En Çok Arananlar
Klasik ticaret finansmanı enstrümanları içerisinde İşletme Kredileri, Akreditif, Teminat Mektubu ve Kabul Kredileri gibi araçlar vardır. Ancak bu enstrümanlar, kurumların başvurularının normal kredi proseslerinden geçirilmesi, maliyetlerinin yüksek olması ve limit tahsisi süresinin uzun olması gibi dezavantajlara sahiptirler.
Oysa ticaret kısmetle ile süratin buluşması işidir. Müşteri ya da ticaret karşı taraf beklemez çünkü er meydanı yüzlerce alternatif ile doludur. Tüm dünyanın birbiri ile rekabet ettiği ortamda uzayan süreler fırsatların kaçmasına neden olur. Tabii ki bankacılar da diyebilir ki kredi de teminat ve itibar işidir aceleye ve dikkatsizliğe gelmez.
Trade Finance, Türkiye’de bankaların veremediği önemli bir bankacılık ve finansman hizmetidir. Diğer finansman modellerine göre biraz daha karışık olmasından dolayı özen ister ve ticaret ile ilgili ayrıntılar önemlidir. Yasal alt yapı gerektirir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bizim coğrafyamızda oldukça yaygındır. Ticaret yapmayı, ihracat ve ithalat yapmayı bilen Almanya, Hollanda, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde oldukça yaygın olarak kullanıldığını söyleyebiliriz.
Trade Finance ürünleri öncelikle emtia sektöründe tüccarlar, üreticiler ve sanayiciler tarafından kullanılır. Başta bankalar olmak üzere finansman şirketleri, bu ürünleri müşterinin ihtiyaçlarına göre uyarlamakta, böylece ticaretin önündeki belirsizlik ve engelleri ortadan kaldırmaktadırlar. Trade Finance genellikle işletme sermayesi finansmanı ve ihracat öncesi finansmanları amacı ile kullanılır.
Ayrıca, bazı kurumlar bu finansal işlemi genişletmekte ve hammaddelerin ürüne dönüştürülmesi gibi önemli bir konuyu bile finanse edebilmektedir. Bu finansman tekniği, ticaret faaliyetlerini kolaylaştırmak için tedarik zinciri boyunca genişletilerek kullanılabilir. Trade finance dünyada son teknolojik gelişmeler ile adeta dünya ticaretinin izlenmesi konusunda bir altyapı hizmeti de sağlamaktadır. Bilgi ve iletişim alanlarındaki ilerleme ile bankacılık sektörünün sağladığı raporlama ve takip sistemleri sayesinde şirketlerin, ihracatçı ile ithalatçı arasındaki tedarik zincirindeki fiziksel riskleri ve tüm aşamaları izlemelerine yardımcı olmaktadır.
2008 Global krizinde Avrupa bankacılık sistemi krize girdiğinde, küresel bankalar Asya ve diğer gelişmekte olan piyasaların ticaretini finanse etmekten geri çekilmişlerdir. Ancak ilgili ülkelerdeki yerel ve ulusal bankalar ticaretin devamı için çözüm aramışlar ve çözümü Trade Finance ürünlerini artırmada bulmuşlardır. Ayrıca bu sistem, dünya genelindeki ticaret finansmanı piyasalarında ABD doları dışındaki para birimlerinin kullanımınısürekli olarak artırmaktadır.
2023 hedeflerinde dev ihracat hedefleri konulmuşken ticaretin önünü açmak boynumuzun borcudur. Tüm yetkililerin en kısa sürede bu konudaki yasal düzenlemeleri yerine getirmelerini bekliyoruz. Ülkemizi finans merkezi yapmak istiyorsak, Bankacılık, Finansa ve Ticaret ile ilgili Yasal Düzenlemelerden, Finansal Piyasalara, Teknolojiden, Vergiye, İnsan Kaynağında Lojistiğe tüm eksikleri gidermeliyiz. Bu yazıda ticaretin önünün açılmasına bir örnek vermek için konusunu açtığım Trade finance sadece bir basit örnek. Bankacılardan, TİM, TOBB, Ticaret ve Sanayi odası gibi meslek örgütlerinden lobicilik faaliyetleri kapsamında ticaretin önünün açılması için gerekli fizibiliteleri yapıp, eksik ve ihtiyaçları tespit edip yetkilileri uyarmalarını bekliyoruz.
Bankaların Veli Nimeti müşterileri ve meslek örgütlerinin bitmek tükenmek bilmeyen aidat ve gelir kaynakları üreticiler ve ticaret erbapları için dişe dokunur bir şeyler yapma vakti geldi. Ülke hedeflerine hızla koşan üreticileri, ihracatçılar ve ticaret erbapları istiyorsak klasik bakıştan sıyrılıp sürekli yeni arayışlar içerisinde olmalıyız. Kobilerin, sanayicilerin, bankacıları, banka dışı finansal kurumların arasında dolaşan biri olarak söylüyorum ki sahada işler çok farklı. Kısa vadeli hedefleri tutturmak ve bireysel çıkarlar için hareket edildiğinde ancak günü kurtarır geleceği kaybederiz. Şunu unutmamalıyız ki hepimiz aynı gemideyiz.
Yapılan her düzenlemeden, her türlü Faiz, Kurt, Parite, Emtia, Metal ve Enerji fiyat değişimlerinden, yerel ve global krizlerden, vergi artışlarından ve enflasyondan en çok kobiler etkilenir. Kobiler tüm dünyada çalışan sayısı, ciro ve aktif büyüklükleri ile tanımlanıyor. Örneğin girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğinde 2003/361/EC sayılı tüzük çerçevesinde 1 Ocak 2005’te yürürlüğe giren KOBİ tanımı aşağıdaki gibidir.
Ülkemizde ise Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik’te 2012 yılından itibaren Kobi tanımı aşağıdaki şekilde yapılmıştır.
Kobileri birde biz tanımlayacak olursak, kobi büyük kurumların binbir fizibilite ile girdiği işe kabaca potansiyeli ve fırsatı hissedip cebindeki 100 TL ile 500 TL yatırım yaparak giren firmadır. Yaptığı işi iyi bilir ve işini büyütmeye çalışır. Piyasaya ve bankaya her zaman borcu vardır, bir o kadar da piyasadan alacağı vardır. Hiçbir zaman elinde güçlü bir işletme sermayesi ile güne güvenle başlayamaz, ama binbir risk üstlenerek geleceği en önde kovalar.
Çoğu şirkette patron işin başında işçileri ile omuz omuza çalışır. Üretir, Kazanır ama kazancının çoğu borç ödemeye, üzerine aşırı binmiş banka ve vadeli alımlarından kaynaklanan faiz ve komisyon yüküne gider. Ama iyi zamanlarda da kazancı bereketlidir. Ekonominin ve İstikrarın iyi olmasına muhtaçtır çünkü planlarını iyi senaryoya göre yapmıştır. Benim 20 yıllık iş hayatımda karşılaştığım genel Kobi profili budur. Tabii ki istisnai şirketlerle de karşılaştım ama genel yapı Kobilerde Kırılgandır.
Ekonomimizde önemli bir yeri olan Kobilerin zaman içerisinde uzun ömürlü Kobilere hatta ortaboy işletmelere dönüşmesi için yapılması gereken pek çok şey var. Değişen ve gelişen dünyaya entegre olabilen yeni nesil kobiler yaratmak, dijital dönüşüme adapte olmalarını sağlamak, teşvikler ile korumlarımızı geleceğe hazırlama başta ülkeyi yönetenlerimize düşse de, medyaya, üniversitelere, eğitim danışmanlık ve yazılım firmalarına, sivil toplum örgütlerine kadar pek çok paydaşa önemli görevler düşüyor.
Bugüne kadar 15 ilde yaklaşık 12 sektörde faaliyet gösteren sayıları 1000’e yaklaşan Kobi ve Obi’ye Eğitim, Danışmanlık ve Yazlım hizmetleri vermiş bir Kobi sahibi olarak sorunları ve çözümlerini biliyorum. Fakat bu 100 metrelik bir kısa koşu değil. Sürekli 100 metre gibi koşulan uzun bir maraton. Çok üzücü bir durum ki ülkemizde şirket ömürlerine bakıldığında yüzde 80’i 5. yılı bile göremiyor. Kobilerin yüzde 90’ının aile işletmesi olduğu düşünülürse geçtiğimiz 100 yıllık süreçte Kobi hatta micro ölçekte başlayıp dev duruluşlara dönüşen kurumlarımız da az da olsa var. Kobilere yol ve yön gösteren nevigasyon ihtiyacı tüm dünyada hızla artıyor. Eskiden 10 yılda yaşanan dönüşüm bugün altı ayda yaşanıyor. Tüm dünyada bilgiye erişim giderek artıyor. Eğitime, ArGe faliyetlerine, Finansal Sistemlere, Lojistiğe ve Dijitalleşmeye yatırım yapanlar giderek ayrışmaya başladı. Kobileri kabuğundan çıkarıp farkındalığını artırmalıyız. Ancak bu sayede Kobileri ve ülkemizi geleceğe hazırlarız.