ENDÜSTRİYEL mutfak sektörü, geçtiğimiz günlerde Antalya’da dev bir buluşma gerçekleştirdi. 290 şirket bir araya gelerek 2025’i değerlendirdi, 2026 beklentilerini ve projeksiyonları masaya yatırdı. Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TUSİD) Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Topuz’un davetiyle bir grup gazeteci ile birlikte biz de bu buluşmayı yerinde izledik. Geçen yıl 5.5 milyar dolarlık ihracata imza atarak bu alandaki global ticaretten yüzde 2’lik pay alan sektör şirketleri, her şeye rağmen 2026’da yine çift haneli büyüme planı yapıyor. Gazetecilere açıklamalarda bulunan Bekir Topuz’un verdiği bilgilere göre bu başarının arkasında, bitmiş endüstriyel mutfak tesliminde Çin’in Türkiye’ye rakip olamaması yatıyor. Topuz, “Çin, endüstriyel mutfakta tek tek parçaları üretiyor ama tamamlanmış paket olarak teslimde yoklar. Bu alanda Türkiye, İtalya ve Almanya ile dünyanın en güçlü markaları arasında kabul ediliyor” dedi.
İÇ PAZARA TURİZM DOPİNGİ
İhracatta başarılı bir yılı geride bırakan sektör, 2025’i iç pazarda da yüzde 15’in üzerinde büyümeyle kapattı. Verilen bilgilere göre bu yılın daha da iyi geçmesi bekleniyor. İç pazardaki iyimserliğin arkasında ise turizm yatırımlarındaki artış beklentisi var. Bekir Topuz, bu yıl yaklaşık 90 adet beş yıldızlı otel yatırımı yapıldığını belirterek, “Her büyük otelin en az iki mutfağı olmak durumunda, dolayısıyla hizmet sektöründe, özellikle de turizmdeki büyüme endüstriyel mutfak alanını direkt etkiliyor” diye konuştu.
TUSİD Başkanı şu bilgileri verdi: “Sadece Silifke’den İzmir’e kadar uzanan hatta 35 yeni tatil köyü projesi var. Buna bir de renovasyon yatırımlarını eklediğinizde, sektör için çok ciddi bir iş hacmi ortaya çıkıyor. Bir otelin mutfak ve ekipman yatırımları set üstü ürünlerle birlikte en az 5 milyon Euro’ya mal oluyor. Sadece bu 35 tatil köyü, sektörümüz için 175 milyon Euro’yu aşan bir potansiyel anlamına geliyor. Bu büyüme doğal olarak kapasite artışı ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle sektörümüzde yeni yatırımlar da fazla.”
‘ABD ÇABALARIMIZ MEYVELERİNİ VERDİ’
GERİ dönüşüm ekonomisi anlatırken kulağa ‘romantik’ geliyor olabilir. Kaynakların suyunu çektiği dünyada buz gibi bir zorunluluk aslında. Bu ekonomiden en büyük payı alan sektörlerden biri tekstil ve hazırgiyim. Ham maddeler kısıtlı, işgücü pahalılaşıyor, enerji büyük sorun... Bunun karşısında sürekli artan bir küresel nüfus var ve giyinmek de barınmak gibi baz ihtiyaçlardan. Matematik ortada. Verimlilikten yana çözümlerin geliştirilmesi şart. Türkiye bu matematiğin önemli muhataplarından çünkü dünya hazırgiyim üretiminde önemli bir paya sahip. İhracatta en büyük pazarımız olan Avrupa Birliği de aldığı yeni kararlarla hazırgiyim üreticisini kaynakları yeniden kullanmaya, ileri dönüşüme zorluyor.
Bu kapsamda sektörde uzun zamandır çalışmalar vardı. Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de önemli bir karar yayımlandı, tekstil ve hazırgiyim üreticisi de memnuniyetini dile getiren açıklamaları arka arkaya sıraladı. Bu karar ile kullanılmış tekstil ve hazırgiyim ürünlerinin ithalatına belli kurallar çerçevesinde izin verildi. Kuralların en keskini ‘ileri dönüşümde kullanılmak, üretimde yer almak’ şartı. Kimilerine göre kaynakların yeniden kullanılmasına yönelik bu izin hazırgiyim ve tekstil sektörlerinde bir dönüm noktası niteliğinde.
9.33 MİLYAR DOLAR
Sektör temsilcilerini ‘tedirgin’ eden tarafları da var bu kararın ama önce bazı bilgileri paylaşmak istiyorum...
Küresel geri dönüştürülmüş moda pazarının büyüklüğü 2024 yılında 8.54 milyar dolarak ölçüldü. 2025’te ise 9.33 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Beklentiler 2034’e kadar yaklaşık 20.65 milyar dolarlık bir pazar olması yönünde. Yani 2025-2034 yılları arasında yüzde 9.23’lük bir bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) ile genişlemesi öngörülüyor. Avrupa bu genişlemede aslan payına sahip. Hatta pazarı sürükleyen unsur. Ve hazırgiyim ithal ettiği ülkelere bir kural getirdi. Tekstil ürünlerinin belli bir süre sonra tamamen geri dönüştürülmüş hammaddeden üretilmesini zorunlu kılıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin buna hazır olması gerekiyor. Zaman kaybetmeden harekete geçmek zorunda. Giyilmiş kıyafetlerin yeniden elyaf, iplik ve kumaş haline getirilmesi için ciddi tesis yatırımları gerekiyor. Bunun için yeterli miktarda kullanılmış tekstil ürünü gerek.
31 Aralık’ta yayınlanan tebliğ ile geri dönüşümde kullanılmak üzere ikinci el hazırgiyim ithalatına, sıkı denetim ve sınırlı yetki şartıyla izin verildi. Uygulama usül ve esasları henüz açıklanmayan düzenlemenin pamuk ithalatını yüzde 20 azaltması ve yeşil dönüşümü hızlandırması bekleniyor.
YENİ DÖNEMİN BAŞLANGICI
İTHİB Başkanı Ahmet Öksüz kararı değerlendirdiği bir haberde, uygulamanın ilk aşamada sınırlı hacimlerle başlayacağını ancak sistem oturduktan sonra pamuk ithalatını yüzde 15-20 oranında azaltabileceği görüşünü dile getirdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Fikret Kileci’ye göre bu izin kaynak verimliliğinde yeni dönemin başlangıcı. Sorularımızı yanıtlayan Kileci, “Geri kazanım amaçlı atık ithalatı için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Geçici Faaliyet Belgesi veya Çevre İzin ve Lisans Belgesi almak zorunlu. Kullanılmış tekstil ürünlerinin yeniden işlenerek hammaddeye dönüştürülmesi, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve üretimde ciddi bir kaynak tasarrufuna imkan sağlayacak. Burada kritik olan; Türkiye’nin yıllardır daha çok downcycle (atığın daha düşük kalite/değerli bir ürüne dönüştürülmesi) düzeyinde yaptığı geri kazanımı artık upcycle (atığın daha yüksek kalite/değerli bir ürüne dönüştürülmesi) yaklaşımıyla güçlendirebilmesidir. Türkiye bu iplik ve hammaddeleri dışarıdan tedarik etmek yerine, kendi içinde üretebilir hale gelirse hem tedarik güvenliği artar hem de yerli iplik/kumaş üretimi daha yüksek katma değerli, sürdürülebilir içeriklere doğru evrilir” görüşlerini dile getirdi.
CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yıllık ekonomi değerlendirme toplantısında, ‘sıkı para politikasına devam’ mesajının altını çizdi. Dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ve Mayıs 2024’ten bu yana yıllık enflasyondaki düşüşün 44.6 puan olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ekonomideki dönüşümle beraber cari açık, sürdürülebilir seviyelere gerilemiştir. 2025 yılında cari açığın milli gelire oranının yüzde 1.4 civarında gerçekleşmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Halk Bankası Genel Müdürlüğü binasında ulusal basının ekonomi yöneticileriyle yıllık değerlendirme toplantısında bir araya geldi. Konuşmasına 2025’e dair makro ekonomik gerçekleşmelerle ilgili detaylı bir sunumla başlayan Yılmaz’ın odağında yine enflasyonla mücadele vardı. Haziran 2025’te başlatılan ekonomi programının kararlı bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini söyleyen Yılmaz, “2025’te enflasyon hedefimiz yüzde 20’li oranları görmekti, yüzde 30.8 oldu. Bunda tarım ve hizmetler tarafındaki fiyatlamalar etkili oldu. Ancak hedeflerimizle aynı doğrultuda ilerliyoruz” dedi.
‘GEVŞEME GÜNDEMİMİZDE YOK’
Yılmaz, ‘Enflasyonla mücadele istenilen hızda ilerliyor mu?’ sorusu üzerine şu bilgileri verdi:
“Şimdi enflasyonla mücadelede 45 puana yakın bir düşüş söz konusu ama tam arzu ettiğimiz yerde miyiz? Az önce de söyledim, tabii ki 20’li rakamları hedefliyorduk biz ama, 30’un bir miktar üzerinde kaldık. Onun da en önemli sebebi, tarım sektöründe yaşadıklarımız. Tarımsal etki olmasa muhtemelen bugün çok daha olumlu bir rakamı konuşuyor olacaktık. Bir de bu hizmet sektörlerinde eğitim ve kira başta olmak üzere yaşadıklarımız söz konusu. OVP’de 2026 için hedef yüzde 16. Yalnız bu yüzde 16 aralıkla birlikte veriliyor. Biz bunu pratik bir şekilde ‘yüzde 20’nin altını hedefliyoruz’ diye ifade ediyoruz. Burada bir güncelleme ihtiyacı şu anda görmüyoruz. Ocak ayında ve izleyen aylardaki eğilimler buradaki gidişatı daha netleştirecektir. Programa bir es vermek gibi bir şey söz konusu değil. İnce ayarlar her zaman yapılabilir. Bütün programlar dinamiktir, gelişen şartlara göre, ihtiyaçlara göre ince ayarlar yapılabilir ama hiçbir şekilde bir duraksama söz konusu değil. Dolayısıyla programımızı biz kararlı bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz.”
‘DAHA OLUMLU PERSPEKTİF BEKLİYORUZ’
Enflasyonun daha hızlı düşürülebileceğine ilişkin eleştirileri de yanıtlayan Yılmaz, “Elbette daha hızlı düşürülebilirdi. Büyümeyi, istihdamı, diğer sosyal dengeleri gözden çıkarıp sadece ve sadece hızla enflasyonu düşürelim derseniz, tabii ki bu mümkün. Ama bunun doğuracağı büyük sosyal ve ekonomik maliyetler var. Dolayısıyla biz bu süreci ekonomik, sosyal etkileriyle birlikte ele alıyoruz. Geldiğimiz nokta önemli bir nokta diye inanıyorum. 2025’te yaşadığımız birtakım olumsuz koşulların ortadan kalkması, hizmet enflasyonundaki katılıkların kırılması, beklentilerdeki iyileşme süreci 2026 hedeflerimizi gerçekçi hale getiriyor” dedi. TÜİK’in açıkladığı son rakamlara göre ev sahipliğinin yıllık bir puan arttığını söyleyen Yılmaz, “Yani kiracı oranı bir puan azaldı; 2023’te 28’di 2024’te 27’ye düştü. Muhtemelen bu, deprem konutlarının tamamlanıp devreye girmesiyle bağlantılı. Önümüzdeki süreçte yine konut arzıyla birlikte daha olumlu bir perspektif bekliyoruz” şeklinde
YARATICI yıkım, yeni bir kavram değil. Ekonomist Joseph Schumpeter tarafından 1942 yılında ortaya atıldığından bu yana yeniliklerin ekonomide yarattığı yıkımı da fırsatları da aynı anda ifade eden bir terim. ‘Nerede o eski meslekler’ dediğinizde aslında tam da bu kavramın içine girmiş oluyorsunuz.
Geçtiğimiz aylarda Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası verilen Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü Ufuk Akçiğit’in 2023’te yayınlanan kitabı ‘Yaratıcı Yıkım Ekonomisi’ de bugün yaşadıklarımıza bu açıdan bakıyor. Prof. Dr. John Van Reenen ile birlikte kitabı yayına hazırlayan Akçiğit, yoğun araştırma trafiği içinde geçtiğimiz günlerde Türk iş dünyasıyla buluşmak üzere İstanbul’daydı. Buluşma, kitabın Türkçe basımına sponsor olan Letven Capital’in organizasyonuydu. Biz de bu kapsamda Prof. Dr. Akçiğit ile ‘yaratıcı yıkım’ kavramına mercek tuttuk, merak ettiklerimizi sorduk.
OYUN KURUCU KİM OLACAK?
“Dünya Bankası, ‘Yapay Zekâ ve Ekonomik Kalkınma’ başlıklı bir rapor hazırlıyor. Ben de raporunun akademik başdanışmanıyım. Ülkeleri dolaşarak yapay zekâyı kalkınma modellerinin içine ne kadar dahil ettiklerini, yatırımlarını araştırıyorum. En son Çin ve Kore’ye gittim, oradan geliyorum” diyerek başladı söze Prof. Dr. Akçiğit.
Rekabet ne durumda diye merak edince maçın çoktan başladığını söyledi:
“Yapay zekâ çağında kalkınma yarışının start düdüğü çoktan çaldı. Bu kez mesele sadece teknoloji kullanmak değil; oyunu kimin kuracağı. Çünkü önümüzdeki dönemde, bugün adını bile bilmediğimiz pazarlar doğacak; aynı hızla, daha önce hiç yaşamadığımız türde kırılmalar ve krizler de kapıyı çalacak. Böyle bir dünyada en pahalı strateji ise ‘bekle-gör’ oluyor.”
‘Peki doğru strateji nedir’ sorusuna yanıt verirken geleneksel altyapı yatırımı mantığının artık değiştiğine vurgu yapan Prof. Akçiğit, “Altyapı dediğimiz şey artık sadece yol, köprü, liman değil; dijital kapasite, hesaplama gücü, bağlantı, kurumların çevikliği ve en önemlisi, veri” dedi.
Çağımızın ana sorunlarından biri gıda güvenliği. Meşhur Kızılderili atasözünde durum güzel özetlenmiş aslında: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Bahsedilen ‘son’da mıyız, elbette değil ama işaretler keskin. Tarımsal üretim global olarak giderek azalıyor, Türkiye’nin bu tablodaki yeri de çok iç açıcı değil. Üstelik kentleşmenin tetiklediği tarımda çalışacak nüfusla ilgili de ciddi bir yaşlanma problemi söz konusu... Bunları alt alta koyduğumuzda topraktan çıkan tek bir patatesi bile ziyan etme lüksümüz yok. Bu yüzden ne kadar ‘soğuk’ gelse de endüstriyel gıda ve bu alanda gelişen teknolojik çözümlere yüzümüzü dönmek durumundayız.
İnsanoğlu aslında bunu da çok önceden beri yapıyor; gıdayı koruma altına almanın türlü yollarını binlerce yıl önce keşfetti. Dondurmak, kurutmak, konserve halinde saklamak yeni değil. İşin yeniliği bunları yapacak ürünü topraktan verimli bir şekilde almak ve israf etmeden saklamak.
Besler’in CEO’su Mert Altınkılınç ile tam da bunları konuştuk geçtiğimiz günlerde. Şirket bu yıl Kerevitaş’ı da aynı çatı altında toplayarak bir yapılanmaya gitti. Altınkılınç’ın verdiği şu bilgi ilgi çekici: “Türkiye’de tarladan toplanan taze sebze-meyvede israf oranı yüzde 53. Bİz bu oranı yüzde 7’ye indirdik.”
Nasıl? Altınkılınç patates örneğini verdi: “Tarladan alınan patatesin kabukları hayvan yemi yapılıyor, atıkları biogaz oluyor. Yerinde soyulup şoklanıp paketleniyor. Böylece karbon ayak izi de atık oranı da azalıyor.”
TARIMIN KADIN YILDIZLARI
Besler CEO’sunun anlattıklarını ‘bu işin içinde bir kadın eli var’ diyerek dinledim. Aklın yolu bir. Mert Altınkılınç, yılda 140 bin ton mahsul işleyen şirketin kadın çiftçilerle ilgili çalışmalarını anlattı hemen. Verdiği bilgilere göre 140 bin tonluk mahsulün yüzde 90’ına yakını sözleşmeli çiftçilerden alınıyor. Çiftçiler alım ve fiyat garantisi ile çalışıyorlar. Ayrıca verimlilik için de eğitimler alıyorlar. 300’e yakın sözleşmeli çiftçi ekosisteminde kadınların payının artırılması ise şirketin son üç yıldır üzerinde durduğu, yatırım yaptığı bir konu.
Bunun için 2022’de başlayan Tarımın Kadın Yıldızları projesinde önemli yol katettiklerini de anlattı Altınkılınç.
Ve sektördeki kadın istihdamı hakkında şu bilgileri verdi: “Bugün bakıyoruz sektörde çalışanların yarısı kadın ve bu kadınların da yaklaşık yüzde 80’inin sigortası yok. Arka planda isimsiz çalışıyorlar. Biz bunu değiştirmek istedik, görünsünler, kazansınlar dedik. Projeye başlarken üç yıllık hedef koymuştuk. 2022’de 300 sözleşmeli çiftçinin yüzde 4-5’i kadındı, bugün ise yüzde 27’ye çıktı. Sigortası olan, sizleşmede imzası olan kadınlar bunlar. Superfresh markamızla bu projeyi yürütüyoruz.”
Unilever, 1 Ocak 2026 itibarıyla Ortadoğu’nun yanı sıra Pakistan ve Bangladeş’in ev bakım pazarını da Türkiye’ye bağlama kararı aldı. Yaklaşık 580 milyon kişilik nüfusun ev bakım pazarı İstanbul’dan yönetilecek. Daha net ifadeyle Unilever Türkiye Ülke Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, 580 milyon kişiyi kapsayan bir bölgeye ev bakım ürünlerinin pazarlamasından sorumlu olacak.
Kariyerine 30 yıl önce Unilever’de başlayan ve birçok bölümde deneyim edindikten sonra 2022’de Unilever Ortadoğu & Türkiye Ev Bakım Liderliği görevine getirilen Ali Fuat Orhonoğlu, Şubat 2024’ten itibaren bu görevine Unilever Türkiye Ülke Başkanlığını da eklemişti. Önceki gün gazetecilerle bir araya gelen Orhonoğlu, yetki alanının genişlemesini Ortadoğu’da; özellikle de Suudi Arabistan gibi zor bir pazarda gösterilen başarılı performansa bağladı.
Ali Fuat Orhonoğlu’nun dikkat çektiği önemli bir neden de Türkiye’nin yetenek havuzunun kalitesi oldu. “Biz aslında dünyaya sadece deterjan, şampuan ve gıda ihraç etmiyoruz; dünyaya liderlik ve yetenek ihraç ediyoruz. Bugün tam 186 Türk yönetici, Unilever’in global operasyonlarında kritik görevlerde. Bu arkadaşlarımızın da yüzde 70’i kadın” dedi Orhonoğlu.
İKİ KALABALIK ÜLKE
Pakistan 255.2 milyon, Bangladeş ise 175.6 milyon nüfusla Türkiye’ye bağlanınca Orhonoğlu’nun sorumluluk alanı bir anda devasa boyuta ulaştı. Dile kolay 430 milyon kişilik dev bir pazar eklenmiş oldu. Türkiye ise 87.6 milyon nüfusuyla bu bölgenin üçüncü kalabalık ülkesi. Devasa pazarın liderliğine getirilen Orhonoğlu bu görevlendirmeye dair şu yorumu yaptı: “Bu atama benim şahsıma yapılmış bir görevlendirmeden çok, İstanbul’un bir ‘mükemmeliyet merkezi’ olduğunun global arenadaki tescili. Türkiye ev bakım işimiz, bugün tonaj büyüklüğünde dünyadaki ilk 10 Unilever operasyonu arasında yer alıyor. Daha önce Arabistan ev bakım operasyonumuzda gerçekleştirdiğimiz kârlı dönüşüm hikâyesi, bugün bize daha geniş bir coğrafyanın kapılarını açtı. Bizim en büyük ihracat kalemimiz, bu coğrafyanın bize öğrettiği çeviklik ve dayanıklılık.”
İKİ YILDA 250 MİLYON EURO’LUK YATIRIM
Peki bu başarılı ülke, yatırımlardan ne kadar pay alıyor? Orhonoğlu, 2017’de Konya’ya yapılan fabrikayı hatırlattı hemen ve ekledi: “Konya, Unilever’in global çapta en büyük fabrika yatırımlarından biri. 2017 yılında faaliyete geçen Konya fabrikası, Unilever’in tedarikçileriyle birlikte yarattığı toplamda 350 milyon Euro’luk bir ekonomik değere sahip. Türkiye’de son son iki yıldır 250 milyon Euro civarı yatırım yaptık. Unilever Konya fabrikası 2017’den bu yana üretim kapasitesini yüzde 30 artırmayı başardı ve daha da genişlemeyi hedefliyoruz. En son aldığı yatırımlarla birlikte 2025 yılında da üretim rekorunu tazeledi.”
KADIN girişimcilerle ilgili en çarpıcı rapor McKinsey’nin. Mayıs 2025’te açıkladılar. Rapora göre kadın girişimciler eşit fırsatlara sahip olurlarsa, 2030 yılına kadar küresel ekonomiye
13 trilyon dolar ekleme potansiyeli taşıyorlar. Normal şartlarda herhangi bir işinsanına, “Bunu yaparsan 13 trilyon dolar daha işlere eklenecek” denilse hiç düşünmeden bütün ekibi o hedef için seferber eder. Nedense bu kuralın işlemediği ya da yavaş işlediği bir kod var; kadın. Bu köşede kodları kıran hikâyeleri çok paylaştık. Yeter ki cesaret artsın.
Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin ile geçtiğimiz günlerde artık geleneksel hale gelen bir yılbaşı yemeği yedik. Kadın gazeteciler ve bir kadın CEO buluşunca elbette gündem kadın girişimciler, kadının ekonomide güçlenmesi oldu. Gökçetekin’in ajandası doluydu. Önce kadınların ekonomik hayatta daha güçlü yer almasını desteklemek amacıyla 2017’den bu yana yürütülen Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü Programı’nı anlattı.
HEDEF YILDA 10 BİN YENİ KADIN
Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü Programı; kadınların dijital ekonomiye dahil olmalarını sağlamak, e-ticarete başlamalarını kolaylaştırmak ve işlerini sürdürülebilir şekilde büyütmelerine destek olmak amacıyla yürütülüyor. Programa katılmak için şirketin patronunun kadın olması gerekiyor. Ya da hisselerinin en az yüzde 51’i kadına ait olmalı. Öte yandan tamamı kadınlardan oluşan kooperatifler de programa katılabiliyor. Dedi ki Gökçetekin, “2017’den bu yana yaklaşık 68 bin kadın ve 300’den fazla kadın kooperatifi program desteklerinden faydalandı. Son bir yılda ise 8 bin 500 kadın bu programla e-ticarete başladı. Hepsiburada platformundaki her dört iş ortağından biri kadın girişimci, kadın kooperatifi ya da yerel üretici. Hedefimiz ise 2030 yılına kadar e-ticarete kazandırılan girişimci kadın sayısını 120 bine çıkarmak. Yılda 10 bin yeni kadını sisteme dahil etmek istiyoruz.”
ANADOLU’YA YAYILACAK
Şimdi gündemlerinde programı Anadolu’ya yaymak var. Gökçetekin, programa dahil olan kadın girişimcilerin başarıları Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın dikkatini çekince işbirliğine gidildiğini söyledi. Geçen yıl ‘Türkiye’nin Girişimci Kadınları’ işbirliği protokolünü imzaladıklarını hatırlatan Gökçetekin, “İlk yılı tamamlanan işbirliğimiz ikinci yılında yeni bir aşamaya geçiyor. 19 Kasım Dünya Kadın Girişimciler Günü’nde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da duyurduğu üzere, 2026 yılında Türkiye genelinde belirlenecek illerde kadınlara e-ticaret eğitimleri verilmeye başlanacak” dedi.
Bunun yanında KAGİDER ile de bir işbirliği var. ‘Yol Arkadaşın Burada’ adıyla başlatılan program kapsamında girişimci kadınlara marka iletişiminden influencer pazarlamaya, yapay zekâ uygulamalarından finansal okuryazarlığa ve ürün fotoğrafçılığına kadar 23 başlıkta eğitim sunuluyor. Eğitimlerin ardından seçilecek 25 kadın girişimci, KAGİDER’den mentorluk alarak yatırımcı görüşmelerine hazırlanacak. Gökçetekin’in verdiği bilgiye göre programın ilk yarısı tamamlandı ve şimdiden 1000 kadına ulaşıldı.
Dönüşüm, genellikle dijitalleşme ve yapay zekânın getireceği yeni iş modelini vurgulayarak anlatılıyor. İpin ucu bir kez çekildi mi sadece o sıradaki ilmeklerin söküldüğü ne zaman görülmüş ki... Dünyanın ‘aman kaçırmayalım’ diye panik içinde yaşadığı ‘dönüşüm’ bir yandan meslekleri, eğitim biçimlerini değişime zorlarken iyiliğin de çehresi farklı bir hal alıyor. Bunu çok iyi gösteren bir sosyal sorumluluk projesi dinledim geçtiğimiz günlerde. Hem de kimden, üniversite öğrencilerinden. Ve anladım ki iyiliğin çehresi, yapılış biçimi değişebilir ama kimyası değişmiyor. Çünkü motivasyon hep aynı; kendinden başkalarını da dert edinmek. Vodafone Türkiye, işte kendinden başka dertleri olan gençleri harekete geçirmek, bir sahne açmak için yola çıkmış, “Bi’Düşünsene” adında bir fikir maratonu düzenlemişti. Ben de maratonun kazananlarının açıklandığı toplantıya gittim. Dinlemek bile iyi geldi.
2 BİN TAKIM KATILDI
Maratonu ve sonrasını Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Tlabar Güler ile Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin anlattı bize. Vodafone’un gençlik markası FreeZone işbirliğiyle yürütülen maratona 198 üniversiteden 2 bini aşkın takım başvurdu.
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Nazlı Tlabar Güler, yarışmanın amacını şöyle anlattı:
“Dünya Ekonomik Forumu’nun Future of Jobs 2025 raporuna göre yakın gelecekte işlerde gereken becerilerin yaklaşık yüzde 40’ı değişecek. Yapay zekâ, büyük veri ve siber güvenlik gibi teknoloji becerileri hızla önem kazanırken; yaratıcı düşünme, esneklik, dayanıklılık ve çeviklik gibi insani beceriler de kritik olmaya devam edecek. Geleceğin iş dünyasında bu iki beceri setini birleştirebilenler fark yaratacak. Bu tablo, gençler için hem büyük fırsatlar hem de belirsizlikler barındırıyor. Biz bu belirsizliği fırsata çevirmek için gençlerin her zaman yanındayız.”
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin de jüri üyesi olduğu projede dinledikleri birçok fikirden ilham aldıklarını belirtti.
ÜSTÜ KALSIN, ÖĞRENCİYE KAYNAK OLSUN
Her maratonda ipi göğüsleyen şampiyonlar var. Burada da öyle oldu elbette. Birinciliği REDİ takımı kazanırken, VZEN takımı ikinci, Fiber Sarsıntı takımı da üçüncü oldu. Öğrendik ki; birinci takıma 750 bin TL, ikinciye 500 bin TL ve üçüncüye de 250 bin TL’lik para ödülü verilmiş. Daha da kıymetlisi ilk üçe giren takımlara staj programlarında öncelik, son 10 takıma ise liderlik ekibine tersine mentorluk imkânı sağlanmış.