En Çok Arananlar
Gelişmiş piyasalarda Trump endişesi azaldı ancak gelişmekte olan ülke piyasalarında hareketlilik devam etti. Küresel tahvil piyasalarında yaşanan türbülans ise piyasalarda adeta dejavu yaşatıyor. ABD ve Almanya başta olmak üzere piyasalardaki tahvil çıkışı ve faizlerdeki sert yükseliş, Mayıs 2013 yılındaki hareketin bir benzeri şeklinde görülüyor. O dönemde bilindiği üzere FED tahvil alım programının azaltılacağını ilk kez dile getirmiş ve o günden bu yana gelişmekte olan ülke piyasalarında hareketlilik azalmadı. Yani dolar o tarihten bu yana yükselişini koruyor. Şuan ki tahvil hareketi de Trump sonrası o günlerdeki harekete benzediğini görüyoruz.
Dolarda Yükseliş Beklentisi
FED’in Aralık ayında açıklayacağı faiz kararına 1 aydan az bir süre kaldı. ABD verileri olumlu geliyor, veriler beklentileri karşıladıkça, FED bölgesel başkanları daha keskin konuşuyor ve faiz artırım ihtimalinin yüksek olduğuna vurgu yapıyor. Bu gelişmeler Dolar/TL’nin rekor kırmasına sebep oldu. Genel beklenti ise bu hareketin devam edeceği yönünde. Morgan Stanley’in son değerlendirmesinde Dolar/TL’nin 3.40’a ulaşabileceğini söylüyor. Bunun nasıl mümkün olabileceğini değerlendirirken hem temel taraftaki gelişmelere hem de teknik görünüme kısaca bakmak gerekiyor.
Piyasalar 2015 Yılına Benzer Hareket Ediyor
Olumlu gelen ABD verileriyle beraber FED’in Aralık ayında faiz artırımına gitmesine kesin gözüyle bakılıyor. 14 Aralıkta açıklanacak faiz kararına kadar beklentiler önceden fiyatlanabilir. Bunun örneğini bir çok kez gördük. Ara ara düzeltme hareketi görsek de, piyasa Aralık ayındaki faiz artırım olasılığından dolayı elinde doları tutmak isteyecektir.
Trump sonrası gelişmekte olan ülke piyasalarında ise baskı devam ediyor. Meksika pesosunda tansiyon düşse de, küresel tahvil hareketi piyasaları tedirgin ediyor. TL varlıkları da emsallerine paralel bir şekilde hareket ettiğini izliyoruz. Aynı zamanda içeride başkanlık sistemine dair tartışmalar ve artan jeopolitik riskler, TL’deki baskının başka bir sebebi olarak görülebilir.
Teknik Görünüm 3.40’a İşaret Ediyor
Doların teknik görünümü ise daha ilginç bir duruma işaret ediyor. Aşağıda Dolar/TL’nin haftalık grafiğini görüyorsunuz. Kur, yaklaşık 1 yıldan uzun bir süre 2.78-3.09 bandı aralığında hareket etti ve 3.09 zirvesi aşılınca alımlar sertleşti. Genelde teknik analizde yatay bir bant aralığının kırılması sonrası hareket o yöne doğru hız kazanır. Hareketin hedefi olarak da yatay bandın boyu hesaplanır. 3.09’ın kırılmasıyla birlikte bu seviyeye, bant aralığının boyunu eklediğimizde, (3.09-2.78 = 0.31) ortaya 3.40 gibi bir hedef çıkıyor. Dolayısıyla yaklaşık olarak teknik analize göre kurun 3.39-3.40 bant aralığına gitmesi mümkün olabilir. Yukarı kanalında tepe noktası hemen hemen o seviyelere denk geliyor. (?)
Yılbaşından bu yana Dolar’a karşı değer kaybı %14’ü aşan para birimi, bu açıklamayla beraber %2.5’un üzerinde düştü ve son 30 yılın dibini gördü. Sterlin ile ilgili karamsar tahminler bir bir açıklanırken, İngiltere Merkez Bankası’nın (BOE) para politikasını gevşetmesi veya gevşeteceğini taahhüt etmesi bu düşüş sürecinin hız kazanabileceğini gösteriyor. Diğer bir Avrupa para birimi Euro tarafında ise olumlu gelen veriler ve parasal genişleme programının uzatılamayacağı beklentisi fiyatlanıyor. Bu beklenti ise Euro’daki düşüşleri sınırlandıran bir etki yaratıyor. Dolayısıyla 2017 yılı için şimdiki gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda iki majör para birimi değerinin eşitlenmesi uzak bir ihtimal gibi gözükmüyor.
İngiltere referandumundan AB üyeliğine ‘’Hayır’’ (Brexit) kararının çıkması sonrası, Ağustos ayında toplanan İngiltere Merkez Bankası 7 yıl sonra ilk kez politika faizinde indirime gitti ve faizi 0.25’e çekti. Aylık varlık alım programını 60 milyar Sterlinlik artışla 435 milyar Sterlin’e çıkardı. Brexit kararı öncesi tıpkı ABD Merkez Bankası gibi faiz artırımına hazırlanan banka, aksine parasal duruşunu gevşetmiş oldu. BOE Başkanı Carney ise gerekirse tekrardan faiz indirebileceğini söyledi. Önümüzdeki dönemde İngiltere tarafında açıklanacak makro verilere bağlı olarak Merkez Bankası para duruşunda gevşemeye gidebilir. Bu da Sterlin para birimi üzerinde uzun vadede baskı yaratabilir ki bu baskının çoktan başladığını görüyoruz
İngiltere ekonomisiyle ilgili 2017 yılı için, uluslararası raporlar ise karamsar bir tablo çiziyor. Goldman Sachs son raporunda İngiltere ekonomisinin 2017 yılında ılımlı resesyona gireceğini belirtti. Aynı dönem büyüme tahminini ise %2.0’dan %0.2’ye çekti. Kredi derecelendirme kuruluşları da ard arda ülkenin kredi notu üzerinde indirime gittiler. Fitch, İngiltere’nin AB’den ayrılması durumunda büyümesinin keskin bir şekilde yavaşlayacağını ve siyasal sürekliliğin olumsuz etkileneceğini vurgulayarak kredi notunu düşürdü, görünümü negatife çekti. Moody’s de aynı şekilde ülkenin kredi görünümünü negatife çekerken, bir diğer uluslararası kuruluş S&P da İngiltere’nin AAA seviyesindeki kredi notunu AA’ya indirdi. Genel olarak gerekçelerin ise aynı olduğunu görüyoruz. Yavaş büyüme, kamu finansmanındaki güçlükler ve siyasi istikrarsızlık...
Euro ve Sterlin para biriminin eşitlenme senaryolarını değerlendirirken, birde Euro tarafına bakmak gerekiyor. İngiltere’nin yeni artırmaya başladığı parasal gevşeme programını, Avrupa Merkez Bankası uzun bir süredir zaten uyguluyor. Faizler negatife çekilerek aylık 80 milyar Euro tutarında tahvil alımı programı devam ediyor. Euro varlıkları da bu gelişmeler gölgesinde uzun yıllardır zayıf seyrediyor. Fakat son AMB toplantısında aldığımız sinyallere bakılırsa, uygulanan genişleme programının yavaş yavaş sonuna gelmiş olabiliriz. Hatta geçtiğimiz hafta aylık varlık programının kademeli olarak azaltılacağı yönünde bir söylenti piyasaya verildi. AMB başkanı bunu yalanlasa da azaltmadan çok, programın genişlemeyeceği beklentisi de dikkate alınabilir. Bu durum Euro’yu bir süre daha ayakta tutabilir ve düşüşleri sınırlı kalabilir. Dolara karşı zayıf kalsa da en azından Sterlin’e göre daha fazla değer kazanabilir. Bu durum da iki önemli para biriminin Sterlin ve Euro’nun eşitlenebileceği ihtimalini doğuruyor.
ABD Merkez Bankasının faiz artırım baskısı, son gelen istihdam datasıyla beraber hafifleyince ve açıklanan yurtiçi Ağustos enflasyonun %8.05 ile (Çekirdek Enflasyon %8.41) beklentilerin üzerinde azalınca TCMB’den zorunlu karşılıklarla ilgili açıklaması geldi.
Yapılan açıklamada Türk Lirası Zorunlu Karşılık Oranlarının tüm vade dilimlerinde 50 baz puan indirildiğini ve aynı şekilde Rezerv Opsiyon Mekanizması kapmasında belirli katsayılarda %0.1 puan artırıldığını görüyoruz. Böylece sisteme 1.2 Milyar Türk Lirası ve 670 Milyon ABD doları ilave likidite sağlanmış olacak.
TCMB son 8 ayda, piyasaları günlük olarak fonlandığı üst bantta toplam 225 baz puanlık indirime gitti. Gecelik fonlama faizi %10.75’den geldiğimiz noktada %8.50’e çekildi. Bu alanın tüketiciye yansıması içinde bankaların maliyetini hafifletmek gerekiyordu ki ikinci adım yine TCMB’den geldi. Mevduat bankalarının, Merkez Bankasında tutmak zorunda oldukları TL zorunlu karşılıklarına ‘’park ücreti’’ gibi faiz ödüyorlar. Bu ödedikleri faizi son açıklamayla toplamda 100 baz puan düşüren TCMB, aynı zamanda döviz olarak tutulan diğer zorunlu karşılıkların (Rezerv Opsiyon Mekanizması) faizini de arttırdı (ROK).
Piyasalar bu adımları ilk etapta olumlu karşılıyor. Atılan adımlardan ziyade ‘’adımların devam edeceği beklentisi’’ olumlu fiyatlanmayı sürdürebilir. Bankacılık endeksinin, sektörel Bist endeks grupları içerisinde olumlu yönde ayrışması söz konusu ve en çok primlenen gruplar arasında yer alıyor. TCMB’nin şuana kadar bankacılık sektörü karlılığına yarattığı bu ilave rakam, bankaların karlılığı üzerinde oldukça sınırlı bir etkisi olur. Ancak bu yazıdaki değerlendirmede bankacılık sektörünün karından ziyade, faiz indirimlerinin devam edeceği beklentisinin piyasa nezdinde şimdiden satın alınabileceği durumu göze alınıyor. Simetrik faiz koridoru hedefi çerçevesinde TCMB’den faiz indirimlerinin devamı ve zorunlu karşılarda da yaratılacak alanın daha da genişlemesi söz konusu. Bu durum yılın son çeyreğine girerken, bankalar tarafında olumlu karşılanabilir ve banka hisselerinde yükselişler görülebilir.
Hikayenin olumlu tarafında bu şekilde beklentiye girmek normal karşılanabilir ve hisselerde yükseliş beklentisi korunabilir. FED’ in faiz artırım beklentisinin son Tarım Dışı İstihdam verisiyle beraber en az 3 ay ertelendiğini düşünebiliriz. Bu da Türkiye gibi gelişen ülke piyasalarında olumlu seyrin devamı açısından iyi bir hikaye gibi gözüküyor. Suriye sınırındaki hareketlilik ve onun öncesinde 15 Temmuzda yaşanan darbe girişimi yeteri kadar TL varlıklarındaki satışları derinleştirmişti. Şuanda ise TL varlıkları için en büyük risk kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili olası not indirimleri veya görünümle alakalı olası güncellemeleri olarak görebiliriz.
Yılın son çeyreğine girerken uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin 4 Kasım, Moody’sin ise 2 Aralık’ta Türkiye ilgili değerlendirmeleri takip edilecek. Hatırlanacağı üzere S&P, Temmuz ayında takvimde ‘’yer almasa da’’ Türkiye’nin kredi notunu tartışılır bir şekilde düşürmüş ve piyasalarda oynaklık yaratmıştı. Ancak söz konusu kuruluşla ülkenin resmi bir antlaşması olmamasından kaynaklı açıklayacağı notunda şuandan itibaren bir anlamı kalmıyor. Çünkü Türkiye’yi kendi belirledikleri gerekçelere dayandırarak zaten yatırım yapılamaz seviyenin 2 kademe aşağısında tutuyor. Buradaki asıl risk unsuru ise diğer kredi derecelendirme kuruluşu Moody’sin yapacağı değerlendirme olacak. Yatırım yapılabilir seviyenin bir kademe üstünde notumuz korunuyor. Uzun süredir ise ülkenin not görünümü negatifte tutuluyor. Kuruluş 25 Temmuz tarihinde ise yatırımcılara düzenlediği konferansta 18 Temmuz’dan itibaren 90 günlük bir izleme süreci içerisinde nihai bir karar verilebileceğini söyledi. Yani Aralık öncesinde kuruluş Ekim ayında not ile ilgili bir değerlendirme açıklayabilir. Moody’s ile ilgili geldiğimiz noktada daha ılımlı bir hava olduğunu ve not ile ilgili bir aşağı yönlü bir düzeltmenin geleceğini düşünmüyorum. Ancak yinede piyasa çıkacak kararı görmek isteyecektir. Ülkenin kredi notunu düşürmez ise görünümü negatiften durağana çıkartabilir ki bu da TL varlıklarına olumlu yansır. Dolayısıyla bu gelişme türbülans oluşmadan atlattırılırsa bankacılık endeksi önündeki önemli bir engelin ortadan kalkacağını görebiliriz. Bu da son çeyrekte bankalar açısından olumlu hikayelerin daha fazla olduğunu gösteriyor.
Mayıs ayının başından itibaren piyasalarda FED kaynaklı iyimser bir hava varken, bölgesel FED başkanlarının açıklamaları kısa sürede piyasaları ısıtmıştı. Açıklamalar ve değerlendirmeler sonrası piyasalar Haziran veya Temmuz ayında FED’ in faiz artırımına gideceğini bekledi ve fiyatlamaya başladı. Altın 1200 seviyesine kadar gerilerken, doların büyük para birimlerine karşı ortalama değerini gösteren dolar endeksi 95.00 seviyesine kadar çıktı. ABD tahvil faizleri de yükselişe geçerken, gelişmekte olan para birimleri üzerinde baskı arttı. Ancak FED fiyatlaması son açıklanan ABD Tarım Dışı istihdam verisine kadar sürdü.
Kritik bir öneme sahip ve yaklaşık 10 gün önce açıklanan ABD Tarım Dışı istihdam verisi Mayıs ayında hayal kırıklığı yarattı ve 38 binlik bir artış olarak açıklandı. Haziran veya Temmuz ayında faiz artacak diye yükselen dolar bir anda kazancını vermeye başladı. Son FED toplantısında 2016 yıl sonu faiz tahmin aralığı değişmese de tek faiz artırım bekleyen üye sayısının 1’den 6’ye çıkması ve büyüme beklentilerinin aşağı yönlü revize edilmesi piyasalarda FED’in yakın tarihte faiz artırımına gidemeyeceği yönünde bir hava yarattı.
Merkez Bankalarının Gözü İngiltere’de!
FED’in yarattığı belirsizlik piyasalarında kafasını karıştırıyor. Mayıs başında 1300’ü aşan ons altın mayıs sonunda 1200’e düştü. Yani bir ay içerisinde altında iki ayrı FED fiyatlamasına şahit olduk. Fakat altın tarafını geldiğimiz noktada sadece FED gelişmeleri etkilemiyor. Bu hafta FED dışında, Japonya Merkez Bankası(BOJ), İsviçre Merkez Bankası(SNB) ve İngiltere Merkez Bankası(BOE) faiz kararları izlendi. Merkez bankaları herhangi bir adım atmazken ortak bir kaygı üzerinde vurgu yapıldığını gördük; Brexit. Dolayısıyla sadece piyasaların değil merkez bankalarının da gözü İngiltere’de olacak.
3 yıl önce İngiltere Başbakanı Cameron’ın ilk kez dile getirdiği ve ülkeyi referanduma götürme kararını alması sonrası gözler 23 Haziran tarihine çevrildi. Global ekonomik dengeleri sarsabilecek ve domino etkisi yaratabilecek bir sonuç çıkabilir. Avrupa ekonomisinin altıda birlik kısmını oluşturan İngiltere’nin olası bir çıkış sürecine girmesi iki tarafı da zor duruma sokabilir. OECD son raporuna göre ülkenin ekonomik büyümesi Brexit gerçekleşirse %3 oranında daralması bekleniyor. Avrupa Birliği (AB) içerisinde serbest dolaşım İngiltere için büyük önem taşıyor. Brexit sürecinde bu durumda ciddi bir tartışma haline gelecek. AB tarafından bakıldığında ekonomik ve siyasi boyutu ayrı ayrı değerlendiriliyor. Ekonomik açıdan AB para politikalarının sonuçları ortada ve bölgenin büyümesi yavaş. Bilindiği üzere ortada bir deflasyonist baskı da mevcut. Farklı makro göstergeler ve ekonomik büyüklüklere sahip ülkelerin aynı para politikasını uygulaması her zaman tartışma konusu oldu. Bu durumun ekonomik sonuçları da pek iç açıcı olmayınca işin siyasi boyutu da yeni bir şekil alıyor. İngiltere’nin çıkışı İspanya ve İtalya gibi ülkeleri de peşinden sürükleyebilir. Mülteci konusunda son zamanlardaki fikir ayrılıkları da bu durumu tetikleyebilir.
Brexit Facia Olur
Ülkede yapılan son anketlere bakıldığında AB üyeliğinden ayrılma taraftarı olanların sayısı daha fazla görünüyor. Bu yeni haftada piyasaları şimdiden tedirgin etmeye başladı. Gelişmiş ülke tahvil faizleri dibe vururken (Almanya 10 yıllık), Sterlin varlıkları zayıflıyor ve güvenli varlık talebiyle beraber altında yükseliş sürüyor. Ancak tüm fiyatlamalara rağmen piyasaların Brexit’e hazır olduğunu düşünmüyorum. Uluslararası derecelendirme kuruluşlar ve kurumlar, ülke merkez bankalarının değerlendirmeleri ve genel beklenti bunun piyasalarda ciddi bir türbülansa sebep olabileceğini söylüyor. Piyasa bu beklentiyi şimdilik kaygıyla fiyatlıyor ancak yeni bir belirsizlik süreci başlayacağından ilk etapta tahviller daha sonrada altın gibi güvenli varlıklarda sert yükselişler görebiliriz.
Fakat bir başka açıdan baktığımızda piyasa fiyatlaması olarak ayrışma da söz konusu olabilir. Çünkü Brexit sonrası ilk değer kaybedecek para birimi Sterlin ve onun ardından Euro geliyor. Dolar endeksi içerisinde ağırlığı yüksek olan Euro’nun sert düşüşü, zayıf Sterlin ile beraber Dolar endeksini yukarı taşıyabilir. Yani piyasalar dolara yönelebilir. Kaldı ki bu hafta bu fiyatlamayı zaten görmüştük. Bu durumun altın tarafını aşağı çekmesi beklenir ancak altın kendi iç dinamiği gereği yine de talep gören bir ürün olur diye düşünüyorum. Yani ara ara denk geldiğimiz dolar ve altının aynı anda yükselişi yine söz konusu olabilir.
Bizi biraz daha pozitif ayrıştıran gelişme ise TCMB başkanlığına dair gelişmeler olarak görüldü. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, TCMB Başkanı olarak kurul içerisinde bir ismin düşünüldüğünü belirtmesi sonrası piyasalarda ılımlı bir hava oluştu. Ilımlı diyoruz çünkü kurul dışından bir ismin başa gelmesi, uzun yıllardır uygulanan para politikası hamlelerinin değişebileceği yönünde bir beklentiyi beraberinde getirebilirdi. Kurul kararlarına ve piyasa gelişmelerine hakim bir ismin kurul üyesi Murat Çetinkaya’nın başa getirilmesi, TL varlıkları üzerindeki baskıyı kaldırdı. Faizler son 1 yılın en düşük seviyesine kadar geriledi
Bir önceki yazımızda dolardaki yükseliş hikayesinin bitebileceğinden bahsetmiştik. Gerekçe olarak tüm yurtiçi verilerin üst üste olumlu gelmesi sonucu, satın alınabilecek olumlu hikayelerin azalması ve FED riskinin hala masada olduğuydu. Aynı zamanda TCMB başkanlığına dair belirsizlikte devam ediyordu. O hafta faiz indirim tartışmaları ve Moody’s beklentileriyle kur 2.8250’lerden 2.8700 üzerine doğru hareket etti. TCMB başkanlığı meselesinin hallolmasıyla beraber yurtiçi taraftaki iyimser hava Doları aşağı çekti ve kritik destek noktası 2.8400 aşağı yönlü kırıldı. Aynı zamanda Türkiye Cari Açıktaki azalma eğiliminin sürmesi de bu düşüşte etkili oldu.
Fakat Dolar/TL’deki düşüşler sadece iç piyasadaki gelişmelerden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda emsallerimize paralel bir değerlenme de göze çarpıyor. Sadece TL değil, özelikle son 1 haftada tüm gelişmekte olan para birimlerinde bir yükseliş hareketi hakim. Aşağıdaki tabloda son 7 gündür tüm gelişmekte olan ülke para birimlerinin dolara karşı performansı yer alıyor. Son fiyatlamalara bakıldığında, TL yükselişini korusa da diğer gelişmekte olan ülke para birimleri çoğunlukla dolara karşı daha fazla değer kazanmış durumda. TL, dolara karşı en çok değer kazanan 24 para birimi arasında 17.sırada yer aldı.
Sonuç itibariyle sadece dolar açısından değerlendirmemiz gerekirse, kurdaki bu geri çekilme genel olarak dış piyasalardaki gelişmelerden kaynaklanıyor. Yani sadece bizde değil tüm gelişmekte olan ülke piyasalarında FED iyimserliğinden kaynaklı pozitif bir hava hakim. Ancak kur açısından bu durum fazla sürdürülebilir olmayabilir. Çünkü haftaya kritik PPK toplantısı gerçekleşecek.
Yeni başkan Murat Çetinkaya ilk defa Para Politikası Kuruluna başkanlık yapacak. Radikal bir faiz indirim beklentisi önümüzdeki haftaya kadar kurlar üzerinde etkili olabilir. 100 Baz puan,200 Baz puan veya daha da üzerinde bir rakam, piyasalarda konuşulan faiz indirim oranları olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir indirim hamlesi kur tarafını ne kadar yukarı taşır görmek gerekiyor. Ancak piyasalar bu hamleyi önceden fiyatlamayı isteyebilir. Doların dip seviyelerde beklemesi bu beklentinin henüz fiyatlanmadığını gösteriyor. Hali hazırda 2.8000-2.8200 önemli bir destek bölgesi olduğunu da unutmamak gerekir. Bu seviyelerin altına geçmediği sürece dolar PPK öncesi buraları dip yapabilir. Elbette bu dönemde açıklanacak ABD verilerinin seyri de önemli olacaktır.
TL, Dolar’a karşı yılın ilk üç ayında %3 ve Sterlin’e karşı %6 üzerinde değer kazanırken, Euro’ya karşı ise %1.5’un üzerinde değer kaybetti. Sepet bazında TL ‘nin performansına baktığımızda ise (%50 Euro-%50 Dolar) sepet kurun %0.65 gerildiğini görüyoruz. Yani TL her iki para birimine karşı güçlü duruşunu korumuş. Bist100 tarafına bakıldığında ise büyük küresel merkez bankalarının attığı adımların etkisiyle yılın ilk üç ayında adeta ralli yaşadı. Endeks ilk çeyrekte %15’in üzerinde primli görünürken, bankacılık endeksi aynı aralıkta %12 diğer önemli grup sanayi endeksi ise %17 oranında yükselmiş durumda.
Rakamların geneline bakıldığında ilk çeyreğe yurtiçi piyasalar oldukça iyi başladı. Yılın başında %9.5’un üzerini gören manşet enflasyon şuan %7.5’e gerilerken ve son çeyrekte yakalanan %5.7’lik büyüme (2015 yılının genelinde %4) ile beraber içerideki göstergelerin güçlü seyri göze çarpıyor. Para piyasalarını yukarı yönlü destekleyen en önemli etken ise FED politikalarındaki değişiklik olarak gösterilebilir. Yani hem borsa tarafında hem kur tarafının olumlu seyrinde, FED’ in attığı daha doğrusu atamadığı adımların etkisi çok daha fazla diyebiliriz. Çünkü 2016 yılına başlarken FED’ den yeni yılda 4 faiz artırımı beklenirken son gelişmelerle birlikte 2 hatta 1 faiz artırımı fiyatlanmaya başladı.
Hem iç hem dış piyasada tüm gelişmeler doları aşağı çekmek için yeterliydi. TL varlıklarını yükseltebilecek iki önemli hikayeyi aynı anda yaşadık. Olumlu yurtiçi göstergeler ve dışarıdaki FED iyimserliği… Ancak dolarda kalıcı düşüş veya trendin döndüğü yönünde bir beklentiye girmek fazla iyimser bir tahmin olur diye düşünüyorum. Çünkü ABD merkez bankası FED, faiz artırım süreciyle ilgili para politikasında radikal bir değişikliğe gitmiyor. Sadece faiz artırım sürecinde daha yavaş adım atılacağını söylüyor.
FED faiz artırımından vazgeçmedi sadece ara verdi. İç piyasaya baktığımızda ise Dolar/TL’nin bu FED arasını fırsat bilerek düştüğünü görüyoruz. Ancak FED için Haziran ayında faiz artırım ihtimali masadan kalkmış değil. Yani nisan ayı içerisinde yapılacak FED toplantısı, ABD verileri ve FED üyelerinin açıklamalarını takip edeceğiz. Bu ay içinde bu tarz göstergeler Haziran ayındaki faiz artırım ihtimalini artırabilir. Biz bu beklentiye ‘’FED önümüzdeki ay faiz artırabilir’’ diyerek Mayıs ayında girebiliriz. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse Dolar/TL’de 2.8000’nin orta vadeli dip seviye olduğunu anlayacağız. Bu dış piyasadan kaynaklanabilecek FED kaynaklı olası riskler olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda TCMB başkanlık değişikliği, faiz indirim sürecindeki belirsizlikler ise içeride karşılaşabilecek riskler olarak görülebilir.
Teknik görünümde ise 8 aydan bu yana Dolar/TL, hiç 2.8000 altında haftalık bir kapanış gerçekleştirmedi. Dolayısıyla bu haftanın kapanış fiyatı kritik olabilir. 2.8000’nin altı yer yer görülse de genel olarak Dolar/TL’de FED’in Haziran ayı ihtimali fiyatlanırsa Dolar’ın tekrar yükselişi gündeme gelebilir. Bu sebeple 2.8400 direnci yakından takip edilebilir. Alımlar ile bu seviye aşılırsa 3.0000’den başlayan düşüş trendi, yukarı yönlü kırılabilir ve 2.8800-2.9000 aralığı gündeme gelebilir. Elbette düşüşlerde 2.8000 desteği önemli olacaktır. Bu seviye altında uzun vadeli bir kapanış görülürse yeni bir satış dalgası görebiliriz. FED’ in Haziran ayında faiz artırması gerekmiyor. Ancak bu beklentiye girilmesi bile doların yükselişine sebep olabilir.
Geldiğimiz noktada, hem piyasaların oynaklık durumu, hem son açıklanan ABD verilerindeki zayıf görünüm, FED’in bu toplantıda bir aksiyon almasına engel oluyor. Yani bu hafta faiz artırım ihtimali sıfır olarak fiyatlanıyor. Ancak yine piyasadaki beklentileri yönetmek adına verilecek sinyaller ve önümüzdeki dönemin faiz politikasına dair yapılacak sözlü yönlendirmeler izlenecek. Ayrıca merak edilen bir diğer konu ise FED’ in 2016 yılı sonu gösterge faiz tahminin ne olacağı. Toplantıdan çıkacak kararlara göre piyasalar bu iki nokta üzerinde yoğunlaşacak gibi görünüyor. FED faiz artırımına gitmese de ileriye dönük önemli ipuçları verebilir. Piyasalar ise Haziran ayındaki olası FED adımını şimdiden fiyatlayabilir.
Verilecek sinyaller ile Haziran ayındaki faiz artırım ihtimalinin ne kadar kuvvetli olacağını öğreneceğiz. Çin tarafındaki yavaşlama ve kişisel tüketim harcamalarındaki (PCE) zayıf görünüm, FED’in düşük faiz politikasına devam etmesine neden olabilir. Başkan Yellen’da ABD senatosunda yaptığı sunumda ekonomideki risklere dair vurgularını yinelemişti. FED, bu haftaki toplantıda küresel risklere hangi oranda dikkat çekeceği ve enflasyon hedeflemesine dair beklentileri, Haziran ayına dair ipucu verebilir. Nisan ayında da bir FED toplantısı gerçekleşecek ancak, en yakın risk Haziran ayında olası bir faiz artırımı olarak görülüyor.
Yıl Sonu Faiz Tahmini Önemli
Yıl sonu ortalama faiz tahminiyle de FED’ in 2016 yılında kaç kez faiz artırımına gidebileceğini anlayacağız. Konuyu biraz daha açmak gerekirse, FED son toplantı metninde yıl sonu gösterge faizin ortalama 1.375 olarak açıklamıştı. Bu tahmin ABD Merkez Bankasının, 2016 yılında 4 kez daha faiz artırımına gideceği anlamına geliyor.
Fakat son gelişmelere bakıldığında bu ihtimal oldukça düşük. Bu sebeple FED yıl sonu faiz beklentisini 1.125’e hatta iki faiz artırımı anlamına gelen 0.875’e çekmesi sürpriz karşılanmayacak. Piyasalar bu revizeyi ise oldukça güvercin karşılayabilir ve diğer gelişmekte olan ülke piyasalarına paralel TL varlıkları da olumlu etkilenebilir.
AMB Adımı FED’ i Nasıl Etkiler?
Avrupa Merkez Bankasının(AMB) son yaptığı rekor düzeydeki genişleme adımları, ülkeler arasında politika farklılıklarını daha da derinleştirdi. AMB Başkanı Draghi, tüm imkanlarını seferber ederek bu kez piyasa beklentilerini aşan bir genişleme adımı attı. Başka araç yok mesajıyla da piyasaların moralini bozdu.
Dünyanın bir ucunda başta AMB olmak üzere Japonya gibi ülkelerin negatif faiz politikasına sarıldığı bir ortamda, ABD Merkez bankasının ne kadar ayrışabileceği de merak ediliyor. Dolar bu tarz bir politika farklılaşmasından kaynaklı daha fazla değer kazanabilir. Doların değer kazanımı ABD Dış ticaretine de darbe vuracağından, FED’in bu durumla ilgili görüşleri önemli olacak.
Hatırlanacağı üzere Erdem Başcı bir basın toplantısında FED faiz artırırsa bizde ona göre pozisyon alırız demişti. FED’in ilk adımından bu yana iki PPK toplantısı geçti ve fakat merkez, faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Önemli bir kesim bu beklentiyi oldukça fiyatlamıştı ancak görünen o ki piyasada oynaklık artmadıkça veya kurda yeni bir rekor görmediğimiz sürece faizler yerinde kalacak.
Piyasadaki ikinci beklenti ise sadeleşme adımının bu toplantıda başlayacağı yönündeydi. Bir önceki toplantı karar metninde ‘’Kurul, küresel para politikalarındaki normalleşmenin başlaması ile birlikte oynaklıklarda gözlenen düşüşün kalıcı olması halinde önümüzdeki toplantıdan itibaren para politikasındaki sadeleşme adımlarına başlanabileceğini değerlendirmiştir.’’ İfadesi yer aldı. Bunun anlamı aslında TCMB faiz indirmek için uygun piyasa sakinliği arıyor. Yani daha öncede belirtilen piyasadaki kritik oynaklık endekslerinden Move ve VIX endeksleri durulursa ve piyasada normalleşme süreci başlar ise TCMB sadeleşme adımı atacak.
SADELEŞEMEDİK
Sadeleşme politikası da ayrı bir muamma diyebiliriz. Çünkü bu konu hakkında da piyasaya henüz net bir mesaj verilmiş değil. Yani politika faizi üzerinde simetrik bir faiz politikası izleneceği yönünde daha önce açıklamalar vardı. Ancak alt bant için uygulanan faiz mi yukarı çekilecek, ya da üst bant olarak uygulanan faiz, haftalık politika faizine kadar mi indirilecek? Bu hem faiz indirmek hem de faiz artırmak anlamına geliyor. Yani bu karmaşadan sıyrılmak adına TCMB’nin sadeleşme adımını devreye sokması gerekiyor. Fakat bununla ilgili ne tür bir güncelleme olacak bu da hala belirsiz.
Son toplantı metninde dikkat çeken bir diğer husus sadeleşme ile ilgili yer alan ifadenin kaldırılması. TCMB henüz faizleri yeniden düzenlemek adına uygun şartlara ulaşmış görünmüyor. Muhtemelen küresel piyasadaki oynaklığın 2016 yılı boyunca da devam edeceği Merkez tarafından ön görülüyor. Bunun anlamı sıkı duruş uzun bir süre daha korunacak ve faizler güncel seviyelerinde tutulacak. Yani TCMB’nin 2016 yılı beklentisi çok da olumlu değil. Bu kaygı ve aynı zamanda TCMB’nin faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmemesi kuru bir anda yukarı taşıdı. TL varlıklarındaki satışlar derinleşir ve kurda yeni bir rekor görürsek o zaman piyasada faiz artırım beklentisi hakim olabilir.
UMUTLAR FED’E KALMIŞ DURUMDA!
Önümüzdeki hafta FED’in kritik faiz toplantısı izlenecek. Şuanda FED kaynaklı ana gerilim ikinci faiz adımının Mart ayında gelebileceği ihtimalinden kaynaklanıyor. Ancak Çin tarafındaki oynaklık ve Petrol fiyatlarındaki dip arayışı FED’in önünde iki önemli engel olarak görülüyor. Düşen petrol fiyatları ve güçlü dolar enflasyon üzerinde baskı yaratıyor.
Gelişmekte olan ülke piyasaları üzerindeki baskı ve küresel ekonomideki durağanlık FED’in faiz artırımına gitmesini engelleyebilir. Eğer beklentiler Mart ayından Haziran ayına kayarsa, bu durum küresel ekonomide bir nefes alma fırsatı yaratabilir. Bunun dışındaki tüm gelişmeler kuru maalesef yukarı taşıyor.