Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Murat Tufan

      Murat Tufan

      murat.tufan@meksa.com.tr

      Borsada yeni hedef nedir?

      23 Ocak 2018
      Her sene olduğu gibi 2018 içinde piyasa beklentilerine dair bir çok rapor yayınlandı. Tüm bu raporların ortak noktasında derinleşen bir risk unsuru gündeme gelmediği sürece, borsanın yatırımcılarına yine en çok kazandıran finansal araç olabileceği yönündeydi.

      Bildiğimiz üzere Endeksin geçtiğimiz sene ki performansı göz kamaştırdı ve yaklaşık yüzde 45'lik yükselişle yılın en çok kazandıranı oldu. Yeni seneye de primli başlayan borsa, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör örgütlerini temizleme amacıyla Afrin'e başlattığı Zeytin Dalı Harekatı haberi ile ilk etapta 112 bin puan seviyelerine kadar düştü. Ancak daha sonra operasyona yönelik şeffaf bir iletişimin kurulması, operasyona yönelik oluşan belirsizlik ortamının hızla ortadan kalkması, hükümet cephesinden ekonomiye olan güvenin vurgulanmaya devam etmesi ve büyümeye büyük katkı sağlayan KGF uygulamasının bu yılda devam edeceğine dair açıklamalar tüm kayıpları fazlasıyla telafi etmişe benziyor.

      ENDEKSİ 2017'DA ULAŞTIRMA SIRTLADI

      Son 1 yılda Ulaştırma Sektörü yaklaşık yüzde 184 bankacılık sektörü ise yaklaşık yüzde 30 üzerinde yükseldi.

      Borsanın alt endekslerinin ağırlıklarına baktığımız zaman bankacılık sektörünün performansı hep önemli ve kritik olmuştur. Ancak geçtiğimiz yıl hızla yükselen enflasyon, faizlerin yukarı gitme isteği ve bunların yaratmış olduğu belirsizlikler bankaların kredi noktasında cesaretli adımlar atmasına engel olduğunu düşünüyorum. Ancak Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizi sonrası hızla toparlanan ulaştırma sektörü Borsa'yı sırtladı.

      Ulaştırma sektörüne nazaran daha ucuz kalan bankalarımıza yönelik ise bu yıl pozitif beklentiler mevcut. Raporlar Türk Bankalarının bu yıl içinde yaklaşık yüzde 20 -25 oranında bir getiri sağlayacağını söylüyor.

      Yeni yıla bu olumlu beklentiler ile Bankacılık Sektörü en çok yükselen alt endeks olarak başladı. Yaklaşık yüzde 4 yükselen Bankaları Sınai, Ulaştırma ve Hizmetler Sektörleri izliyor. Ancak ABD'de devam eden mevcut davanın sonuçları orta vadede bankacılık sektörü için en büyük temel risk oluşturabilir.

      KGF ile Hazine arasında imzalanan protokolle 55 milyar TL'lik kefaletin oluşturacağı kredi kullanıma açılıyor ve bu meblağın 5 milyar TL'si geri dönüşlerden diğer kalan 50 milyar TL'si ise yeni kefalet olacak... Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in bu kefaletin 25 milyar TL'sinin imalat sanayi, 15 milyar TL'sinin de ihracatçılara kullandıracağını açıkladı. Ekonomik büyümeye dair olan iyimser beklentiler, KGF etkisi ve olası teşvikler bu yılda borsa özelinde yeni hikayeler yaratabilir.

      UCUZ KALAN SEKTÖRLER PORTFÖYLERDE DÜŞÜNÜLEBİLİR

      Yazının Devamını Oku

      “El Trump” kasırgası küresel ticareti sarsabilir

      24 Ocak 2017
      Son 100 metredeki inanılmaz deparıyla ABD Başkanlık yarışını göğüsleyen Mr. Trump, bazı kesimlere göre şimdiden dünyadaki yeni bir düzenin habercisi...

      Cumhuriyetçi adayın Beyaz Saray’daki rahat koltuğuna oturması ile beraber, ABD’nin hem içerideki dengelerinde hem de diğer ülkelerle olan ilişkilerinde ezber bozan yeni gelişmeler gündemde yerini alacak gibi duruyor.

      Bu keskin görüşü, Alman Dışişleri Bakanı da net ifadelerle yineledi: “Donald J. Trump’ın ABD Başkanı olarak seçilmesi, tarihi bir an ve 20. Yüzyılın eski dünyası artık tamamen sona erdi.”

      Trump’ın hayata geçirmek istediği politikalara baktığımız zaman, Bakan’ın bu görüşünü destekleyenlere hak vermemek elde değil sanırım. Literatürde “yıkıcı yenilik” olarak adlandırılan hamleler, ardı ardına tüm dünyayı kasıp kavurabilir. Şu an için politikaların yıkıcı olacağına dair şüphe olmasa da dünyaya yeni bir vizyon sunacağına dair endişeler had safhada diyebiliriz. Trump’ın popülist söylemlerine baktığımız zaman, başta ABD olmak üzere tüm dünyada sancılı değişim kasırgaları esecek gibi görünüyor. Peki Trump ne diyor, ne vaad ediyor?

      •    ABD’ de vergileri azaltarak gelir vergisi oranlarında sadeleşmeye gitmek istiyor,
      •    Alt yapı yatırımlarını artırmayı ve buna paralel ülkenin çürüyen altyapısını yeniden inşa etmeyi planlıyor,
      •    Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP), Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) kendine göre yorumlamak arzusunda,
      •    Çin ve Meksika’dan ithal edilen mallara yüksek gümrük vergileri uygulamayı umuyor,

      Yazının Devamını Oku

      “Abenomics”in Modası Geçti, Şimdi Yeni Trend “Trumpflation”

      19 Aralık 2016
      Kelime oyunları ile ekonomi literatürüne biraz da zorlamayla kazandırılan bu iki kelime aslında dünyanın iki büyük ekonomisinin kaderini ve aralarındaki güç dengesini belirliyor.

      Kulakta hoş seda bırakan ve 10-15 harften oluşan basit görünümlü kelimeler, bazen ülkelerin politikalarını bir çırpıda özetleyebiliyor. Siz de dünyanın en büyük ekonomisi Amerika ile üçüncü büyük ekonomisi Japonya’nın 2017 yılındaki temel mali ve parasal uygulamalarının piyasalar ve de en önemlisi USDJPY paritesi üzerindeki etkilerini merak ediyorsanız sizleri yazımı okumaya davet ediyorum.
      Sizleri çok da merakta bırakmadan başlıkta reklamını yapmış olduğum iki terimin içeriklerinden bahsetmek istiyorum. “Abenomics”, 2012 yılından bu yana Japonya Başbakanlığı görevini sürdüren Shinzo Abe’nin ekonomiyi canlandırma amaçlı genişlemeci kamusal müdahalelerini ve bu doğrultuda BoJ’un likiditeyi artırma amaçlı parasal müdahalelerini simgeliyor ve de asıl amaç olarak uzun yıllardır büyüyememe ile düşük enflasyon belalarıyla mücadele eden ekonomi için reçete olarak sunuluyor. “Trumpflation” ise çok çok daha yeni bir kavram ve aslında ayrıntıları henüz belli olmasa da Donald J. Trump sonrası Amerika’da uygulanması beklenen potansiyel politikaları simgeliyor. Genel hatlarıyla, 20 Ocak 2017’de Obama’dan (şu anki topal ördek) koltuğu devralacak olan Trump’ın seçim propagandalarında öne sürdüğü reel ekonomi ve finansal piyasaları destekleyici hükümet politikalarını içeriyor. 80’li yıllarda moda olan arz yönlü iktisadı yeniden gündeme getiren Trump ile vergilerin azaltılarak dış ticarete daha kapalı yapı oluşturulup ilk önce iç tüketimin ardından da büyümenin şaha kaldırılması hedefleniyor. Ancak buradaki potansiyel tehlike, yeni Başkan Trump ile FED’in birbirlerini görmezden gelmesi olacaktır.

      Peki, neden bunlardan bahsettik? En önemli neden, bu politikaların 2017 yılını da kapsayacak şekilde önümüzdeki yıllarda ülkelerin dominant politikaları olmasının beklenmesidir. Reel ekonomiyi ve finansal piyasaları direkt olarak etkileyecek güçlü liderlerin uygulamaları, önümüzdeki dönemin ana yön belirleyicileri olacaktır. Şu anki beklentiler, tüketim ile pompalanan Amerika büyüme oranının 4.0% civarına çıkması ve enflasyonun da FED’in uzun dönemli hedefi olan 2.0%’nin üzerine çekilmesidir. Yüksek enflasyon da beraberinde yüksek piyasa faizlerini ve dolayısıyla da faiz artırımına yatkın, daha şahin (daha sıkı para politakası) bir FED görünümünü getirecektir. 14 Aralık’taki FED Toplantısı’ndan da bu yönde mesajlar gelmiş ve 2017 yılında 3 adet 25bp’lık faiz artışı hedeflendiği belirtilmiştir. Kuvvetli Dolar bu politikaların sonucu ve gelişmekte olan ülkelerin korkulu rüyası olacaktır. Tam tersi olarak; Japonya’da ise Ocak ayında BOJ tarafından başlatılan negatif faiz ortamı ve destekleyici devlet harcamalarının devam etmesi beklenmektedir. Eylül ayında ise tahvil alımlarında 7-12 yıl vade aralığı olarak uygulanan sınırın kaldırılarak verim eğrisinde getiri hedefi uygulanmasına karar verildi. Daha heterodoks bu politika ile 10 yıllık tahvil faizlerin 0% civarında tutulması ve bankaların desteklenmesi hedeflenmekte. Yüksek likidite ve düşük faiz ortamı ile zayıflayan Yen’in ayrıca Japonya ihracatına da katkı yapması “Abenomics”in ana hedeflerinden biri olarak bizlere yansımaktadır.

      Dünya’nın en büyük bankalarından olan Fransız BNP Paribas da Aralık ayındaki raporunda paritenin 2017 yılı sonunda 128’e gitmesini beklediği açıklamıştır. Amerikalı yatırım bankası Morgan Stanley ise 2017 yıl sonu olarak 125 seviyesini işaret etmektedir.

      Teknik görüntüye baktığımızda 98.930 seviyelerine kadar gerileyen parite hızlı yükselişe geçerek ara güçlü direnç olan 115.00 seviyesini yukarı yönlü geçti. 115.00 seviyesi rol değişimine uğrayarak destek olarak takip edilebilir. Bu seviyenin üzerinde kalınması halinde yükselişlerin devamı kademeli olarak 120.00 – 124.00 bölgesine doğru sürebilir.

      2016 USDJPY paritesi için oynaklığın yükseldiği bir yıl oldu. Piyasaların yıl içinde güvenli varlıklara olan talebini yükseltmesi sonrası Yen Dolar karşısında hızlı değer kazansa da FED’in faiz artışı beklentileri ve Japonya Merkez Bankasının hamleleri sonrası USDJPY paritesi yeniden yükselişe geçti.

      Sonuç olarak, 2017 yılı içerisinde kulaklarımız bir yandan bu yılı seçim zaferleri ile geçiren liderler Trump ve Abe’nin açıklamalarında olsa da, gözlerimiz yükseliş trendinin devamını izleyecek gibi duruyor. 

      Yazının Devamını Oku

      İşte doları yükselten nedenler

      4 Ekim 2016
      Küresel piyasalarda suların durulmadığı bir dönemden geçiyoruz. İç piyasalarda siyasi ve ekonomik baskılar mevcutken dış piyasalarda da iç açıcı bir tablo bulunmuyor.

      İç ve dış gündemin dolar kuru üzerindeki etkilerine baktığımızda TL, Dolar karşısında son iki ayın zirve seviyesine yükseldiğini görüyoruz. Dolar TL karşısında hafta başından bu yana % 1 değer kazanırken diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine göre TL’nin negatif ayrışmış bulunuyor. Güney Afrika randı % 0,46 değer kazanırken Brezilya Real’inde bu oran % 1,5 seviyesine yaklaştı.

      Peki nedir dolar kurunda bu oynaklığı artıran nedenler, sırasıyla inceleyelim…

      Dün, TUİK’in açıkladığı enflasyon oranının gıda fiyatları öncülüğünde yaşanan düşüş ile %7,28 seviyesine gerilemesi ile TCMB’nin sadeleştirme adımlarına devam edeceği beklentisini artırdı. Bu beklenti TL’yi zayıflatan önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. 

      Bir diğer önemli neden ise, kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in beklenmedik bir şekilde verdiği not kararı. Moodys’in Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyenin altına düşürmesinin etkilerinin devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Karar sonrası tahvillerde yaşanan çıkış TL’nin değer kaybına neden oluyor. Aynı zamanda dün diğer bir kredi derecelendirme kuruluşu olan S&P yayımladığı raporda en kırılgan ülkeler olarak Venezüella, Arjantin ve Türkiye’yi işaret etmesi TL varlıkları üzerindeki kırılganlığı yükseltti. Öte yandan olağan üstü hal sürecinin 3 ay süreyle uzatılması TL varlıklarında baskıyı arttıran etken olarak dikkat çekti. Önümüzdeki süreçte siyasi kanattan yapılacak olan açıklamalar TL varlıklarını etkilemeye devam edebilir. 

      İngiltere Başbakanı May’in 2017 yılı Mart ayına kadar İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılma sürecini başlatacağına yönelik ifadeleri Sterlinin sert değer kaybetmesinde etkili oldu. Piyasaların Brexit endişelerinin yeniden yükselmesi sonrası Dolara olan talebini yükselttiğini görüyoruz.

      FED üyesi Mester’in kasım ayında yapılacak olan toplantıda faiz artırımının canlı olduğunu ifade etmesi FED beklentilerinin yeniden fiyatlanmasında etkili oluyor. Öte yandan ABD’den açıklanan olumlu imalat sanayi verisi büyümeye işaret etmesi faiz yükseltme ihtimalini arttırıyor. Bu da yine kuru yukarı yönlü destekleyen bir diğer neden olarak karşımıza çıkıyor.

      Deustche Bank’a uygulanan 14 milyar dolarlık cezanın bankayı zora sokabileceğine yönelik endişeler Doların değer kazanmasında etkili oldu. Deustche Bank’ta yaşanan sorunların domino etkisi yaratarak diğer bankalara sıçraması endişe yaratıyor. Deustche Bank ve diğer önemli bankalarda toplu işten çıkartmaları Avrupa Birliği ekonomilerindeki sorunları yeniden gündeme gelebilir.

      Sonuç olarak tüm bu gelişmelerin Türk Varlıkları aleyhine fiyatlamalara neden olduğunu görüyoruz. Yukarıda bahsedilen etkenlerin devam etmesi halinde Dolar TL paritesinde yükselişlerin devamı yaşanabilir. Tabi mevcut hikaye korunduğu sürece… Teknik olarak incelediğimizde, önemli direnç olan 3.0360 seviyesinin aşıldığını görüyoruz.

      Yazının Devamını Oku

      Dolar neden yükseliyor?

      22 Ağustos 2016
      Amerika Merkez Bankasının (FED) faiz artışı sürecinin yavaş olacağı beklentisi Lira’nın da içinde bulunduğu gelişmekte olan ülke para birimlerini olumlu etkilese de TL’nin diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine göre biraz daha az değer kazandığını görüyoruz. Dört temel neden şu sıralar Dolar TL paritesinin yönünde belirleyici oluyor.

      FED Üyeleri “Şahinleşmeye “ Başladı

      Geçtiğimiz hafta FED’in açıkladığı toplantı tutanaklarında üyeler faiz artışı konusunda fikir ayrılığı içinde yer alıyordu. Kimi üyeler Eylül ayında faiz artışının uygun olabileceğini ifade ederken, bazı üyeler düşük enflasyonunun risk oluşturmaya devam ettiğini söyledi. FED üyeler arasında ayrışmalara dikkat çekilirken, oy hakkına sahip olan önemli üyelerin yavaş yavaş faiz artışının olabileceğine yönelik ifadeler kullanmaya başladı. Bu üyelerin başında Dudley, Williams ve Stanley Fischer geliyor. Özellikle dün FED başkan yardımcısı Fisher’in faiz artışı için zemin oluştuğuna yönelik açıklamaları etkili oldu. FED üyeleri yavaş yavaş faiz artışı olabileceğine yönelik piyasaları yönlendirirken gözler Cuma günü FED başkanı Yellen’da olacak. Yellen’nın da diğer üyelere benzer şekilde konuşması halinde doların değer kazanımlarına devam ettiğini görebiliriz. Bu da TL’nin değer kaybetmesinde etkili olabilir.

      Kredi Derecelendirme Kuruluşları Ön Plana Çıktı

      FED üyelerinin mesajlarının yanı sıra kredi derecelendirme kuruluşlarının açıklamaları ve not değerlendirmeleri etkili oluyor. Moodys’ Türkiye’nin kredi notunda değişiklik yapmasa da inceleme sürecinin devam edeceğine yönelik mesajlar verilmesi piyasalar tarafından fiyatlanmaya neden oluyor. Diğer bir kredi derecelendirme kuruluşu olan Fitch Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyede bıraksa da not görünümünü negatife düşürdü. Not görünümünün negatife düşürülmesinin nedeni olarak artan politik riske dikkat çekildi. Moodys Türkiye’nin büyüme tahminini aşağı yönlü revize etmesi ve önümüzdeki süreçte risklerin devam edebileceğine yönelik açıklamaları etkili oluyor. Önümüzdeki süreçte kredi derecelendirme kuruluşlarının açıklamaları önemli takip edilecek. Fitch bu yıl içinde başka bir değerlendirme yapmayacak. Moodys 2 Aralık günü, S&P ise 4 Kasım günü not değerlendirmesi gerçekleştirecek.

      TCMB’nin Faiz İndirimleri Etkili Oluyor

      Kredi derecelendirme kuruşlarıyla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB)  faiz indirimlerinin devam edeceği beklentisi etkili oluyor. TCMB, sadeleştirme politikası adı altında koridorun üst bandında faiz indirimlerine devam etmesi bekleniliyor. Ancak, piyasa bu adımların 25 baz puan ile ılımlı olmasını bekliyor. TCMB’nin faiz indirimlerinde hızlı bir adım atacağı beklentisi TL varlıklarını olumsuz etkiliyor. Bu bağlamda TCMB’nin faiz indirimlerinin yanı sıra toplantı metninde vereceği mesajlar takip edilecektir.

      Makroekonomik Verilerde Bozulma Fiyatlanıyor

      Yurtiçinden açıklanan verilere baktığımızda bir miktar bozulma yaşandığını görüyoruz. Enflasyon oranı gıda fiyatlarının etkisiyle sert bir yükseliş yaşayarak % 8,79 seviyesine yükseldi. Enflasyon oranında yaşanan yükseliş merkez bankasının sınırlı adım atmasına neden olabilir. Aynı zamanda sanayi üretiminde yaşanan yavaşlama ve turizm gelirlerinin azalması sonrası yükselen cari açık piyasalar tarafından fiyatlanan veriler olduğunu görüyoruz. Piyasalar açıklanan temel makro verilerini fiyatlamayı sürdürebilir.

      Yazının Devamını Oku

      Brexit sonrası altın, dolar ve borsada yön ne olur?

      13 Temmuz 2016
      İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumla Avrupa Birliği’nden çıkma, yani Brexit kararı alınmasının ardından, 24 Haziran Cuma günü piyasalar bir şok etkisiyle açıldı ve küresel piyasalarda tam anlamıyla bir ‘’Kara Cuma‘’ yaşandı. Oysa ki Brexit öncesi yapılan anketlerden karışık sinyaller gelmiş ve referandumdan böyle bir karar çıkması pek de öngörülememişti.

      Karar sonrası Pound, Dolar karşısında hızla değer kaybetmiş ve son 31 yılın en düşük seviyesine kadar gerilemişti. Dolar, altın ve tahvil gibi finansal enstrümanlara hızla talep arttı ve risk iştahının düşmesi, küresel borsalarda kayıpları derinleştirdi. Ortada bir çok siyasi ve ekonomik belirsizliğin olması küresel piyasalarda tedirginlik yaratmaya devam ederken İngiliz Başbakan David Cameron’ un referandum sonrası görevini bırakacağını açıklaması, politik belirsizlik ortamının daha da derinleşmesine neden oldu. İngiliz ve bölge ekonomisinin bu gelişmelerden orta ve uzun vadede olumsuz etkileneceği yadsınamaz bir gerçek. Hal böyleyken kredi derecelendirme kuruluşları İngiltere’nin kredi görünümünü düşürdü. Bir çok ülke lideri ve uluslararası kuruluşlar, İngiliz ekonomisinin yakın gelecekte resesyon tehdidi ile karşı karşıya kalacağını açıkladı. Sterlin’de yaşanan sert değer kaybı İngiltere ekonomisinin bir anda erimesine ve milli gelirinin Fransa’nın gerisine, 6. sıraya gerilemesine neden oldu.

      Birlik tarafından gelen açıklamaların ortak noktası ise ayrılma kararı sonrasında İngiltere’nin çıkış işlemlerinin bir an önce organize edilmesi gerektiği şeklindeydi. AB liderlerinden; Lizbon anlaşmasının 50. maddesi uyarınca İngiliz Hükümeti'nin ‘ayrılık’ isteğiyle birliğe müracaat etmesi gerektiği konusunda ortaklaşa mesaj çıktı. Ancak İngiltere’nin, bu başvuru için pek de aceleci olunmayacağı şeklinde bir tavır sergilendiğini söyleyebilirim.

      Peki ya bundan sonra ne olacak?

      Başbakan David Cameron’un istifasının ardından göreve gelen Theresa May’in ismi açıklanır açıklanmaz kısa vadeli politik belirsizlik ortamı ortadan kalktı. Böylece Sterlin ve İngiliz borsasında değer kazanımları yaşandı. Bu pozitif havanın, haberin fiyatlaması olduğunu belirterek özelikle önümüzdeki 3 -6 aylık dönemde Sterlin ve İngiliz borsasında işlem yapan yatırımcıların oldukça dikkatli olmasını öneririm.

      İngiltere’nin önümüzdeki 2 yıllık süreçte birlikten ayrılması durumunda İskoçya ve Galler gibi ada ülkelerinde AB tarafına dahil olma yönünde referandum istekleri artabilir. Avrupa’da mülteci ve göçmen politikaları sonrası siyasi söylemlerin değişmesi nedeniyle Hollanda’da Nexit, Fransa’da Frexit gibi olası yeni çıkış hamleleri Euro bölgesi ve küresel piyasaların geleceği konusunda ciddi risk yaratacaktır.

      Küresel piyasalarda şu anda ise iyimserlik hakim

      Geçtiğimiz hafta ABD’de beklentilerin çok üzerinde açıklanan Tarım Dışı istihdam verisi ve ardından İngiltere’de Theresa May’in başbakanlığa tek aday olarak gösterilmesi sonrasında politik belirsizlik sürecinin kısa vadeli son bulması ve Japonya’da Shinzo Abe’nin yeniden seçilmesi ile ekonomik teşviklerin genişletileceği beklentileri küresel piyasalarda iyimserliğe neden oldu.

      Tüm bu gelişmeler kısa süreli de olsa iyimserliğin hakim olmasını sağlasa da önümüzdeki dönem bir çok bilinmezin masada olduğunu söylemeliyim. Özellikle İngiltere’yi Brexit kararı sonrasında uzun bir siyasi süreç bekliyor ve bu dönemde gelebilecek negatif haber akışı küresel piyasalardaki kırılganlığı artıracaktır. Bir başka Avrupa ülkesi İtalya’nın 360 milyar Euro’ya yakın batık kredi tutarı ve yüksek işsizlik oranı, piyasalarda şimdiden tedirginlik yaratmaya başladı. Önümüzdeki günlerde sanırım bu ve buna bağlı gelişmeleri daha sık konuşuyor olacağız. Tüm bu gelişmeler ise tabi ki altına yarıyor. Bildiğiniz gibi altın yıl içerisinde %35’in üzerinde getiri sağlayarak yatırımcıların yüzünü güldürdü ve yılın ilk yarısını en çok kazandıranlar listesinde bir başka emtia olan gümüşün ardından 2. sırada tamamladı. Bu kazançların nedenlerinin en başında ABD Merkez Bankası Fed’ in yıl içerisinde yapmayı planladığı faiz artış sayısının önce 4, sonra sırasıyla 3 -2 -1 olarak bir nevi geri sayım şeklinde aşağı yönlü revize etmesi altına yaradı. Fed’ in güvercin duruşunun yanı sıra artan küresel riskler, ekonomilerde yaşanan resesyon ve siyasi gündem, altının yükselişinin diğer nedenleri arasında yer aldı. Bundan sonraki süreçte, İtalyan bankalarının durumu, İngiltere’nin birlikten ayrılma sürecinin zorlu olacağı beklentisi, Nexit, Frexit ve diğer bir çok diğer ‘’exit’’lerin, Avrupa’da her an ortaya çıkabileceği beklentisi yılın geri kalanında altın için yukarı yönlü hareketin bir diğer önemli nedeni olarak karşımıza çıkıyor.

      Yazının Devamını Oku

      Dolar neden yükseliyor?

      8 Nisan 2016
      Hafta içinde yayınlanan FOMC toplantı tutanaklarında güvercin tonda mesajların teyit edilmesinin ardından, faiz artırımında temkinli olunacağı sinyalinin piyasalar tarafından ılımlı şekilde fiyatlanamaya devam ettiğini ve doların küresel ölçekte gevşemesinin sürdüğünü söyleyebilirim.

      Ancak kurda FED’in güvercin tondaki açıklamalarından ziyada faiz indirimi noktasında gelen mesajların fiyatlandığını ve kurun yönünü yeniden yukarıya çevirdiğini gözlemliyoruz. 

      PEKİ DOLAR NEDEN 2,80 SEVİYELERİNDEN BİR ANDA 2,87 SEVİYESİNE YÜKSELDİ?

      Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın Merkez Bankası’nın faiz indirmesinin tam zamanı ve bunun radikal şekilde yapılması gerektiği yönünde gelen açıklamaları ve Moodys’in Basel III'ün tam olarak uygulanmasıyla bazı Türk bankalarının ek sermayeye ihtiyaç duyabileceğini belirtmesi kurun 2.83 seviyelerinden 2.87’leri test etmesine neden oldu.

      Fed’ in faiz artırımı noktasından temkinli olacağına dair beklentilerin kuvvetlenmesinin ardından risk iştahının gelişmekte olan ülke para birimlerine bu defa olumsuz yansıdığını söyleyebilirim. Unutmayalım ki Fed’ in faiz artıramayacak güçte olduğu yönünde gelen her mesaj, piyasalarda yeni bir panik dalgasına neden olacaktır.

      Ay içerisinde TL varlıkları açısından oldukça kritik virajlar var. En önemlisi bugün kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’ten gelecek. Türkiye’nin yatırım yapılabilir kredi görünümde herhangi bir değişiklik beklenmiyor ancak olası bir hamle ya da negatif tonda gelecek bir açıklama kurun yukarı yönde hareketlerini destekleyebilir.

      İlk çeyreğe yurtiçi piyasalar oldukça iyi başladı. Yılın başında %9.5’in üzerini gören manşet enflasyon şuan %7.5’e geriledi. Son çeyrekte yakalanan %5.7’lik büyüme (2015 yılının genelinde %4) ile beraber içerideki göstergeler TL varlıkları açısından sevindirici gelişmeler olarak ön plana çıkıyor. Özellikle manşet enflasyonda görülen geri çekilme, piyasa katılımcılarının 20 Nisan’da yapılacak PPK toplantısı öncesi faiz indirimlerinin devam etmesi beklentileri arttığını ve bunun daha sesli dile getirilmeye başlandığını söylemek isterim. Yılbaşından bugüne kadar yaşanan FED iyimserliğinin orta ve uzun vade de sürmeyebileceğini ve doların yıl içerisinde yeniden değer kazanacağını düşünüyorum. 

      Bir diğer önemli viraj ise, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçının görev süresinin ay içerisinde dolması ve yeni başkanın kim olacağıdır… TL varlıklarının yanında büyüme ve enflasyon gibi makro ekonomik datalarımızın yıl başından bugüne hızla toparlanma göstermesi Merkez’den faiz indirim beklentilerini artırdı diyebilirim… Bundan dolayı koridorun üst bandında  25 -50 baz puanlık bir faiz indirimi borsamızı pozitif yönde destekleyecektir ancak kurda yukarı yönde hareketlere neden olacaktır. 

      Kur tarafında ise, 2.8400 önemli bir destek seviyesi ve bu seviyenin üzerinde kalıcılık sağlamaya devam ederse 2.90 -2.91 dirençleri bizleri bekliyor olacaktır. Moody’s’in bugün Türkiye’nin kredi notu ve not görünümünde olumsuz bir değerlendirmede bulunmaması TL varlıklarında değer kazanımına neden olabilir. Bir diğer senaryoda ise, yani kuruluşun not görünümünü aşağı yönlü revize etmesi ya da olumsuz ifadeler yer vermesi halinde ise, Lira’daki zayıflık kuru yukarı çekecektir. Öte yandan diğer gelişmekte olan ülke para birimleri de zayıf görüntü sergiledi. TL ile yakın korelasyonu olan Güney Afrika Randı haftayı yaklaşık % 3 değer kaybıyla sonlandırırken, Brezilya Reali’nin değer kayıpları % 3,5 seviyesine kadar ulaştı. Küresel risk iştahının azalması ve petrol hariç diğer sert emtiaların değer kaybetmesi gelişmekte olan ülke para birimlerini olumsuz etkiledi. Yeni haftaya baktığımızda da yine gelişmekte olan ülke para birimlerinin ön plana çıkacağı bir hafta olabilir. Çin’den açıklanacak olan büyüme, sanayi üretimi ve perakende satış rakamları takip edilecek. Çin ekonomisinin 2016 yılının ilk çeyreğinde % 6,8 büyüme kaydetmesi bekleniliyor. Büyüme rakamları beklentilerin altında kalması halinde, küresel büyüme endişeleri yeniden gündeme gelebilir. Çin’in yanı sıra ABD’den açıklanacak olan perakende satışlar ve enflasyon verisi ön plana çıkıyor. ABD’de enflasyonun bir önceki aya göre % 0,2 azalması bekleniliyor. Yeni haftada daha çok küresel piyasalarda yaşanacak gelişmelerin etkisi altında kalacağımızı söyleyebiliriz. 

      Yazının Devamını Oku

      Forex piyasalarında yatırımcı ne yapmalı/yapmamalı?

      1 Nisan 2016
      Döviz piyasasının küresel derinliği ve dudak uçuklatan hacmi göz önüne alındığında Forex piyasasının diğer piyasalardan ayrışarak küresel finans sisteminin merkezi haline geldiğini görmekteyiz. Tanımlamak gerekirse, İngilizce Foreign Exchange sözcüklerinin kısaltmasından oluşan Forex veya diğer adıyla FX, döviz ya da yabancı para değişimi olarak ifade edilebilir.

      Değişen piyasa koşullarında diğer piyasalardan ayrışarak küresel anlamda yukarı bir trend çizen FX piyasası, dünya çapında yatırımcıların ilgisini çekmeyi başarmış ve finans piyasalarının vazgeçilmezi haline gelmiştir. 

      Kapalıçarşı kökenli Forex piyasası Türkiye serüvenine ise, resmi olarak 2011 yılında regüle edilip Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun denetimi altına alınmasıyla başlamıştır. Temeli Kapalıçarşı’da usta-çırak ilişkisine dayanarak atılan ve hiçbir denetime tabi olmadan kişi veya kurumlar tarafından yapılan Forex işlemleri “merdiven altı” dediğimiz şekilde gerçekleştiriliyordu. Ancak getirilen radikal kurallar ile SPK tasarruf sahiplerinin yatırımlarını güvence altına almış, piyasaya güvenin ve gelişimin önünü açmıştır. Gelinen noktayı değerlendirdiğimizde işlem hacimlerinde gerçekleşen hatırı sayılır artış bize piyasanın ne denli geliştiğini göstermektedir. Dünyanın en büyük, en likit ve en etkili piyasalarından biri olarak karşımıza çıkan Forex piyasası, kendine özgü özellikleri ile yatırımcılar için cazibe kaynağı olmaktadır. 

      Peki nedir bu finans piyasasında aslan payını alan Forex’in farklı avantajları? 

      Yeni nesil küresel finans piyasası olan Forex başta kaldıraç faktörü ve manipüle edilememesi özellikleriyle öne çıkmış ve çift yönlü işlem imkânı, düşük maliyet, emir çeşitliliği, 5 gün 24 saat boyunca işlem yapabilme imkânı,  gibi birçok konuda yatırımcılara kolaylıklar sağlayarak diğer piyasalardan ayrışmıştır. Özellikle de hedge konusunda hem kurumsal hem de bireysel yatırımcıların gözbebeğidir Forex piyasası. Oynaklığın ve belirsizliğin yüksek olduğu zamanlarda yatırımcılar açtıkları işlem sonrasında kararsızlık doğrultusunda ters işlem açarak pozisyonlarını hedge edebiliyorlar. Fiyat dalgalanmalarından dolayı oluşan riski azaltmak için Forex piyasasının ilaç niteliğinde olduğunu da belirtmek gerekiyor. 

      TÜRKİYE DÜNYA FOREX PİYASASINDA NEREDE?

      Türkiye’de keşfedilmeden önce yurtdışı piyasada yaygın olarak işlem gören Forex piyasasının kısa zamanda gelişim göstererek neredeyse yurtdışı standardını yakaladığını söyleyebiliriz. Dünya çapındaki işlem hacmi 6 trilyon dolarlık işlem hacmiyle göz kamaştıran Forex piyasasının Türkiye’deki işlem hacminin ise, hızla yükseldiğini görmekteyiz. Ancak uygulama anlamında farklılıkların olduğunu da göz ardı edemeyiz. Bu kapsamda en önemli farklılığın Introducing Broker (IB) yani Tanıtıcı Broker olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de ise böyle bir statü bulunmamaktadır. İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda’ da yatırımcıların IB üzerinden gelmesi oldukça yaygındır. Ancak bazı ülkelerde IB uygulaması için ayrı bir otorite ile kayıt gerekebiliyor. Örneğin İngiltere’de Avrupa Bölgesinden bir müşteri getirilmek istendiğinde İngiltere Finansal Yönetim Otoritesi’ne (FCA) kayıt olması gerekiyor. Yeni Zelanda ve Avustralya’da ise böyle bir kural bulunmuyor. Çin’de ise bir müşteri regüle olmasa da IB olarak işlem yapabiliyor. 

      Türkiye ekonomisine sağladığı katkıları değerlendirdiğimizde ise, piyasasının sermaye piyasalarına azımsanmayacak ölçüde katkı sağladığını görmekteyiz. Yeni lisansların alınmasıyla da aracı kurum sayısında da artış kaydedilmesi hem karlılık açısından hem de sermaye piyasalarının gelişimi açısından ekonomiye büyük katkı sağlarken yarattığı işlem hacmiyle de ekonomiye önemli oranda katma değer sağladığı yadsınamaz bir gerçek. Diğer taraftan aracı kurumların ödediği vergiyi göz önünde bulundurursak Forex piyasasının Türkiye ekonomisine hatırı sayılır oranda girdi sağladığını söyleyebiliriz.

      TÜRKİYE VERGİDE AYRIŞIYOR!

      Yazının Devamını Oku