En Çok Arananlar
İRAN savaşına yönelik artan müzakere umutları, oynaklığı devam etse de tansiyonu düşen petrol fiyatları, doların zayıflaması ve ABD tahvil getirilerindeki gerileme, altın fiyatlarına yaradı. Savaşın yarattığı ‘yüksek enflasyon-yüksek faiz’ endişesiyle aylardır aşağı yönlü baskılanan altın fiyatları, üst üste son dört gündür yükseliş kaydetmesiyle dikkat çekti. Önceki gün Ortadoğu’da yeni bir anlaşma umuduyla yüzde 4.2 artan ve 4 bin 246 dolara yükselen ons altın, dün de güne ilk etapta yüzde 1.4 artışla güne başladı. Gün içinde yükseliş eğilimini sürdüren ons altın, 4 bin 304,09 dolara kadar yükseldi. Böylece altının onsu, yaklaşık 2 ayın zirve seviyesine yükselmiş oldu. Yurtiçinde gram altın da ons altından aldığı destekle yüzde 0.58 yükselerek 6 bin 533 TL’ye çıktı. Bunda, Hürmüz Boğazı’nın açılabileceğine yönelik artan iyimserlik etkili oldu. Bu iyimserlikle Brent petrolün varil fiyatı dün 79.91 dolar civarında işlem görürken; ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yatay seyirle yüzde 4.61’de, dolar endeksi 99 seviyelerinde kalmaya devam etti. Bu gelişmeler ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) şahin duruşuna ilişkin beklentilerin zayıflamasını sağlayınca altın fiyatları yükseliş ivmesini sürdürmüş oldu.
FAİZDE KARIŞIK MESAJ
Altın fiyatlarını yukarı yönlü etkileyen faiz beklentileri, yalnızca Hürmüz Boğazı’na yönelik iyimserliklerle değil; ABD’den gelen verilerle de desteklendi. Önceki gün yayımlanan ADP özel sektör istihdam raporu, temmuz ayında özel sektör istihdam artışının yavaşladığını gösterdi. Bu durum da faiz beklentisini değiştiren gelişmelerden biri oldu. İki gün önce yüzde 67 seviyesinde bulunan faiz artırımı ihtimali yüzde 55’e geriledi. Bu da faiz getirisi bulunmayan altının, görece düşük faiz ortamı beklentisi ile yatırımcılar açısından daha cazip hale getirmiş oldu. Ancak buraya bir şerh düşmek gerekirse; bazı Fed yetkililerinden şahin açıklamaların gelmesi dikkat çekiyor. Örneğin çarşamba günü CNBC’ye röportaj veren Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari, hâlâ çok yüksek seviyelerde seyreden enflasyonu dizginlemek için FED’in faiz oranlarını şimdiden kademeli olarak artırmaya başlaması gerektiğini söyledi. Fed guvernörlerinden Lisa Cook da ‘enflasyonun yavaşlamaması halinde faiz oranlarını yükseltmeye hazır olduğu’ mesajını yineledi. Dolayısıyla altın fiyatlarını yukarı yönlü destekleyen faiz beklentileri için temkinli görünüm sürüyor.
TEMKİNLİ BEKLEYİŞ
Peki, altın fiyatlarında yükseliş ivmesi sürer mi? Hürriyet’e bilgi veren bir analiste göre, altının teknik görünümünde 200 günlük hareketli ortalamanın kalıcı biçimde aşılması halinde, yükseliş güçlenebilir. Bu da ons altının 5 bin dolar seviyesine doğru yeni bir toparlanma sürecine girmesini destekleyebilir. Ancak şimdilik temkinli görünümünü koruyan uzmanlar, her ne kadar Ortadoğu’da uzlaşmaya yaklaşıldığına yönelik artan iyimserliğin altın fiyatlarını yukarı taşısa da petrol fiyatları üzerinden aşağı yönlü baskının da yeniden artabileceği konusunda uyarıyor. Bu da dünya genelinde yaşanan enflasyon baskısı nedeniyle merkez bankalarının faiz artırma ihtiyaçlarının artması ve altının yeniden gerilemesi demek.
SAVAŞTAN BU YANA YÜZDE 19 GERİLEME
YILA 4 bin 313 dolardan başlayan altının onsu ocakta 5 bin 600 doları test ederek rekor kırmıştı. Ocak ayını yüzde 12.4 değer kazancıyla 4 bin 849 dolardan tamamlayan ons altının bu yükselişi, şubatta da devam etmişti. Şubatı da yüzde 8.5 artışla 5 bin 263 dolardan tamamlayan ons altın, savaş nedeniyle değer kaybetmeye başlamış; bunda ‘savaşın petrol fiyatları üzerinden enflasyon baskısını artırması ve faizlerin bir süre daha yüksek kalacağına ilişkin beklentiler’ etkili olmuştu. Bu gelişmelerle ons altın, mart ayını yüzde 11.32 düşüşle 4 bin 667 dolardan kapatmıştı. Bu düşüş ‘2008 krizinden bu yana en sert aylık gerileme’ olarak kayıtlara geçmişti. Nisanda yüzde 1 değer kaybeden altının onsu, mayısta yüzde 1.77 gerilemiş; hazirana gelindiğinde 4 bin 328,6 dolardan kapanarak savaş öncesine kıyasla yüzde 17.8 değer kaybetmişti. Gelinen noktada ise spot altın, son dört gündür kaydedilen yükselişlere kadar, savaştan bu yana yüzde 19 değer kaybetmişti.
ENFLASYONLA mücadele kapsamında sıkı para politikası duruşu korunurken krediye erişim zorlaştı, bireysel borçlanmada ‘ihtiyaç’ öne çıktı.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre 2025-2026 Mart döneminde tüketici kredileri ve konut kredileri bakiyesi, 1.6 trilyon TL’den 2.2 trilyon TL’ye çıktı. Ancak aynı dönemde kredi kullanan toplam kişi sayısı 23 milyon kişiden 20 milyon kişiye geriledi. Yani kredi kullanan toplam kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalırken; tüketici kredisi ve konut kredilerinin toplam bakiyesi aynı dönemde yüzde 37.5 büyüdü. En yüksek artışı ise yüzde 47 ile ihtiyaç kredileri kaydetti. Dikkat çeken bir başka veri de kredilerin kompozisyonuna ilişkin. Mayıs 2026 itibarıyla bireysel kredilerde tasfiyeye konu alacak oranı, yüzde 4.4 iken ihtiyaç kredilerindeki tasfiye oranı yüzde 5.6 oldu.
Bireysel bankacılık alanındaki güncel gelişmelere, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle ile mercek tuttuk. Lüle, yılın ilk yarısında kredi kullanan müşteri sayısının sınırlı da olsa azaldığını, kredilerin ortalama limitlerinin ise yükseldiğini belirterek girdi söze. Lüle’nin aktardığı önemli bir bilgi de ihtiyaç kredilerine yönelik talebin yüzde 15’inin yapılandırma amaçlı olduğuna yönelikti.
İlk yarıyı bireysel bankacılıkta öne çıkan gelişmeler açısından nasıl değerlendirirsiniz?
Bireysel bankacılıkta müşterilerimizin tasarruf eğiliminin güçlü seyrettiğini, dijital kanalların kullanımının artmaya devam ettiğini ve ihtiyaçlara göre şekillenen ürün-hizmetlere olan talebin sürdüğünü gördük. Kredide ise sektör genelinde olduğu gibi daha seçici ve sürdürülebilir bir büyüme yaklaşımı benimsendi. Yılın ikinci yarısında da bireysel bankacılıkta dijitalleşme, müşteri deneyimi ve veri odaklı kişiselleştirilmiş çözümlerin, büyümenin itici güçleri olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.
‘İHTİYACIN’ YÜZDE 15’İ YAPILANDIRMA AMAÇLI
TCMB verilerine göre, büyüme sınırına tabi kredilerin toplam krediler içindeki payı ilk çeyrekte yüzde 57.8’e yükseldi. İş Bankası’nın reel kredi büyümesinde nasıl bir değişim var?
Son dönemde bir taraftan sermaye piyasaları güçlü bir gelişim gösterdi, yatırımcı tabanı genişledi, halka arzlar arttı, hatta borsada işlem gören şirketlerin üçte bir gibi önemli çoğunluğu son 6 yılda halka arz oldu. Diğer taraftan ise iş dünyasının finansmana erişim sorunu devam ediyor. İSO 500’ün 2025 sonuçları, sanayicilerin faaliyet kârının yüzde 85’inin finansmana gittiğine işaret etmişti. TL faizlerin mevcut seviyesinden ve kredi büyümelerine getirilen sınırlardan olumsuz etkilendiğini belirten iş dünyasının genel beklentisi ise çoğunlukla kredi musluklarının açılması. Tam da bu noktada piyasa profesyonellerinin önerisi ise ‘parası olan yatırımcılarla, paraya ihtiyacı olan şirketlerin buluştuğu bir alan’ olarak nitelendirilebilecek sermaye piyasalarına daha fazla yönelmek.
Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige de firmaların bilanço ve faiz risklerine yönelik şöyle diyor: “Şirketlere diyoruz ki, kredi verelim tamam ama bunu sadece kredi ile yapmanıza gerek yok; halka açılabilir, Eurobond ihracı ya da özel sektör tahvil ihracı yapabilirsiniz. Sadece kredi değil, farklı enstrümanları kullanarak da finansman sağlayabilirsiniz.”
‘GEÇİŞ DÖNEMİNDEYİZ’
* Yıla başlarken finansal piyasalar açısından daha farklı bir tablo vardı fakat İran savaşı sonrası görünüm değişti. Yılın ilk yarısını küresel piyasalarda yaşananlar ve Türkiye’ye etkileri açısından nasıl değerlendirirsiniz?
- Dünya tarife savaşlarından sonra yavaş yavaş denge bulmaya başlamıştı, ta ki Ortadoğu’daki sıcak çatışmalara kadar... Tedarik zincirinde yaşanan kırılma ve enerji fiyatlarının yukarı doğru hareketlenmesi dünya genelinde ‘enflasyon geri geliyor’ endişesi yarattı. Petrolün 120 dolara fırladığı, her ne kadar son haftalarda geri çekilse de türbülansın devam ettiği bir dönem. Yılın ikinci yarısı da belirsizliklerin hâkim olacağı, boyutunu bilemem ama dalgalanmaların devam edeceği bir dönem olur. Bu açıdan enerji fiyatlarının seyri ön planda olacak. Bence en belirleyici olacak şey, merkez bankalarının bundan sonra nasıl hareket edeceği.
Bir yandan da enflasyonun ve faizin yukarı gitmesini etkileyen şöyle bir faktör var: Yapay zekâ yatırımları nedeniyle ciddi paralar harcanıyor ve şirketler bunu finanse etmek için tahvil ihracına başladılar. Bu da piyasadaki likiditeyi çekiyor. Diğer yandan bu alandaki devasa yatırımlar, veri merkezleri, bunun elektrifikasyonu, dağıtımı, soğutması gibi belirli ham maddelerde ciddi bir darboğaz yaratıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Yani aslında hem sıcak çatışmayı hem de böyle bir dönüşümü birlikte yönettiğimiz için dünya olarak ‘yüksek faiz-yüksek enflasyon riskiyle’ karşı karşıyayız. Bu açıdan bir ‘geçiş dönemindeyiz’ diyebiliriz.
* Peki mevcut görünüm ilk yarıda bireysel yatırımcıların tercihlerinde nasıl değişikliklere neden oldu?
Yılın ilk yarısı İran savaşının da etkisiyle kesintiye uğrayan dezenflasyon süreci, haziranda yüzde 1’in altında gelen aylık enflasyon sonrası yeniden başladı. Hâl böyle olunca gözler, Merkez Bankası’nın (TCMB) 23 Temmuz’daki PPK’da duyuracağı faiz kararına çevrildi. Hatırlanacağı üzere TCMB, Ortadoğu’da yaşanan gerilimin yurtiçi piyasalara etkisini sınırlamak için birtakım tedbirler almış; politika faizinde artırıma gitmese de fonlama maliyetini artırmıştı. Bu da mevcutta yüzde 37 olan politika faizinin, üst koridor kullanımı ile yüzde 40’a çıkmasına neden olmuştu.
Yılın ikinci yarısına ilişkin genel ekonomik beklentileri ve bunların bankacılık sektörüne etkilerini konuştuğumuz Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Ozan Uyar, faizlerde hızlı bir gevşeme öngörmediklerini söylüyor. Ancak bu ay sonundaki PPK’dan sonra Merkez’in piyasayı yeniden yüzde 37’den fonlamaya başlamasını bekleyen Uyar, yeni bir negatif jeopolitik gelişme yaşanmaması durumunda da yıl sonuna doğru politika faizinde birkaç puanlık indirim olabileceği görüşünde.
* Yılın ilk yarısını hem Türkiye ekonomisi hem de Türk bankacılık sektörü açısından nasıl değerlendirirsiniz?
Türkiye 23 çeyrektir kesintisiz büyüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde de yüzde 2.5’lik büyüme geldi. Bir önceki çeyreğe göre sınırlı bir artışla da olsa büyümeye devam ettik. İkinci çeyrekte ilk çeyreğe göre bir miktar daha olumlu bir büyüme beklentimiz var. Tabii bu yıla başlarken genel beklenti, daha hızlı inen bir enflasyon patikasıydı ama jeopolitik şoklarla karşılaştık. Gelinen noktada enflasyondaki düşüşün devam etmesini, fakat bu düşüşün seneye başlarken öngördüğümüzden bir miktar daha yavaş gerçekleşmesini bekliyoruz. Bankacılık sektörü de beklentilerini sene başındaki öngörülere paralel oluşturmuştu. Özellikle net faiz marjı tarafında daha hızlı bir toparlanma yaşanması, bunun da kârlılıklara olumlu yansıması bekleniyordu. Bir önceki seneye göre kârlılık yine toparlandı ama beklentilerin altında kaldı.
‘HAFTALIK REPO FAİZİ ‘BU AY DÜŞER’ BEKLENTİSİ
* Yılın geri kalanında nasıl bir görünüm bekliyorsunuz?
İkinci yarı faiz indirimlerinin daha ölçülü olacağı, sıkılaşmanın korunacağı, enflasyonun yine yüksek seviyelerde devam edeceği ve kredi büyümesindeki tedbirlerin devam edeceği bir dönem olur. Yani bankacılık açısından ilk yarıya benzer bir periyot yaşarız. Faizlerde çok hızlı bir gevşeme öngörmüyoruz. Enflasyon temmuz için de olumlu. Merkez Bankası da veri odaklı ilerliyor. Faizlere yönelik ilk öngörümüz, bu ayki toplantıda haftalık fonlamanın tekrar açılması. Piyasa şu an yüzde 40 ile fonlanıyor. Bunun tekrar politika faizi seviyesine gelmesini bekliyoruz. Her şeyin olumlu gittiği bir durumda ise yıl sonuna doğru politika faizinde birkaç puan indirim olabilir diye düşünüyoruz.
* Dezenflasyon programına yönelik gördüğünüz yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı riskler neler peki ve güncel yıl sonu enflasyon-politika faizi öngörünüz nedir?
ORTADOĞU’daki savaş, petrol fiyatlarında sert hareketler yaratmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin hızlanmasıyla arz kesintisi risklerinin azalması, küresel petrol arzına yönelik beklentilerin güçlenmesini sağladı. Buna ABD ve İran görüşmelerindeki ilerleme de eklenince petrol fiyatları savaş öncesi seviyelere geriledi. Bu haftanın üç işlem gününde de üst üste gerileyen Brent petrolün varil fiyatı, dün yüzde 1.5 düşüşle 70.5 dolar seviyesine çekildi. Haziran ayını 72.95 dolardan kapatan Brent petrolün varil fiyatı böylece, temmuz ayı itibarıyla İran savaşının hemen öncesindeki 71.4 dolar seviyesinin de altına gerilemiş oldu.
Bu yıla yaklaşık 61 dolardan başlayan petrol fiyatları, savaşın küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı etkilemesiyle nisan sonunda 126 doları aşmış; bu seviye ile yüzde 110’a yaklaşan sert artış kaydetmişti. ABD ve İran’ın geçen ay ortasında Hürmüz’ün açılmasını sağlayan mutabakata imza atmaları sonrası petrol akışının normale döneceği beklentileri, fiyatlarda hızlı geri çekilme sağlamış oldu. Son gelişmeler sonrası petrol fiyatlarına yönelik uluslararası beklentiler de değişmiş durumda. Yıl sonu petrol fiyat öngörüsünde aşağı yönlü revizeye giden Goldman Sachs ve Morgan Stanley, Brent petrolün dördüncü çeyrekte 80 dolar seviyesinde olmasını bekliyor. Önceki öngörüler ise 90-95 dolar seviyesindeydi.
Tüm bu gelişmeler, 2026’nın ilk yarısının ‘petrol piyasalarında son yılların en sert jeopolitik dalgalanmalarının yaşandığı dönemlerden biri’ olarak kayıtlara geçirmiş oldu.
HÜRMÜZ DÜĞÜMÜNÜN ÇÖZÜLMESİ RAHATLATTI
Savaşın hemen öncesinde, şubat ayı sonunda 72.48 dolar seviyesinde bulunan Brent petrol, İran savaşının piyasaları etkisi altına almaya başladığı 2 Mart’ta yüzde 7.2 yükselerek 77.74 dolardan kapanmıştı. Şubat ayında ortalama 69.2 dolar olan petrol fiyatları, martta ise savaşın etkisiyle ortalama 98.2 dolara yükselmişti. Nisan ayına gelindiğinde ise Brent petrol, piyasaların olası arz kesintilerini daha güçlü fiyatlamasıyla birlikte 126 doları aşarak rekor kırdı. Sonraki süreçte OPEC dışı ülkelerden gelen ‘arz artışı beklentileri’ ve ‘uluslararası kuruluşların küresel talep tahminlerinde aşağı yönlü revizyonlara gitmesi’ yükselişi sınırladı. Bu nedenle mayıs ayında petrol fiyatları 100 doların üzerine demirlese de yeni zirve denemeleri yaşanmadı. Haziranda ise taraflar arasında yürütülen barış görüşmelerinde ilerleme kaydedilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin hızlanması, petrol akışının normale döneceği beklentileri artırdı. Bu da petrol fiyatlarına destek veren risk priminin önemli ölçüde çözülmesini sağladı. Bu gelişme, Brent petrolün haziran ayının ikinci haftasında 90 doların, üçüncü haftasında 80 doların ve altına gerilemesine destek sağlamış oldu.
PETROLDE KİM NE BEKLİYOR?
Peki, bundan sonraki süreçte petrol fiyatlarına yönelik beklentiler neler? İşte, uluslararası kuruluşların yıl sonuna yönelik Brent petrol tahminleri...
Morgan Stanley, geçen ay ABD ve İran’ın geçici anlaşmaya imza atması sonrası petrol fiyat tahminlerini aşağı yönlü revize etti. Banka, anlaşma öncesi Brent petrolün temmuz-eylül döneminde ortalama 100 dolar seviyesinde gerçekleşmesini beklerken, bu tahminini 90 dolara çekti. Dördüncü çeyrek için fiyat beklentisini ise 95 dolardan 80 dolara düşürdü. Bu revizede banka analistlerinin, ‘çatışmanın hafiflemesiyle petrol arzında kademeli normalleşme beklediklerini’ bildirmesi etkili oldu.
Türkiye, önemli ihracat pazarı olan Avrupa Birliği (AB) ile ticarette yeni bir ödeme sistemine hazırlanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sınır ötesi Euro ödemelerini daha ucuz, hızlı ve güvenli hale getiren AB Tek Ödeme Alanı (SEPA) üyeliğine ilişkin görüşmeler yürüttüklerini duyurdu.
Dün Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’nda konuşan Şimşek, Türkiye’nin SEPA üyeliği için gereken niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi’ne ilettiklerini belirtti. SEPA, Avrupa’da Euro cinsinden sınır ötesi banka havalelerini, otomatik ödemeleri ve kartlı işlemleri daha düşük maliyetli hale getiren Avrupa Birliği entegrasyon projesi olarak biliniyor. Sistemde 41 ülke yer alıyor ve IBAN formatı kullanılarak masrafsız transferler yapılabiliyor. Bu nedenle SEPA üyeliğinin ticareti ve yatırımı kolaylaştıracağını ve şirketlerin rekabet gücünü artıracağını vurgulayan Şimşek, “Hem işletmelerimize hem vatandaşlarımıza doğrudan fayda sağlayacak bu sürecin, en kısa sürede tamamlanmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ise “Türkiye’nin SEPA’ya katılma niyetini resmi olarak beyan etmesini memnuniyetle karşılıyorum” dedi.
‘AB ÜYELİĞİ HÂLÂ STRATEJİK HEDEF’
Dün Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’nda küresel ekonomik görünüm, AB ile Türkiye arasındaki potansiyel işbirlikleri ve birlikte atılabilecek somut adımlar masaya yatırıldı.
Toplantıya Türkiye’den ve Avrupa’dan ticaret odalarının, Türkiye’de faaliyet gösteren AB menşeli şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının da katılması dikkat çekti.
Toplantının ardından AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ile birlikte açıklamalarda bulunan Şimşek, Türkiye’nin AB ile ‘karşılıklı faydaya dayanan ortaklığını’ daha da ileri taşımaya kararlı olduğunu vurguladı ve “Ortaya koyduğumuz yapıcı diyalog ve işbirliği anlayışı bunun en somut göstergesi oldu. AB üyeliği de Türkiye’nin stratejik hedefi olmaya devam edecektir” dedi. Küresel ekonominin önemli bir dönüşümden geçtiğini, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ticaretin yeniden şekillendiğini ve tedarik zincirlerinin çeşitlendiğini anımsatan Şimşek, böyle bir dönemde istikrarlı, öngörülebilir ve ileriye dönük ortaklıkların her zamankinden daha fazla önem taşıdığını vurguladı.
‘GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENMELİ’
Dışarıda jeopolitik gerilimler ve artan korumacılık, içeride ise finansmana erişimde yaşanan güçlükler sanayicinin ana gündem maddeleri olmaya devam ediyor. Ancak sanayideki zorlu koşullara rağmen dünyada otomasyon ve yapay zekâyla birlikte dijitalleşmeye geçilmesi yurtiçindeki sanayicilerin rekabet gücünü etkilemeye başladı. Öyle ki, dünyada kişiselleştirilmiş üretim ve tedarik zinciri dayanıklılığı gibi konular tartışılırken, yurtiçindeki sanayi üretiminde AR-GE yatırımları artsa da düşük ve orta-düşük teknolojinin ağırlığı sürüyor. Bu da Türk sanayisinin ‘yeni nesil sanayi stratejisi’ arayışını artırmış durumda. Bu arayış ise İstanbul Sanayi Odası (İSO) ile İş Bankası’nı 300 milyon dolarlık işbirliğine itti. KOBİ’lerin dijitalleşmesini hızlandırmak, verimlilik artışı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin sağlanması amacıyla hayata geçirilen ‘Değer Odaklı Dijitalleşme ve Büyüme Programı’ kapsamında, bu yıl 100 KOBİ’ye işletme başına 2 ila 3 milyon dolarlık kaynak sağlanacak.
ARAN: 1-2 MİLYAR DOLARA ÇIKABİLİR
Program kapsamında İş Bankası, KOBİ’lere önce danışmanlık vererek destek olup, işletmenin ihtiyaç duyduğu yatırımın belirlenmesinde rol oynayacak. Sonrasında ise ihtiyaç duyulan yatırımların hayata geçirilmesinde finansman desteği sağlayacak.
Konuyla ilgili Hürriyet’in sorusunu yanıtlayan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, “Büyüklüğüne göre KOBİ başına sağlanacak kaynak 10 milyon dolara da çıkabilir. 100 KOBİ ile başlıyoruz ama programın sınırı yok, 200 ya da 300 KOBİ’yi de kapsayabilir. Program, değer yarattığı sürece devam edecek. Belki kamunun teşvik programları kapsamında desteklenen bir hâl de alabilir, sağlayacağımız finansmana faiz desteğiyle katkı sağlanabilir. İşbirliğinin sanayiye etkisi görüldükçe sağladığımız kaynak 1 hatta 2 milyar dolara da çıkabilir” dedi.
MALİYETİ YÜZDE 18 DÜŞÜREN İŞBİRLİĞİ
İSO ve İş Bankası işbirliğiyle geliştirilen program ile KOBİ’lerin yalnızca verimlilik artışı sağlamasını değil, aynı zamanda üretimlerini hizmet modelleriyle genişletmesini hedeflediklerini de söyleyen Aran, programın 3 pilot şirkette test edildiğini, bu şirketlerde ekipman verimliliğinde yaklaşık yüzde 30 artış kaydedildiğini; ayrıca maliyetlerde de yüzde 18’lik kadar düşüş sağlandığı bilgisini verdi.
‘ÜRETMEK YETMEZ VERİMLİLİK ŞART’
Dünya genelinde kurumsal yapay zekâ yatırımlarının 2025 itibarıyla 581 milyar dolara ulaştığına dikkat çeken İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan ise bu gelişmelere uyum sağlayamayanların hızla geriye düştüğünü ve bunun da ‘yapısal bir alarm’ olduğunu vurguladı. Uluslararası yatırımların ve sermayenin yönünün de yeni nesil teknolojileri işaret ettiğini gözlemlediklerinin altını çizen Bahçıvan, “Bu alanda geçtiğimiz mayıs ayında açıklanan çarpıcı bir veri, temel altyapı projelerine giden uluslararası finansman yüzde 16 gerilerken, sadece veri merkezlerinin tek başına 270 milyar doların üzerinde sermaye çektiğini gösteriyor” dedi. Dolayısıyla yeşil dönüşüm ve çevreye duyarlı üretimin artık bir tercih olmaktan çıktığını; sanayinin rekabet gücünü ve pazarlara erişimini belirleyen zorunlu bir eşik haline geldiğini söyleyen Bahçıvan, şöyle devam etti: “Artık sanayide ayakta kalmanın şartı, yalnızca üretmek değil; daha verimli, daha dijital, daha yeşil ve daha yüksek katma değerli üretmek. Bu nedenle bugün attığımız adımı güçlü bir gelecek çağrısı olarak görüyorum. Çünkü sanayiye sahip çıkmak Türkiye’ye sahip çıkmaktır.”
Piyasalar dört aydır İran savaşının yarattığı enflasyonist baskı altında. Ya savaş sürerken barış görüşmeleri yapılıyor; ya tam ateşkes sağlanacakken karşılıklı ithamlar sertleşiyor; ya da ateşkes sağlansa bile saldırılar sürüyor. Geçen hafta sonu da öyle oldu. Ortadoğu’daki savaşı tamamen bitirmek için yapılan görüşmelerin bugün yeniden başlaması bekleniyordu ancak karşılıklı saldırılar yeniden başlayınca geçici barış anlaşması da tehlikeye girdi. Ortadoğu’daki kırılgan ateşkes ise geçici barışa rağmen canlı olan enflasyon endişelerinin tırmanmasına yol açtı. Petrol fiyatları, geçen hafta her ne kadar Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği hızlandıran geçici anlaşmayla sert gerilese de; ‘faizler bir süre daha yüksek kalacak’ beklentisi küresel enflasyonu canlı tutmaya devam ediyordu. Devam eden enflasyon endişeleri nedeniyle eylül veya ekim aylarında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımlarına başlayabileceğine yönelik öngörüler fiyatlamaları zorlaştırmıştı. Buna bir de ABD ve İran’ın hafta sonu karşılıklı saldırılar düzenlemesi eklendi. Bu gelişmenin de Ortadoğu’da artan gerilimle birlikte, piyasalardaki oynaklığı artırması bekleniyor.
‘ETKİSİ SINIRLI KALABİLİR’
Bu gelişmelerle bu hafta da piyasaların seyrini ağırlıklı olarak İran savaşına yönelik haber akışı şekillendirecek. Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre ise son saldırıların piyasaya etkisi sınırlı kalabilir. Daha önce de ateşkes sürecinde saldırılar yaşandığını anımsatan uzmanlar, hafta sonu yaşanan saldırıların aynı çerçevede değerlendirilebileceğine işaret etti.
PETROLÜN GÖZÜ HÜRMÜZ’DE
* Geçen hafta Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin hızlanması ve ABD-İran görüşmelerindeki olumlu seyir nedeniyle petrol fiyatları savaş öncesi seviyelere yakınsamıştı. Brent petrolün varil fiyatı, geçen hafta gerilimlerin sonlanacağı beklentileriyle yüzde 8.5 azalışla 73.5 dolara gerilemişti. 28 Şubat’ta başlayan savaş öncesinde ise Brent petrol, 71 dolar seviyesinde idi.
* Petrol fiyatlarının bu haftaki seyrinde ise Hürmüz Boğazı’ndaki trafik belirleyici olacak. Geçici anlaşmayı tehlikeye atan son saldırıların Hürmüz’den geçişleri aksatması durumunda petrol fiyatlarının ilk etapta yeniden 80 dolara doğru hareketlenmesi bekleniyor.
* Gözlerin çevrildiği Hürmüz Boğazı’nda ise mayın alarmı verilmesi dikkat çekti. Financial Times’a konuşan bir üst düzey denizcilik yöneticisi, boğazdan geçişlere yönelik ‘mayın uyarısında’ bulundu. Söz konusu haberde, ABD-İran barış anlaşması yürürlükte kalsa bile mayın tehdidi nedeniyle normale dönüşün aylar sürebileceği belirtildi.
ALTININ YÖNÜ FAİZE BAĞLI