamadı. Endekste 94.00-94.20 aralığı bu bağlamda baraj niteliği taşıyor. Bu aralığın aşılması kurdaki olası yukarı atakları daha güçlü kılabilir. Satıcılı ivmenin devam etmesi durumunda fiyatlamaların 3.4000 ve hatta 3.3750 dolaylarına kadar geri çekildiğine tanıklık edebiliriz. Yukarı için ise 3.5100 direnci ilk engel olarak karşımıza çıkıyor. Bu bölgenin üzerinde ise 50 günlük hareketli ortalamanın geçtiği 3.5260 başta olmak üzere 3.5500 direnci gündemimize gelebilir.

      Yazının Devamını Oku

      Rakamlar yanılmaz

      25 Ağustos 2017
      21-15 Ağustos haftasın kurdaki volatilitenin arttığını hep birlikte gözlemledik.

      TL’deki güçlü duruş devamlı lanse ediliyor olsa da ABD’nin kura yön verdiği aşikar. ABD’nin son çeyrekte gelen rakamlarla (2017 2. Çeyrek %2.6) büyümeyi potansiyel bir seviyeye çektiğini söyleyebilirim. Bu rakam şuan için ideal gözüküyor fakat bir ipte iki cambazın bu bağlamda dengede kalması gerekiyor. Çünkü ülkede enflasyonun henüz daha Fed’in beklediği yüzde 2 hedefinin uzağında seyrediyor. Yine son gelen 2017 2.Çeyrek rakamlarından hareketle enflasyon yüzde 0.9 ile yüzde 1’e yakın durduğundan potansiyel bir seviye olarak belirttiğim büyüme rakamın önüne bir set çekebilir. Nitekim büyümedeki istikrarın sağlanması için enflasyon ile olan ilişkilerin sıkı tutulması gerekiyor.

      Diğer yandan göreve geldiği günden bu yana gündemden neredeyse hiç düşmeyen bir başkan bizleri karşılıyor. Donald Trump’ın Kasım 2016 öncesinde seçimlere hazırlanırken gerek aykırı tavırları gerekse iddialı olarak algılanabilecek seçim vaatleriyle popülaritesini arttırdığını görmüştük. Ancak Trump’ın görev başı yapmasıyla birlikte evdeki hesapların çarşıya pek de uymadığını/uyarlanamadığını gördük. Aşağıdaki görselin bu durumu bize net bir şekilde özetleyeceğini düşünüyorum. Grafikte, ABD halkının Trump’a karşı duyduğu güvenin yüzde 37’e gerilediğini gösteriyor. Bu oran Trump’ın görevindeki ilk 100 günlük süre zarfı içerisinde yüzde 42 idi. ABD Başkanı’nı desteklemeyenlerin oranında ise yüzde 4.2  artış göze çarpıyor (yüzde 52.6-yüzde 56.8). Ayrıca ortalama yüzde 6-6.2’lik bir kısmında kararsız olduğunu hatırlatalım.

      Trump’ın başkanlık serüvenindeki çalkantılı süreç yalnızca gerçekleşmeyen seçim vaatlerinden ibaret değil tabii ki… Geçen hafta her ne kadar Meksika sınırına örülmesi planlanan duvar hakkında projenin rafa kalkmadığını hatırlatır nitelikte açıklamalarda bulunmuş olsa da Kuzey Kore meselesi ile dünya gündemindeki popülaritesini koruduğunu söyleyebilirim. Trump ile piyasa volatilitesi arasında da yakın bir korelasyon olduğu da yavaş yavaş literatüre girmeye aday gösteriliyor.

      Yapmış olduğu her bir konuşma her bir açıklama küresel piyasalarda sert hareketliliği beraberinde getiriyor. Son olarak, Kuzey Kore ile ABD arasındaki gerginlik ve kendisinin buradaki baş rolü üstlenmesi tüm okların üzerine doğru çevrilmesine yetmişti. İki ülke arasında tansiyonun hat saflara ulaştığı ortamda uzlaşmanın halen daha diplomatik yöntemlere ulaşmadığını söyleyebilirim. Liderlerin karşılıklı atışmaları gerilim kat sayısını son derece yükseltmişti. Geçtiğimiz hafta Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un açıklamaları piyasalar tarafından iyimser karşılansa da somut adımlar atılmadan sürecin izlerinin bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. 

      Yazının Devamını Oku

      Draghi’den Wyoming seferi

      18 Ağustos 2017
      Piyasaların yeni haftada odağı kuşkusuz Jackson Hole toplantısı üzerinde olacak. 24-26 Ağustos tarihleri arasında ABD’nin Wyoming eyaletinde gerçekleşecek toplantıya 40 farklı ülkenin merkez bankalarının katılım sağlaması bekleniyor.

      Bu ülkeler arasında ise gözler ECB Başkanı Mario Draghi ve Fed Başkanı Janet Yellen’ı arayacaktır. Piyasalar Yellen’dan bu toplantıda ekstrem bir açıklama yapmasını beklemiyor. Temmuz ayındaki Fed toplantısı ve geçtiğimiz haftaki Fed tutanaklarından hareketle faiz artırım ve bilanço küçültme süreçlerine dair yine kaçamak cevaplar takip edilmiş ve güvercin yapı bir anlamda korunmuştu. Tabi önemli bu iki olguya vurgu yapılması ister istemez hareketliliğe etki edebilir.

      Fakat bu oturumda Draghi’den gelecek açıklamalar Yellen’dan ziyade şimdiden piyasaların ilgisini çekmiş gözüküyor. Hatırlanacağı üzere Draghi, ülkelerin para politikalarına dair fikir alışverişinde bulundukları bu toplantıya en son 3 sene önce katılım sağlamıştı ve buradan parasal genişlemenin başlayacağı sinyalini vermişti. Öte yandan Temmuz sonlarına doğru Draghi’nin Jackson Hole toplantısına katılacağını belirtmesi üzerine ise Euro bölgesinde iyimser bir havanın oluştuğunu gözlemlemiştik. Keza fiyatlamalarda bu yöndeydi. Ancak geçtiğimiz hafta “Reuters” kaynaklı yapılan bir habere göre Draghi’nin toplantıda yeni bir politika mesajı vermeyeceği ileri sürüldü. Habere ek olarak ise durumun yalnızca Jackson Hole toplantısına özgü olmadığı, sonbahara kadar para politikası tartışmalarından uzak durulacağı belirtilmişti. İleri sürülen bu bilgiler doğrultusunda ECB kanadından olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt gelmemiş olması ise çok şaşırtıcı…

      Haberin doğruluk/yanlışlık payını bir kenara bırakarak çok fazla geriye gitmeden akıllara hemen Draghi’nin 27 Haziran’daki Portekiz’de yaptığı konuşmasın getirebiliriz. Enflasyonu baskılayan faktörlerin geçici olduğunu belirten ECB Başkanı, enflasyonun hedefe geri dönüşünden emin olabilmek için para politikasında sürekliliğe ihtiyaç duyulduğunu, ifade etmişti. Bu ifadelerin ardından Euro para biriminin dolar başta olmak üzere diğer birçok para birimine karşı değer kazandığını görmüştük. Açıklamaların bir gün ardından 28 Haziran’da ise bazı kaynaklar Euro’nun dolar karşısındaki değer kazanımına bakılarak Draghi’nin 27 Haziran’da yaptığı açıklamaların piyasalar tarafından yanlış anlaşıldığını belirtmişti. Görüldüğü üzere piyasaları yeniden beklenti içerisinde bırakabilecek bu tip spekülatif haberler yapılabiliyor. Toplantıda olası bir varlık alım programının azaltılabileceğine dair sinyal bırakılması ise Euro’daki volatiliteyi yükseltmeye yetecektir.

      Euro/Dolar

      Son dönemde Dolar kanadındaki güç kaybına karşılık Euro/Dolar paritesinin aşağı yönlü bir seyir yakaladığını görüyoruz. Buradan Euro bölgesinin beklemeye geçtiğini söyleyebiliriz. Çünkü ABD’de halihazırda çözüme kavuşmamış Kuzey Kore gerilimi ve gündemden düşmeyen ABD Başkanı Trump’ın hükümet içi revizyonları dolardaki tedirginliği artırmış durumda. Buradan hareketle, paritede aşağı yönlü hareketliliğin devam etmesi halinde 1.1680 desteği ilk engel olarak karşımıza çıkıyor. Bu seviyenin aşılması durumunda 1.1640 desteği görülebilir ve bu bölge üzerinden toparlanma gelebilme potansiyelinin yüksek olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Gelebilecek toparlanmalarda Dolar Endeksi’nin (DXY) de performansı yakından takip edilecektir. Önceki yazımda da belirttiğim gibi endeks için 94.00-95.00 aralığı oldukça kritik ve halen daha bu aralığa girilmekte güçlük çekildiğini görüyorum. Bu seviyelerin altında kalması, pariteyi daha diri tutabileceği gibi fiyatlamaları tekrardan 1.1800 bölgesinin üzerine taşıyarak 1.1860-1.1900’lara giden yolun önünü açabileceğini düşünüyorum.

      Yazının Devamını Oku