Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Yusuf Topçu

      Yusuf Topçu

      XBANK’da Rakamlar Bize Ne Anlatıyor?

      26 Ağustos 2021
      23 Mart 2021 tarihinde 1.256’ya kadar düşen BIST-100 endeksinde son 5 aydır mütevazı bir yükseliş takip ediyoruz.

      Yaz aylarının büyük bölümünü 1.340 ile 1.470 aralığında geçiren BIST-100 endeksi, haziran ayının başından bugüne (26 Ağustos’a) yüzde 2,4 değer kazanırken, endekste büyük bir ağırlık tutan banka hisselerini içerisinde barındıran XBANK endeksi aynı tarihler arasında yüzde 12,7 primlendi.

      Her iki endeksin de en büyük gösterge hissesi Garanti Bankası (GARAN) hissesinde aynı tarihler arasındaki getiri oranı yüzde 19’u geçiyor. Tüm bu bahsettiğimiz getirileri 22 Mart 2021 haftasında görülen dip seviyelerden itibaren hesapladığımız zaman ise bu getiriler daha da artıyor. Ayrıntılarını aşağıdaki tabloda görebilirsiniz (Tablo 1)

      XBANK endeksinde 10 ayrı banka hissesi bulunuyor. Mukayeseli analizin daha sağlıklı olması adına bankaları 2 ayrı gruba ayırıp inceledim. Piyasa değeri bakımından endeksin yüzde 85’ini oluşturan en büyük 6 halka açık bankayı 1. Grupta, diğer 4 bankayı da 2. Grupta sınıflandırdım. 1. Grubu Tablo 2’de, 2. Grubu ise Tablo 3’te görebilirsiniz.

      İş Bankası’nın A ve B tipi borsada işlem gören paylarını ise göz ardı edilebilecek yüzdelere sahip olması sebebiyle analiz dışında tuttum. Dolayısıyla yazıda XBANK endeksi toplamını ifade ederken XBANK’dan ISATR ve ISBTR’nin çıkartılmış rakamlarını telaffuz ediyor olacağım.

      Piyasa değeri ile başlayalım; endeks toplamı 166,33 milyar TL, dolar bazında ise 19,86 milyar dolar. Dolar bazında neredeyse 20 milyar dolar olan toplam piyasa değerinin farklı da bir anlamı var. O anlamı idrak edebilmemiz için 2013 yılına, Borsa İstanbul’un dolar bazlı rekor seviyelerde olduğu günlere dönmemiz gerekiyor. 

      2013 yılı sonunda Garanti Bankası’nın 14 milyar dolar piyasa değeri vardı. Bugün bankalar endeksinin toplam piyasa değerinin 20 milyar  dolar olduğu gerçeğini ve aradan geçen 8 yıllık TL bazında karla geçen bilanço dönemlerini üst üste koyduğumuzda, Türk bankalarının hisse fiyatlarının tarihsel olarak ne seviyelerde olduğunu biraz daha idrak edebiliriz. 2013 yıl sonunda Garanti bankası, tek başına bugünkü tüm bankalar endeksi piyasa değeri toplamının yüzde 70’i değerindeydi.

      Yazının Devamını Oku

      Borsalar Ekonomiyi Takipte mi? - Çin’den Gelen Sinyaller

      16 Ağustos 2021
      Yeni haftaya Çin’den gelen zayıf data akışı kaynaklı Asya borsalarında düşüşle başladık. Sanayi üretimi ve perakende satışlar verileri beklentilerin altında gelerek Çin ekonomisinin üçüncü çeyrek büyüme tahminlerinde aşağı yönlü revizyonlara sebep oldu.

      Uzak Doğu Asya’nın en büyük ticari partneri hem bölgenin hem dünya ekonomisinin lokomotifi olan Çin’den art arda gelen olumsuz ekonomik veriler, yılın kalan 4,5 aylık periyodu ve devamı hakkında ne gibi sinyaller veriyor olabilir?

      Sorunun cevabı ne yazık ki basit değil. Konunun detaylı sorgulanması ise hem uluslararası finans piyasalarını, hem de içeride Borsa İstanbul’u yakından ilgilendirmesi açısından önemli. Son yıllarda uluslararası sermaye akımlarından aldığı pay sürekli düşen BIST’te geçtiğimiz hafta verilerinde yabancıların tekrardan Türk hisselerine yöneldiğinin sinyallerini aldığımız bu dönemde bizi neler bekliyor incelemeye çalışalım.

      Cevabı ararken Covid-19’un Çin’den başlayarak dünyaya yayıldığına odaklanmamız gerekiyor. Dolayısıyla salgın kaynaklı ilk kapanan, ekonomisi ilk zarar gören, tedarik zincirleri bozulan, ardından yavaşlayan ekonomisini büyük para ve maliye politikalarıyla destekleyen ekonomi Çin ekonomisi oldu. Devasa desteklerle fazla ısınma riskine giren ekonomisini soğutmak isteyen Çin hükümeti, son aylarda kredi genişlemesini kıstı ve parasal genişlemeyi yavaşlattı.

      2020’nin ve Çin’de pandeminin başlarından itibaren çok hızlı artan yeni kredilerin GSYH’ye oranı, 2021’in ikinci çeyreğiyle birlikte hızla yavaşlamaya başladı. Hatırlatalım; pandemi Çin’de başladığı için Çin kredi döngüsünde ABD ve Avro Bölgesi’nin önünde gidiyor. “Geçici” denilen enflasyonun henüz geçmediği bu dönemde Fed’in gündemi de Eylül sonrası varlık alım programını kademeli olarak azaltmak. Ardından ise orta vadede plan bilanço küçültme, 2023 sonrasında para politikasında normalleşme ve faiz artışı.

      Çin’den gelen veriler ve alınan aksiyon bize tersini anlatıyor olabilir. Peki nasıl?

      Şimdi yeni bir varyant, şahsi kanaatim sonbahar sonrasında, kış aylarında sağlık ve ekonomi üzerinde etkisini iyice arttıracak olan yeni bir etmen, tedarik zincirine ve ekonomiye olumsuz etki vermeye başladı. Çin bu sabah orta vadeli likidite kanalını kullanarak finansal sisteme $92 milyar’ın üzerinde bir meblağ enjekte etti. Bu finansman kanalında etkili faiz oranlarına 1 yıldır olduğu gibi yine dokunmadı. (%2,95)

      Bu gelişmeler bize ‘Pandeminin başlangıcından beri dünya genelinde devam eden ultra gevşek para politikasının sonu var mı?’ gibi retorik bir soruya itiyor. Zira uzunca bir süredir borsalar ekonomilerden ziyade merkez bankalarına odaklanıyor. Pandemi sonrası bu alışkanlık farklı bir boyuta geçmiş durumda.

      Yazının Devamını Oku

      Altının odağındaki 3 kritik konu!

      5 Temmuz 2021
      Ons altın mayıs ayında gördüğü 1900 dolar üzerindeki fiyatlamaların ardından sert bir düzeltme yaşamıştı. Yaz aylarında 1760 dolar seviyelerine kadar gerileyen değerli metalde yeniden 1800 dolar üzerini hedefleyen bir hareket izliyoruz. Altın için odakta yine aynı 3 konu başlığı bulunuyor; Merkezde Fed, ABD tahvil getirileri, ve küresel enflasyon teması.

      Fed yetkililerinden gelen açıklamalar, finansal varlık alımlarını azaltma programına 2022’nin başlarında başlanılacağı ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. FOMC üyeleri arasından farklı isimler ise faiz artırımının 2023 yılı içerisinde veya 2023 sonrası gerçekleşmesi konusunda tam olarak uzlaşabilmiş değil. Geçici olduğu defalarca ifade edilen küresel enflasyon temasındaki gidişatın yanında, istihdam piyasasındaki gelişmelere bağlı olarak da parasal duruştaki sıkılaşma konusu önümüzdeki 2 yıl boyunca tartışma konusu olmaya devam edecek. Bu da ons altın fiyatındaki hem kısa süreli dalgalanmaları hem de orta vadedeki trendi belirleyecek.

      2021 yılı içerisinde yüzde 1,75’e kadar yükselen ABD 10 yıllık tahvil getirilerinde temmuz ayında yüzde 1,43’ü görmüş durumdayız. Fed yetkilileri enflasyon temasının piyasalarda yarattığı fiyatlamaları ve beklentileri yönettikçe tahvil getirilerinin de ateşini şimdilik söndürdü. Tahvil getirilerindeki düşüşler, altın fiyatını doğrudan yukarı yönlü baskıya maruz bırakan diğer bir gelişme. Hem dolar endeksi hem de ABD tahvil getirilerindeki düşüşlerin devamı halinde ons altın 1.800 dolar sınırını rahatlıkla geçebilir.

      Altın için aşağı yönlü baskı ise ilginç gözükse de enflasyon cephesinden gelebilir. Bir yandan geçici olduğu ifade edilen enflasyonun beklenilenden daha uzun süre bizlerle olacağı fikri altın fiyatlarına pozitif yansıyor. Diğer taraftan ABD ekonomisinin fazla ısınması olasılığıyla para politikasındaki sıkılaşma programı bir miktar geri alınma olasılığı gün geçtikçe artıyor.

      Tüm bu gelişmeler ışığında ons altında 1760-1795 dolar arasında bir sıkışma dönemindeyiz. Önümüzdeki dönemde bu banttaki kırılımın yukarı yönlü olması beklense de 2020 yılı sonrası finansal piyasalarda kısa süreler içerisinde büyük gelişmeler yaşanılmasına alışmış olmamız lazım.

       

      Yazının Devamını Oku

      Piyasalar Artık Fed’i İzleyecek

      21 Haziran 2021
      Küresel piyasalarda geçtiğimiz hafta çarşamba günü Fed toplantısı takip edildi. İfadelerinde şahinleşen Fed kaynaklı volatilite, global tüm piyasaları etki altına almış durumda.

      ABD doları neredeyse tüm enstrümanların fiyatlamasında kilit rolde, neredeyse tüm yabancı analistlerin de 2021’in genelini zayıf geçirmesini beklediği Dolar endeksinde (DXY) ani bir yükseliş başlamış durumda. Dolar kısa pozisyon toplamının da rekor seviyelerde olduğunu ve birçok fonun ABD Doları pozisyonlarında terste kaldığını ekleyelim.

      Finansal piyasalarda bir süredir tema enflasyondu. ABD’de enflasyonun Şubat 2021’de yüzde 1,7’den Mayıs 2021’de yüzde 5’e yükseldiğini takip ederken emtia fiyatlarındaki artış ve emtia süper-döngüsü devam ediyordu. Fed toplantılarında Başkan Powell’ın enflasyonun 2020 yılı pandemi etkisiyle yaşanan fiyat düşüşlerindeki baz etkisine bağlı olarak ‘geçici’ olduğunu defalar tekrarlıyordu. Nitekim ABD tahvil getirileri – 10 yıllıklarda yüzde 1,77’ye kadar yükseliş ardından yüzde 1,50’nin altına gerileme ve 30 yıllık getirilerinin 5 ay aradan sonra yüzde 2’nin altına gerilemesi – Fed’in anlattığı geçici enflasyon temasını şimdilik teyit eder nitelikte.

      Teşbihte hata olmaz; bu sefer de yağmurdan kaçarken doluya tutulma durumu yaşanıyor. Tahvil ve emtia başta olmak üzere birçok piyasada enflasyon fiyatlaması ortadan kalkarken bu sefer küresel borsalarda büyük bir düzeltme ihtimali doğuyor. ABD ve Batı Avrupa borsalarındaki düşüş cuma günü piyasa aktörlerini ve Fed yetkililerini de tedirgin etti.

      Bunun üzerine Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari hafta sonu verdiği demeçle iş arkadaşlarının duruşunun karşısında yer alarak büyük bir çıkış yapmış oldu. Kashkari 2023’e kadar öngörülen en az 2 faiz artışını fazla bulduğunu, ABD’de istihdam toparlanmadığı takdirde faiz artırımı için 2024’ün beklenmesi gerektiğini savundu. Yeni haftada ABD borsaları toparlamış görünürken Avrupa ve Asya borsalarında satışlar kısmen sürüyor.

      Fed eski Başkanı Ben Bernanke, Mayıs 2013’de varlık alımlarının kademeli ve öngörülebilir bir şekilde azaltılacağını (tapering) açıkladığı günlerde yaşanan finansal çalkantının bir benzerinin bugünlerde yaşanma ihtimali göz ardı edilecek seviyede değil. Dünyada sıfır faizlere rağmen gelişmekte olan ülkelerde dolar fonlaması zorlaşıyor, Türk Lirası başta olmak üzere Brezilya Reali ve Meksika Pezosu gibi para birimlerinde değer kayıpları artmış durumda. 

      Fed yetkililerinin en ufak miktarda şahin duruşları bile piyasaları bu kadar sarsabilirken tapering konusunun hızı, bu yılın sonlarına doğru netleşecek ve oradaki uygulama başlayacak. Fed’in her ay $120 milyar miktarlı ABD hazinesi tahvili başta olmak üzere ipoteğe dayalı menkul değerler gibi finansal varlık alımları, 2013’de olduğu gibi bu sefer de her ay kademeli bir şekilde azaltılacak ve zamanla sona erdirilecek.

      Borsa İstanbul’da ise geçtiğimiz haftanın her gününde yaşanan düşüş bugün itibarı ile kontrol altına alınmış durumda. BIST-100’de 1400 desteği geçtiğimiz hafta çok hızlı geçilirken, yeni haftada 1390’da tutunan bir endeks var. Kötü senaryoda yılın ikinci yarısında endeks için 1300 minimum seviyesi senaryosu geçtiğimiz hafta Fed toplantısı, ardından BIST-100’ün 1400’ün altına hızlı inmesi ile geçerli hale geldi. Ancak borsadaki fiyatlamalar gün geçtikçe daha cazip hale gelmeye devam ediyor.

      Dünya ekonomisinde ısınma ve yükselen enflasyon endişelerinin çok uzun sürmeyebileceği ABD tahvil piyasası başta olmak üzere fiyatlanmaya başladı. Bu durum yılın ikinci yarısında ve ilerleyen aylarda, Fed ve ABD başta olmak üzere para ve maliye politikaları noktasında yeni bir destek aksiyonu ihtimalini de doğuruyor. O ihtimal gelene kadar bizde tahvil getirileri ve döviz kurları artıyor. Ancak 2. Tapering endişesi ne zaman büyüse, Minneapolis Fed başkanı Kashkari veya bir başkası piyasaları yönlendirme yoluna gidiyor. İçeride çözülemeyen bir enflasyon problemi var ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) sıkı para politikasını sürdürüyor. Türkiye ekonomisinde senenin devamında düşecek olan büyüme ve Borsa İstanbul’da uzun süredir yaşanan tıkanıklığın açılması adına gözler yılın ikinci yarısında her zamankinden daha çok yurt dışında olacak. Şahin Fed’den adım gelmeden TCMB’den adım gelmesi şu aşamada iyice zor görünüyor.

      Yazının Devamını Oku

      Borsada Dönüm Noktası

      14 Nisan 2021
      22 Mart ile başlayan haftayla birlikte döviz kurlarında yukarı yönlü hareketin sonucu Borsa İstanbul’da bir düşüş trendi var. 2020 yılının kasım ayından itibaren 6 ay boyunca yabancı sermaye girişiyle birlikte döviz kurları düşmüş, Borsa İstanbul’da uzun soluklu bir ralli yaşanmıştı.

      BIST-100 endeksi mart sonu yaşanan düşüşte 1.256 seviyesinden dönmüştü, bu hafta ise 1.352 şimdilik dip seviyesi olmuş gözüküyor. Geçtiğimiz 3 haftadaki sermaye çıkışıyla borsada yabancı takas oranında yüzde 42,40’ya düşerek yeni bir rekor kırdı.

      "…Başkaları korku duyduğunda açgözlü davranın"
      -Warren Buffett

      BIST-100’de 2 gün art arda yüzde 10’a varan düşüş yaşanan haftanın ikinci gününde, 23 Mart tarihinde kurum içinde paylaştığım notta 1.200-1.300 seviyesinin alım için iyi bir fırsat olduğunu belirtmiştim. Başlıkta Yusuf Topçu’yu kenara alarak Warren Buffet’ın yukarıdaki alıntısını kullanmayı tercih etmiştim. O gün 1.256 seviyesinden başlayan tepki alımlarıyla, takip eden günlerde 1.445’e kadar çıktık ancak üzerinde kalıcı olamadık. Faiz kararının açıklanacağı bu haftaya ise düşüşle başladık ve hafta ortası 1.380’li seviyelerde bulunuyoruz.

      Şimdi gözler dönüm noktasına, yani perşembe günkü PPK toplantısına dönmüş durumda. Hem dövizde son günlerde yavaşlayan hareketliliğin hem de Borsa İstanbul’da yaşanan düşüşün sonrasını, kısacası 2021 yılının kalan kısmını belirleyecek olan toplantıdan çıkacak kararda. Beklenti TCMB’nin faizlerin değiştirmeyeceği yönünde.

      Ancak faiz oranından ziyade toplantıdan çıkacak mesajlar ve piyasa yönlendirmesi, bahsini ettiğim ‘Yılın kalan kısmının hikayesi’ni yazacak olması bakımından oldukça önemli. Aslında yatırımcıların yılın başında 1.500’ün üzerinde olduğumuz günlerden beri bekledikleri o düzeltme hareketi, bir bakıma mart ayında gerçekleşti. Buna rağmen içinde bulunduğumuz düşüş trendinde yatırımcılar tekrardan pozisyona girmeye çekiniyor.

      Yılın başlarında piyasada oluşan doygunluğun ardından yaşanan düşüşle birlikte teknik göstergelerdeki aşırı alım bölgelerinden uzaklaştık. Borsa İstanbul şu sıralar tekrardan yatırım için cazip bölgelere giriş yaptı. 3 ay önce ralliyi kaçırmamak için borsaya akın eden kimi yatırımcılar, bugünlerde bekledikleri düşüşün ardından halka arzlar hariç piyasada işlem yapmaktan çekiniyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus orta ve uzun vadede yapılacak yatırımların düşen piyasada yapılmasının tercih edilmesi gerektiği.

      2021 yılında yaşanan düşüşün Borsa İstanbul endekslerini hangi seviyelere getirdiğini aşağıdaki tabloda ekliyorum. 15’indeki toplantının bir gün öncesinde Borsa İstanbul adeta bir ralliye hazırlanıyor havasında. Endekslerde yaşanan düşüş ve düzeltmelerin orta ve uzun vade yatırımlar için hangi seviyede cazip olduğunu yatırımcılar kendi risk algılarına göre kendileri karar verebilir.

      Yazının Devamını Oku

      7,98 üzerinde kalıcı olunmaması sürpriz olmaz

      26 Mart 2021
      Finansal piyasalarda birçok açıdan tarihe geçen bir haftanın sonuna yaklaşılırken hareketlilik dinmiş görünüyor. Hafta sonunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda (TCMB) başkan değişikliğinin ardından Asya piyasalarında Dolar 8,40 TL’ye kadar fiyatlamalar izlendi.

      Pazartesi günü kayıplarını ancak yüzde 10’a kadar indirebilen bir Türk Lirası, uzun yıllar sonra ilk defa yüzde 9,87 düşüş kaydeden bir BIST-100 vardı. Borsa İstanbul 1.256’ya kadar düştükten sonra 1.420’ye kadar hızlı bir tepki verirken dolar 8,00 TL’nin üzerinde tutunamadı.

      İstikrarlı ve yavaş bir şekilde 7,20 TL’ye gevşedikten sonra bir günde 8,00 TL sınırına gelen bir dolar kuru, 6,25 TL hedefinden bir günde vazgeçerek 9,60 TL hedefi veren uluslararası yatırım bankaları varken herkes merak içerisinde sorularına cevap arıyor. Keza en son 2013’te iki gün art arda yüzde 7 düşen BIST-100, haftanın ilk iki gününde toplamda yüzde 20’ye yakın değer kaybettiği sıralarda bu seviyeleri fırsat gören kimi bireysel ve kurumsal yatırımcılar, salı ve çarşamba günleri yüklü miktarda hisse senedi satın aldı.

      Türk Lirası’nın kırılganlığı ve riskleri uzun bir süredir fiyatlanıyor. Yaşadığımız son 6 ayı özetlememe pek lüzum yok. Yazımda ‘Gelinen noktada neredeyiz?’ sorusunun ötesinde ‘Şimdi neler olabilir?’ merakına odaklanmaya çalışacağım.

      Yaşanan kur şokunda odak noktası Dolar/TL. Yüksek faiz oranları ve TL bulmanın zorluğu sebebiyle TL’de oluşan fiyat oynaklığında odak noktası ise off-shore piyasalar. Londra’da oluşan farklı vadelerdeki TL swap maliyetleri sıçramış durumda ve perşembe günü itibarıyla yüzde 100’ün altına kalıcı bir şekilde inilmedi. Salı günü yüzde 1000’i aşan oranlardan gecelik TL borçlanan aktörler oldu ve bu aktörler TL’deki değer kaybının devam edeceği yönündeki pozisyonlarını koruyor.

      TL’de yaşanan yüzde 15’e varan değer kaybı, TCMB’de başkan değişikliği ve bunun arkasındaki beklenti olan faiz indirimleri kaynaklı. Politika faizi yüzde 19’a çıkartıldıktan 2 gün sonra gelen bu değişim ilk bakışta yabancı sermayenin korkusunu haklı kılar nitelikte. Ancak finansal piyasalarda fazla aceleci davranmak neredeyse her zaman zarar getirir.

      Doların 8,40 TL’ye kadar yükseldikten sonra gerileyerek 7,90-8,00 TL bandında tıkanmasının bir sebebi de bu. 8,00 TL eşiği haftanın büyük bölümünde geçilememiş durumda. 7,95 TL seviyesinin belli bir süre çalıştığı, bu süreçte swap maliyetlerinin de yüksek seviyelerde kaldığı takdirde TL kısa yönlü pozisyonlarda mecburi bir çözülme yaşanma olasılığı yüksek. Yeni PPK toplantısında faiz oranlarında bir değişiklik olmaması, veya cüzi bir miktar faiz indirimi ile pozitif reel faiz bölgesinde kalmamız halinde ise bu trendde bir hızlanma da görülebilir.

      Uzun lafın kısası zor, zira sıra dışı birçok gelişme eş zamanlı yaşanıyor. Profesyonellerin büyük çoğunluğu ise, böyle sıra dışı dönemlerde risk almamak adına görüş bildirmemeyi tercih ediyor.

      Dolarda 7,98 TL eşiğinin bir süre daha kalıcı olarak geçilememesini sürpriz bir gelişme olarak görmüyorum. Bu beklentimde yüklü faiz indiriminin, düşünülenden biraz daha gecikebileceği ihtimali büyük rol oynuyor. 2019’un Mart ayında yaşananların ardından ilk faiz indirimi için neredeyse 3 ay beklenilmişti.

      Yazının Devamını Oku

      Zorlu bir kış sonrası!

      18 Şubat 2021
      Yılın ikinci Para Piyasası Kurulu toplantısında TCMB sürprize yer bırakmadı ve politika faizini yüzde 17’de sabit bıraktı. Beklentiye paralel hareket Merkez Bankası, şahin duruş noktasında kararlılık mesajlarına devam etti ve haliyle Türk Lirasında aylardır yaşanan değerlenme trendi de buradan nasibini aldı.

      Aralık ayı PPK toplantısı ile 200 baz puan faiz artırımı sonrası TCMB, finans gündemini dolar üzerinden almıştı. 3 aydır takip edilen DolarTL’deki aşağı yönlü hareket, son günlerde 7,00 TL’nin altında kendine yeni bir norm yaratmaya devam ediyor. Nitekim bugünkü toplantıyla birlikte kur 6,95 TL’de sabitlenmiş durumda. Türk Lirasında yaşanan bu değerlenme Borsa İstanbul, tahvil faizleri ve ülke risk primlerini belirleyen kredi temerrüt takasları (CDS) gibi birçok piyasaya da pozitif etki ediyor. Ani kur hareketlerinin gündemden kalkmış olmasıyla birlikte BIST endeksleri istikrarlı bir şekilde yükselirken yatırımcıların paniği de bir süredir rafa kalkmış durumda.

      Küresel piyasalarda kısa süreli çalkantılar olsa da son haftalarda yurt içi piyasaların gidişatını içerideki gelişmeler belirliyor. TCMB yönetiminin kısa süredeki en büyük başarısı, gündemi faiz ve kur temasından kurtarmış olması. Borsa yatırımcıları artık odağını makroekonomik şoklardan ve ülke riskinden kurtarıp sektörel ve tematik gelişmelere göre yatırım kararı alabilecekleri bir ortama giriş yaptı. Borsa İstanbul’da yabancı yatırımcı oranının sürekli olarak yeni rekor düşük seviyelere gerilemesine paralel, yerli yatırımcı sayısı da artmaya devam ediyor. 

      Bu noktada en büyük görevlerden biri de aracı kurumlara ve hisse analistlerine düşüyor. Artık yapılması gereken; Yıldız Pazar, Ana Pazar ve Alt Pazar şirketlerini detaylı bir şekilde küçük yatırımcıya tanıtabilmek. Faaliyet karı olmayan, mali yapısı bozulan spekülatif halka açık firmalar ile doğru adımlar atarak kar ve nakit akımlarını sürdürülebilir bir şekilde arttıran şirketleri birbirinden ayırmak. SPK ve TSPB bu noktada doğru adımlar atmaya başladı, aracı kurumları da bu yönde çalışmaya özendirici teşvikler sundu.

      Şu an küresel ölçekte hisse senedi piyasalarındaki en büyük tartışma konusu borsalarda balon oluşup oluşmadığı tartışması. Rekor üstüne rekor kıran ABD borsaları başta olmak üzere kimi büyük Avrupa borsaları ve Japonya borsası NIKKEI 225’de bir balonun içinde miyiz sorusu tüm yatırımcıların ve fon yöneticilerinin aklındaki yegane soru. Bank of America’nın fon yöneticileriyle yaptığı ankette borsalarda balonlar ortaya çıktığını düşünen profesyonellerin oranı oldukça düşük çıktı. Sürekli yükselen borsa ve yüksek çıkan değerlemelere rağmen anketten böyle bir sonuç çıkmasının sebebi olarak da ABD Merkez Bankası Fed öncülüğünde ekonominin devamlı olarak desteklenmeye devam edeceği gösterildi.

      TL bazlı rekor kıran BIST-100 endeksi de bu tartışmalardan nasibini alıyor. Birkaç hafta öncesinde bir yayında piyasalarda düzeltme konusuna değinirken bilançoların belirleyici olduğunu ifade etmiştim. O zaman 1.500’ün altına inen BIST-100’de büyük bir düzeltme ihtimalinin düşük olduğunu, şirketlerin 2020 yıl sonu performansları gelmeye başladıkça borsada bahar aylarının hikayesinin belirleneceğini söylemiştim. Şubat sonuna yaklaşırken hikaye biraz daha farklı, zira 1.580’de ikili zirve yapan ve devamlı olarak momentum kaybeden bir BIST-100 ile karşı karşıyayız.

      Endeks bu süre içerisinde 1.550 kritik eşiğinde uzun bir süre dinlendi. Bilanço döneminde sona yaklaşılırken gelen sonuçlar karışık seyretse de genel hatlarıyla borsalar sonuçlardan memnun. Sanayi üretimi endeksinde yıl boyu devam eden güçlü görünüm sanayi şirketlerine oldukça pozitif yansımaya devam ediyor. 

      Tabii ki finansal sonuçlar şirketlerin geçmiş performanslarını gösterdiği için bize resmin bir bölümünü sunuyor. Diğer ve en önemli kısım tarihe geçen zorlukta bir 2020 yılını geride bırakmış olmamız ve durgunluktan çıkışta kaydedilen ivme. Mart ile birlikte normalleşmeye kademeli olarak geçilmesi kararı hem reel ekonomiyi hem de borsaları destekleyecek olan en büyük gelişme olacak. Zorlu bir 2020 yılına ek olarak aşıları beklemekle geçen zorlu bir kışı geride bıraktık. En zorlu kışlardan birisinden canlı ve güçlü çıkan Borsa İstanbul’un bahar ve yaz mevsimlerindeki performansından beklentiler büyük.

       

      Yazının Devamını Oku

      GameStop (!) Borsalar, Emtia ve Kripto Para

      29 Ocak 2021
      Devri geçmiş ve kar üretemeyen bir perakende şirketi olan GameStop hisselerinde başlayan küçük yatırımcıların kitlesel hareketi küresel finansal piyasaları sarsmaya devam ediyor. Mevcut hisse adedinin yüzde 137’si kadar hissenin açığa satıldığı, hedge fund’ların (Serbest fon) hisse fiyatının düşmesi üzerine aldıkları pozisyonlara karşı başlatılan fiyat hareketi durdurulamayınca aracı kurumlar hisse alımlarını durdurarak yalnızca pozisyon kapatma sınırlaması getirdi.

      Günümüz teknolojisi ve algoritmik işlemler yapan robotlar sayesinde fiyat hareketlerinde oluşabilen muazzam volatilite, 2021 yılının başında başka bir seviyeye geçmiş durumda. 1987 Kara Pazartesi’ne benzer 2011 ve 2018’de yaşanan Flash Crash olarak adlandırılan, çok ani satış ve fiyat düşüşlerinin peşi sıra satışları tetikleyerek domino etkisi yarattığı olaylara bir yenisi daha ekleniyor. Ancak bu sefer borsanın genelinde eş zamanlı bir düşüşten ziyade aşırı oranda açığa satılan hisselerde durdurulamayan yükseliş, geri kalan hisselerde ise henüz sınırlı kalan bir düşüş hareketi yaşanıyor. 

      GameStop’ta başlayan alışılmadık hızda yaşanan ralliler ABD borsalarındaki diğer hisselere de yayılmış vaziyette. Aralarında Nokia, American Airlines gibi büyük firmaların da olduğu, açığa satılan ve üzerinde fiyat baskısı olan hisseler son günlerde eş zamanlı yükseldi. 

      Bu firma hisselerini açığa satan belli başlı hedge fund ve türev ürünler portföyü yöneten yatırım bankaları, zararlarını kabul etmeyerek buradaki pozisyonlarının miktarını yükseltti. Zararlar gün geçtikçe katlanarak arttı ve artık durum içinden çıkılamayacak bir seviyeye gelmiş durumda. Tersine dönmediği takdirde 1997 Asya krizi sonrası 1998’deki Long Term Capital Management (LTCM) adlı hedge fund’da yaşananlar tekrardan yaşanabilir. Tek fark o zamanki krizin uluslararası piyasalarda işlem gören çeşitli Asya ülkelerinin sabit getirili menkul kıymetlerde (SGMK) yani tahvillerde yaşanırken bugünkü olayın ABD borsalarında hisse senetleri piyasasında yaşanıyor olması.

      İki olayın benzerliği ise ABD’de borsaya kote olan Nokia gibi bazı şirketlerin ve bu hisseler üzerine yazılı türev araçların New York ve Chicago borsalarından başka Frankfurt gibi borsalarda da işlem görüyor olması. Uluslararası piyasalar 2021 yılında, eskisi kadar olmasa da on-shore ve off-shore olarak hala daha birbirine bağlı. Her ne kadar Deutsche Bank örneğinde olduğu gibi yurt dışı operasyonlardan devamlı olarak zarar edilmesi sonucu yurda dönme hızında artış olsa da.

      1998’de LTCM’e 3,6 milyar dolar zararı kabul ettirilerek fon kapatılmış, arkasında bıraktığı çok daha büyük OTC tezgahüstü türev araçların yatırım bankalarına bıraktığı harabe de Fed hakemliğinde yatırım bankalarıyla yapılan toplantıyla aralarında çözülmüş, gereken noktalara gereken yamalar yapılmıştı. 2008’den beri Fed’in yaptığı yamaların büyüklüğü ne hızla artıyor bakarsanız, Fed’in bu sefer ABD dolarındaki tekelini kullanarak GameStop gibi bir hisseden başlayan hareket yüzünden bir büyük yama daha yapmasının kendi itibarını iyice yitirmesine sebep olacağını görebiliriz. Sonuçta kağıt üstünde bu devasa zararları yazan hedge fonlar, birkaç milyon küçük yatırımcı, Z jenerasyonu ve profesyonel olmayan yatırımcılara karşı kaybediyor.

      2019 Mart’ında TCMB ve sermaye grupları arasında geçen krizi ve Swap Vakası’nın mekaniğini anlarsanız bu hafta ABD borsalarında yaşanan olayların da mekaniğini anlarsınız. Kur ve hisse senetleri farklı finansal enstrümanlar da olsa, kullanılan türev araçlar farklı da olsa, arz talep ilişkisi sonucunda ortaya çıkan fiyatlar ve oluşan zararın kabul edilip realize edilmediği durumlarda işlerin ne kadar çığrından çıkabildiğini görmüş olduk.

      ABD borsalarında başlayan bu hareket fazla büyüdü ve aracı kurumlar bu hisselerde alımları bir süreliğine işleme kapattı. Alımlar kapanınca aktivist küçük yatırımcı bu sefer bir diğer ağır bir biçimde açığa satılan piyasa ons gümüş piyasasına akın etti. Dün ons gümüş fiyatı yüzde 6’ya yakın değer kazanınca ABD’de yetkililer olayın büyümesini engellemek adına geri atmak zorunda kaldılar. Kapatılan hisseler bugün tekrardan işleme açıldı . Açılınca da olayların boyutu nereye varacak izleyeceğiz.

      Aktivist hareketin en son açıklaması “Piyasaları manipüle ediyorlar, çünkü onların para birimini kullanıyoruz” olmuştu. ABD doları üretilebiliyor ancak fiziki gümüşün aynı hızda üretilmesi mümkün değil. Gümüş piyasasına geçiş, kripto paralarına geçiş için basamak gibi düşünülebilir. Borsalardan, dolayısıyla para biriminden başlayan bu hareketin sırasıyla gümüş gibi emtialara ve en son kripto paralara kadar dayanması, yaşananların birkaç gün içerisinde bitmeyeceğine işaret.

      Yazının Devamını Oku