KÜRESEL talep daralması, jeopolitik riskler ve artan maliyetlerle son dönemde sıkıntılı günler geçiren Türk hamı giyim sektörüne İspanyol moda devinden moral veren açıklamalar geldi. Birçok global marka fiyat tutturmak için Çin başta olmak üzere farklı ülkelere yönelirken Mango Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Toni Ruiz, "Her koşulda Türkiye bizim için üretim İşbirlikleri açısından önemli bir ülke olmaya devam ediyor" mesajını verdi.
TÜRKİYE İLK ÜÇTE
120 ülkede yaklaşık 3 hin mağazası bulunan Mango, 2025 yılı finansal sonuçlarını Barcelona'daki ana kampusunda dünya basınına açıkladı. CHO Toni Ruiz, 2025 yılını tarihi bir performansla tamamladıklarını, geçen yıl toplam gelirlerini yüzde 13'lük artışla yaklaşık 3.8 milyar Euro'ya taşıdıklarını belirtti. Şirketin 2025'teki toplam yatırım miktarı ise 225 milyon Euro olarak açıklandı. Verilen bilgilere göre Mango'nun uluslararası faaliyetleri toplam gelirlerin yüzde 78'ini temsil ederken, en yüksek satış hacmine sahip pazarlar sıralamasında İspanya ve Fransa'nın ardından Türkiye üçüncü sırada yerini aldı. Toplantının ardından Türkiye'den gelen gazetecilerin sorularını yanıtlayan CEO Toni Ruiz ve CFO Margarita Salvans, Türkiye'nin Mango açısından ayrı bir öneme sahip olduğunu ifade etti.
'400'DEN FAZLA TEDARİKÇİ VAR'
Toni Ruiz, Türkiye'deki yaptırılan üretime yönelik soruyu yanıtlarken şu ifadeleri kullandı: "Türkiye bizim için çok önemli bir ülke. Bunun nedeni sadece kurucumuzun Türkiye doğumlu olması değil. Aynı zamanda Türkiye'de çok sayıda mağazamız ve büyük bir üretim ağınız var. 400'den fazla fabrika ile çalışıyoruz. Bu açıdan baktığınızda Türkiye, dünya genelinde en çok alım yaptığınız İkinci ülke konumunda. Bölgedeki jeopolitik risklere de değinen Ruiz, küresel bir şirket olarak gelişmelere ya da lokal ölçekteki mallyet değişimlerine de uyum sağlamak zorunda olduklarını vurguladı. Ruiz, "Bu konuda kaslarımız güçlü. Hem ülkelerin genel durumlarına hem de tedarik zincirlerinde yaşanan gelişmelere ve jeopolitik durumlara uyum sağlamaya alışkınız. Her koşulda Türkiye bizim için üretim işhir likleri açısından önemli bir ülke olmaya devam ediyor" dedi.
TÜRKİYE'DE YÜZDE 20 BÜYÜDÜ
GEÇEN yıl Türkiye'de altı yeni mağaza açan Mango 2025'i yüzde 20'lik büyüme ile kapattı.
KIRSAL kalkınma kimilerine göre büyümenin çimentosu. Kalkınmanın temelinde olmazsa olmaz diye nitelendiriliyor. Ancak son yıllarda kent hayatının kuşattığı bir kırsal yaşam söz konusu. Enflasyondan eğitim kalitesine kadar her konuda köyde yaşayanı da yaşamayanı da direkt etkileyen bir sorun bu. O yüzden son dönemde hükümetler kırsal yaşamın zenginleşmesiyle ilgili projeler yürütüyor. Şirketlerin de sosyal fayda projelerinde köyler radara girmiş durumda.
‘Yarının Köyleri’ bu kapsamda önemli. Trendyol ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğiyle yürütülen projenin beşinci durağı Denizli’nin Bozkurt ilçesine bağlı İnceler köyü oldu. Açılışı yapılan İnceler Dijital Merkezi’nde köylülere dijital ticaretle ilgili temel eğitim verilecek. Amaç Denizli’ye özgü ekonomik değeri olan unsurların yeni pazarlara açılmasını ve köyde üretimin artırılmasını sağlamak.
YETKİNLİK ARTACAK
Merkezin açılış törenine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, UNDP Başkan Yardımcısı ve Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü Ivana Živković, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Monica Merino ile Denizlili politikacılar da katıldı. Merkezde üreticilerden çocuklara, girişimci kadınlardan çiftçilere kadar ilgilenen herkese dijital yetkinlik kazandırılacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Yerel Kalkınma Hamlesi ile Anadolu’nun her köşesindeki yerel değerleri ekonomik kıymete dönüştürmeyi hedeflediklerinin altını çizdi. “Projenin Birleşmiş Milletler işbirliğiyle tüm dünyaya ilham kaynağı olmasını diliyoruz” dedi.
İşin ilginç tarafı İnceler’in Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın ailesiyle büyüdüğü köy olmasıydı. Merkezin açıldığı binanın temeline babası Hüseyin Yıldız’ın taş taşıdığını, bu yüzden kendisi için ayrı bir anlam ifade ettiğini vurgulayan Yıldız, “Yarının Köyleri girişimine ev sahipliği yapan bu merkez, UNDP’nin dijital uçurumu kapatma ve kapsayıcı kalkınmayı güçlendirme konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. Yerel üreticileri; özellikle çiftçileri, kadınları ve gençleri güçlendirerek Denizli’nin zengin mirasını ve üretim kültürünü daha geniş pazarlara bağlayan bu girişim, Birleşmiş Milletler’in kamu ve özel sektör ortaklarıyla birlikte ülke genelinde sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmayı nasıl hayata geçirdiğinin somut bir örneğidir” diye konuştu.
KONYA VE HATAY SIRADA
Yarının Köyleri projesi bugüne kadar Adana, İzmir, Diyarbakır ve Sakarya’da hayata geçirildi. İnceler’de açılan merkezle birlikte aktif dijital merkez sayısı beşe ulaştı. Halen Konya ve Hatay’da merkezler için çalışılıyor. Bu merkezlerde; üreticiler ve girişimciler için ürün geliştirme, pazarlama; çocuklar ve gençler için dijital okuryazarlık, yapay zekâ; çiftçiler için dijital tarım eğitimleri verilecek.
ANADOLU’da beni en çok etkileyen, gözleri ışık saçan kız çocukları olmuştur hep. Bakarsınız ve dersiniz ki; “Keşke 20 yıl sonra nerede olacağını görebilsem.” İstanbul’un şık restoranlarından birinde, heyecanla hikâyesini anlatan Şebnem Şener’i dinlerken ‘Mutlaka onlardan biriydi’ diye geçirdim içimden. Siyah takımıyla Netflix dizilerindeki New Yorklu kadınlardan bir farkı yoktu. Ama mutlaka bundan 20 yıl önce Konya’nın Meram ilçesinde ona bakan biri içindeki ışığı görmüştü ve belki de benim gibi gelecekte nerede olacağını merak etmişti.
Seviyoruz böyle ilham veren kadın hikâyelerini... Şebnem Şener’i de bu hevesle dinledik. Çünkü o Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda (UNDP) bugüne kadar çok az Türk’ün başardığı bir kariyere imza attı. 9 Şubat’ta UNDP Stratejik Plan Uygulama ve Entegrasyon Direktörü olarak göreve başladı. New York’taki genel merkezde direkt başkana bağlı olarak çalışıyor. Ayağının tozuyla birçok ülkeye ziyaret ettiğini söyledi. İstanbul’a da COP31 öncesinde bir dizi üst düzey görüşmeler yapmak üzere gelmiş, gelmişken de kadın gazetecilerle buluşmuştu.
KRALİÇE İLE İYİLİK PEŞİNDE
Hikâyesini de allayıp pullasak Netflix dizisi olur bence. Şöyle ki; Şener ilk, orta ve lise eğitimini Konya’da tamamlıyor. Konya Meram Anadolu Lisesi’nin parlak öğrencilerinden. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanınca kimse şaşırmamış yani. Aynı üniversitede Politika Ekonomisi yüksek lisansı yaparken eşiyle tanışıp evleniyor, doktora için Amerika’nın yolunu tutuyorlar. George Washington Üniversitesi’nde doktora tezi hazırlarken okulun tam karşısındaki Dünya Bankası dikkatini çekiyor. Yaklaşık yedi yıl boyunca Dünya Bankası’nda çalışıyor. Peki UNDP’ye nasıl geçti derseniz, işin ‘royal’ kısmı orada. Bakın nasıl anlatıyor: “Hollanda Kraliçesi Maxima’nın bir iş ilanını gördüm. Finansal kapsayıcılık alanında UNDP’nin Özel Savunucusu unvanına sahipti ve yanında çalışacak birini arıyordu. İlanı görünce ‘Benim için yazılmış’ dedim ve hemen başvurdum. Kabul edildim. ”
Dört yıl Kraliçe Maxima çalışan Şener, başından bu yana istediği kariyere bu sayede kavuştuğunu söyledi bize. 2019’dan 2026 başına kadar da UNDP Sürdürülebilir Finans Ağı (Sustainable Finance Hub) bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınma Araçları için Özel Finansman birimine liderlik eden Şener bir süre önce yeni görevine atandı. New York’ta hem iki oğlunu büyütüyor hem de 170 ülkedeki kalkınma projelerini planlıyor.
‘COP31 BİR ŞANS’
Şener’e göre atamasının tam da Türkiye’nin COP31 ev sahipliği dönemine denk gelmesi bir şans. Bunu da şöyle anlattı: “Amacımız, Türkiye’nin dönüşümünü hızlandıracak ortaklıkları, finansmanı ve yatırımları desteklemek. COP 31, Türkiye’nin dönüşümü ve bölgesel iklim çözüm merkezi olarak konumlanması için güçlü bir etki yaratabilir.”
‘TERZİ USULÜ YATIRIM DÖNEMİNDEYİZ’
HİNDİSTAN, 20 yıldır kurduğu Avrupa hayalini gerçekleştirme safhasında. 20 yıl önce başlayan Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması süreci geçtiğimiz haftalarda tamamlanmış ve imzalar atılmıştı. Türk ihracatçılar, başta DEİK olmak üzere bütün iş örgütleri alarma geçmiş ve Avrupa Birliği yöneticilerine mektuplar yazarak Türkiye ile Gümrük Birliği dahil ticaret ilişkilerinin yeni bir boyuta geçirilmesi için çağrıda bulunmuşlardı. AB yetkileri ise “Türkiye ile ticaretimiz Hindistan ile kıyaslanamaz seviyede” diyerek tabiri caizse Türk iş dünyasını sakinleştirecek açıklamalar yapmışlardı.
Oysa durum hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin sandığından daha hızlı şekilde değişecek gibi görünüyor. Bunun sinyallerini bir süredir takip eden Türk ihracatçısı, en somut Hindistan gerçeğiyle 6-10 Şubat tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen ve ev-mutfak eşyaları pazarının en büyüklerinden kabul edilen Ambiente Fuarı’nda yüzleşti.
ÇİN’İN ÖNÜNE GEÇTİ
Önceki yıllarda Ambiente’ye en yüksek katılım gösteren ülke Çin olarak öne çıkıyordu, ev sahibi Almanya her zaman onun gerisinde kalıyor; ev endüstrisinde dünyanın tasarım lideri olan İtalya ile Türkiye yarış halinde oluyordu. Bu yıl ise Hindistan, 515 firmayla fuarda en yüksek temsil edilen ülke olarak öne çıktı. Çin 372 şirketle ikinci, Almanya 367 şirketle üçüncü oldu. İtalya’nın 308 firma gönderdiği fuara Türkiye ise 226 şirketle katıldı.
Hindistan’dan gelen satıcıları bütün koridorlarda görmek hepimizin ilgisini çekti. Serbest ticaret anlaşmasının verdiği rahatlama Ambiente’nin bütün hall’lerinde izlenebiliyordu.
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Talha Özger’in daveti üzerine bir grup gazeteci ile biz de her yıl olduğu gibi sektörün ihracat ve pazar trendlerini Frankfurt’ta yerinde izledik. Hindistan herkesin ilk cümlesinde yer alınca Talha Özger’e bunun ne anlama geldiğini sorduk. Özger ve diğer Türk şirketleri henüz Hindistan için telaşlı değillerdi. Ancak, Çin konusunda yapılan hatanın Hindistan için tekrarlanmaması gerektiğinin altını çizdiler. Özger, alınan dersi ve yapılması gerekenleri şöyle yorumladı:
‘REHAVETE KAPILMAMALIYIZ’
Ambiente’nin Türk şirketler için önemini anlatan İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Talha Özger, “Bu fuarda 29 yıldır Türk şirketler olarak hazır bulunuyoruz. Ve emin olun 29 yıldır fuarı takip eden satın almacılar var şu anda burada. Bize çok şey katan bir fuar, tasarımlar ve trendlerin takibi açısından çok önemli. Burada görünmek Türkiye’nin bu alandaki üretim gücünü gösteriyor” dedi.
‘YENİ ÜRÜNLERLE GELDİK’
İhracattaki zorluklara rağmen Türk şirketlerinin sürekli olarak üretim portföyüne yenilikler eklediğinin altını çizen Özger, fuardaki hemen her Türk standında geçen yıl olmayan bir tasarımın, ürünün tanıtımının yapıldığını vurguladı. Özger, “200’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Geçen yılı 5.5 milyar dolarlık ihracatla kapattık. Yüzde 3’lük düşüş yaşadık ama 60 yıllık markalarımız var bu alanda. Onlar yeni yeni dünyada tanınıyor. Bu önemli bir süreç. İhracatımızın yüzde 50’den fazlası Avrupa’ya. Yakın coğrafya da önemli ama uzak pazarlara da aktif olarak çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. Özger, bu yıl hedeflerinin öncelikle mevcudu korumak olduğunu belirtti.
İYİLİK’TEN maraz değil iyilik doğsun diye çabalayan sivil toplum insanlarından biri Ahmet Eren. Biz ekonomi gazetecileri onu Eren Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı olarak tanıyoruz ancak memleket sevdasıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşunun da yıllardır yöneticiliğini yapıyor. Bitlis’te doğup büyüyen, üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen Eren, iktisat fakültesi mezunu. ‘Büyük şehir’de taşralı bir öğrencinin yaşadığı zorlukları yakından biliyor. Bu nedenle 1987’de Ankara’da bürokrasi ve iş dünyasından bir grup Bitlisli ileri gelenin kurduğu Bitlis Eğitim Ve Tanıtma Vakfı’nın (BETAV), hem gönlünde hem de günlük mesaisinde önemli bir yeri var.
BETAV, Bitlisli üniversite öğrencilerine destek vermek için kurulan bir vakıf. Ana işi bu. 1.000 öğrenciye burs veriliyor. ‘İyilikten iyilik doğması’ kısmı ise getirilen kuralda yatıyor. BETAV bursuyla okuyup mezun olan parlak bir genç, çalışmaya başladıktan sonra kendisi gibi hemşehri bir öğrenciye destek vermekle yükümlü. Vakfın sağlam bütçesinin kaynağı, kentin sağlam hayırseverleri. Ama son dönemde yeni gelir modelleri oluşturma çalışmaları BETAV’da önemli projelerin doğmasına yol açmış.
2 BİN ÜRETİCİDEN BAL ALIYOR
Ahmet Eren ile BETAV’ı konuştuğumuz sohbetimizde, gayrimenkullerin artık vakıflar için ideal gelir yaratma modeli olmadığı görüşünü aktardı. “Nakitte kalmak daha faydalı” dedi.
Ve hemen sözü vakfın meşhur bal işine getirdi. Kaldera Bal, BETAV’ın 2021’de başlattığı bir iş. Eren, “Bitlis’te balcılık enstitüsü vardı, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında kurulmuştu ama atıldı. Burayı Milli Emlak’tan aldık, tesis kurduk. 2 bin metre rakımda toplanan özel ballar buraya getiriliyor. 2 bin arıcının balını alıyoruz. Tuncay Özilhan arkadaşım, ona anlattım Migros’un raflarına koyduk” diye anlattı hikâyesini markanın. Bu yıl 200 ton bal satın aldıklarının da altını çizdi.
Kaldera’nın başarılarını izliyoruz; Londra’da iki kez ödül alarak Bitlis balını dünyaya tanıttı. Ama öte yandan Bitlis’te ciddi bir gelir yaratıyor. 14 kişi tesiste çalışıyor, bölgenin gençleri alım garantili bal için arıcılığa artık daha sıcak bakıyor.
Dahası Kaldera’nın geliriyle yılda 100 üniversiteli genç eğitim alıyor.
6 Şubat depremleri, insanlık tarihindeki yerini ‘büyük felaket’lerden biri olarak aldı. 11 ilimizi etkileyen depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Yaralar henüz taze, zihinlerde çok derin hasar var. Ancak depremin ardından engelli kalanlar için bambaşka bir savaş sürüyor. Veriler net değil. Depremin hemen ardından Sağlık Bakanlığı ampute vatandaşların sayısını 850 olarak vermiş, bunun en az 200’ünün çocuk olduğunu açıklamıştı. Birçok hekim gönüllü olarak ampute vatandaşlara destek vermek üzere kolları sıvamış ve farklı yerlerde rehabilitasyon imkânları yaratılmıştı.
ABD’DEKİ HEKİMLER ÖNAYAK OLDU
Çocuk İyilik Merkezi’ni belki duymuşsunuzdur. Çukurova Üniversitesi’nin kampüsünde kuruldu. Müthiş önemli bir iş yapıyorlar. Önce size hikâyesini anlatayım...
Depremin üçüncü günü Amerika’da yaşayan çocuk yoğun bakım doktoru olan Prof. Dr. Yonca Bulut‘tan Türk Çocuk Yoğun Bakım ve Acil Tıp Derneği’ne bir mesaj geliyor. Mesajda ‘Amerikan Çocuk Akademisi’nin (AAP) Türkiye’deki çocuklara yardım etmek için bir ortak aradığı’ yazıyor. Derneğin Kurucu Genel Sekreteri ve Fahri Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, büyük bir heyecanla yanıtlıyor mesajı. Deprem sahasında çok fazla çocuk hastanın uzuvlarını kaybettiğini söylüyor. İki taraf hızlıca anlaşmaya varıyor; depremzede ampute çocuklara yönelik bir proje geliştirelim diyorlar.
Merkezin internet sitesinde yer alan, Prof. Dr. Yonca Bulut ve Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu imzalı mesajın özeti şöyle:
“Herkes böyle büyük projelerin ancak Bridge to Turkey Fund (BTF) ve TPF (Turkish Philantropy Funds) gibi büyük fonların destekleri ile yapılabileceğini söylüyordu bize. Her zamanki gibi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil hocamız bizi bu çabalarımızda yalnız bırakmadı ve işini gücünü bırakıp bizimle bu proje için koşmaya başladı. Biz çalışmaya başlayalı daha bir ay olmamıştı, her taraftan yardım yağıyor ve çaldığımız her kapı bize olumlu dönüyordu. Her problemi çözen Çukurova Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Meryem Tuncel hanım, Çukurova Üniversite Sanayi İşbirliği Vakfı’nı (ÇÜSİVAK) öne sürdü. Hemen BTF ve ÇÜSİVAK ortak çalışma konusunda anlaştı. Böylece arsamız, binamız, üniversitemiz, vakfımız, bilimsel derneklerimiz ve bize fon sağlayacak çok kıymetli fonlarımız hazır oldu.”
Gerçekten büyük bir gönüllü işbirliği.
Bu yıl üçüncü kez Antalya’da düzenlenen Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TUSİD) sektör buluşmasına katılan Tecdelioğlu, 300’ün üzerinde ihracatçıya seslendi, Avrupa ülkelerine tıpkı Kayseri’ye, Gaziantep’e mal satar gibi kolay bir şekilde ihracat yapar hale gelinmesi gerektiğini vurguladı.
‘GELİN BİRLİKTE YAPALIM’
Tecdelioğlu, salondaki ihracatçılara ortak proje önerisinde bulunarak şöyle konuştu:
“Avrupa Birliği’nde hâlâ çok küçüğüz. Avrupa Birliği’ni arka bahçemiz haline getiremedik. Avrupa’daki tüm ülkelerde mahalle mahalle, sokak sokak, ilçe ilçe, şehir şehir gezip derinleşmeniz lazım. Yapılanmamız, lojistik merkezler kurmanız lazım. Malınızı dağıtan distribitörler, depolar, lojistik merkezleri kurmamız lazım. Gelin bunu beraber yapalım. Bunu proje haline getirelim.”
‘KAFAYI DEĞİŞTİRİN’
İhracatta dijitalleşmenin de önemine değinen Tecdelioğlu, şirketlere ‘dünüşüm’ çağrısı yaptı. “2025 zor bir yıldı ancak ihracat rakamları Türkiye’nin üretmeye ve satmaya devam ettiğini net biçimde gösteriyor” diyen Tecdelioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzdeki dönemde firmalarımızın sadece klasik pazarlama yöntemleriyle değil, dijitalleşme, e-ticaret ve yapay zekâ destekli tanıtım modelleriyle de küresel pazarlarda derinleşmesi gerekiyor. Dünya artık e-ticarete gidiyor, dijitalleşmeye gidiyor, geri kalmamamız lazım. Klasik pazarlamak, eline çantayı al da git Avrupa’ya mal sat da gel de artık bu bitti, bitiyor. Kazandığınız bir kuruş parayı dijitalleşmeye harcayın. Yapay zekâya harcayın. Mevcut kadrolarınızdaki o kaplumbağalaşmış kafaları yollayın, başka şansı yok. Muhakkak kafayı değiştirin.”