Yasemin Salih

Hindistan teyakkuzu

10 Şubat 2026

HİNDİSTAN, 20 yıldır kurduğu Avrupa hayalini gerçekleştirme safhasında. 20 yıl önce başlayan Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması süreci geçtiğimiz haftalarda tamamlanmış ve imzalar atılmıştı. Türk ihracatçılar, başta DEİK olmak üzere bütün iş örgütleri alarma geçmiş ve Avrupa Birliği yöneticilerine mektuplar yazarak Türkiye ile Gümrük Birliği dahil ticaret ilişkilerinin yeni bir boyuta geçirilmesi için çağrıda bulunmuşlardı. AB yetkileri ise “Türkiye ile ticaretimiz Hindistan ile kıyaslanamaz seviyede” diyerek tabiri caizse Türk iş dünyasını sakinleştirecek açıklamalar yapmışlardı.

Oysa durum hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin sandığından daha hızlı şekilde değişecek gibi görünüyor. Bunun sinyallerini bir süredir takip eden Türk ihracatçısı, en somut Hindistan gerçeğiyle 6-10 Şubat tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen ve ev-mutfak eşyaları pazarının en büyüklerinden kabul edilen Ambiente Fuarı’nda yüzleşti.

ÇİN’İN ÖNÜNE GEÇTİ

Önceki yıllarda Ambiente’ye en yüksek katılım gösteren ülke Çin olarak öne çıkıyordu, ev sahibi Almanya her zaman onun gerisinde kalıyor; ev endüstrisinde dünyanın tasarım lideri olan İtalya ile Türkiye yarış halinde oluyordu. Bu yıl ise Hindistan, 515 firmayla fuarda en yüksek temsil edilen ülke olarak öne çıktı. Çin 372 şirketle ikinci, Almanya 367 şirketle üçüncü oldu. İtalya’nın 308 firma gönderdiği fuara Türkiye ise 226 şirketle katıldı. 

Hindistan’dan gelen satıcıları bütün koridorlarda görmek hepimizin ilgisini çekti. Serbest ticaret anlaşmasının verdiği rahatlama Ambiente’nin bütün hall’lerinde izlenebiliyordu.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Talha Özger’in daveti üzerine bir grup gazeteci ile biz de her yıl olduğu gibi sektörün ihracat ve pazar trendlerini Frankfurt’ta yerinde izledik. Hindistan herkesin ilk cümlesinde yer alınca Talha Özger’e bunun ne anlama geldiğini sorduk. Özger ve diğer Türk şirketleri henüz Hindistan için telaşlı değillerdi. Ancak, Çin konusunda yapılan hatanın Hindistan için tekrarlanmaması gerektiğinin altını çizdiler. Özger, alınan dersi  ve yapılması gerekenleri şöyle yorumladı:

‘REHAVETE KAPILMAMALIYIZ’

Yazının Devamını Oku

270 milyar dolarlık mutfak sanayisi buluştu

7 Şubat 2026

Ambiente’nin Türk şirketler için önemini anlatan İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Talha Özger, “Bu fuarda 29 yıldır Türk şirketler olarak hazır bulunuyoruz. Ve emin olun 29 yıldır fuarı takip eden satın almacılar var şu anda burada. Bize çok şey katan bir fuar, tasarımlar ve trendlerin takibi açısından çok önemli. Burada görünmek Türkiye’nin bu alandaki üretim gücünü gösteriyor” dedi.

‘YENİ ÜRÜNLERLE GELDİK’

İhracattaki zorluklara rağmen Türk şirketlerinin sürekli olarak üretim portföyüne yenilikler eklediğinin altını çizen Özger, fuardaki hemen her Türk standında geçen yıl olmayan bir tasarımın, ürünün tanıtımının yapıldığını vurguladı. Özger, “200’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Geçen yılı 5.5 milyar dolarlık ihracatla kapattık. Yüzde 3’lük düşüş yaşadık ama 60 yıllık markalarımız var bu alanda. Onlar yeni yeni dünyada tanınıyor. Bu önemli bir süreç. İhracatımızın yüzde 50’den fazlası Avrupa’ya. Yakın coğrafya da önemli ama uzak pazarlara da aktif olarak çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. Özger, bu yıl hedeflerinin öncelikle mevcudu korumak olduğunu belirtti.

 

Yazının Devamını Oku

Bitlis’te satranç açılımı

3 Şubat 2026

İYİLİK’TEN maraz değil iyilik doğsun diye çabalayan sivil toplum insanlarından biri Ahmet Eren. Biz ekonomi gazetecileri onu Eren Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı olarak tanıyoruz ancak memleket sevdasıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşunun da yıllardır yöneticiliğini yapıyor. Bitlis’te doğup büyüyen, üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen Eren, iktisat fakültesi mezunu. ‘Büyük şehir’de taşralı bir öğrencinin yaşadığı zorlukları yakından biliyor. Bu nedenle 1987’de Ankara’da bürokrasi ve iş dünyasından bir grup Bitlisli ileri gelenin kurduğu Bitlis Eğitim Ve Tanıtma Vakfı’nın (BETAV), hem gönlünde hem de günlük mesaisinde önemli bir yeri var.

BETAV, Bitlisli üniversite öğrencilerine destek vermek için kurulan bir vakıf. Ana işi bu. 1.000 öğrenciye burs veriliyor. ‘İyilikten iyilik doğması’ kısmı ise getirilen kuralda yatıyor. BETAV bursuyla okuyup mezun olan parlak bir genç, çalışmaya başladıktan sonra kendisi gibi hemşehri bir öğrenciye destek vermekle yükümlü. Vakfın sağlam bütçesinin kaynağı, kentin sağlam hayırseverleri. Ama son dönemde yeni gelir modelleri oluşturma çalışmaları BETAV’da önemli projelerin doğmasına yol açmış.

2 BİN ÜRETİCİDEN BAL ALIYOR

Ahmet Eren ile BETAV’ı konuştuğumuz sohbetimizde, gayrimenkullerin artık vakıflar için ideal gelir yaratma modeli olmadığı görüşünü aktardı. “Nakitte kalmak daha faydalı” dedi.

Ve hemen sözü vakfın meşhur bal işine getirdi. Kaldera Bal, BETAV’ın 2021’de başlattığı bir iş. Eren, “Bitlis’te balcılık enstitüsü vardı, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında kurulmuştu ama atıldı. Burayı Milli Emlak’tan aldık, tesis kurduk. 2 bin metre rakımda toplanan özel ballar buraya getiriliyor. 2 bin arıcının balını alıyoruz. Tuncay Özilhan arkadaşım, ona anlattım Migros’un raflarına koyduk” diye anlattı hikâyesini markanın. Bu yıl 200 ton bal satın aldıklarının da altını çizdi.

Kaldera’nın başarılarını izliyoruz; Londra’da iki kez ödül alarak Bitlis balını dünyaya tanıttı. Ama öte yandan Bitlis’te ciddi bir gelir yaratıyor. 14 kişi tesiste çalışıyor, bölgenin gençleri alım garantili bal için arıcılığa artık daha sıcak bakıyor.

Dahası Kaldera’nın geliriyle yılda 100 üniversiteli genç eğitim alıyor.

Yazının Devamını Oku

Ampute çocuklara ‘iyilik’ merkezi

24 Ocak 2026

6 Şubat depremleri, insanlık tarihindeki yerini ‘büyük felaket’lerden biri olarak aldı. 11 ilimizi etkileyen depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Yaralar henüz taze, zihinlerde çok derin hasar var. Ancak depremin ardından engelli kalanlar için bambaşka bir savaş sürüyor. Veriler net değil. Depremin hemen ardından Sağlık Bakanlığı ampute vatandaşların sayısını 850 olarak vermiş, bunun en az 200’ünün çocuk olduğunu açıklamıştı. Birçok hekim gönüllü olarak ampute vatandaşlara destek vermek üzere kolları sıvamış ve farklı yerlerde rehabilitasyon imkânları yaratılmıştı.

ABD’DEKİ HEKİMLER ÖNAYAK OLDU

Çocuk İyilik Merkezi’ni belki duymuşsunuzdur. Çukurova Üniversitesi’nin kampüsünde kuruldu. Müthiş önemli bir iş yapıyorlar. Önce size hikâyesini anlatayım...

Depremin üçüncü günü Amerika’da yaşayan çocuk yoğun bakım doktoru olan Prof. Dr. Yonca Bulut‘tan Türk Çocuk Yoğun Bakım ve Acil Tıp Derneği’ne bir mesaj geliyor. Mesajda ‘Amerikan Çocuk Akademisi’nin (AAP) Türkiye’deki çocuklara yardım etmek için bir ortak aradığı’ yazıyor. Derneğin Kurucu Genel Sekreteri ve Fahri Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, büyük bir heyecanla yanıtlıyor mesajı. Deprem sahasında çok fazla çocuk hastanın uzuvlarını kaybettiğini söylüyor. İki taraf hızlıca anlaşmaya varıyor; depremzede ampute çocuklara yönelik bir proje geliştirelim diyorlar.

Merkezin internet sitesinde yer alan, Prof. Dr. Yonca Bulut ve Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu imzalı mesajın özeti şöyle:

“Herkes böyle büyük projelerin ancak Bridge to Turkey Fund (BTF) ve TPF (Turkish Philantropy Funds) gibi büyük fonların destekleri ile yapılabileceğini söylüyordu bize. Her zamanki gibi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil hocamız bizi bu çabalarımızda yalnız bırakmadı ve işini gücünü bırakıp bizimle bu proje için koşmaya başladı. Biz çalışmaya başlayalı daha bir ay olmamıştı, her taraftan yardım yağıyor ve çaldığımız her kapı bize olumlu dönüyordu. Her problemi çözen Çukurova Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Meryem Tuncel hanım, Çukurova Üniversite Sanayi İşbirliği Vakfı’nı (ÇÜSİVAK) öne sürdü. Hemen BTF ve ÇÜSİVAK ortak çalışma konusunda anlaştı. Böylece arsamız, binamız, üniversitemiz, vakfımız, bilimsel derneklerimiz ve bize fon sağlayacak çok kıymetli fonlarımız hazır oldu.”

Gerçekten büyük bir gönüllü işbirliği.

Yazının Devamını Oku

‘Avrupa’da mahalle mahalle yapılanmak lazım’

22 Ocak 2026

Bu yıl üçüncü kez Antalya’da düzenlenen Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TUSİD) sektör buluşmasına katılan Tecdelioğlu, 300’ün üzerinde ihracatçıya seslendi, Avrupa ülkelerine tıpkı Kayseri’ye, Gaziantep’e mal satar gibi kolay bir şekilde ihracat yapar hale gelinmesi gerektiğini vurguladı.

‘GELİN BİRLİKTE YAPALIM’

Tecdelioğlu, salondaki ihracatçılara ortak proje önerisinde bulunarak şöyle konuştu:

“Avrupa Birliği’nde hâlâ çok küçüğüz. Avrupa Birliği’ni arka bahçemiz haline getiremedik. Avrupa’daki tüm ülkelerde mahalle mahalle, sokak sokak, ilçe ilçe, şehir şehir gezip derinleşmeniz lazım. Yapılanmamız, lojistik merkezler kurmanız lazım. Malınızı dağıtan distribitörler, depolar, lojistik merkezleri kurmamız lazım. Gelin bunu beraber yapalım. Bunu proje haline getirelim.”

‘KAFAYI DEĞİŞTİRİN’

İhracatta dijitalleşmenin de önemine değinen Tecdelioğlu, şirketlere ‘dünüşüm’ çağrısı yaptı. “2025 zor bir yıldı ancak ihracat rakamları Türkiye’nin üretmeye ve satmaya devam ettiğini net biçimde gösteriyor” diyen Tecdelioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzdeki dönemde firmalarımızın sadece klasik pazarlama yöntemleriyle değil, dijitalleşme, e-ticaret ve yapay zekâ destekli tanıtım modelleriyle de küresel pazarlarda derinleşmesi gerekiyor. Dünya artık e-ticarete gidiyor, dijitalleşmeye gidiyor, geri kalmamamız lazım. Klasik pazarlamak, eline çantayı al da git Avrupa’ya mal sat da gel de artık bu bitti, bitiyor. Kazandığınız bir kuruş parayı dijitalleşmeye harcayın. Yapay zekâya harcayın. Mevcut kadrolarınızdaki o kaplumbağalaşmış kafaları yollayın, başka şansı yok. Muhakkak kafayı değiştirin.”

Yazının Devamını Oku

Mutfağı ‘otel’ ateşi sardı

20 Ocak 2026

 

ENDÜSTRİYEL mutfak sektörü, geçtiğimiz günlerde Antalya’da dev bir buluşma gerçekleştirdi. 290 şirket bir araya gelerek 2025’i değerlendirdi,  2026 beklentilerini ve projeksiyonları masaya yatırdı. Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TUSİD) Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Topuz’un davetiyle bir grup gazeteci ile birlikte biz de bu buluşmayı yerinde izledik. Geçen yıl 5.5 milyar dolarlık ihracata imza atarak bu alandaki global ticaretten yüzde 2’lik pay alan sektör şirketleri, her şeye rağmen 2026’da yine çift haneli büyüme planı yapıyor. Gazetecilere açıklamalarda bulunan Bekir Topuz’un verdiği bilgilere göre bu başarının arkasında, bitmiş endüstriyel mutfak tesliminde Çin’in Türkiye’ye rakip olamaması yatıyor. Topuz, “Çin, endüstriyel mutfakta tek tek parçaları üretiyor ama tamamlanmış paket olarak teslimde yoklar. Bu alanda Türkiye, İtalya ve Almanya ile dünyanın en güçlü markaları arasında kabul ediliyor” dedi.

İÇ PAZARA TURİZM DOPİNGİ

İhracatta başarılı bir yılı geride bırakan sektör, 2025’i iç pazarda da yüzde 15’in üzerinde büyümeyle kapattı. Verilen bilgilere göre bu yılın daha da iyi geçmesi bekleniyor. İç pazardaki iyimserliğin arkasında ise turizm yatırımlarındaki artış beklentisi var. Bekir Topuz, bu yıl yaklaşık 90 adet beş yıldızlı otel yatırımı yapıldığını belirterek, “Her büyük otelin en az iki mutfağı olmak durumunda, dolayısıyla hizmet sektöründe, özellikle de turizmdeki büyüme endüstriyel mutfak alanını direkt etkiliyor” diye konuştu.


 

TUSİD Başkanı şu bilgileri verdi: “Sadece Silifke’den İzmir’e kadar uzanan hatta 35 yeni tatil köyü projesi var. Buna bir de renovasyon yatırımlarını eklediğinizde, sektör için çok ciddi bir iş hacmi ortaya çıkıyor. Bir otelin mutfak ve ekipman yatırımları set üstü ürünlerle birlikte en az 5 milyon Euro’ya mal oluyor. Sadece bu 35 tatil köyü, sektörümüz için 175 milyon Euro’yu aşan bir potansiyel anlamına geliyor. Bu büyüme doğal olarak kapasite artışı ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle sektörümüzde yeni yatırımlar da fazla.”

‘ABD ÇABALARIMIZ MEYVELERİNİ VERDİ’

Yazının Devamını Oku

Kullanılmış tekstil ithalatına izin çıktı, gözler kriterlerde... Hazırgiyimde ‘dönüşüm’ miladı

13 Ocak 2026

GERİ dönüşüm ekonomisi anlatırken kulağa ‘romantik’ geliyor olabilir. Kaynakların suyunu çektiği dünyada buz gibi bir zorunluluk aslında. Bu ekonomiden en büyük payı alan sektörlerden biri tekstil ve hazırgiyim. Ham maddeler kısıtlı, işgücü pahalılaşıyor, enerji büyük sorun... Bunun karşısında sürekli artan bir küresel nüfus var ve giyinmek de barınmak gibi baz ihtiyaçlardan. Matematik ortada. Verimlilikten yana çözümlerin geliştirilmesi şart. Türkiye bu matematiğin önemli muhataplarından çünkü dünya hazırgiyim üretiminde önemli bir paya sahip. İhracatta en büyük pazarımız olan Avrupa Birliği de aldığı yeni kararlarla hazırgiyim üreticisini kaynakları yeniden kullanmaya, ileri dönüşüme zorluyor.

Bu kapsamda sektörde uzun zamandır çalışmalar vardı. Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de önemli bir karar yayımlandı, tekstil ve hazırgiyim üreticisi de memnuniyetini dile getiren açıklamaları arka arkaya sıraladı. Bu karar ile kullanılmış tekstil ve hazırgiyim ürünlerinin ithalatına belli kurallar çerçevesinde izin verildi. Kuralların en keskini ‘ileri dönüşümde kullanılmak, üretimde yer almak’ şartı. Kimilerine göre kaynakların yeniden kullanılmasına yönelik bu izin hazırgiyim ve tekstil sektörlerinde bir dönüm noktası niteliğinde.

9.33 MİLYAR DOLAR

Sektör temsilcilerini ‘tedirgin’ eden tarafları da var bu kararın ama önce bazı bilgileri paylaşmak istiyorum...

Küresel geri dönüştürülmüş moda pazarının büyüklüğü 2024 yılında 8.54 milyar dolarak ölçüldü. 2025’te ise 9.33 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Beklentiler 2034’e kadar yaklaşık 20.65 milyar dolarlık bir pazar olması yönünde. Yani 2025-2034 yılları arasında yüzde 9.23’lük bir bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) ile genişlemesi öngörülüyor. Avrupa bu genişlemede aslan payına sahip. Hatta pazarı sürükleyen unsur. Ve hazırgiyim ithal ettiği ülkelere bir kural getirdi. Tekstil ürünlerinin belli bir süre sonra tamamen geri dönüştürülmüş hammaddeden üretilmesini zorunlu kılıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin buna hazır olması gerekiyor. Zaman kaybetmeden harekete geçmek zorunda. Giyilmiş kıyafetlerin yeniden elyaf, iplik ve kumaş haline getirilmesi için ciddi tesis yatırımları gerekiyor. Bunun için yeterli miktarda kullanılmış tekstil ürünü gerek.

31 Aralık’ta yayınlanan tebliğ ile geri dönüşümde kullanılmak üzere ikinci el hazırgiyim ithalatına, sıkı denetim ve sınırlı yetki şartıyla izin verildi. Uygulama usül ve esasları henüz açıklanmayan düzenlemenin pamuk ithalatını yüzde 20 azaltması ve yeşil dönüşümü hızlandırması bekleniyor.

YENİ DÖNEMİN BAŞLANGICI

İTHİB Başkanı Ahmet Öksüz kararı değerlendirdiği bir haberde, uygulamanın ilk aşamada sınırlı hacimlerle başlayacağını ancak sistem oturduktan sonra pamuk ithalatını yüzde 15-20 oranında azaltabileceği görüşünü dile getirdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Fikret Kileci’ye göre bu izin kaynak verimliliğinde yeni dönemin başlangıcı. Sorularımızı yanıtlayan Kileci, “Geri kazanım amaçlı atık ithalatı için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Geçici Faaliyet Belgesi veya Çevre İzin ve Lisans Belgesi almak zorunlu. Kullanılmış tekstil ürünlerinin yeniden işlenerek hammaddeye dönüştürülmesi, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve üretimde ciddi bir kaynak tasarrufuna imkan sağlayacak. Burada kritik olan; Türkiye’nin yıllardır daha çok downcycle (atığın daha düşük kalite/değerli bir ürüne dönüştürülmesi) düzeyinde yaptığı geri kazanımı artık upcycle (atığın daha yüksek kalite/değerli bir ürüne dönüştürülmesi) yaklaşımıyla güçlendirebilmesidir. Türkiye bu iplik ve hammaddeleri dışarıdan tedarik etmek yerine, kendi içinde üretebilir hale gelirse hem tedarik güvenliği artar hem de yerli iplik/kumaş üretimi daha yüksek katma değerli, sürdürülebilir içeriklere doğru evrilir” görüşlerini dile getirdi.

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2026’nın rotasını çizdi: Programa ‘es vermek’ söz konusu değil

10 Ocak 2026

CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yıllık ekonomi değerlendirme toplantısında, ‘sıkı para politikasına devam’ mesajının altını çizdi. Dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ve Mayıs 2024’ten bu yana yıllık enflasyondaki düşüşün 44.6 puan olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ekonomideki dönüşümle beraber cari açık, sürdürülebilir seviyelere gerilemiştir. 2025 yılında cari açığın milli gelire oranının yüzde 1.4 civarında gerçekleşmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Halk Bankası Genel Müdürlüğü binasında ulusal basının ekonomi yöneticileriyle yıllık değerlendirme toplantısında bir araya geldi. Konuşmasına 2025’e dair makro ekonomik gerçekleşmelerle ilgili detaylı bir sunumla başlayan Yılmaz’ın odağında yine enflasyonla mücadele vardı. Haziran 2025’te başlatılan ekonomi programının kararlı bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini söyleyen Yılmaz, “2025’te enflasyon hedefimiz yüzde 20’li oranları görmekti, yüzde 30.8 oldu. Bunda tarım ve hizmetler tarafındaki fiyatlamalar etkili oldu. Ancak hedeflerimizle aynı doğrultuda ilerliyoruz” dedi.

‘GEVŞEME GÜNDEMİMİZDE YOK’

Yılmaz, ‘Enflasyonla mücadele istenilen hızda ilerliyor mu?’ sorusu üzerine şu bilgileri verdi:

“Şimdi enflasyonla mücadelede 45 puana yakın bir düşüş söz konusu ama tam arzu ettiğimiz yerde miyiz? Az önce de söyledim, tabii ki 20’li rakamları hedefliyorduk biz ama, 30’un bir miktar üzerinde kaldık. Onun da en önemli sebebi, tarım sektöründe yaşadıklarımız. Tarımsal etki olmasa muhtemelen bugün çok daha olumlu bir rakamı konuşuyor olacaktık. Bir de bu hizmet sektörlerinde eğitim ve kira başta olmak üzere yaşadıklarımız söz konusu. OVP’de 2026 için hedef yüzde 16. Yalnız bu yüzde 16 aralıkla birlikte veriliyor. Biz bunu pratik bir şekilde ‘yüzde 20’nin altını hedefliyoruz’ diye ifade ediyoruz. Burada bir güncelleme ihtiyacı şu anda görmüyoruz. Ocak ayında ve izleyen aylardaki eğilimler buradaki gidişatı daha netleştirecektir. Programa bir es vermek gibi bir şey söz konusu değil. İnce ayarlar her zaman yapılabilir. Bütün programlar dinamiktir, gelişen şartlara göre, ihtiyaçlara göre ince ayarlar yapılabilir ama hiçbir şekilde bir duraksama söz konusu değil. Dolayısıyla programımızı biz kararlı bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz.”

‘DAHA OLUMLU PERSPEKTİF BEKLİYORUZ’

Enflasyonun daha hızlı düşürülebileceğine ilişkin eleştirileri de yanıtlayan Yılmaz, “Elbette daha hızlı düşürülebilirdi. Büyümeyi, istihdamı, diğer sosyal dengeleri gözden çıkarıp sadece ve sadece hızla enflasyonu düşürelim derseniz, tabii ki bu mümkün. Ama bunun doğuracağı büyük sosyal ve ekonomik maliyetler var. Dolayısıyla biz bu süreci ekonomik, sosyal etkileriyle birlikte ele alıyoruz. Geldiğimiz nokta önemli bir nokta diye inanıyorum. 2025’te yaşadığımız birtakım olumsuz koşulların ortadan kalkması, hizmet enflasyonundaki katılıkların kırılması, beklentilerdeki iyileşme süreci 2026 hedeflerimizi gerçekçi hale getiriyor” dedi. TÜİK’in açıkladığı son rakamlara göre ev sahipliğinin yıllık bir puan arttığını söyleyen Yılmaz, “Yani kiracı oranı bir puan azaldı; 2023’te 28’di 2024’te 27’ye düştü. Muhtemelen bu, deprem konutlarının tamamlanıp devreye girmesiyle bağlantılı. Önümüzdeki süreçte yine konut arzıyla birlikte daha olumlu bir perspektif bekliyoruz” şeklinde

Yazının Devamını Oku