Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Selim Önay

      Selim Önay

      Faize bir kala

      13 Haziran 2017
      Trump kaygıları, Kuzey Kore krizi ve Orta Doğu gelişmeleri ile meşgul olan piyasalar yeniden merkez bankalarının atacağı hamlelere odaklanmaya başladı. Geçtiğimiz hafta Avrupa Merkez Bankası’nın gerçekleştirdiği para politikası toplantısının ardından bu kez gözler Fed’in gerçekleştireceği Haziran toplantısında.

      Piyasalar Fed’in Çarşamba günü vereceği kararda 25 baz puanlık bir artırım bekliyor. Gelmesi muhtemel bu faiz artışının neredeyse tamamı fiyatlandı. Son toplantıda Haziran ayı ihtimallerini hala masada olduğunu belirten üyeler piyasa beklentilerini iyi bir şekilde yönlendirmeyi başardılar.

      Son basın konferansının gerçekleştirildiği Mart ayı toplantısında 2017 yılı için büyüme ve enflasyon beklentiler sabit bırakılmıştı. Benzer şekilde 2017 yılında faizlerin bulunması gerektiği yeri gösteren nokta tahminlerinde de bir değişim yaşanmamıştı. Mart ayı projeksiyonlarına göre üyeler 2017 yılında faizlerin yüzde 1.4 seviyesinde olmasını bekliyor. Bu beklenti Fed’in 2017 yılı içerisinde Haziran toplantısının dışında bir faiz artışı daha yapacağını göstermekte. Fed’in bu toplantıda yayınlayacağı projeksiyonlarda 2017 yılı beklentileri adına büyük bir değişim yapacağını düşünmüyorum. Ekonomi Fed’in arzuladığı görünüme sahip değil. Hala enflasyon yükselişinin kalıcı oluşundan emin olunamıyor. Bu endişelerin yanına bir de yeni yıl ile birlikte yavaşlayan ABD ekonomisi eklendi. Veriler çoğu komite üyesince “geçici” olarak nitelendirilse de ekonomide bir ivme kaybının yaşandığı açık.

      Fed vadelilerinde ise bir sonraki faiz artırımı ihtimalleri için Eylül ve Kasım ayları ilk etapta öne çıkıyor. Fakat yüzde 25’e yakın olan oranlar piyasanın bu aylarda gelebilecek bir faiz artırımını pek ciddiye almadıklarını gösterir nitelikte. Aralık ayında ise bu oran yüzde 41 seviyesine yükseliyor. Yani piyasalar geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi son faiz artışının Aralık ayında gelmesini bekliyorlar. Piyasaları Fed’in daha hızlı faiz artıracağı düşüncesine ikna edecek gelişmeler genel olarak ekonomik görünüme dair yapılan yorumlardan kaynaklanıyor. Mart ayı toplantısında 2017 yılı için ne büyüme ne de enflasyon projeksiyonlarında değişime gidilmişti. Son dönem bozulması göz önünde bulundurulursa olası revizyonların Fed’in şahin algılanmasına sebep olmayacağı görüşündeyim. Yani 2017 yılı için nokta tahminleri de ekonomik revizyonlar da dolar endeksini kurtaramayacak.

      Fed’in 2017 yılı bitmeden bilançosunu daraltmaya başlaması bekleniyor. Yılın ilk çeyreği geride kalırken üyelerin bu küçülme konusuna piyasaları hazırlaması için süre daralıyor. Önceki toplantılarda bilanço hamlesi konusunda fazla detay vermemeyi tercih eden komite üyeleri için Haziran ayı toplantısı yeni bir şans yaratabilir.  Bilançonun ne hızda ve ne şekilde daraltılacağına dair verilecek ipuçları bu kez piyasalardaki volatiliteyi artırabilir. 

      Yazının Devamını Oku

      ECB haziranda değişim sinyali verir mi ?

      17 Mayıs 2017
      Avrupa’da yeni yıla seçim riskleri ile başlangıç yapmıştık.

      Brexit’in gerçekleşmesi ve Trump’ın yeni ABD başkanı olması küresel çapta popülist görüşün taraftar toplamasını sağlamıştı. Fakat Hollanda ve Fransa seçimlerinde sağ görüşe sahip liderlerin seçilememiş olması birliğin dağılma ihtimallerini azaltarak bölge ekonomisine dair siyasi risklerin azalmasını sağladı Ve siyasi risklerin ortadan kalkmasıyla birlikte piyasalar, bölge ekonomisinde daha çok ekonomik gelişmelere odaklanmaya başladı.

      Parasal genişleme programının meyvelerini toplamaya başlayan Euro Bölgesi’nden açıklanan veriler iyileşmeye devam ederken piyasalar, Avrupa Merkez Bankası’nın tahvil alım programında yapabileceği değişiklikler gündemde kendine yer bulmaya başladı. Geçtiğimiz gün açıklanan Avrupa büyüme rakamlarında revize gelmezken bölgesel olarak toparlanma sinyalleri korundu. Ekonomik aktivitedeki canlanma ile birlikte yeniden yükselişe geçen enflasyon beklentilere paralel şekilde yüzde 1.9 olarak açıklandı. Enflasyondaki yükselişin iyi boyutlara ulaşması Avrupa MB’nın hedeflerine yakın olduğu ve tahvil alım miktarında önümüzdeki dönemlerde değişime gidilebileceği algısını yarattı.

      Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa MB toplantısına odaklanan piyasalar bankanın Eylül ayında tahvil alım programı parametlerinde değişime gideceğine dair bir beklenti içerisine girmiş durumda. Fakat oluşan bu beklentinin altında hem siyasi risklerin azalmış olması hem de Avrupa ekonomisindeki iyileşme neden olarak gösterilebilir. Şu ana kadar açıklamalarda bulunan Avrupa Merkez Bankası yetkililerinin hiç biri parasal genişlemeden çıkışın yakın olduğuna dair bir açıklamada bulunmadı. Özellikle Başkan Draghi parasal genişleme programının enflasyondaki kalıcı yükselişten emin olununa kadar devam etmesi gerektiği görüşüne sahip. Yani tahvil alım miktarında azalışa gidilebileceğine dair yetkililerden herhangi bir sözlü yönlendirme gelmiş değil. Geçtiğimiz aylarda piyasalar benzer şekilde ECB’nin tahvil alım programını sonlandırmadan faiz artışına gidebileceğini fiyatlamıştı. Banka yetkililerden gelen açıklamalar ile bu fiyatlamanın piyasalardaki etkisin yitirdiğine şahit olmuştuk.Euro’daki son dönem yükselişi ise piyasaların kendine bir senaryo yaratması ve bu senaryoya ilk önce kendisinin inanmasından ileri geliyor. Avrupa’daki toparlanma yadsınamaz düzeyde fakat para politikasındaki değişiklikleri konuşmak için henüz yeterli kanıtın oluşmadığını düşünüyorum.

      Haziran ayı Avrupa MB toplantısına kadar piyasalarda euro pozitif görünüm korunabilir. Fakat gerçekleşecek toplantıda Eylül ayında yapılabilecek bir değişime dair sinyal alınmazsa piyasalar yeniden tersine dönecektir. Son günlerde sert şekilde yükseliş gerçekleştirerek kısa vadedeki sıkışmayı bozan paritede ise haftalık görünüm artık takip edilebilir konumda. 1.1300 – 1.1350 bölgesi ise Avrupa MB beklentilerinin korunması koşuluyla yeniden radarımıza girebilir. 

      Yazının Devamını Oku

      FOMC metninde dikkat edilecek noktalar

      3 Mayıs 2017
      Piyasalar akşam saatlerinde açıklanacak Fed kararına odaklanmış durumda.

      Faiz oranında herhangi bir değişim beklenmiyor fakat açıklanacak olan karar metni piyasa beklentilerini yeniden şekillendirebilir. Komite yetkililerinin uzun süredir dile getirdikleri yegane şey, normalleşme sürecinin ekonomik verilere bağlı şekilde hareket edeceğiydi. Her toplantıda kademeli faiz artışına atıfta bulunan komite üyelerinin karar metninde ne gibi değişikliklere gidecekleri büyük bir merak konusu.

      Mart ayı toplantısı karar metninde istihdam piyasalarındaki güçlenmenin devam ettiği ve ekonomik aktivitenin genişlemeyi sürdürdüğü dile getirilmişti. Açıklamanın ardından takip edilen ABD büyümesinde ise son 3 yılın en yavaş genişlemesine şahit olduk. Veri yüzde 0.7’lik bir artış gösterdi. İstihdam tarafında ise son açıklanan raporda beklentilerin hayli uzağında bir görünüm ile karşı karşıya kaldık. Tarım dışı sektörlerden 98 bin kişilik bir katılımın gerçekleştiği Nisan ayı raporunda gerilemenin sebebi yeniden geçici etkilere bağlandı. Özellikle inşaat sektöründen gelen desteğin kesilmesi tarım dışı istihdam verisindeki şok gerilemenin ana sebebiydi. Bugün yayınlanacak metinde ise komite üyelerinin istihdam piyasasındaki değişimi geçici mi yoksa kalıcı mı olarak nitelendirdiklerine dair bir ipucu olacak. Karar metninde istihdam piyasalarına dair yapılan nitelendirmelerde herhangi bir değişimin olması piyasaların gelecek faiz artışlarına dair kaygılarını artıracaktır. Fakat bu ihtimalin düşük olduğunu dile getirmekte fayda var. Geçtiğimiz dönemlerde de istihdam raporlarında şaşırtıcı düşüşler yaşanmış fakat komite üyeleri tek bir veriye bakarak tahminlerini güncellemediklerini dile getirmişti.

      Hanehalkı harcamalarının yükselmeye devam ettiği de metinde yer alan detaylar arasındaydı. Ayrıca enflasyona dair yapılan yorumlar da piyasa bazlı ölçümlerin düşük kalmaya devam ettiği anket bazlı enflasyon beklentilerinin ise değişim gösterip dengelendiği dile getirilmişti. Fed’in dikkatle takip ettiği çekirdek PCE rakamlarında ise uzun süredir bulunduğu yüzde 1.8 seviyesinden yüzde 1.6’ya geriledi. Fakat bu dönüş komite üyelerini endişelendirecek boyutta gözükmüyor. Dolayısıyla karar metninde enflasyona dair yapılan yorumlarda bir değişime gidilmesi için geçerli bir sebep bulmak zor.

      Son dönemlerde piyasaların dikkati gelecek faiz artırımlarından çok bilanço daralmasına yönelmiş durumdaydı. Üyelerden de birkaç kez konuya ilişkin yorumlar gelse de 4.5 trilyon dolarlık bilançonun nasıl azaltılacağı hala belirsiz. Yayınlanacak metinde bilanço düzeltmesinin nasıl gerçekleşeceğine dair herhangi bir ipucuna yer verilmesi beklenmiyor. Faiz artırımları sürerken bilançonun ne miktarda ve ne hızda daraltılacağı Fed’in piyasaları bu değişimlere nasıl hazırlayacağı büyük bir belirsizlik olarak hala geçerliliğini koruyor.

      Yazının Devamını Oku

      Merkez bankası sıkı duruşunu güçlendiriyor

      27 Nisan 2017
      Piyasaların merakla beklediği toplantı sonuçlandı ve TCMB geç likidite penceresi faizinde bir artırıma gitti

      Piyasaların merakla beklediği toplantı sonuçlandı ve TCMB geç likidite penceresi faizinde bir artırıma gitti. 50 baz puanlık bir değişimle oran yüzde 12.25’e çekildi. Politika faizi yüzde 8, koridorun alt bandı yüzde 7.25, üst bandı ise 9.25 seviyesinde sabit tutuldu. Alınan karara gerekçe olaraksa enflasyon görünümündeki bozulmayı sınırlandırma amacı gösterildi. Yapılan müdahele her ne kadar sembolik Bankası geçtiğimiz dönemlerde geç likidite penceresini kullanarak ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini yükseltme çabasına gitmişti. Referandum öncesi ve sonrasında efektif fonlama maliyeti genel olarak yüzde 11.50 seviyelerinde gerçekleşmişti. Bugün açıklanan karar öncesinde teknik olarak yüzde 11.75 ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin tavan noktasıydı. Bugün alınan karar ile birlikte bu oran yüzde 12.25’e çekilmiş olundu. Yani merkez bankası önümüzdeki dönemlerde elini biraz daha rahatlatmak adına kendine alan yaratmış oldu.

      Verilen bu karar piyasalara önemli bir değişim olarak görülse de piyasalara verilen mesaj adına kuvvetli sinyaller içeriyor. Merkez mesajlar veriyor. Geçtiğimiz dönemlerde piyasanın gerisinde kaldığı öne sürülerek eleştiriler alan merkez bankası bu kez piyasaların önünde olmayı başardı. Önümüzdeki dönem fiyatlamalarına etki edecek asıl konu ise fonlama kompozisyonu olacak. Geç likidite penceresi faizinin artırılması ilk etapta fonlama maliyetlerine yansımayabilir. Verilen bu kararın etkisi kısa vadede Tük Lirası’nda iyimser bir havayı beraberinde getirecek fakat bu havanın devamı için merkezin bankaları GLP’ye zorlamaya devam etmesi gerekecek.

      Karar ile birlikte gelen açıklamalarda ise ekonomik aktivitenin canlılığına dikkat çekildi. Geçtiğimiz dönemlerde hükümet beyaz eşya, mobilya ve otomotiv alanlarında vergi düzenlemeleri ile birlikte pazarı canlı tutmayı başarmıştı. Kurul ayrıca yapısal reformlara da dikkat çekti. Referandumun ardından özellikle enflasyon ve işsizliği dizginleyecek reformların hayata geçirileceği açıklamalarını hükümet kanadından takip etmiştik.

      Merkez bankası gecikmeli kur etkisinin fiyatlara yansımaya devam ettiği şu dönemlerde sıkı para politikası ile genel fiyatlar seviyesindeki yükselişi sınırlamaya devam edeceklerini belirtiyor. Ayrıca gerekirse ilave parasal sıkılaştırmanın yeniden gündeme gelebileceği de yinelenmiş. Gelişmeleri özetlersek merkez bankası kur volatilitesinin azalması ve siyasi risklerin ortadan kalkmasıyla yüzünü yeniden enflasyon dinamiklerine döndüğünü söyleyebiliriz. Küresel koşullar gözetlenerek para politikası enflasyon gelişimi etrafında şekillenmeye devam edecek.

      Yazının Devamını Oku

      Merkez Bankası sıkı duruşunu güçlendiriyor

      26 Nisan 2017
      Piyasaların merakla beklediği toplantı sonuçlandı ve TCMB geç likidite penceresi faizinde bir artırıma gitti.

      50 baz paunlık bir değişimle oran yüzde 12.25’e çekildi. Politika faizi yüzde 8, koridorun alt bandı yüzde 7.25, üst bandı ise 9.25 seviyesinde sabit tutuldu. Alınan karara gerekçe olaraksa enflasyon görünümündeki bozulmayı sınırlandırma amacı gösterildi. Yapılan müdahele her ne kadar sembolik bir değişim olarak görülse de piyasalara verilen mesaj adına kuvvetli sinyaller içeriyor. Merkez Bankası geçtiğimiz dönemlerde geç likidite penceresini kullanarak ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini yükseltme çabasına gitmişti. Referandum öncesi ve sonrasında efektif fonlama maliyeti genel olarak yüzde 11.50 seviyelerinde gerçekleşmişti. Bugün açıklanan karar öncesinde teknik olarak yüzde 11.75 ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin tavan noktasıydı. Bugün alınan karar ile birlikte bu oran yüzde 12.25’e çekilmiş olundu. Yani merkez bankası önümüzdeki dönemlerde elini biraz daha rahatlatmak adına kendine alan yaratmış oldu.

      Verilen bu karar piyasalara önemli mesajlar veriyor. Geçtiğimiz dönemlerde piyasanın gerisinde kaldığı öne sürülerek eleştriler alan merkez bankası bu kez piyasaların önünde olmayı başardı. Önümüzdeki dönem fiyatlamalarına etki edecek asıl konu ise fonlama kompozisyonu olacak. Geç likidite penceresi faizinin artırılması ilk etapta fonlama maliyetlerine yansımayabilir. Verilen bu kararın etkisi kısa vadede Tük Lirası’nda iyimser bir havayı beraberinde getirecek fakat bu havanın devamı için merkezin bankaları GLP’ye zorlamaya devam etmesi gerekecek.

      Karar ile birlikte gelen açıklamalarda ise ekonomik aktivitenin canlılığına dikkat çekildi. Geçtiğimiz dönemlerde hükümet beyaz eşya, mobilya ve otomotiv alanlarında vergi düzenlemeleri ile birlikte pazarı canlı tutmayı başarmıştı. Kurul ayrıca yapısal reformlara da dikkat çekti. Referandumun ardından özellikle enflasyon ve işsizliği dizginleyecek reformların hayata geçirileceği açıklamalarını hükümet kanadından takip etmiştik.

      Merkez bankası gecikmeli kur etkisinin fiyatlara yansımaya devam ettiği şu dönemlerde sıkı para politikası ile genel fiyatlar seviyesindeki yükselişi sınırlamaya devam edeceklerini belirtiyor. Ayrıca gerekirse ilave parasal sıkılaştırmanın yeniden gündeme gelebileceği de yinelenmiş. Gelişmeleri özetlersek merkez bankası kur volatilitesinin azalması ve siyasi risklerin ortadan kalkmasıyla yüzünü yeniden enflasyon dinamiklerine döndüğünü söyleyebiliriz. Küresel koşullar gözetlenerek para politikası enflasyon gelişimi etrafında şekillenmeye devam edecek.

      Yazının Devamını Oku

      Fed yılın ikinci yarısını bekler

      15 Aralık 2016
      Piyasaların merakla beklediği Aralık ayı FOMC toplantısı sonuçlandı.

      Piyasa beklentileri ile paralel şekilde 25 baz puanlık bir artışa giden yetkililer, 2015 yılında olduğu gibi 2016 yılının son toplantısını da es geçmedi.  Piyasayı hareketlendiren gelişme ise alınan faiz kararından ziyade, önümüzdeki dönem projeksiyonlarında yaşanan değişimdi. Eylül ayı toplantısında 2017 yılı için iki faiz artışı bekleyen üyeler, yeni yıla dair beklentilerini yukarı yönlü revize etti. Üyelerin önümüzdeki yıl faiz oranı beklentileri yüzde 1.375 olarak belirlenirken, bu detaydan komite üyelerinin 2017 yılında üç faiz artışı bekledikleri sonucuna ulaştık.

       

      Karar ile birlikte yayınlanan raporda ise büyüme beklentilerinde yukarı yönlü yapılan ufak revize dikkat çekiciydi. Enflasyon rakamlarına dair metinde yapılan atıf ise enflasyondaki yükselişe olan güvenin arttığına işaret ediyor. Geçtiğimiz dönem enflasyon performansından memnun gözüken üyelerin önümüzdeki döneme ait şüphelerinin varlığı da satır aralarında gizlenmiş durumda.

      Piyasaların merak ettiği soruların başında ise, Trump ile birlikte değişmesi beklenen ekonomik görünümün Fed’in planını nasıl değiştireceği geliyordu. Yayınlanan metinde Trump etkisinin sınırlı kaldığını görüyoruz. Komitenin başta gelen üyeleri geçtiğimiz dönemlerde yeni başkan ile birlikte gelecek ekonomik değişimlerin faiz artırımının yolunu açacağına dair söylemlerinin olduğunu biliyoruz. Üyelerin fikirlerinde herhangi bir değişim yok. Katılımcıların aklındaki tek soru Trump bu değişimleri nasıl yapacak ? Bu sorunun cevabı netleşmediği süre boyunca da mali teşviklerden kaynaklı faiz artışı ihtimallerinin güçlenmesi olası gözükmüyor.

      Trump başkan olarak seçilmeden önce sert açıklamalarda  bulunan ve başkanlık döneminde bu açıklamalarından cayabilecek bir yapıya sahip olduğunu şimdiye kadar kanıtlamış durumda. Yani aday Trump ile başkan Trump arasında farklar olacak. Eğer yeni başkan mali teşvikler konusunda dediğini yapacak olursa gözler yeniden Fed üyelerine dönecek. Kamu harcamalarının artırılması halinde Fed’in izleyeceği sahanın istihdam piyasası olduğunu Fed Başkanı Yellen’ın açıklamalarından çıkarabiliriz. Yapılacak teşviklerin bir şekilde işgücü piyasalarına yansıması gerekecek. Uygulanacak maliye politikasının ilk etkileri görülmeden Fed’in bu sebeple şahinleşme ihtimali düşük. Trump 20 Ocak itibariyle başkanlığı devralacak. Önünde 4 yıllık bir süreç olan yeni başkanın, mali teşvikler konusundaki vaatlerini yerine getirmede aceleci davranmayacağını düşünüyorum. Bu sebeple faiz patikasında Fed’i hızlandıracak kamu kaynaklı gelişmelerin piyasaya yansıması sanılandan uzun sürecektir. Bu varsayımlar altında; önümüzdeki yıl da faiz artışı tartışmalarının hararetleneceği zaman diliminin muhtemelen yılın ikinci yarısına denk geleceğini düşünüyorum. Bu süre boyunca piyasaların gözü kulağı Trump etkisi ve enflasyon görünümünde olacak.

      Alınan kararın ardından gerçekleştirilen basın toplantısında Yellen’ın özellikle dikkat çektiği bir diğer konu ise verimlilik. Yaşlanan nüfus ile birlikte verimliliğin düşüşünden rahatsız olan Başkan Yellen’ın açıklamaları, önümüzdeki dönemlerde verimlilik konusunun piyasalar tarafından daha çok takip edilebileceği anlamına gelebilir. Ayrıca para politikasının yanısıra sürdürülebilir büyüme için verimliliğin önemi komite üyeleri tarafından sıkça dillendirilen konulardan biri olarak ön plana çıkmakta.

      Yazının Devamını Oku

      Piyasalar Avrupa Merkez Bankasından Ne Bekliyor?

      8 Aralık 2016
      Piyasalar Fed’in faiz artırımı, ABD Başkanlık seçimleri ve İtalya referandumunu dikkatlerini çevirmişken Avrupa Merkez Bankasının vereceği kararlar biraz daha arka planda kaldı.

      Sene başından itibaren özellikle Avrupa ekonomisi birçok riskin üstesinden gelebildi. Brexit ile başlayan fırtına Avrupa’da yaşanan bankacılık problemleriyle esmeye devam etti. İtalya referandumunun birlik için yarattığı tehlikeyi de bir şekilde öteleyen bölge ekonomisinde yeni sınav, merkez bankasının atacağı adımlar ile verilecek.

      Geçtiğimiz dönemlerde hem tahvil alım miktarlarında artırıma giden hem de programın süresini uzatan yetkililerin bir sonraki adımı, piyasalarda yeni bir sürecin başlamasını sağlayabilir. Ekonomik hedeflerine gün geçtikçe yaklaşan Euro Bölgesi’nde geçtiğimiz dönem yayınlanan ekonomik projeksiyonlara daha da yaklaşıldı. 2016 büyümesi olarak yüzde 1.6’yı hedefleyen bölge ekonomisinde önceki gün açıklanan büyüme rakamının yüzde 1.7 olarak gerçekleştiğini gördük. Ekonomik aktivite açısından bölge ekonomisinden gelen veriler iyimserliğini koruyor. Önümüzdeki dönem beklentilerini yansıtması nedeniyle dikkatle takip edilen PMI verilerindeki olumlu tablo bölgenin iyi sinyaller verdiğine işaret etmekte.

      Enflasyon hedeften uzak

      Ekonomik aktivite açısından eli biraz olsun rahatlamış olan Euro Bölgesi’nin hedefleri arasında yüzde 2’lik bir enflasyon rakamının olduğunu biliyoruz. Veride her ne kadar kıpırdanma yaşansa da yükseliş ancak yüzde 0.6 seviyesine ulaşabildi. Yani TÜFE açısından bölge ekonomisinin alması gereken yol çok daha uzun. Parasal genişlemenin etkilerini gecikmeli olarak verilere yansıdığı gerçeğini göz önünde bulundurursak yakalanılan yükseliş ivmesi en azından 2017 yılı ilk çeyreğinde de hissedilmeye devam edilecektir. Başta Draghi olmak üzere yetkililerin yaptığı açıklamalar da ‘tahvil alım programının ekonomik hedeflere ulaşılana dek süreceği’ şeklinde. Görünümden emin olunmadığı süre boyunca da banka tahvil alım programı parametrelerinde keskin değişiklikler yapmaktan çekinecektir. 

      Bugün gerçekleştirilecek olan toplantıda ise Draghi ve ekibi ekonomik gidişatı bozacak bir karar almaktan kaçınacaktır. Bu çerçevede; geçtiğimiz dönemlerde tapering yani tahvil alım programını kademeli olarak azaltılacağı spekülasyonları ile gündeme gelen bankanın genişlemeci tavrını sürdürmesini bekliyorum. Toplantının ardından gerçekleştirilecek olan basın toplantısında Draghi ve ekibinin tahvil alım programı süresinin uzatması piyasalarca iyimser karşılanacaktır. Altı aydan kısa bir sürece uzatılan program bankanın son zamanlarda kendinden emin görünümünü bozacak bir etken olarak karşımıza çıkabilir. Benzer şekilde 80 milyar euroluk tahvil alım miktarının azaltılması da durulan suyun yeniden bulanmasına neden olabilir. Her ne kadar Brexit ve İtalya referandumunun doğurduğu sonuçlar şimdilik arka plana itilse de önümüzdeki dönemlerde bu riskler yeniden gündeme gelebilir. Birliğin sağlığı ve yerindeliğinin sorgulandığı şu günlerde Avrupa Merkez Bankası piyasalara her şey yolunda gidiyor imajını açıklamalarıyla birlikte verip, ekonomik projeksiyonlarında yukarı yönlü revizeler yapılabilir. Tahvil alım programında yapılabilecek süre uzatımı ile birlikte de banka, piyasaların güvenini bir kez daha kazanıp yeni yıla kendinden emin bir şekilde girmek isteyecektir.

       

      Yazının Devamını Oku

      Dolar in altın out

      17 Kasım 2016
      Piyasalar son zamanlarda yeni ABD Başkanı Trump’ın global ekonomilere ne gibi değişimler getireceği konusuna odaklanmış durumda.

      20 Ocak itibariyle yönetimi ele alacak olan Trump, yeni altyapı yatırımları ve vergi indirimler ile ekonomik aktiviteyi canlandıracağını defalarca dile getirdi. Seçimin ardından bu beklentiyi satın alan piyasalar, endekslerde yeni zirveler oluşmasını sağladı. Altın ise bu gelişmelerden zarar gören enstrümanların başında geliyor. Artan risk iştahı ile gerileyen değerli metalde önümüzdeki dönem fiyatlamasının nasıl gelişeceği merak edilen konuların başında geliyor.

      ABD cephesinden gelecek olan harcamalar ile ülke enflasyon rakamlarının yukarıya tırmanması beklentisi mevcut. Altın fiyatları ve enflasyon arasındaki ilişkinin de doğrusal olduğunu düşünebiliriz fakat her enflasyon yükselişi altın fiyatlarını yukarıya çekecek bir görünüme sahip olmayabilir. Altın genel olarak piyasalarca sığınma veya da paranın değer kaybından korunma aracı olarak görülür. Fiyatlamadaki değişimlerde çoğu zaman arz talep dengesinin dışında spekülatif hareketlerden ileri gelir.

      Önümüzdeki dönemlerde beklenildiği gibi ABD ekonomisi enflasyon yaratabilirse altın fiyatlarında da benzer oranlarda yükseliş görmeyebiliriz. Bu düşüncenin altında ise piyasaların risk algısının durumu yatıyor.

      Eğer planlanan gibi ABD ekonomisinde harcamalar artacak ve vergi indirimleri de gerçekleştirilecek olursa hisse senedi piyasaları, oluşan bu ortama yeni zirveler ile cevap verecektir. Yeni zirveler ise yatırımcıların endekslere olan ilgisini çekecek ve ülke endekslerine para girişini hızlandıracaktır. Böylesi bir senaryoda ise para çıkışının gerçekleşeceği enstrümanların başında altın gelecektir. Yani sağlıklı bir şekilde büyüyen ABD ekonomisiyle piyasalardaki risk iştahının yüksek kalmaya devam edeceğini ifade edebilirim.  Grafikte ise 2008 krizinin etkilerinin sona ermesiyle birlikte endeks ve altın ayrışmasının net bir şekilde oluştuğunu görüyoruz. Yani ABD ekonomisinde işler yolunda giderse bu ayrışmanın devam edeceğini söylemek yanlış olmayacak.

      Altının etkileşim içerisinde olduğu bir diğer varlık ise dolar endeksi. Eğer dolar endeksi yeni tepeler oluşturmaya devam ederse altında göreceli baskının devam edeceğini ifade edebiliriz. Trump’ın yeni ekonomik planı Fed’in faiz artışını kolaylaştırması bekleniyor. Yapılan harcamalar her ne kadar enflasyona neden olacak olsa da eli rahatlayan Fed, hızlı faiz artışları ile birlikte enflasyonu takip edecek güce sahip olacak. Yeni faiz artışları ise doların önümüzdeki dönemlerde de kuvvetli kalmasını sağlayacak.

      Yukarıda bahsettiklerim altın fiyatlarındaki satıcılı seyrin devam etmesi için öne sürdüğüm sebepler. Fakat bu senaryonun hayat bulabilmesi için ABD’deki yeni harcamaların yatırımlara döndüğü varsayımını kabul etmemiz gerekiyor. Eğer bu döngü sanıldığı kadar sağlıklı çalışmaz ise piyasaların güvenli limanlara dönüşü beklenenden çabuk olacaktır. Alternatif senaryoda yapılan harcamalar nedeniyle artan bütçe açığı, beklenilen kadar hızlı faiz artıramayan Fed ve oluşan risk ortamıyla hisselerden hızlı bir şekilde çıkış yapan bir piyasa ile karşılaşıyoruz. Tüm bu gelişmeler ise altına olan talebi yeniden kuvvetlendirebilir. Özetle değerli metaldeki yeni yön için Trump ile birlikte gelen yeni ekonomik hamlelerin yerindeliği ve etkileri önemle takip edilmeli. Zincirdeki halkaların birinin bile zayıf çıkması piyasalara sert rüzgarları beraberinde getirebilir. 

      Yazının Devamını Oku