Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Aylin Cevizci

      Aylin Cevizci

      Rekor Seviyeden Dönen Altın, Denge Arayışında…

      14 Ağustos 2020
      Virüs için hafifledi diye teselli olan ülkelerin yeniden artan vakalar ile mücadelesi, bol likidite dönemi, ülkelerin enflasyon yaratamama ihtimali, Merkez Bankalarının güvercin duruşları, ABD – Çin arasındaki artan tansiyon, piyasalardaki riskleri son dönemde artırmaya fazlasıyla yetti. Tüm bu gelişmelerin etkisi ile tarihin en yüksek seviyesine ulaşan ons altın 2.075 dolar seviyesine tırmandı.

      Piyasalar var olan bu gelişmeleri konuşurken, VIX yani korku endeksi düşüş eğilimi içerisinde kalmaya devam etti. Virüsün ilk çıktığı dönemlerde 60 seviyesini aşan endeks, şimdi 29 seviyesinde seyrediyor ve ons altının yükselişinde VIX’ın vermiş olduğu tepki ise oldukça sınırlıydı.

      Dolayısıyla ons altın, VIX hareketinden bağımsız şekilde piyasanın riskleri altında barındırdığı her türlü unsuru sert şekilde fiyatladı ve tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Bundan sonraki süreçte yeni vaka artışları belki de ons altını bu kadar fiyatlandırabilecek mi ya da ABD – Çin arasındaki gelişmeler kıymetli metali hareketlendirmeye yetebilir mi işte bu kısım tartışmaya açık. Ama kısa bir süre içerisinde hızlı yaşanan bu yükseliş sonrası altın düzeltmeye girdi ve şimdi de denge arayışında olduğu aşikâr. 

      Bu denge arayışı sonrasında yönün tayin edilebilmesi için önümüzde hangi gelişmeler var öncelikle bunları masaya koymak gerekir. Birincisi ABD’de seçim için çalışmalar ve isimler haber akışlarında kendini sıkça gösteriyorken, kasım ayı seçimleri oldukça hareketli olacağa benziyor. İkinci olarak, önce Rusya ardından ABD’den aşıya yönelik çalışmaların ilerleme kaydettiği yönünde iddialar geldi. Genel temenni aşı sürecinde eylül ve ekim gibi çözüme ulaşması. Nedeni ise mevsimsel etkiler ile grip gibi hastalıkların artmasının coronavirüs sürecini tekrardan tetikleyebileceği. Bu durumda aşının hızla sonuçlandırma isteğini doğuruyor. Bu nedenle aşıya yönelik çalışmalar altın için kritik detaylardan biri. Diğer bir gelişme ise ekonomik verilerde açılmalar sonrasında görülen toparlanma eğiliminin devam edip etmeyeceği ve bundan sonraki veriler ile Merkez Bankalarının tonunun nasıl olacağı. Son olarak da ülkelerin ve özellikle de ABD’nin teşvik konusundaki tutumu. Ki teşvikle ilgili görüşmeler sürüyor ve belki de kısa zamanda neticeye kavuşması da muhtemel. Bu nedenle altın için kritik bazı gelişmeler var ki bunlarda yönün belirlenmesi adına önemli olacak.

      Temel görünüm kıymetli metal için farklı argümanları ortaya koyarken teknik neler söylüyor diye incelemek gerekir. Çünkü temel gelişmelerin belirsizliği ve zamana yayılımlı olması kesin bir yorumdan uzak kalmaya neden oluyor. Bu nedenle birkaç teknik gösterge ile ons altını incelediğimizde dönüş sinyalleri zirve hareketi sonrası gelmiş durumda. Ama göstergelerin dönüşündeki sürecin aşağı yönlü hareketin devamına net şekilde sinyal vermediğini belirtelim. Ama burada önemli birkaç seviyenin altını çizmek gerekir. Öncelikle yukarıda 1.977 dolar seviyesi üzerine kalıcı bir görünüm temel anlamdaki gelişmeler ile oluşmadıkça satış imkanının bu bölgeden oluşabileceğini belirtelim. Aşağıda ise 1.921 dolar destek seviyesinin altına sarkmaların olması halinde düşüşlerin 1.860 dolar seviyesine kadar uzayabileceğini söyleyebiliriz.

      Fakat ons altındaki hızlı yükseliş sonrası düzeltmeyi normal karşıladığımızı belirtelim ve bundan sonraki yönün tayin edilebilmesi adına temeldeki her bir dinamiğin kritik önemde olduğunun da altını çizelim. Bu nedenle teknik görünüm düşüşe kısmi anlamda sinyal yakmasına karşın, kritik bir bölgede olan kıymetli metalin temel anlamdaki gelişmeler ile dönmesi de oldukça muhtemel. Bu nedenle belirlenecek stratejilerin güçlü destek ve direnç noktalarında dikkate alınması ara noktaların yatırımcılar için riskli bir tablo oluşturabileceğini söyleyebiliriz. Son olarak da özellikle şu anki hareket alanının bekle – gör stratejik olarak yönetilmesinde fayda var. 

       

      Yazının Devamını Oku

      Endeks 125 Bin Yolculuğuna Devam Edebilir mi?

      16 Temmuz 2020
      Dünya genelini etkisi altına alan coronavirüs salgını ile mart ayı sonunda dip noktaları gören endeksler, o tarihten sonra en kötüyü fiyatlamış olmanın etkisi ile toparlanma eğilimi içerisine girdi. Neredeyse 23 Mart tarihinden bu yana yükselen trend üzerinde olan endeks 120 bin 203 seviyesine gelerek, 2020 yılındaki kayıplarını kapattı ve artıya geçti.

      Bundan sonraki süreçte fiyatlamalar açısından, virüsle ilgili her gelişme kritik olurken bir diğer yandan ülke dinamiklerinde yer alan detaylarında bu yükselişin devamı açısından önemli olacak.

      Siyaset cephesindeki her türlü aksiyon yakından izlenmekte ve jeopolitik anlamda geride bıraktığımız riskler aslında hala masada durmaya da devam ediyor. Virüse dair bir aşı ya da tedavi için kesin bir çözüm henüz bulunamamışken, ekonomide açılmalarında beraberinde getirdiği de bir vaka artışı da ayrıca gündemde.

      Yani yaşadığımız dönem öylesine karmaşık ki sektörel farklılıklar ve fiyatlamalar kendini sıkça gösteriyor. İki gün öncesinde Rusya ile kurulan temaslar neticesinde uçuşlar başlarken, turizm ve havacılık sektörüne olan bakış açısı haber etkisi ile pozitife döndü. Dolayısıyla siyaseten her bir gelişme önemli olduğu kadar virüs ortamında ülkeler ile kurulan temaslar da bir o kadar anlamlı hale geliyor.

      Endekste ise teknik açıdan incelediğimizde, yükselen kanal içerisindeki hareketi koruduğu gözleniyor. Fakat 120 bin direncine gelmesi ile önemli bir seviyenin de kapısını araladı. Şayet bu kanal içindeki hareketinde 120 bin aşılamaz ise bir çift tepe formasyonundan bahsedebiliriz. Bu durum ise endekste bize 114 bin 900 destek seviyesinin ne kadar önemli olduğunu söylüyor. Peki, yukarı yöndeki bir fiyatlama için ortam uygun mu?

      Yalnızca yurtiçi genelinde incelersek, endeksin 120 bin üzerindeki hareketini makul bulmakla birlikte 125 bin direncini test etmesi de muhtemel görünüyor. İncelediğimiz bu teknik görünümde MACD ve RSI göstergelerini dâhil ettiğimizde RSI yukarı yöndeki hareketini onaylamış olsa da MACD ivme kaybettiğini de eklemekte fayda var. Bu nedenle teknikte bu iki göstergeye iki farklı teknik indikatör eklediğimizde de aşırı alım bölgesine gelmiş bir hareket söz konusu. Yani endeksin yukarı yöndeki alımı için gidebilecek alanın sınırlıda olsa kaldığını söyleyebiliriz. Bu hareketin sürecinde etkili olacak unsurlar ise;

      *ABD – Çin arasındaki tansiyonun boyutunun artması
      *Türkiye ve Dış ilişkiler nezdinde yaşanabilecek olumsuzluk

      Yazının Devamını Oku

      Otomotivde beklenen canlanma 3. çeyrekte mi?

      9 Temmuz 2020
      Türkiye otomotiv sektörüne ilişkin verilerin mayıs ayı sonuçlarını aldık. Sektörde toplam pazar Ocak-Mayıs dönemi içerisinde 189 bin 118 adet ile geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 20,5 oranında arttı. Aynı beş aylık dönem için üretim 415 bin 454 olurken geçen yıla kıyasla üretimde yüzde 33,6 oranında azalma görüldü. İhracat bu dönemde yüzdelik bazda yüzde 38,4 oranında azalırken, ithalatta yüzde 29,7 oranında daraldı.

      Mayıs ayında ise pazar yüzde 2,1 oranında daraldı. Üretim yüzde 53,7 oranında daralırken, adet bazında 63 bin 145 olarak gerçekleşti. İhracat bu dönemde yüzde 60,3 oranında daralmaya işaret ederken, ithalat ise yüzde 0,3 oranında artış ile öne çıktı.

      Otomotiv sektöründe segmentlere göre incelemeyi ise yalnızca mayıs ayı olarak alalım. Otomobil pazarında segmentlere göre A, B, C grubundaki araçlar pazarın yüzde 84,1’ini oluşturdu. Yakıt bazında mayıs ayında en çok payı benzinli alırken; bunu dizel, otogaz ve hibrit takip etti. Motor hacimlerine göre en yüksek pay 1600cc altında olan araçların satışının yüzde 23,4 artarak pazarda yüzde 94,8 oranında pay elde ettiği görüldü. 1600 – 2000cc satışları yüzde 15,7 oranında azalırken, 2000cc üzeri otomobil satışları ise yüzde 31,3 oranında daralarak pazarda yüzde 0,2 oranında pay aldı.

      İkinci el araç pazarında ise TÜİK verilerine göre son rapor nisan ayına ait. Nisan ayı verilerine göre, otomobil satışlarında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 50,5 oranında azalma görüldü. Kamyonet satışları ise aynı dönemde yüzde 45,9 oranında daralırken, otobüs satışlarının ise en yüksek daralmanın görülerek yüzde 63,7 oranında yaşandığı dikkat çekiyor. Genel olarak pazarın nisan ayında tüm segmentler dâhil edildiğinde yüzde 47,3 oranında daraldığı görülüyor. Ayrıca ODD sayfasında yer alan Indicata verileri daha güncel olmakla birlikte haziran ayı sonuçlarını vermekte. İkinci el online pazar satışları haziran ayında geçen yıla kıyasla yüzde 48,1 oranında artış kaydetti. Türkiye ikinci el online pazarı genelde yüzde 33 oranında arttı. İkinci araç satışında da segment bazında en yüksek pay ilk 6 aylık dönemde C sınıfında yüzde 41,9 oranında oluştuğu görülüyor.

      Dünya geneline baktığımızda otomotiv pazarı Almanya’da yüzde 49,0, Fransa’da yüzde 50,0, İtalya’da yüzde 50,0 İngiltere’de yüzde 50 ve İspanya’da yüzde 73,0 oranında daralmanın mayıs ayında yaşandığı görülüyor. Kuzey Amerika’da yüzde 17,3, Güney Amerika’da yüzde 27,2 oranında pazarda daralmanın oluşmuş durumda.

      Avrupa’da otomotiv sektörünün canlanması adına üreticiler nezdinde teşvikler verilirken, araç satışlarının hız kazandırılması adına farklı kampanyalar planlanıyor. Türkiye nezdinde ise kredi faiz oranlarındaki düşüşlerin yanı sıra sektörün öncülerinde kendi finansman şirketleri ya da alternatif kampanyalar ile bu sürecin hız kazandırılması bekleniyor.

      Bazı markalar için şimdilik stok yetersizliği gündemde olurken bu durumun yılın geri kalan 6 aylık döneminde ya da eylül sonrasında hızlı şekilde sektör için sorunların çözüleceği yönünde değerlendirmeler geliyor. Bu dönemde özellikle sıkça karşılaştığımız bir durum var ki sıfır araçların temin edilmesinde güçleşen bu tablo ikinci el araç talebini artırması oldu. Fakat bu ikinci el araç talebinden ziyade daha çok bunun araç fiyatlarından ibaret olduğunu görmekteyiz. Çünkü nisan ayı verilerine göre ikinci el araç satışlarında önemli bir değişiklik olmayıp daralma yaşanmış durumda. Bunu Indicata verilerinde segment bazlı kıyaslamalarda görmekteyiz. A segmentinde yılbaşına kıyasla en yüksek artış B sınıfında olurken, C-SDN segmentinde ise artış yüzde 26,9 ile ikinci sıraya yerleşmiş durumda. Yine mayıs ve haziran ayı ikinci el online satış fiyatlarında da bu durum kendini göstermekte.

      Gecikmeli verilerin aksine sektörü bir de son gelen tüketici güven endeksi çerçevesinde incelemekte fayda var. Endeks içerisinde yer alan anket sorularından bir tanesi “Gelecek 12 aylık dönemde otomobil satın alma ihtimali” şeklinde. Bu ihtimalin yüzdelik artışı mayıs ve nisan ayında yüzde 24 üzerinde gerçekleşti. Yani gelecek 12 aylık dönem için satın alma güveninin güç kazandığını gösteriyor. Sektöre dair yorum yapabilmek adına takip ettiğimiz göstergelerden biri de dış ticaret istatistikleridir. GTS’ye göre son açıklanan veride motorlu kara taşıtları, traktörler, motosikletler ile diğer kara taşıtları en fazla ihracatı yapılan fasıl oldu. Haziran ayında bu fasıl ithalat kaleminin ilk beşine giremedi, fakat ihracatta yer alıyor olması üretim pazarının canlandığı ve işletmelerin faaliyetlerine başlaması ile sürecin hız kazandığına işaret ediyor. Öyle ki nisan ayında bu faslın ihracı 518 milyon dolar iken, mayıs ayında 1,01 milyar dolar, haziran ayında ise 1,7 milyar dolar düzeyine çıkmış durumda. Son olarak buraya haziran ayı imalat PMI verisini de ekleyelim. Haziran ayında faaliyetlerin başlaması ile yeni siparişlerin hız kazandığı ve yurtdışı siparişlerinin büyüme tarafına geçtiği değerlendirilmekte.

      Sektörün öncülerinden olan ve Borsada yer alan şirketlere baktığımızda ise endeksin ve genel global hareket öncülüğünde yüzde 40 üzerinde hareketi ikinci çeyrek dönemde kaydettikleri görülüyor. Endeks ikinci çeyrek dönemde yüzde 30 üzerinde primlenirken, sektör hisselerindeki primler yüzde 40 üzerine çıkmış durumda. Yani aşırı bir primlenmenin aksine endeks üzerinde bir getiri otomotiv hisselerinde gözleniyor. Sektöre dair verilerde satışlar ile üretimin hız kazandığı yönünde sinyaller alınması halinde hisse performanslarını üçüncü çeyrek döneminde de sürdürmesi mümkün olabilir. Sektör içerisinde ise yüksek motor hacimli otomobillerden ziyade 1600cc hacimli araç satışları ile küçük kamyonetlerin perakende ve taşımacılıktaki performansın etkisi ile daha iyi olmasını bekliyoruz.

      Yazının Devamını Oku

      Üçüncü çeyrekte bu sektörler öne çıkabilir

      1 Temmuz 2020
      Birinci çeyrek dönemi biterken, pandemi etkisi altında kalmış şirket bilançolarını haziran ayının ilk haftası itibariyle bitirdik. Gelen finansalları incelediğimizde ciro bazlı gelişmelerde sektörel etkilerin öne çıktığı görülüyor.

      Buraya örnekle havacılık sektöründe salgının yayılım kaydettiği ülkelerden uçuşların kısıtlanması gibi cirolar üzerinde baskı yarattığı görüldü. Fakat dünya genelinde yayılmaya başlayan, 11 Mart tarihinde Türkiye’de kendini gösteren coronavirüs salgının 2019 yılı ilk çeyrek dönemine kıyasla şiddetli bir etki yaratmadığı dikkat çekiyor. BIST100 şirketlerini, sigorta, bankacılık şirketleri hariç değerlendirdiğimizde net satışlar geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 16,83 oranında artarak 280 milyar TL düzeyine ulaşmış durumda.

      FAVÖK (faiz, amortisman ve vergi öncesi kar) aynı şirket grubu ile hesapladığımızda 2019 yılı ilk çeyrek dönemine kıyasla yüzde 5,25 oranında artışa işaret ederken, net karın geçen yıla kıyasla yüzde 9,44 oranında gerilediği görülüyor. Bu noktada, ihracat odaklı şirketlerin faaliyetlerindeki düşüş, turizm sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin ise kısıtlamaların etkisi ile gelir kaybına uğradığı görülüyor. Fakat dönemin etkilerinin aksine salgın sürecinde takip edilen sokağa çıkma yasakları ve EvdeKal sloganı ile hanehalkı yaşam koşullarının perçinlenmiş olması perakende, gıda sektörünü de pozitif etkiledi. Bu nedenle ilk çeyrek sonuçlarında beklenen o olumsuz tablo görülmediği gibi aksine şaşırtıcı iyimserliklerde kendini gösterdi.

      İkinci çeyrek dönemi Borsa İstanbul şirketleri için biterken, mayıs ortası ile kademeli şekilde başlayan normalleşme adımları haziran ayında da artarak devam etti. Turizm sektöründe sınırların kaldırılması adına önlemli şekilde açılmalar mayıs ayında başlarken, haziran ve özellikle de temmuz sonrasında bu normalleşmenin genele yaygın şekilde olacağı değerlendirilmekte. Tabi bu süreci en başta salgındaki son tablo ve vaka artış hızındaki eğilimin etkileyebileceğini unutmamak gerek.

      23 Mart tarihinde önemli dip noktalarına gelen hisse ve endeksler, o günden itibaren yükselen trend üzerinde seyrini koruyor. Bu değerlendirmemizde Borsa İstanbul sektörel endeksleri 31 Mart ve 30 Haziran itibariyle aldık. Kobi-Sanayi Endeksi’nin ikinci çeyrek döneminde yüzde 108,4 oranında arttığı görülüyor. Bu endeksi takiben, yüzde 91,4 ile Turizm izlerken, yüzde 65,8 ile Tekstil ve Deri izliyor. Bu endeksleri ise, yüzde 64,4 ile Spor, yüzde 61,2 Taş ve Toprak, yüzde 53,7 ile Metal Eşya-Makine takip ediyor. Yani Borsa İstanbul’da yer alan tüm hisselerin ve endekslerin ikinci çeyrek dönemde kayıplarının bir kısmını geri aldığı görülüyor.

      Sektörel başlayan hareketin öncelikle Perakende ile İlaç-Eczacılık grubunda oluştuğu gözlenirken, sonrasında Havacılık sektöründe atılacak adımlar ile takip edildi. Turizm sektöründe beklenen açılışlar ile GYO ve İçecek grubu öne çıkarken, haziran ayının sonuna doğru ihracat odaklı şirketlerin hisselerinin öne çıktığını gözlemledik. Fakat dönemsel yaşanan hareketlerin etkisi nedeniyle büyüme potansiyeline baktığımızda örnekle gıda ve içecek grubunun artışı yüzde 29,7 ile sınırlı kalmış durumda. Bankacılık endeksi bu dönemde yüzde 14,7 ile en az artışı kaydederken, İnşaat yüzde 21,5 ile bu sınırlı artışı takip etmiş durumda. Yani sektörel anlamda hisse özelinde önemli hareketler oluşmasına karşın bunun bazı endeks gruplarında yansımadığı da eklemek gerek. Fakat bundan sonraki süreçte Bankacılık endeksinin geride kalmış olması ve hala iskontolu kabul edilmesi üçüncü çeyrek dönemde Borsanın itici gücü olabilir. 

      İkinci çeyrek dönem biterken, normalleşme adımlarının temmuz ayında da devam etmesi bekleniyor. Fakat tam anlamıyla şirketler nezdinde normalleşme önlemler çerçevesinde sağlanabilmiş durumda. Bu nedenle ikinci çeyrek biterken, ciro açısından havacılık sektörünün olumsuz etkilenmesini bekliyoruz. İnşaat sektöründe kredi faiz oranları düşüş kaydetmiş olması ya da sektörün canlanması adına kampanyalar sürdürülmesine karşın, tüketici güven endeksleri gibi veri setlerinde konut sektörüne olan yatırım güveninin çekimser kaldığını görmekteyiz. Bu anlamda inşaat sektörü içerisinde yer alan ve yurt dışında proje sürdürmekte ya da yeni iş alımlarına devam eden şirketlerin cirodaki kayıplarının sınırlı kalmasını bekliyoruz. Enerji sektöründe özellikle elektrik işi yapan şirketlerin ikinci çeyrek dönemde cirolarının pozitif etkilenmesini beklemekteyiz. Son olarak iletişim sektörünün de bu dönemde yurt içi talebin ve kullanım oranlarının artması ile finansallarının pozitif etkileneceği görüşündeyiz.

      FAVÖK cephesinde şirketlerin artan satış maliyetleri nedeniyle düşüş olabileceğini tahmin ediyoruz. Bunun da genel olarak sektörel olarak farklılıklar gösterebileceğini belirtelim. Net karda ise gerek maliyetlerin artması gerekse finansman ihtiyaçlarının baskı yaratmasını bekliyoruz. Bunun yanı sıra ilk çeyrek döneminde ertelenen Kurumlar vergisinin ikinci çeyrek dönemde bir vergi maliyeti oluşturması nedeniyle net karı baskı altında tutabileceğini söyleyebiliriz. Fakat sonuç olarak, ikinci çeyrek dönemi finansallarında havacılık, inşaat ve bazı ihracat odaklı şirketlerinden güçlü tablolar görmeyebiliriz.

      Ama şunu da belirtelim: İkinci çeyrek bilançolarına dair olumsuz beklentiler fiyatlandı. Soru şu: üçüncü çeyrek bilançoları normalleşme adımlarının etkisi ile ne kadar toparlanacak. Bunun içinse temmuz ayındaki adımları izleyip yeni bir değerlendirme ile yeniden yazacağız.

      Yazının Devamını Oku

      Fed ne söyledi, endeksler neyi fiyatlıyor?

      11 Haziran 2020
      İki günlük süren toplantının ardından kararını açıklayan Fed piyasaların beklediği şekilde “Güvercin” bir tonlama izledi. Fakat piyasa fiyatlamaları daha farklı bir senaryo beklermişçesine aksi yönde bir seyir izliyor.

      Faiz kararı piyasa tahminlerine paralel şekilde oldu ve yüzde 0,00 – 0,25 bandında fonlama faiz aralığı aynen bırakıldı. Karar metninde sıkça, risklere değinilirken, virüsün ekonomik aktivitelerde ve iş gücünde yarattığı kayba özellikle dikkat çekildi. Ayrıca zayıf talep ve düşük petrol fiyatlarının etkisi ile tüketici fiyatlarının gerilediğine de vurgu yapıldı. Karar metnine genel çerçevede baktığımızda farklı ya da sürpriz bir söylem görülmedi. Hatta öyle ki banka, 2022 yılına kadar faizlerin sıfır seviyesine kalacağını da ifade etti ve bu da destekleyici bir söylem olarak yorumluyoruz.

      Açıklanan ekonomik projeksiyonlarda ise, her kurum, ekonomi araştırma örgütlerinin yaptığı şekilde revizyonların negatif yönde olduğunu gördük. Banka, 2020 yılı büyüme tahmini, aralık ayında yüzde 2,0 iken, yüzde 6,5 daralma yönünde revize edildi. Yine cari yıl için işsizlik oranı aralık ayı tahmininde yüzde 3.5 iken, yüzde 9.3 seviyesine revize edildi. PCE enflasyon beklentisi aralık ayında yüzde 1.9 iken, yüzde 0.9’a aşağı yönde güncellendi. Çekirdek PCE verisi ise yüzde 1.9 seviyesinden yüzde 1.0 seviyesine revize edildi. Aralık ayı tahminleri yapılırken, her türlü risk barındırılarak yapılsa da ekonominin gündeminde tüm dünyayı olumsuz etkileyecek, hatta dünyayı durma noktasına getirecek virüs riski hesaplanmamıştı. Çünkü yoktu. Bu tahminlere baktığımızda ise aslında kurumlardan gelen son tahminlere neredeyse yakın. Bu kurumları örneklendirecek olursak, geçtiğimiz günlerde Dünya Bankası ABD’nin 2020 yılı büyüme tahminini yüzde 6.1 daralma yönünde açıkladı. Yine OECD’de hafta içerisinde küresel ekonomik raporunun haziran sayısını yayımladı. Örgüt, ABD’nin 2020 yılı büyüme tahmini virüsün yalnızca 1.dalga ile kalması halinde yüzde 7.3, ikinci dalga yaşanması halinde yüzde 8.5 daralacağını tahmin etti. Genel olarak tahminler yüksek ve Fed’in tahmini de son gelen bu iki kurumun tahminlerinin yanında oldukça iyimser bile kalıyor.

      Piyasalar, Fed’in “V” şeklinde bir eğilim ile ekonominin toparlanacağı sinyalini bekledi. Fakat gerçek ne ise Fed onu sundu. Tabloda şu anda vakaların azaldığı, ekonomilerin açıldığı şeklinde bir iyimserlik hâkim olsa da, yıl sonu bile özellikle virüsten yana tahmin edilemeyecek nitelikte bir belirsizlik unsuru olarak duruyor. Hal böyle iken V şeklinde bir toparlanmadan ziyade bir süre devam eden durgunluk sonrasında bir U dönüşü beklemek daha uygun olabilir. Bu koşullar altında, Fed ise şu anda ekonomik veriler ve gerçekleri baz alarak, gerektiğinde eldeki tüm araçların kullanabileceğine vurgu yaparak piyasanın önünde bir değerlendirmede bulundu.

      Piyasalar ise beklentilerin üzerinde bir karamsarlık varmışcasına negatif bir fiyatlama izledi ve Fed sonrası gerek Asya gerekse Avrupa cephesindeki fiyatlamalara baktığımızda olumsuz bir havanın olduğu görülüyor. Birincisi bu fiyatlamaya şunu sormak gerekir? Fed çok mu kötümser oldu, yoksa bu denli aşırı iyimserlikle ralli normal miydi? 

      Ekonomiler yeni yeni açılırken, vaka artışları gelmeye başladı. Bu ihtimal hep masada iken piyasa faaliyetlerin başlamasını fiyatladı. Ralli haline gelen hareket uzun bir süre devam etti ve endeksler 2020 yılı içerisindeki kayıplarını neredeyse geri aldı. Özellikle bugünlerde ikinci dalga ihtimali kuvvetlendi. Sebebi ise, Almanya’da ve diğer ülkelerden gelen yeni vaka artışları, ABD’de 4 eyalette artan tablonun etkisi ile bu ihtimal güçlendi. Bu noktada değerlendirmemiz şu ki, virüsün yaratacağı ikinci dalga ihtimaline varken, bugün piyasaların fiyatlamasına Fed kararı bahane oldu. Bundan sonraki süreçte Fed etkisinin geçmesi ile kısa vadede yukarı yönde sınırlı bir düzeltme gelmesi mümkün olsa da bundan sonra vaka sayısı ve virüs tablosunun ikinci dalga ihtimali, ekonomilerin açılması ile finansal yaratılan iyimserliğin önüne geçecekmiş gibi duruyor.

      Yazının Devamını Oku

      Gelecek hafta takvimine ABD-Çin gerilimi ekleyelim mi?

      28 Mayıs 2020
      Covid-19 salgınına dair tablo dünya genelinde yeni yeni normalleşmiş, ikinci dalga ihtimalini gündeme getirmemek adına piyasalar önlemler alırken piyasaları ABD-Çin arasındaki gerilimi rahatsız ediyor.

      Daha önce ABD’nin Çin’i salgına dair vaka sayılarına ilişkin olarak doğru bilgi vermediği ile suçlarken, şimdi de Çin’in Hong Kong’a yönelik Ulusal Güvenlik Yasası uygulamasından dolayı yaptırım uygulayabileceğini dile getirdi.

      Piyasalar ekonomik faaliyetlerin açılmasının ardından vaka sayısında olumsuz bir gelişmenin olmaması risk iştahı toparlanırken, unutulan bu kavganın yeniden gündeme gelmesi güvenli limanlara kaçışları destekliyor. 

      Bu hafta sonuna doğru konuyla ilgili açıklama bekleniyor. ABD Başkanı Trump’ın bu konuda açıklayacağı yaptırım kararı Çin’in de kısa zaman içerisinde aksiyon almasına neden olabilir.

      Bu nedenle gelecek haftanın gündemi gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında verisel olarak bir hayli yoğun fakat haftanın en kritik başlığı olarak ABD-Çin arasındaki artan tansiyonu eklemekte fayda var.

      Gelecek hafta yurtiçinin kritik verisi mayıs ayı enflasyonu olacak.  Bu verinin göstereceği performans TCMB kanadındaki aksiyonlar ile ekonominin açılması ve Ramazan ayında gıdaya artan talep etkisiyle fiyatlama davranışlarındaki değişimin ne yönde olduğuna dair değerlendirme yapmak adına kritik olacak. Bununla birlikte haftanın ilk işlem gününde açıklanacak olan imalat PMI verisi daha çok büyüme ve sanayi üretimi verileri açısından takip edilecek. Bu datalara öncü olan bu veriyi makro açıdan ele almak adına yorumlayacağız. Ayrıca içeride normalleşme adımları ile alınacak kararların haziran ayı için belirleyici olması beklenebilir. Şunu da eklemekte fayda var. Bugünden itibaren toplantıların online değil, yüz yüze olması da gündemde iken gelecek haftadan sonra salgın sürecinde alınacak normalleşme kararları kritik olacak.

      ABD’de istihdam dataları, Avrupa’nın PMI verileri ekonominin gidişatı hakkında fikir verebilir. Gelecek hafta Avrupa’da öncü olarak izlediğimiz PMI verilerinin mayıs ayı göstergelerini takip edeceğiz. Mayıs ayında Avrupa’da birçok ülke kademeli şekilde açılmalara başladı. Ekonomilerin açılmasıyla birlikte faaliyetlerin başlaması veriler üzerinde nasıl etkili olduğunu görebilmek adına PMI verileri kritik olacak. İyi veri gelişen ülke para birimlerinin değerlenmesine imkân tanıyabilir.

      ABD’de tarım dışı istihdam verisi nisan ayında 20,5 milyon kişi azaldı. Bu aya dair beklenti ise 10 milyona yakın azalmanın görülmesi yönünde. Saatlik kazançlar tarafındaki veri bir büyüme olarak değerlendirilmezken, istihdam cephesindeki düşüşlerin bu noktada önemli olabileceğini belirtebiliriz.

      Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) teşviklere dair açıklamalar gelir mi? Negatif faiz sürecini devam ettiren banka, varlık alım konusunda cesur tavrını koruyor. Bu noktada ECB için önemli bir karar değişikliği beklentisi söz konusu değil. Yalnızca burada kurulun açıklamaları ve karar sonrasında ECB Başkanı Lagarde’in ekonomi ve salgına dair sunacağı tavrının nasıl olacağı önemli olacak.

      Yazının Devamını Oku

      TCMB faiz kararı nasıl yorumlanmalı?

      21 Mayıs 2020
      TCMB yılın dördüncü faiz kararında faiz indirim döngüsünü devam ettirdi. Beklentiler ile uyumlu şekilde 50 baz puan indirime giden Merkez, politika faizini yüzde 8,75 seviyesinden yüzde 8,25 seviyesine çekti.

      Karar metninde öne çıkan detayları incelediğimizde bazı eklentiler söz konusu ama genel olarak bir sürprizin olmadığını belirtmek mümkün. Metnin ilk paragrafında, “Küresel ekonomideki toparlanmaya ilişkin belirsizlikler yüksek seyrederken, ülkelerin attığı normalleşme adımları izlenmektedir.” İfadesi eklendiği görülüyor. 

      İkinci paragrafta, “İktisadi faaliyetteki yavaşlama Nisan ayında belirginleşirken, Mayıs ayının ilk yarısına ilişkin yüksek frekanslı göstergeler kısmi normalleşme adımlarıyla birlikte dipten dönüş sinyalleri içermektedir.” İfadesi eklendiği dikkat çekiyor. Yalnızca küresel ekonomilerin değil, yurtiçinde de normalleşme adımlarının gelmesi ile gelen verilerin dipten dönüş sinyali verdiğini değerlendiriyor. Aynı paragrafta “İhracat ve turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe karşın, emtia fiyatları ve ithalatın sınırlayıcı etkisiyle cari işlemler dengesinin yıl genelinde ılımlı bir seyir izleyeceği öngörülmektedir.” İfadesinde ihracat ve turizm gelirlerinde salgın hastalığa bağlı olarak gözlenen düşüşe karşın şeklinde değerlendirmesi paragrafa girmiş ve emtia fiyatlarının desteği ile cari işlemler dengesinde ılımlı seyrin korunabileceği yorumlanmakta. 

      Üçüncü paragrafta, “Küresel gelişmeler paralelinde Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın, başta ham petrol ve metal fiyatları olmak üzere uluslararası emtia fiyatları keskin düşüşün devamı enflasyon görünümünü olumlu etkilemektedir.” cümlesinden yalnızca keskin düşüşün devamı ifadesi çıkarılmasına karşın TL’deki değer kaybının emtia fiyatlarındaki düşük seviyelerin desteği ile enflasyondaki olumlu etkinin korunabileceği değerlendirilmekte. Aynı paragrafta “Gıda fiyatlarındaki dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle tüketici enflasyonunun kısa vadede bir miktar yüksek seyredebileceği, ancak yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği değerlendirilmektedir.” İfadesi eklenmiş. Burada Merkez’in, salgınla birlikte gıdada artan talep gıda fiyatlarının artmasına bağlı olarak gelecek aylarda enflasyonist baskı kurabileceği riskine dikkat çekiyor. Yılın ikinci yarısında talep yönlü gelişmelerin ve mevsimsel etkiler ile dezenflasyonist etkilerin belirginleşmesi bekleniyor. Devamında ise “Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinde ölçülü bir indirim yapılmasına karar vermiştir.” İfadesinde ölçülü kalıbı kullanıldığı görülüyor.

      Gelen karar metninde öne çıkan bir sürpriz bir detay yok. Bazı paragraflarda eklenen cümlelerde ekonomik verilere yönelik toparlanma sinyallerinin geldiğine yönelik değerlendirmelerin olumlu karşılandığını düşünmekteyiz. Ayrıca piyasada 75 ve üzeri şeklinde faiz indirim beklentileri varken, piyasa beklentilerinin aksine daha ölçülü ve ihtiyatlı bir yaklaşım izlemesini pozitif buluyoruz. Özellikle enflasyon konusunda bazı risklere dikkat çekmesi bundan sonraki aylarda yapılacak toplantılarda atılacak adımların daha ölçülü şekilde olabileceği değerlendirmesini sağlamakta. Gelen karar sonrasında özellikle ölçülü bir faiz indirim ile TL varlıklarda güç kazanımı izlendi. Dolar kuru 6.7840 TL seviyesine kadar geri çekildi. Endeks ise karar öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Japonya başbakanı Abe’nin hastane töreninden gelen açıklamaları ile pozitif ayrışmasını korumuştu. Kararla birlikte endeks yukarı yönde sınırlı şekilde pozitif tepki verdi. Anlık olarak endeks 102 bin 500 üzerinde işlem görüyor. Kur ise anlık olarak kazançlarının bir kısmını geri vererek 6.7910 TL üzerinde şekillendiği görülüyor. Gelen adım sonrasında yurtdışı kurumların TCMB kararına karşılık değerlendirmeleri önemli olacak.

      Yazının Devamını Oku

      Salgında ikinci dalgaya endekslerin olası tepkisi

      15 Mayıs 2020
      Çin’de ocak ayında belirgin şekilde çıkan ve pandemi olarak ilan edilen Covid-19 virüsü tüm Dünyaya hızla yayıldı. Şubat ayında İtalya’da kendini gösteren virüs, ülkeyi merkez üssü konumuna getirirken, ardından ABD ve İngiltere’de artan vakalar merkez üssü konumun bu iki ülkeye kaymasına neden oldu.

      Virüsle ilgili vaka artışları sürerken şimdi korkutan tablonun Rusya’da olmasından dolayı merkez üssü konumuna Rusya’nın yerleşebilme ihtimali kuvvetlendiriyor. Fakat hala merkez üs ABD ve bunu İspanya ile ardından Rusya takip ediyor. Bugün itibariyle ise Dünya genelinde 4.5 milyon vaka, 303 bin ölüm görülmüş durumda.

      Tablo oldukça tedirgin edici ve geçmiş dönem krizlerine benzemeyen şekilde Dünyayı sarsan bu olay 2020 yılına damgasını vurdu. Belki de bu olay ileride ekonomi kitaplarında yerini alabilir ve “Salgın Ortamında İktisadi Kontrol Mekanizması” başlığı altında incelemelere neden olabilecek bir konu olmaya da aday gözüküyor.

      Vaka ve ölüm oranlarında artışa karşın yeni Dünya düzeninde, önlemler ve yeni yaşam şekilleri ile ülkeler ekonomilerini açma çabasında. Asya’da nüfusu, vaka oranlarının yoğun şekilde görülen ülkelere nazaran az olan ülkeler nisan ayı, Avrupa’da mayıs ayı içerisinde kademeli şekilde açılmalar başladı. Mayıs ayında açılmaların başlaması ile Almanya gibi bazı ülkelerde vaka sayısında artışlar görülünce ikinci dalga ihtimalinin beklenen ağustos ayından yakın döneme gelmesine neden oldu. Sonbaharda önlemlerin kaldırılması ile salgının ikinci bir kez daha yaşanabilme ihtimali gündemde iken, açılmaların getirdiği rağbet bunun belki de o zamana kalmayabileceği düşüncesine neden oldu.

      Tabi hükümetler ekonomik düzende farklı aksiyonlar, önlemler alırken, piyasalarda her türlü haber akışını salgınla ilgili her detayı fiyatlar hale geldi. Son bir haftalık süreçte de bu tablo tüm küresel piyasalar tarafından sert satış dalgası ile fiyatlandı.

      Salgınla ilgili gelişmelerin sıklık kazandığı risklerin arttığı şubat sonu itibariyle 23 Mart tarihine kadar olan dönemde yaklaşık olarak DAX yüzde 36.5, S&P 500 yüzde 51, Dow Jones ise yüzde 6.5 düşüş kaydetti.

      Hemen hemen her ülkede vaka sayısında pik noktaların 23-24 Mart tarihlerinde görülmesi ile bu tarihler endeksler için dip noktalar oldu. Yeniden açılmalara yönelik fikirlerin gündeme gelmesi ve tarihlerin netlik kazanması ile küresel endeksler yükselen trend üzerinde yükselişini sürdürdü.

      Geldiğimiz haftayı değil en yüksek görülen yani 29 Nisan ve bugün itibariyle karşılaştırma yaptığımızda DAX yüzde 8, S&P 500 yüzde 3.6, Dow Jones ise yüzde 4.6 değer kaybetmiş durumda.

      Peki, yeniden gelecek satış dalgası 23 Mart tarihindeki diplere götürür mü? Açıkçası zor gözüküyor. Çünkü ilk dalga bir bilinmezlik ve tepkinin nasıl verileceğinin tahmin edilemeyişi ile yaşandı. Artık ülkeler virüsün yeniden yayılması halinde sosyal koşullarda nasıl tepki vereceğini biliyor. Bu nedenle ikinci bir salgın ihtimalinin yakın dönemde iyice belirginleşmesi halinde endekslerin aşağıda yüzde 5 daha gidebilecek bir alanı olabileceğini düşünmekteyim ki bu da kısa sürede kayıplarının yarısını alan küresel endeksler için oldukça iyi bir düzeltme olarak değerlendirilebilir. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum; resesyon, talep zayıflığı, ekonomik verilerin kaybı gibi her türlü ihtimallerin büyük bir çoğunluğu fiyatlanmışken burada ki tek risk ikinci dalga ihtimalinde dalga boyu olacak. 

      Yazının Devamını Oku