1-Düşük ve orta gelirliye indirim
2-Yerli bataryaya ek destek
3-Tüm yerli elektriklilere uygun kredi
4-Yerlilik arttıkça daha fazla teşvik
GEÇEN hafta dünya lansmanı yapılan Hyundai IONIQ 3, Türkiye için yeni bir dönemin kapılarını açtı. Hyundai Motor Türkiye tarafından İzmit’te üretilecek bu tamamen elektrikli otomobil, aynı zamanda Togg dışında uluslararası bir markanın üreteceği ilk yeni nesil elektrikli modeli de temsil ediyor. Ancak üretimdeki bu hareketi teşvik tarafında destekleyen bir yapı henüz oluşmuş değil. Türkiye’nin artık Avrupa ülkelerinin uygulamaya başladığı gibi hem elektrikli araç satışlarını destekleyecek hem de yerli üretim ve tedarik zincirini kapsayacak yeni bir teşvik yapısına geçmesi gerekiyor. Bu çerçevede, Fransa’nın yıl başında devreye aldığı teşvikler önemli bir örnek teşkil ediyor.
FRANSA MODELİ ÖRNEK OLABİLİR
1 Ocak 2026 itibarıyla Fransa’da yürürlüğe giren yeni sistem, elektrikli otomobil teşviklerini alım desteğinin ötesine taşıyarak üretim süreçlerini de kapsayan bir yapıya dönüştürdü. Buna göre yalnızca elektrikli olmak yeterli değil; araçların üretim kaynaklı karbon ayak izi, batarya üretiminin yapıldığı coğrafya ve tedarik zinciri de hesaba katılıyor. Destekler gelir seviyesine göre değişirken, 2026 için 3 bin 500 ile 5 bin 700 Euro arasında uygulanıyor. Avrupa’da üretilen bataryaya sahip araçlar için ise 1.200 ila 2 bin Euro ek teşvik veriliyor. Böylece toplam destek yaklaşık 7 bin Euro’ya kadar çıkabiliyor. Sistemde ayrıca “çevresel skor” kriteri bulunuyor. Üretim sürecindeki emisyonlar ve lojistik etkiler hesaplanıyor, belirli eşik değerinin altında kalan modeller teşvik dışında bırakılıyor.
TOGG’A DA YARAR
KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2027 yılından itibaren yeniden Formula 1 takvimine dahil olacak Türkiye ayağının turizmde yüksek katma değer yaratacağını söyledi. En az 5 yıllık anlaşmayla yarışların İstanbul’da düzenleneceğini hatırlatan Ersoy, F1’in özellikle yüksek harcama yapan nitelikli turist segmentini çektiğini vurguladı.
Organizasyon takvimine yeniden Türkiye’nin dahil olması kapsamında dün Tuzla’daki İstanbul Park’ta bir basın toplantısı düzenlendi. Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı konuşmalar yaptı.
YÜZDE 6’LIK GENEL KATKI
Ersoy, konuşmasında uluslararası araştırmalara atıfta bulundu. Formula 1 organizasyonlarının ev sahibi destinasyonlarda turizmi ortalama yüzde 6 artırdığına dikkat çeken Bakan Ersoy, “Daha önce o şehri hiç düşünmemiş turistler için F1 önemli bir tercih sebebi oluyor” dedi. 2025 sezonunda F1’in 180’den fazla ülkede 827 milyonun üzerinde televizyon izleyicisine ulaştığını, tribünlerde ise 6.7 milyondan fazla seyirci ağırladığını aktaran Ersoy, organizasyonun dijital tarafta da 114 milyonu aşan takipçi ve 2.3 milyar etkileşimle küresel ölçekte en güçlü platformlardan biri olduğunu ifade etti.
ŞAMPİYONLAR LİGİ’Nİ SOLLUYOR
F1’in şehirler için yalnızca bir spor etkinliği değil aynı zamanda güçlü bir tanıtım aracı da olduğunu vurgulayan Ersoy, “Bu etki seviyesi UEFA Şampiyonlar Ligi ve NBA gibi organizasyonların da üzerinde. Düzenlendiği şehirlere yüksek katma değerli bir vitrin sunuyor” diye konuştu.
SİNGAPUR ÖRNEĞİ
TESLA’nın geçtiğimiz günlerde bazı araçları uzaktan uyandırarak usulsüz yüklenen FSD (Tam Otonom Sürüş) yazılımlarını silmesi, otomotivdeki dönüşümü Türkiye’de daha görünür hale getirdi. Bildirim yapılmadan gerçekleşen bu müdahale, yazılımın ağırlığının arttığı sektörde “aracın kontrolü kime ait” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Tesla, trafik güvenliği riski taşıyan yetkisiz bir özelliği kapatırken, uzaktan güncellenen otomobillerde mülkiyet sınırlarını da tartışmaya açtı. Gözler şimdi, Türkiye’de otonom sürüş ve yeni nesil araç sahipliğine ilişkin yasal çerçevenin nasıl şekilleneceğinde.
İZİNSİZ OTONOM YOLLARA ÇIKTI
Tartışmanın fitilini Tesla’nın otonom sürüşe imkân tanıyan FSD özelliğini ABD dışı pazarlarda ücretli olarak sunması ateşledi. Ancak bazı kullanıcılar, yaklaşık 500 Euro’ya mal olan ve doğrudan Tesla’nın Kontrol Alanı Ağı (CAN) veri yoluna takılan USB benzeri donanım modülleriyle sistemi izinsiz şekilde devreye aldı. Türkiye’de de bu araçlar kanuna aykırı biçimde trafiğe çıktı. Tesla ise buna uzaktan müdahaleyle karşılık verdi.
Tesla tam otonom sürüş (FSD) özelliğini Hollanda’da kullanıma açtı.
TÜRKİYE’YE UZAKTAN MÜDAHALE
Avrupa, Güney Kore, Çin ve Türkiye’deki kullanıcı raporlarına göre şirket, bu araçları CAN üzerinden tespit ederek FSD’yi tamamen devre dışı bıraktı ve sistemi temel Otopilot moduna geri çekti. Kullanıcıların büyük bölümü durumu ancak şu uyarıyla fark etti: “Aracınız, yetkisiz bir üçüncü taraf cihaz algıladı. Önlem olarak, güvenlik nedenleriyle bazı sürücü destek işlevleri devre dışı bırakılmıştır. Yakında bir yazılım güncellemesi sunulacaktır. Güncellemeyi yüklediğinizde, bazı özellikler yeniden etkinleştirilebilir.”
SINIRLAR NET ÇİZİLMELİ
Otomotiv pazarında talep canlı kaldı ancak yönünü ikinci ele kırdı. Mart ayında sıfır km otomobil pazarı yüzde 13 daralırken ikinci el otomobil pazarı yüzde 7.6 büyüdü. İkinci elde pazarındaki büyüme ilk çeyreğe de yayıldı. Ocak-Mart 2026’da ikinci el otomobil pazarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6.7 artarak 1.7 milyon adedi solladı. Bu tablo, ikinci el fiyat artışının enflasyonun altında kalmasının talebi desteklediğini gösterirken, tüketicinin sıfır araçta beklemeyi tercih ederek daha ulaşılabilir olan ikinci ele yöneldiğini ortaya koyuyor.
MARTTA ZİRVE
Hürriyet’in TÜİK’ten derlediği bilgilere göre, mart ayında ikinci el otomobil pazarı yüzde 7.6 büyüyerek 597 bin 104 adede ulaştı. Bu rakam aynı zamanda ilk çeyreğin en yüksek ikinci el otomobil satışının mart ayında gerçekleştiğini de gösterdi. Ocak-Mart 2026’ya bakıldığında ise, ikinci el otomobil pazarı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6.7 artarak 1 milyon 736 bin 89 adet olarak gerçekleşti.
TOPLAM PAZAR
Mart ayında otomobil, motosiklet, hafif ticari ve ağır ticari araçların da dahil olduğu toplam ikinci el otomotiv pazarı da yükselişteydi. Martta toplam pazar yüzde 6.1 artarak 870 bin 992 adet olarak gerçekleşti. İlk çeyrekte ise toplam ikinci el otomotiv pazarı yüzde 4.5 oranında büyüyerek 2 milyon 505 bin adede ulaştı. Hatırlanacak olursa, ilk çeyrekte sıfır kilometre araç toplam pazarı yüzde 4 daralarak 274 bin 346 adet olmuştu.
FİYATLARDA ARTIŞ SİNYALİ
İlk çeyrekte enflasyon yaklaşık yüzde 10 yükselirken, ikinci el araç fiyatlarındaki artış yüzde 3-4 seviyesinde kaldı. Bu tablo, ikinci elde reel olarak fiyatların gerilediğine işaret ederken talebi destekleyen unsurlardan biri oldu. Ancak sektör, önümüzdeki döneme ilişkin daha temkinli. İran’daki gerilimin ardından artan maliyet baskısı; kur, hammadde ve lojistikteki yükselişle birlikte üreticiler tarafından fiyatlara yansıtılmaya hazırlanıyor. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu da daha önce yaptığı değerlendirmede, maliyet artışlarının mayıs-haziran döneminde araç fiyatlarına yansıyabileceğine dikkat çekmişti. Buna göre, fiyat artışlarının önce sıfır kilometre araçlarda başlaması, ardından ikinci el pazarına da yansıması bekleniyor.
İŞTE OTOMOTİVİN İLK ÇEYREK KARNESİ
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından hızla yükselen petrol fiyatları, otomotivde maliyet zincirini yukarı çekti. Enerji, hammadde ve lojistikte artan giderlerin kısa vadede fiyatlara yansıyacağı beklentisi ise Türkiye’de tüketiciyi beklemek yerine alıma yöneltti. Nisan itibarıyla showroom trafiği belirgin şekilde artarken, üreticiler mayıs-haziran döneminde fiyat artışlarının kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor. Bu tablo, otomobilin Türkiye’de hâlâ güçlü bir yatırım aracı olarak görülmesinin talebi öne çektiğini net biçimde ortaya koyuyor.
YATIRIM ARACI REFLEKSİ
Otomobil fiyatlarındaki artış baskısı tüketici için sürpriz değildi. Sanayi tarafındaki ilk değerlendirmeler de bu beklentiyi doğruladı. Geçen hafta İstanbul’daki ilk çeyrek değerlendirme toplantısında gazetecilerle bir araya gelen OSD Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Eroldu, “Avrupa’da enflasyon ya da istikrarsızlık dönemlerinde ilk refleks harcamaları kısmak olurken, Türkiye’de tüketici otomobili bir yatırım aracı olarak gördüğü için talep aynı ölçüde etkilenmiyor. Nitekim mart ayı kötü kapanmadı. Çok yakınımızda ciddi bir savaş ortamı olmasına rağmen pazarın bundan sınırlı etkilendiğini görüyoruz. Nisan başı itibarıyla da showroom’ların yeniden hareketlendiğini söyleyebilirim” diye konuştu.
İran’daki gerilim kaynaklı artan maliyetlerin otomobil fiyatlarına yansımasının kaçınılmaz olduğunu belirten Eroldu, artış oranının ise petrol fiyatlarının dengeleneceği seviyeye bağlı olacağını ifade ederek şöyle devam etti:
‘MAYIS-HAZİRAN’DA FİYATLARA YANSIR’
“Özellikle plastik hammaddelerinde maliyet artışı olacak, bunun ilk emarelerini görüyoruz. Petrolde nasıl fiyatlar arttıysa pompa fiyatlarında, petrol türevlerinde de benzer artışlar yaşanacak. Birçok firma artık Ümit Burnu’nu kullanıyor, bu da nakliye kaynaklı maliyetleri artırıyor. Müşteri talebi bir miktar öne çekildi çünkü tüketici de bu tabloyu görüyor. Kişisel görüşüm, insanların varlıklarını korumak amacıyla satın almaya yöneldiği yönünde. Nisan ayında fiyatlarda bir değişiklik olmadı ancak mayıs-haziran döneminde yansımalar olacaktır.”
İLK ÇEYREKTEKİ DÜŞÜŞ GEÇİCİ
Türk otomotiv sanayi ilk çeyreği üretimde yüzde 7, ihracatta yüzde 15 düşüşle kapattı. Bu gerilemede en büyük etki otomobil üretimindeki yüzde 18’lik düşüşten gelirken, OSD Başkanı Eroldu düşüşün ana nedeninin otomobil üretimindeki yeni yatırımlar kaynaklı geçici üretim kaybı olduğunu vurguladı. Eroldu’ya göre, buna rağmen ilk çeyrekte yerlilik oranı 4 puan artarak yüzde 35’e yükseldi ve yatırımların etkisi görülmeye başlandı. Kapasite kullanım oranı genel olarak yüzde 60 seviyesinde kalırken, hafif araçta düşüş yaşanmasına karşın kamyon, otobüs ve minibüs tarafında belirgin bir toparlanma dikkat çekti. Eroldu, “Yıl sonunda kapasite kullanım oranımızı yüzde 65-70’lere çıkarmak istiyoruz” dedi.
TÜRKİYE otomotiv pazarı 2026 yılının ilk çeyreğinde önemli bir kırılmaya sahne oldu. Elektrikli otomobiller, artık yalnızca büyüyen bir segment değil, pazarın yönünü belirleyen ana akım haline geldi. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, ocak-mart döneminde toplam otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5.86 daralarak 210 bin 688 adet oldu. Aynı dönemde elektrikli otomobil satışları yüzde 30.8 artışla 38 bin 28 adede ulaştı.
ÖTV AVANTAJININ PAYI BÜYÜK
Bu ayrışma, sektörde klasik dalgalanmaların ötesinde keskin bir dönüşüme işaret ediyor. Çünkü pazarın genelinde daralma yaşanırken elektrikli otomobillerin güçlü şekilde büyümeye devam etmesi, tüketici tercihlerinin kalıcı biçimde değiştiğini ortaya koyuyor. Bu tabloda elektrikli otomobillerdeki yüzde 25’lik ÖTV avantajının da payı büyük. Ancak gerçek şu ki; elektrikli otomobiller artık sadece yeni bir teknoloji değil, talebi sürükleyen ana eksen konumuna geliyor.
400 BİN ADEDİ AŞTI
Dönüşüm araç parkına da yansımış durumda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Şubat 2026 sonu itibarıyla trafikteki toplam elektrikli otomobil sayısı 395 bin 697’ye ulaştı. Hatta nisan ayının ilk haftasındaki teslimatlarla birlikte 400 bini aştı. Bu seviye, birkaç yıl öncesine kadar sınırlı sayıda olan elektrikli araçların artık kritik bir eşiğe geldiğini gösteriyor.
Elektrifikasyon yalnızca otomobillerle sınırlı kalmıyor. Ocak-şubat döneminde satılan elektrikli motosiklet sayısı 23 bin 535’e ulaşırken, bu alanda yüzde 18’lik büyüme kaydedildi. Şehir içi mobilitede elektrikli çözümlerin hızla yaygınlaşması, dönüşümün tabana yayıldığını ortaya koyuyor.
GÜNLÜK HAYATIN BİR PARÇASI
Bu hızlı yükselişin arkasında maliyet dengesi belirleyici rol oynuyor. ÖTV avantajı, düşük bakım giderleri ve artan akaryakıt fiyatları karşısında elektrikli araçların kullanım maliyetinin daha öngörülebilir hale gelmesi, tüketici tercihini bu yönde hızla değiştiriyor. Ancak veriler, artık sadece maliyet avantajının değil, algının da dönüşmeye başladığını gösteriyor. Sonuç olarak elektrikli otomobiller Türkiye’de “denenen teknoloji” olmaktan çıkıp günlük hayatın parçası haline geliyor. İlk çeyrek verileri, otomotiv sektörünün yeni bir evreye geçtiğini net şekilde ortaya koyuyor.
Son günlerin en çok konuşulan konusu Çinli BYD’nin ilk çeyrekte düşen satışları. Türkiye yatırımıyla ilgili uzun süredir sessizliğini koruyan markanın satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 geriledi. Ancak bu düşüşte kritik bir detay gözden kaçıyor. Hürriyet’in daha önce gündeme getirdiği üzere; PHEV otomobillerde emisyon hesaplarının 1 Ocak 2026’da değişmesi ve Türkiye’nin ÖTV teşviki için belirlediği 25 gr/km CO2 sınırını güncellememesi; BYD’nin güçlü olduğu PHEV satışlarını vurdu.
TÜRKİYE’DE KÜÇÜLDÜ AVRUPA’DA BÜYÜDÜ
Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, ilk çeyrek sonunda PHEV otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 82.9 daralarak 1.618 adede geriledi. Dikkat çekici olan ise bu sert düşüşün, Avrupa’da PHEV’lerin büyüdüğü bir dönemde yaşanması. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verilerine göre, şubat sonunda AB genelinde PHEV satışları yüzde 30 artarak 163 bin adede ulaştı.
Hatırlanacağı üzere, 1 Ocak 2026’da başlayan Euro 6e-bis standartları, PHEV otomobillerin CO2 emisyonlarını ölçme yöntemini değiştirdi. Yeni hesaplama yönteminde içten yanmalı motorun kullanım payı artırıldı. Sonucunda PHEV’lerin resmi emisyon değerleri neredeyse iki katına yükseldi.
BYD İLE GELMİŞTİ
Türkiye, BYD’nin yatırım imzasının ardından 2024’te PHEV’lerin ÖTV’sini düşüren bir düzenleme yaptı. Bu sayede, 70 km menzil ve 25 gram/km şartını karşılayan PHEV’ler 2025 sonuna kadar yüzde 45, 75 ve 85’lik ÖTV’ler ile satılabildi. Ancak 1 Ocak itibariyle hiçbir model 25 gram/km CO2 sınırını karşılayamadı. Türkiye de düzenlemeyi yeni hesaplamalara göre güncellemeyince vergi avantajı fiilen sona erdi, PHEV satışları çakıldı.
TEŞVİK ÇALIŞIR MI
PHEV teşviki, BYD’nin Türkiye planlarıyla birlikte 2025 yılında pazarı hızla büyüten bir kaldıraç görevi gördü. Ancak emisyon hesaplaması değiştiğinde düzenlemenin güncellenmemesi, Türkiye’nin bu avantajı otomatik olarak sürdürmek istemediğini gösterdi. BYD henüz Türkiye’de somut bir yatırım adımı atmadı. Böyle bir adım atması durumunda teşvik mekanızmasının yeniden çalışıp çalışmayacağı ise merak konusu.
AVRUPA Komis-yonu’nun hazırladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) taslağında kritik teşvikler için şart koşulan “Made in EU / AB’de Üretilmiş” kapsamına Türkiye’nin dahil edilmesi için uzun süredir yoğun bir trafik yürütülüyordu. Sonucunda Türkiye’nin kapsama alınacağına dair ilk sinyaller geldi. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. İşte bu kritik eşikte, ilk kez Avrupa’dan dikkat çeken bir çağrı geldi. MAN CEO’su Alexander Vlaskamp, “Önümüzde 12-18 ay sürecek bir müzakere dönemi var. Bu süreci dikkatle takip etmek gerekiyor. MAN olarak hem Avrupa’ya hem de Türkiye’deki karar alıcılara çağrımız; Türk sanayisinin Made in EU’nun bir parçası olması yönünde. Türkiye olmadan Made in EU, mevcut ticaret hacmi dikkate alındığında eksik kalır” açıklamasında bulundu.
MAN Truck & Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Alexander Vlaskamp ile geçen hafta Ankara Akyurt’ta bulunan MAN üretim tesislerinde bir araya geldik. Toplantıda bizlere MAN Truck & Bus SE Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay ve MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Tuncay Bekiroğlu da eşlik etti.
‘SON 3 YILDA 50 MİLYON EURO YATIRIM YAPTIK’
Vlaskamp, son 3 yılda Çubuklu’da inşa edilen Ar-Ge merkezi ile üretim tarafındaki ilave yatırımlar için Türkiye’ye 50 milyon Euro’luk yatırım yaptıklarına dikkat çekerek, “Avrupa Komisyonu, Almanya ve Türk büyükelçilikleriyle görüşmeler yapıyoruz. Türkiye’nin Made in EU sürecine dahil olması gerektiğini anlatıyoruz. Türkiye yıllardır AB’ye entegre bir şekilde ilerliyor. Bu hem AB hem de bizim burada yıllardır kurduğumuz sistemi sürdürebilmemiz açısından da oldukça kritik. Ama geleceğe güvenle bakıyoruz. AB ile Türkiye arasındaki sanayi işbirliği ve kurulan entegrasyon devam edecektir” ifadelerini kullandı.
ELEKTRİKLİ ‘ASLAN’LAR ANKARA’DA GELİŞTİRİLİYOR
2025 yılında Türkiye’den dünyada 4 bin 500 araç ihraç ettiklerini belirten Vlaskamp bunun toplam değerinin 850 milyon Euro’yu bulduğunu söyledi. Türkiye’de faaliyete geçen 850 çalışanlı Ar-Ge merkezi ve test pistinin MAN’ın gelecekteki ürün planları için çok kritik olduğunu belirten Alexander Vlaskamp, “7 yıl önce Münih’te geliştirdiğimiz elektrikli şehir içi otobüsümüz MAN Lion’s City E burada geliştiriliyor. Aynı şekilde elektrikli seyahat otobüsü MAN Lion’s Coach E’yi 18 ay gibi kısa bir sürede geliştirdik. Biz MAN olarak bundan çok büyük bir gurur duyuyoruz, Türkiye açısından da bu çok gurur verici bir başarı. MAN elektrikli otobüsler için yapılan geliştirmelerin merkezi ağırlıklı olarak Türkiye. Elektrikli otobüs geliştirmelerimizin yüzde 80’i Ankara’da gerçekleştiriliyor. Yüzde 15’i Münih’te kalan bölümü de Polonya’da” bilgisini verdi.
DÖNÜŞÜMDE 3 AYAKLI STRATEJİ
Vlaskamp, şirketin dönüşüm sürecini üç ayaklı bir stratejiyle yönettiğini belirterek, daha verimli dizel motorlarla emisyon ve maliyetleri düşürmeye devam ettiklerini, elektrikli araçlarda batarya verimliliği ve menzil tarafında önemli gelişmeler sağladıklarını söyledi. Elektrikli araçlarda 800 kilometreye kadar menzilin mümkün olabileceğini ifade eden Vlaskamp, hidrojen teknolojisinin ise yüksek maliyet ve düşük verimlilik nedeniyle şimdilik sınırlı pazarlarda kaldığını dile getirdi.