Ormanlar bence mili değil tüm gezegenin serveti. Haritadaki sınırlardan haberi yoktur ağacın; dalı bir ülkede kökleri başka ülkede olsa ona ne yazar... Ama köküne de dalına da ev sahipliği yapan her iki ülkeye bir faturası var bu zenginliğin, büyük sorumluluk ister o ağacı yaşatmak, yeni sürgünleriyle gelecek nesillere salıncak kurmak. Bunun için her iki ülke de kendi resmi dilini bırakıp ağacın dilinden anlamak zorunda.
Çanakkale savaşlarının en yoğun yaşandığı, Atatürk’ü o dönemde ağırlamış Bigalı köyünün yanı başındaki ormandayız. ‘Ağaçlar Fısıldıyor’ dedi İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay. Mantarlar aracılığıyla toprakta bir tür iletişim ağı olduğunu anlattı bize. Daha yakın zamanda bu bölgede çıkan yangının neyse ki Bigalı köyünün yakınındaki bu ormana gelmeden durdurulduğunu hatırlattı. Yeni yangınlar olmaması için öncelikle bölgedeki halkın bu dili öğrenmesi gerektiğini de belirtti ve “Anız yakmamak, çöp atmamak, elektrik nakil hatlarının bakımını zamanında yapmak gibi basit önlemlerle yangınlar önlenebilir” dedi.
10 YANGINDAN 9’U İNSAN KAYNAKLI
Bu ormanda durmuş neden ağaçlar arasındaki fısıldaşmayı duymaya çalışıyoruz? Çünkü Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği bir araya gelmiş, Orman Genel Müdürlüğü’nün de desteğiyle yakın tarihimizin bu önemli bölgesinde büyük bir projenin düğmesine basmışlar. Adını da ‘Ağaçlar Fısıldıyor’ koymuşlar projenin. Ağaçların gizli iletişimini odağına alan bir hikâye yazılacak burada. Gönüllüler, çocuklar ve yerel halk için eğitimler düzenlenecek. Amaç doğa okuryazarlığını güçlendirmek. Boyner’in davetiyle buradayız. Müthiş öğretici toplantılara katıldık. Artan sıcaklık, derinleşen kuraklık ve sertleşen rüzgârların orman yangınlarını daha yıkıcı hale getirdiğine dikkat çekildi toplantılarda. Her 10 orman yangınından 9’unun insan kaynaklı olduğunun altı çizildi. Projenin pilot bölgesi olarak Çanakkale’nin seçilmesi tesadüf ya da milli önemle ilgili değil. Çanakkale aldığı rüzgâr, iklim krizinden etkilenmesi gibi nedenlerle orman yangınları açısından kırılgan şehirlerden biri olarak görülüyor.
İlk etapta Bigalı köyünde, yangın farkındalığı eğitimleri ile projenin düğmesine basıldı. Eğitimler Kocadere, Behramlı ve Alçıtepe köylerinde devam edecek. İlk yılında sahada 1000 kişiye ulaşılması hedefleniyor. Proje kapsamında bölgede meydana gelebilecek olası yangınlara hızlı ve doğru müdahale edilebilmesi için gönüllülerden oluşan ekibe ise maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve su tankeri gibi ekipmanlar sağlanıyor.
‘AMACIMIZ DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİ YARATMAK’
Herkes el ele vermiş. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin daha geniş kitlelere ulaşması adına bir belgesel dizisi de çekilecek. Yapımı Warner Bros. Discovery tarafından gerçekleştirilecek. Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ, projeyle doğa okuryazarlığını artırmayı ve ekosistemin devamlılığında hayati rol oynayan ağaçlar arasındaki iletişimi görünür kılmayı hedeflediklerini anlattı bize. “Amacımız, toplumun farklı kesimlerini ekosistemi koruma sürecinin bilinçli paydaşları haline getirerek kalıcı ve gerçek bir davranış değişimi sağlamak. Haziran ayında satışa sunacağımız kapsül koleksiyon ile müşterilerimizi de projenin bir parçası yapacağız” dedi.
Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Eğilmez Kocabıyık da projenin ortağı elbette. “İklim krizinin etkileriyle nasıl baş edebileceğimize dair en güçlü ilhamı yine doğanın kendisinden alıyoruz” diyen Kocabıyık, doğanın öğretici yanına vurgu yaptı. Doğa gibi insanların da kolektif bir bilinçle ormanları koruyabileceğine dikkat çekti. Ve dedi ki; “Doğayı anlamadan onu koruyamayız. Onu anlamaya başladığımızda, nasıl birlikte var olabileceğimizi de öğrenebiliriz. İklim kriziyle mücadele ancak farklı disiplinlerin ve sektörlerin ortak bir sorumluluk etrafında buluşmasıyla gerçek bir etki yaratabilir.”
SAĞLIK sadece toplumsal bir konu değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomi meselesi de. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2025 verileri bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’de geçen yıl sağlığa 1.3 trilyon TL harcanmış. Bu, 2024’e göre yaklaşık yüzde 38’lik artış demek. Birçok ülkede de sağlık giderleri oldukça yüksek. Bu yüzden kamu, bu harcamalarda tasarrufa gitmek için birçok başka tedbirin yanı sıra toplumda davranış değişikliğini de gündemine almış durumda.
10 KİŞİDEN 7’Sİ YETERLİ DEĞİL
Davranış değişikliği kolay değil, uzun soluklu programlar gerekiyor. Bu noktada yıllardır çalışmalarını takip ettiğim Sabri Ülker Vakfı dikkat çekiyor. Sağlık okuryazarlığını artırmak, özellikle de beslenme konusunda bilime dayalı bilgileri toplumda yaymak, okullarda gerek öğretmenler gerekse öğrencilerde sağlıklı beslenmeyle ilgili farkındalık yaratmak üzere yıllardır sürdürdüğü projeleri var. Ayrıca yayınlarla da bu projeleri besliyorlar. Yeni dönemde Ülker ailesinin genç kuşak temsilcilerinden Yahya Ülker, vakfın yönetim kurulu başkanı olarak sorumluluk aldı. Yahya Ülker ile yeni gelişmeleri konuştuk.
Ülker, Sağlık Bakanlığı’nın güncel verilerine atıfta bulunarak başladı sözlerine; “Her 10 kişiden 7’sinin sağlık okuryazarlığı yeterli düzeyde değil. Bu da yaklaşık 35 milyon yetişkinin sağlıkla ilgili doğru bilgiye erişim ve bunu kullanma konusunda zorluk yaşadığını gösteriyor. Biz de tam bu noktada devreye giriyoruz. Doğru, bilimsel ve anlaşılır bilgiyi toplumla buluşturmayı önceliklendiriyoruz” dedi.
Yıllardır takip ettiğim için, vakfın her projenin içine mutlaka bilimsel araştırma, bilimi iyi okuma meselesini kattığını biliyorum. Yahya Ülker de mevcut verilerle yetinmeyip kendi araştırmalarını yaptıklarını söyledi. Örneğin tıp fakültesi öğrencileriyle bu gruptaki sağlık okuryazarlığını ölçmek için bir çalışma yapmışlar. Sonuçları gerçekten ilginç. Ülker, şöyle anlattı bu çalışmayı: “Öğrencilerin yaklaşık yüzde 35’inin gıda okuryazarlığı düzeyinin düşük olduğunu gördük. Hacettepe Üniversitesi ile yürüttüğümüz başka bir araştırmada ise sağlık bilimleri öğrencilerinde sağlık okuryazarlığı düzeyinin yaklaşık yüzde 48 seviyesinde olduğunu tespit ettik. Bu veriler bize, aslında geleceğin sağlık profesyonelleri arasında bile bu konuda gelişime ihtiyaç olduğunu açıkça gösteriyor. Özetle bizim için en önemli etki göstergesi, toplumda doğru bilginin yaygınlaşması ve bireylerin daha bilinçli kararlar almaya başlaması. Bunun zamanla hem bireylerin yaşam kalitesini artıracağına hem de sağlık harcamalarının daha sürdürülebilir hale gelmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.”
BİLİM DÜNYASI DA HEYECANLI
Sabri Ülker Vakfı’nın Yemekte Denge Eğitim Projesi okullarda yıllardır önemli etkiler yarattı. Ayrıca “Bilim Bunu Konuşuyor” platformunda sağlık profesyonellerinin eğitiminden beslenme ve gıda okuryazarlığıyla ilgili uluslararası katılımlı organizasyonlara kadar etkisi yüksek pek çok çalışma hayata geçirildi. İşin bir de uluslararası tarafı olduğuna dikkat çekti Yahya Ülker. “Avrupa Gıda Bilgi Konseyi (EUFIC) ile bilimsel bilginin doğru, anlaşılır ve güvenilir şekilde topluma ulaşmasını önceliklendiren bir çalışma yürütüyoruz. Düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz Uluslararası Beslenme, Sağlık Okuryazarlığı ve Eğitim Konferansları’yla farklı ülkelerden bilim insanlarını ve uzmanları bir araya getiriyoruz” diyen Ülker bir de ödül programına dikkat çekti.
UMUT, bazen en karanlık anlarda saklı. O en çaresiz, ‘bittik’ denilen noktada yeşeriyor bahar. Bir sürü malzemenin girdiği lezzetli yemekler gibi; yokluktan çıkıyor, yer ediniyor. Adana’da Çukurova Üniversitesi bünyesindeki Çocuk İyilik Uygulama ve Araştırma Merkezi de böyle. 6 Şubat depremlerinin yüreklerdeki acısı en derindeyken ortaya çıkmış bir fikir bu merkez. Amerika’da yaşayan Türk hekimlerin ‘Depremde sakat kalan çocuklar için bir şeyler yapmalı’ diyerek yeşerttiği umudun peşinden giden bir grup iyi insanın imzası var burada.
TAM BİR İMECE
Depremin hemen ardından bölgeye en yakın konumda olan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi hekimleriyle temas kuruyor Amerika’daki meslektaşları. Prof. Dr. Sibel Başaran projenin kalbi, beyni oluyor. Ortalığı deyim yerindeyse ayağa kaldırıyor. Hemen ampute çocuklar için harekete geçiliyor; fizyoterapistler, pedagoglar, uzman hekimler, öğrenciler gönüllü oluyorlar. Bir merkez kuruluyor devasa kampusun içinde. Şirketler destek veriyor dört bir koldan. Hüsnü Özyeğin Vakfı sırtlıyor birçok şeyi. Alan büyük, 11 il. Çocukları Adana’ya getirmek hem zor hem pahalı; Mercedes-Benz Türk devreye giriyor. Yani tam bir iyilik imecesi.
Çocuk İyilik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden bugüne kadar 170 çocuğun yararlandığını öğreniyoruz.
Süer Sülün
AİLELER DE KALACAK
Geçtiğimiz günlerde bu merkezi başka bir seviyeye taşıyacak yeni bir binanın temelleri atıldı. Çocukların aileleriyle burada tedavi görürken kalabilecekleri, yüzme havuzunda güçlenecekleri, sosyal ve psikolojik her türlü desteği alabilecekleri bir hizmet binası. Binanın yapımını üstlenen Mercedes-Benz Türk’ün davetlisi olarak biz de törendeydik, herkesin heyecanına tanık olduk. Çukurova Üniversitesi işbirliğiyle 2 bin 500 metrekarelik alan üzerine kurulacak yeni hizmet binası ve 24 odalı konukevinin Avrupa’da ilk olacağını söyleyen Mercedes-Benz Türk İcra Kurulu Başkanı Süer Sülün, projenin 2027’de tamamlanmasını hedefliyor. “Amacımız, bölgedeki çocukların ve ebeveynlerinin yeniden sağlıklı olması; çocukların eğitimlerine devam etmesi, eğitimini tamamlayanların istihdama katılması ve bunu da ekonomik olarak iyileşmiş olan bu bölgede yapmaları” dedi.
GELECEĞİN BİLİM LİDERİ ÖDÜLÜ ŞİLİ’YE
Savaşın enflasyonist etkisiyle birlikte ekonomilerde faiz artışı güçlü şekilde dillendirilmeye başladı. Bu durumun etkileri de var. Geçtiğimiz günlerde bir grup gazeteciyle bir araya geldiğimiz Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, konjonktürün tasarruf finansmana etkisini şöyle özetledi: “Bu yıl ve gelecek yıl piyasalarda yüksek faizin devam edeceğini öngörüyoruz. Bu yüzden tasarruf finansmana yönelmenin artmasını bekliyoruz.”
Tasarruf finansman uzun yıllardır kullanılan bir yöntem. Pusula Holding de son dönemde bu piyasanın öne çıkan şirketlerinden. İlk kez bütün yönetim basın karşısına çıktı, kendini uzun uzun anlattı. Serdar Turhan, 1984 doğumlu, görece genç nesilde patronlardan. “Bingöl’de doğdum, liseyi bitirdim. Babamın inşaat işi vardı, oralarda hep biz de çalıştık. Üniversiteyle birlikte İstanbul hayatımız başladı. İstanbul’da da bir süre babamın inşaat şirketinde aktif rol aldım ama 2014’te kendi yolumdan gitmeye karar verdim. Daha kalıcı bir iş yapmak istiyordum. Katılım Evim fikri bu arayışla ortaya çıktı” diye anlattı hikâyesini. ‘Neden Pusula ismi’ dediğimizde ise “Paranın, yatırımcının pusulası olsun istedik’
yanıtını verdi.
Regülasyonlarla şekillenen bir sektörde ayakta kaldıklarını söyleyen Turhan’ın kurduğu Pusula Holding’in çatısı altında şu anda Katılımevim, Birevim, İktisat Katılım Bankası, Pusula Portföy Yönetimi ve Pusula Menkul Değerler şirketleri var. Büyüme hedeflerinde iddialı oldukları dikkatimizden kaçmadı, tasarruf finansmanının tüm ayaklarını kapsayan şirket yapılanmasına odaklanmışlar. Birevim ve ALB satın almalarını bu amaçla yaptıklarını belirten Turhan, gayrimenkul fonunun ardından ihtisas katılım bankasının da kuruluş aşamasında olduğunu vurguladı ve “Tek eksik sigorta kalıyor. Onu da sonraya bıraktık” dedi.
GLOBALLEŞMEK İSTİYOR
Turhan, Türkiye’de yakalanan rakamlardan memnun. “2025 yılını 69 milyar TL aktif büyüklük, 22.5 milyar TL ciro ve 13.5 milyar TL net kâr ile tamamladık” diyen Turhan, grup şirketleriyle birlikte Türkiye genelinde 405 bin aktif müşteri sayısına ulaştıklarını söyledi. Hedefi de net şekilde ortaya koydu: “Beş yıl içinde 10 milyon müşteriye ve 1 trilyon TL’lik aktif büyüklüğe ulaşmak.” Peki sırada ne var? Gözü sınır ötesinde Turhan’ın: “Bir ev ödevi belirledik. Bütün bu işleri yurtdışına taşımak. Dubai en rahat rota olurdu ama zoru seçtik, Londra için çalışmalara başladık. ‘Big Four’daki danışmanlık şirketleriyle görüştük. Orada sermayeden çok hikâyeye bakıyorlar. Süreci başlattık, yatırım bankası kuruyoruz. İki yılda aktif hale getirmek istiyoruz. Amacımız sendikasyon kredilerine aracılık etmek.”
‘BEYAZ YAKALI İLE MESAFE KAPANIYOR’
Toplantıda ‘katılım bankacılığı’nın yaygınlaşma sürecinin altı çizildi. Pusula Holding CEO’su Sait Aytaç, sektörde yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip bir isim. Geçen ay Türkiye’de 130 bin konut satıldığını, bunun 30 bininin ipotekli olduğunu belirten Aytaç, “Bu sektör bunun 15 binini sattı. Tasarruf finansmanı şirketleri özelinde 2030 yılında sözleşme hacmimizin 8.4 trilyon TL, aktif sözleşme adedinin ise 2.8 milyon seviyesine çıkacağını tahmin etmekteyiz. Pusula olarak tasarruf finansmanından katılım bankacılığına, portföy yönetiminden menkul değerlere kadar uzanan finansal hizmetleri tek bir ekosistem altında toplayan bir yapıyız. Hedefimiz; tasarruf finansmanının samimiyetini, katılım bankacılığının evrensel disiplinini ve sermaye piyasalarının stratejik bakış açısını tek bir finansal platformda bütünleştirmek” dedi. Beyaz yakalı kesim ile sistem arasında uzun yıllardır bir mesafe olduğuna da dikkat çeten Aytaç, “BDDK’nın lisanslaması ve Sayın Murat Kurum’un sistemi anlatmasıyla o mesafe kapanıyor. Geçen yıl sisteme 550 bin müşteri girdi, 1 trilyon TL’nin üzerinde işlem oldu. Gayrimenkul yatırım fonu tarafı ayda 10 milyon TL’lik finansman yapıyor, yani piyasaya faizsiz olarak böyle bir para enjekte ediliyor. Bu gelişimin önemli göstergesi” diye konuştu.
DİJİTALLEŞME, bir dönüşümün sorumlusu olarak gösteriliyor, genellikle de bu uyum sürecinden negatif bir deneyim olarak bahsediliyor. Oysa hayattaki her şeyde olduğu gibi dijitalleşmede de bir denge arayışı olmalı. Denge ise adı üzerinde eşitlik gerektiren bir durum. Herkes için iyilik kafasındaysanız dijitalleşmeyi herkese götürmeye odaklanmalısınız.
Geçtiğimiz günlerde 23’üncü yılını The Peninsula İstanbul’da bir gala ile kutlayan Tohum Otizm Vakfı’nın gelecek vizyonunu öğrenince, “İşte bu denge için atılan bir adım daha” dedim. Mine Narin ve Suzan Sabancı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen gecede, vakfın 2030 vizyonu ilk kez kamuoyu ile paylaşıldı. Vizyonun merkezinde, “dijital fırsat eşitliği” yer alıyordu. Amaç, ‘vakfın eğitim modelini ve 23 yılda oluşturduğu bilimsel birikimi dijital çözümler aracılığıyla Türkiye’nin her yerine ulaştırmak’ olarak açıklandı. Bu kapsamda, her öğretmenin ihtiyaç duyduğu eğitim programına bulunduğu yerden ulaşabilmesi; ailelerin destek almak için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmaması ve otizmli her çocuğun yaşadığı yerden bağımsız olarak nitelikli eğitime erişebilmesi hedeflendiğinin altı çizildi.
YAKINDA KAMPANYA BAŞLIYOR
Peki bu vizyon için gerekli kaynak nereden sağlanacak? Yanıt basit; bahsettiğim dengeyi herkes için hedefleyen toplumsal sorumluluk ruhu taşıyan insanlardan. Kısaca ‘iyilik fabrikasının emekçileri’ diyorum bu hayırseverlere. Evet çoğu kendi şirketinin patronu ya da üst düzey yöneticisi, lideri olabilir ama mesele gönüllülükse rütbeler evde bırakılmalı değil mi…
The Peninsula İstanbul’da birbirinden şık, ünlü 400 ismin bir araya geldiği gala gecesi de aslında bu vizyona bir kaynak oldu. Gecenin hasılatı henüz belli olmasa da niyet ortada. Vakfın yöneticilerinden önümüzdeki günlerde bu vizyonun başarıyla hayata geçirilmesi için geniş çaplı bir kampanya başlatılacağını öğrendim. ‘Tohum 2030: Her Işık Bir Gelecek’ adındaki bu kampanya ile otizmli her bir çocuğa, aileye destek yaratılması hedefleniyor.
Tohum Otizm Vakfı, 2008’den bu yana yaklaşık 2.8 milyon kişiye dokunan, bu alanda Türkiye’ye model olabilecek işlere imza attı. Ama bunların hepsini fiziki ortamda gerçekleştirdi. Başkan Mine Narin’in altını çizdiği gibi her 31 çocuktan birine otizm teşhisi konuluyor. Dolayısıyla 23 yıl önceki yaklaşımla hizmetleri yaygınlaştırmak zor. Bu yüzden vakıf da çağa ayak uydurdu, dijitalleşiyor. Bu önemli fırsat eşitliği hareketinde yer almak isteyenlere duyurulur…
TÜRKİYE, İtalyan şefleri sevdi. Onlar da Türkiye’yi… Danilo Zanna, Claudio Chinali, Fabio Brambilla, Giancarlo Gottardo en meşhurları. Son döneme damga vuran sosyogastronomi, bu ünlü şeflerin de ortak noktaları arasında. Sosyal faydayı işin içine katmadan yemek yapmak artık pek de lezzetli değil.
Geçtiğimiz günlerde bir kadın kooperatifi toplantısındaydım. Mekân İstanbul’daki Italy’nin içinde yer alan Terrazza’ydı. Çok sayıda kadın kooperatifinin temsilcisi neden toplanmak için bu restoranı seçmiş diye düşünürken Şef Claudio Chinali mikrofonu eline aldı. Sempatik Türkçesiyle “Kooperatifler olmadan gastronomi olmaz” dedi. Salondakiler hayranlıkla alkışladı.
BU TUTKU NAPOLİ’DE BAŞLADI
Sonra bu sözlerin arkasını merak ettim, “Bu kadar kadın kooperatifiyle aynı anda çalışıyor mu” diye… Yine Türkçe ve tutkuyla anlattı bana; gastronominin evrensel dilinde yerel kalkınmanın ne kadar güçlü olduğunu. Sohbetten etkileyici başlıklarını buradan size aktarıyorum;
“Çocukluğumdan bu yana kooperatiflerle ilişkim var. Ben Napoliliyim. Geldiğim toprağı unutmam ama her yerde toprağın değerli olduğunu iyi bilirim. Çünkü en naif aşk, topraktan gelen aşk. Kooperatiflerde de aşk ve köklere saygı var. Bu yüzden yemek aşksız olmaz.
İyi yemeğin içinde sadece lezzet yoktur; tarih, kültür, sanat vardır. Türkiye bu konuda çok avantajlı. Türk yemeklerine fanatik tutkuyla bağlı olanlar var ama aslında içinde birçok milletin izlerini taşıyor. Kooperatifler bu ruha saygıyı ifade ediyor.
Türkiye’ye geldiğim günden bu yana yerel üreticilerle bağ kuruyorum. Gastronominin yükselmesi kırsaldaki üretim için büyük fırsat. Bir şef olarak buna aracılık etme sorumluluğum var.
İlk geldiğimde Zeynep Bodur ile tanıştım. Beni kooperatiflere götüren o oldu. Nevruz Kadın Kooperatifi’nden 10 yıldır domates alıyorum. Susurluk’ta sebze üreticim var.
1992’de Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından tescillenen atölyeler uzun yıllar boyunca demiryolu araçlarının bakım ve onarım merkezi olarak kullanıldıktan sonra 1997’de işlevini yitiriyor. O tarihten sonra da uzun süre atıl kalıyor. Yakın zamanda bölgenin yeniden yapılanma süreci başladı, konut projeleri arka arkaya açıklandı. Ancak kazmalar vurulunca sürprizle karşılaşıldı. M.S. 5007lere ait sarnıçlar bulundu.
Şimdi ne mi olacak? Hikâyeyi Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Yıldız anlattı. Ne alâkası var diyebilirsiniz? Hemen yanıt vereyim; Cer Atölyeleri’nin bu tarihi bölümünde gelecek sene Yıldızlar Yatırım Holding’in merkez ofisi yükselecek.
Hakkı Yıldız sürecin holdinge yeni bir merkez bina arayışıyla başladığını anlattı. “Bir arkadaşım Cer Atölyeleri’nden bahsetti. Konuta çevrilen projenin kazısında 500 yılına tarihlenen sarnıç çıktığını ve projeyi yapanların bu keşiften sonra artık alanı istemediğini anlattı” diyen Yıldız şöyle devam etti:
ÜSTÜNÜN KAPANMASINA GÖNLÜM RAZI OLMADI
“Bulunan sarnıç zamanla samanla doldurulmuş. Osmanlı döneminde üstüne Cer Atölyeleri yapılmış. İnşaat sırasında sarnıç bulununca arkeologlar gelmiş hemen. Proje sahipleri de vazgeçmiş. Anıtlar Kurulu sarnıcın uygun şekilde kapatılıp inşaat yapılmasına izir vermiş. Biz burayı satın aldık. 40 milyon dolar gibi bir fiyata. Burayı holding binasına çeviriyoruz. Büyük fedakarlık yaptık. Ben dedim ki burayı almak isteriz ama üstünü açarak. Emin misin dediler, bin 500 metrekare kaybın olur dediler. Yok dedik, sarnıcın görünmesini istiyoruz. Antlar Kurulu’na gittik. Dedik böyle böyle. Sizden tadilat istiyoruz.”
Projeye başlandığını anlatan Yıldız, yeni yapılacak binanın taban oturma alanının 2 bin 500 metrekare olduğunu belirtti. Borusan Holding’in merkezi Perili Köşk’ün kendilerine örnek olduğunu anlattı. Mimari projeyi Han Tümertekin’e verdiklerini de belirterek, hayalini “Burayı hafta içi ofis olarak kullanalım, hafta sonu da üniversitelere, STK’lara, bedelsiz kullanmaları için verelim dedik. Açıldığında kafanızı sola çevirdiğinizde Yedikule’nin zindanlarını görüyorsunuz. Sağa çevirdiğinizde Marmara Denizi ve surlar... Aşağıda ise İstanbul’un 500’leri, onun üstünde Osmanlı, onun üstünde Cer Atölyesi’nin 200 yılı ve en üstte de Yıldız’ın 130 yılı… Hani İstanbul hep katman katmandır ya. Biz de orada bir katmana kendimiz koyduk. İşte dedik Yıldız katı. Güzel bir proje olacağına inanıyorum ben” diye anlattı.
10 MİLYON EURO’LUK DENİZ SUYU PROJESİ
Yıldızlar Yatırım Holding’in sürdürülebilirlik projelerini de anlattı Hakkı Yıldız. Şirketin büyük üretim tesisleri bulunan Kocaeli’de bütün fabrikalar gibi kendilerinin de Sapanca Gölü’nün suyunu kullandıklarını ve artık gölde su seviyesinin çok azaldığını belirterek, “Buna bir son vermek için deniz suyunu sanayide kullanılabilir saf suya dönüştürecek bir çalışma başlattık” dedi. 10 milyon Euro’luk bir proje için izinlerin de alındığını söyleyen Yıldız, “Bunu yurtdışında yapıyorlar. Biz de yatırıma başladık. Bizden sonra Tüpraş projeyi incelemek için geldi. Büyük ihtimalle onlar da yapacak. 2027’nin başında inşallah bu suyu kullanmaya geçmiş olacağız. Yıllık 1 milyon metreküp suyun tasarrufunu sağlayacağız” dedi.
BAZEN sorarlar, ‘Türkiye’de kurumsal sosyal sorumlulukta, aklınıza gelen ilk üç proje nedir’ diye. Elbette herkes gibi ‘Kardelenler’i ayrı bir yere koyarım ama ilk üçte benim için net yer alan projelerden biri ‘Bir Usta Bin Usta’dır. Anadolu Sigorta’nın 2010-2019 yılları arasında yürüttüğü proje müthiş etki yaratmış, yok olmaya yüz tutan zanaatları genç ustalara aktarmak bir yana bu işe kamuoyunun dikkatini çekmeyi de başarmıştı. Hatta projenin hikâyesi Roma’ya kadar uzanmıştı.
Bu hikâyenin arkasında büyük bir emek ve yerel yönetimlerin, birçok meslek erbabının çabası vardı. Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, projede imzası olan isimlerden biriydi. Eski günleri yâd etmek için geçenlerde buluştuk Berna ile. Aradan çok zaman geçtiğinden hüzün de vardı sohbetimizde yeni heyecanlar da… Laf elbette ‘Bir Usta Bin Usta’ya geldi. Heyecanla öğrendim ki Anadolu Sigorta projenin etki alanını genişletmek için yeni işbirlikleri peşinde. Hemen detay istedim, Berna Semiz Ergüntan da şunları anlattı:
USTALARA E-TİCARET FIRSATI
“Pazarama platformunun el emeği kategorisinde Bir Usta Bin Usta adıyla özel bir bölüm açılacak. Proje kapsamında seçilen ustalar el emeği ürünlerini bu platformda satışa sunacaklar. Bu işbirliğiyle komisyon Pazarama, kargo ücreti de Anadolu Sigorta tarafından karşılanacak. Böylece ustalar satıştan doğrudan gelir elde edecekler. Ayrıca ustalarla röportajlar yayınlanacak ve mesleklerinin hikâyeleri geniş kitlelere ulaşacak.”
ORMANLARA GÖZCÜLER DİKTİLER
Mesleklerin sürdürülebilirliği önemli iş gezegeni korumaya gelince yapılacak çok şey var. Hele de şimdi içinde bulunduğumuz savaş ortamları gezegenin akciğerleri ormanları yakından ilgilendiriyor. Araştırmalara göre savaşlar hem ateşlenen silahlar hem de mülteci hareketleri nedeniyle ormanlara büyük zarar veriyor. Bu nedenle Ergüntan’ın anlattığı Ormanın Gözleri projesi tam da bu dönemde çok önemli. 2022’de Ege’deki yangınları hepimiz hatırlıyoruz. O dönemde başlayan bir proje Ormanın Gözleri. Çok önemli bir görevi var çünkü orman yangınlarını başında yakalayınca o bizi dehşete düşüren yangın görüntülerinin önüne geçmek mümkün oluyor. Projenin amacını Ergüntan şöyle anlattı: “Mevcut yangın gözetleme kulelerinin yenilenmesi ve insansız gözetleme kulelerinin yaygınlaştırılması amacıyla yola çıktık. Türkiye genelinde kalıcı ve ölçeklenebilir bir koruma modeli oluşuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü ile hayata geçirdiğimiz bu proje; orman yangınlarını erken tespit etmek ve yangın riskine karşı toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla tasarlandı. Proje kapsamındaki ilk insansız yangın gözetleme kulesi 2022 sonunda Adana Balcalı’da devreye alındı. 2025 sonu itibarıyla projede toplam 16 yangın gözetleme kulesi aktif olarak görev yapıyor. Bu kuleler aracılığıyla yaklaşık 800 bin hektarlık alan kesintisiz izleniyor. Bu kuleler sayesinde bugüne kadar 241 orman yangını çok erken aşamada tespit edilerek olası büyük felaketlerin önüne geçildi.”
KIBRIS’A UZANACAK
Türkiye’de 23.4 milyon hektarlık orman alanı olduğu düşünülürse korunması gereken daha çok alan var. Üstelik ormanların yaklaşık yüzde 55’i yangına hassas bölge niteliğinde. Anadolu Sigorta proje kapsamında bu yıl iki kuleyi daha devreye alacak. Yaklaşık 1.2 milyon hektarlık alan bu sayede gözetlenecek. Ergüntan, “Bu sayede devreye alacağımız yeni kulelerimizle yangına hassas bölgelerin yaklaşık yüzde 10’u gözlenecek. Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın gözetleme sistemine ek olarak hayata geçirdiğimiz destekle, OGM’nin gözetlediği orman alanlarının yaklaşık yüzde 5’inin korunmasına katkı sunmuş olacağız. 2026 yol haritasında Balıkesir, Adana, Kastamonu ve Denizli illerine yeni yapay zekâ destekli insansız yangın gözetleme kuleleri kurulması; ayrıca Ankara (ODTÜ Ormanları) ve Kıbrıs’ta gelişmiş gözetleme sistemlerini devreye almak var” dedi.