Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close

      Gamze Bal

      Piyasada faiz baskısı derinleşti

      3 Eylül 2026

      Ortadoğu’da tırmanan gerilim ve uzun süreli çatışma korkusunun artması, petrol fiyatları üzerinden piyasaları sarsmaya devam ediyor. ABD’nin İran’a saldırısı ve İran’ın da misilleme tehdidiyle biten ağustos ayı, eylülün ilk iki günü daha da şiddetlendi. Bölgesel petrol arzına yönelik risklerin yeniden piyasanın merkezine taşınması, petrol fiyatlarının ateşini harladı. Geçen haftayı 88 dolardan tamamlayan, artan jeopolitik gerilimle bu hafta başında yeniden 90 doları aşan Brent petrol, salı günü 92 dolara, dün ise 97 dolara kadar tırmandı. Gün içinde kazanımlarının bir kısmını geri verse de Brent petrol, 94.7 dolar ila 95 dolar aralığında dalgalanmaya devam etti. Uzmanlara göre petrol piyasasında artık yalnızca savaş değil, çatışmanın çözümsüz kalmasının yaratacağı maliyet de fiyatlanıyor. Ortadoğu’da kalıcı bir çözüm sağlayacak müzakere umudu yeniden doğana ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol trafiği normale dönene kadar, piyasalardaki risk priminin yüksek kalması bekleniyor.

      TAHVİL KRİZİ

      Petroldeki yüksek tansiyon ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımına gideceğine yönelik beklentiler, küresel tahvil getirilerini de 20 yılın zirvesine çıkarmış durumda. Bilindiği üzere tahvil getirileri, ekonomideki borçlanma maliyetlerinin önemli belirleyicileri arasında yer alıyor.

      Getirilerin yükselmesi hükümetlerin yanı sıra şirketlerin ve hanehalklarının da daha yüksek maliyetle borçlanmasına yol açabiliyor. Daha yüksek tahvil getirileri, vadesi gelen kamu borçlarının yeniden finanse edilmesi sırasında hükümetlerin daha fazla faiz ödemesi anlamına geliyor.

      Son yaşananların ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4.82 ile Kasım 2023’ten bu yana; ABD’nin 2 yıllık tahvil faizi ise yüzde 4.42 ile Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3.36’ya çıkarak 2011’den bu yana, İngiltere’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5.24 ile 2008’den bu yana en yüksek seviyelerine ulaştı.

      FAİZ KORKULARI BORSALARI VURDU

      Tahvil faizlerindeki sert yükselişlerin riskli varlıklara olan iştahı ciddi şekilde azaltmasından dolayı borsalarda satış baskısı öne çıktı. Önceki gün yüzde 0.32 değer kaybeden İngiltere’de FTSE 100 endeksi ile yüzde 0.39 gerileyen Fransa’da CAC 40 endeksi, dün düşüş eğilimini hızlandırdı. Almanya’da DAX 40 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksleri de gerilemeye devam etti.

      Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi de dün güne yüzde 0.79 azalışla 14 bin 116,29 puandan başladı. Gün içinde 13 bin 876,66 puana kadar gerileyen endeks, günü yüzde 1.25 düşüşle 14 bin 50 puandan tamamladı.

      Yazının Devamını Oku

      Altında faiz rüzgârı

      18 Ağustos 2026

      SON iki aydır 4 bin dolar civarında dar bir bantta sıkışan ons altın, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımına gideceğine yönelik beklentilerin zayıflamasıyla yükselişini sürdürüyor. ABD’de açıklanan tarım dışı istihdam verisi ile TÜFE verisi sonrası, Fed’in eylülde faiz artışı ihtimali yüzde 30’a kadar geriledi. Bu da faiz getirisi olmayan altını yukarı yönlü destekleyen önemli unsurlardan biri oldu. Bir diğer önemli etken de merkez bankalarının, rezervlerindeki altın payını artırma eğilimleri. İkinci çeyrekte merkez bankalarının altın alımları 289 tona ulaştı. Buna ek olarak, üçüncü çeyreğin ilk ayında küresel altın ETF’lerinde de yeniden net giriş görüldü. Tüm bunların altın fiyatlarına etkileri ise şöyle oldu: Bu ayın ilk günlerinde Ortadoğu’da yeni bir anlaşma umudunun yeşermesinden destek bulan ons altın, yüzde 4.2 yükselişle 4 bin 246 dolara yükseldi ve yaklaşık son iki ayın zirve seviyesini test etti. Ons altın 7 Ağustos’taki ABD tarım dışı istihdam verisinde negatif sürpriz yaşanması sonrası yükselişini hızlandırdı. Son iki haftadır da altının onsunda 50 ve 100 günlük ağırlıklı ortalamaların geçilmesi ile yükseliş ivmesi artmış oldu.

      Ons altın dün gün içinde yüzde 0.5 yükselişle 4 bin 400 dolara dayandı. Peki, son günlerde gram altını da 6 bin 800 TL’nin üzerine taşıyan bu yükseliş devam eder mi?

      İLK BELİRLEYİCİ FED PATİKASI

      İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Sevgül Yırtar, ons altında 4 bin dolar civarında yaşanan sıkışmanın yukarı yönlü sonlandığını ve bunun da ‘kısa vadeli bir tepki alımından öte’ olduğuna işaret ediyor: “Fiyat şu an ocaktan bu yana süren düşüş trendinin direncini test ediyor; bu seviye aşılırsa orta vadeli görünümün de değişebileceğini düşünmekteyiz.”

      Fiyatlarda yükseliş trendi başlatan etkinin ‘Fed patikası’ olduğunu kaydeden Yırtar, ABD’den gelen verilerin altın fiyatlarına etkisini şöyle değerlendirdi:

      “Tarım dışı istihdam 80 binlik artış beklentisine karşılık 23 bin kişi azaldı, iki aylık toplam revizyon eksi 103 bin geldi. Bence manşetten daha önemlisi bu revizyon, çünkü yavaşlamanın tek bir aya özgü olmadığını gösteriyor. Ücret tarafı da destekledi: Yıllık kazanç artışı yüzde 3.2 ile beklentinin altında kaldı. Yani Fed’in en çok baktığı kanallardan biri, ücret kaynaklı enflasyon baskısı zayıfladı. Enflasyon verisi de tabloyu tamamladı. Böylece eylülde faiz artışı ihtimali yüzde 30’a gerilerken, sabit tutma beklentisi yüzde 70’e yükseldi. Bu verilerin etkisi teknik tarafta da karşılığını buldu.”

      PETROL 100 DOLARA GİDERSE BASKI ARTAR

      Yırtar’a göre, ons altında kısa vadede 4 bin 200 ila 4 bin 450 bandı önemli. Ancak Yırtar, orta vadede altına yönelik olumlu beklentiler taşısalar da İran savaşının yaratacağı baskılara da vurgu yapıyor. “Büyük resimde savaşın altına ana etkisi petrol üzerinden Fed kanalından geliyor” diyen Yırtar, “Ateşkes bozulur ve petrol yeniden 100 dolara gider ve enflasyonu sertleştirirse altın baskı altında kalabilir” şeklinde konuştu. Yırtar, “Yaşanabilecek geri çekilmelerin orta vadeli alım fırsatı olarak değerlendirilmesi mümkün” değerlendirmesinde bulundu.

      Yazının Devamını Oku

      Enflasyonda yeni hedef yüzde 28

      14 Ağustos 2026

      İRAN savaşının devam eden etkileri, Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinde yeni bir artışa gitmesine yol açtı.

      Dün İstanbul Finans Merkezi’nde yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklayan TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e çıkardıklarını açıkladı. 2027 ve 2028 yıl sonu enflasyon tahminleri ise değişmedi ve sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 9’da kaldı. Ancak Karahan, 2027-2029 dönemine ilişkin OVP açıklandıktan sonra bu dönemlere yönelik enflasyon tahminlerinin de değişebileceğine işaret etti.

      Karahan’a göre, 2026’ya ilişkin iki puanlık bu artışta birkaç unsur etkili oldu. Savaşın yarattığı etkilerin temmuzda yeniden canlanmasının, motorin, doğalgaz ve diğer emtia fiyatlarında tahminlerinin üzerinde kalan fiyat artışlarının bu revizyonda etkili olduğunu aktaran Karahan, “Belki temmuz ayındaki jeopolitik gelişmeler olmasaydı daha farklı bir tahminle karşınızda olabilirdik” dedi. Bir süredir ertelenen yönetilen-yönlendirilen fiyatlardaki ayarlamalar ile gıda enflasyonundaki artış beklentisi de söz konusu yukarı yönlü revizyonda etkili olan unsurlar olarak öne çıktı.

      GIDADA BELİRGİN AYRIŞMA

      Aslında dünkü toplantıda Merkez’in enflasyon hedeflerine ilişkin yeni bir revizyona gitmesi beklenmiyordu. Mayıstaki ikinci enflasyon raporu toplantısında 2026 yılı ara hedefi yüzde 16’dan 24’e çıkarılmış; 2026 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 26 olarak belirlenmişti. Dünkü toplantıda ara hedefler değişmezken; 2026 için yüzde 26’lık yıl sonu hedefi iki puan artırılmış oldu.

      Gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışmanın daha da belirginleşmesi dikkat çekti. Bir önceki toplantıda yüzde 26.3 olan 2026 yıl sonu gıda enflasyonu tahmini, dünkü toplantıda yüzde 28.5’e çıkarıldı. Karahan, gıda fiyatlarına yönelik “Süt, et ve bunlara bağlı ürünler son bir yılda fiyat artışları ile ön plana çıktı. İşlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmeler, kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde etkili olabilir” ifadelerine yer verdi.

      Merkez’in dünkü bir diğer önemli güncellemesi de petrol fiyatlarına ilişkindi.

      Yazının Devamını Oku

      Altına dört koldan destek

      7 Ağustos 2026

      İRAN savaşına yönelik artan müzakere umutları, oynaklığı devam etse de tansiyonu düşen petrol fiyatları, doların zayıflaması ve ABD tahvil getirilerindeki gerileme, altın fiyatlarına yaradı. Savaşın yarattığı ‘yüksek enflasyon-yüksek faiz’ endişesiyle aylardır aşağı yönlü baskılanan altın fiyatları, üst üste son dört gündür yükseliş kaydetmesiyle dikkat çekti. Önceki gün Ortadoğu’da yeni bir anlaşma umuduyla yüzde 4.2 artan ve 4 bin 246 dolara yükselen ons altın, dün de güne ilk etapta yüzde 1.4 artışla güne başladı. Gün içinde yükseliş eğilimini sürdüren ons altın, 4 bin 304,09 dolara kadar yükseldi. Böylece altının onsu, yaklaşık 2 ayın zirve seviyesine yükselmiş oldu. Yurtiçinde gram altın da ons altından aldığı destekle yüzde 0.58 yükselerek 6 bin 533 TL’ye çıktı. Bunda, Hürmüz Boğazı’nın açılabileceğine yönelik artan iyimserlik etkili oldu. Bu iyimserlikle Brent petrolün varil fiyatı dün 79.91 dolar civarında işlem görürken; ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yatay seyirle yüzde 4.61’de, dolar endeksi 99 seviyelerinde kalmaya devam etti. Bu gelişmeler ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) şahin duruşuna ilişkin beklentilerin zayıflamasını sağlayınca altın fiyatları yükseliş ivmesini sürdürmüş oldu.

      FAİZDE KARIŞIK MESAJ

      Altın fiyatlarını yukarı yönlü etkileyen faiz beklentileri, yalnızca Hürmüz Boğazı’na yönelik iyimserliklerle değil; ABD’den gelen verilerle de desteklendi. Önceki gün yayımlanan ADP özel sektör istihdam raporu, temmuz ayında özel sektör istihdam artışının yavaşladığını gösterdi. Bu durum da faiz beklentisini değiştiren gelişmelerden biri oldu. İki gün önce yüzde 67 seviyesinde bulunan faiz artırımı ihtimali yüzde 55’e geriledi. Bu da faiz getirisi bulunmayan altının, görece düşük faiz ortamı beklentisi ile yatırımcılar açısından daha cazip hale getirmiş oldu. Ancak buraya bir şerh düşmek gerekirse; bazı Fed yetkililerinden şahin açıklamaların gelmesi dikkat çekiyor. Örneğin çarşamba günü CNBC’ye röportaj veren Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari, hâlâ çok yüksek seviyelerde seyreden enflasyonu dizginlemek için FED’in faiz oranlarını şimdiden kademeli olarak artırmaya başlaması gerektiğini söyledi. Fed guvernörlerinden Lisa Cook da ‘enflasyonun yavaşlamaması halinde faiz oranlarını yükseltmeye hazır olduğu’ mesajını yineledi. Dolayısıyla altın fiyatlarını yukarı yönlü destekleyen faiz beklentileri için temkinli görünüm sürüyor.

      TEMKİNLİ BEKLEYİŞ

      Peki, altın fiyatlarında yükseliş ivmesi sürer mi?  Hürriyet’e bilgi veren bir analiste göre, altının teknik görünümünde 200 günlük hareketli ortalamanın kalıcı biçimde aşılması halinde, yükseliş güçlenebilir. Bu da ons altının 5 bin dolar seviyesine doğru yeni bir toparlanma sürecine girmesini destekleyebilir. Ancak şimdilik temkinli görünümünü koruyan uzmanlar, her ne kadar Ortadoğu’da uzlaşmaya yaklaşıldığına yönelik artan iyimserliğin altın fiyatlarını yukarı taşısa da petrol fiyatları üzerinden aşağı yönlü baskının da yeniden artabileceği konusunda uyarıyor. Bu da dünya genelinde yaşanan enflasyon baskısı nedeniyle merkez bankalarının faiz artırma ihtiyaçlarının artması ve altının yeniden gerilemesi demek.

      SAVAŞTAN BU YANA YÜZDE 19 GERİLEME

      YILA 4 bin 313 dolardan başlayan altının onsu ocakta 5 bin 600 doları test ederek rekor kırmıştı. Ocak ayını yüzde 12.4 değer kazancıyla 4 bin 849 dolardan tamamlayan ons altının bu yükselişi, şubatta da devam etmişti. Şubatı da yüzde 8.5 artışla 5 bin 263 dolardan tamamlayan ons altın, savaş nedeniyle değer kaybetmeye başlamış; bunda ‘savaşın petrol fiyatları üzerinden enflasyon baskısını artırması ve faizlerin bir süre daha yüksek kalacağına ilişkin beklentiler’ etkili olmuştu. Bu gelişmelerle ons altın, mart ayını yüzde 11.32 düşüşle 4 bin 667 dolardan kapatmıştı. Bu düşüş ‘2008 krizinden bu yana en sert aylık gerileme’ olarak kayıtlara geçmişti. Nisanda yüzde 1 değer kaybeden altının onsu, mayısta yüzde 1.77 gerilemiş; hazirana gelindiğinde 4 bin 328,6 dolardan kapanarak savaş öncesine kıyasla yüzde 17.8 değer kaybetmişti. Gelinen noktada ise spot altın, son dört gündür kaydedilen yükselişlere kadar, savaştan bu yana yüzde 19 değer kaybetmişti.

      Yazının Devamını Oku

      İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle Hürriyet’e konuştu: Kredide yeni denge

      31 Temmuz 2026

      ENFLASYONLA mücadele kapsamında sıkı para politikası duruşu korunurken krediye erişim zorlaştı, bireysel borçlanmada ‘ihtiyaç’ öne çıktı.

      Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre 2025-2026 Mart döneminde tüketici kredileri ve konut kredileri bakiyesi, 1.6 trilyon TL’den 2.2 trilyon TL’ye çıktı. Ancak aynı dönemde kredi kullanan toplam kişi sayısı 23 milyon kişiden 20 milyon kişiye geriledi. Yani kredi kullanan toplam kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalırken; tüketici kredisi ve konut kredilerinin toplam bakiyesi aynı dönemde yüzde 37.5 büyüdü. En yüksek artışı ise yüzde 47 ile ihtiyaç kredileri kaydetti. Dikkat çeken bir başka veri de kredilerin kompozisyonuna ilişkin. Mayıs 2026 itibarıyla bireysel kredilerde tasfiyeye konu alacak oranı, yüzde 4.4 iken ihtiyaç kredilerindeki tasfiye oranı yüzde 5.6 oldu.

      Bireysel bankacılık alanındaki güncel gelişmelere, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle ile mercek tuttuk. Lüle, yılın ilk yarısında kredi kullanan müşteri sayısının sınırlı da olsa azaldığını, kredilerin ortalama limitlerinin ise yükseldiğini belirterek girdi söze. Lüle’nin aktardığı önemli bir bilgi de ihtiyaç kredilerine yönelik talebin yüzde 15’inin yapılandırma amaçlı olduğuna yönelikti.

       İlk yarıyı bireysel bankacılıkta öne çıkan gelişmeler açısından nasıl değerlendirirsiniz?

      Bireysel bankacılıkta müşterilerimizin tasarruf eğiliminin güçlü seyrettiğini, dijital kanalların kullanımının artmaya devam ettiğini ve ihtiyaçlara göre şekillenen ürün-hizmetlere olan talebin sürdüğünü gördük. Kredide ise sektör genelinde olduğu gibi daha seçici ve sürdürülebilir bir büyüme yaklaşımı benimsendi. Yılın ikinci yarısında da bireysel bankacılıkta dijitalleşme, müşteri deneyimi ve veri odaklı kişiselleştirilmiş çözümlerin, büyümenin itici güçleri olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

      ‘İHTİYACIN’ YÜZDE 15’İ YAPILANDIRMA AMAÇLI

       TCMB verilerine göre, büyüme sınırına tabi kredilerin toplam krediler içindeki payı ilk çeyrekte yüzde 57.8’e yükseldi. İş Bankası’nın reel kredi büyümesinde nasıl bir değişim var?

      Yazının Devamını Oku

      Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige: Finansmanın tek seçeneği kredi değil

      17 Temmuz 2026

      Son dönemde bir taraftan sermaye piyasaları güçlü bir gelişim gösterdi, yatırımcı tabanı genişledi, halka arzlar arttı, hatta borsada işlem gören şirketlerin üçte bir gibi önemli çoğunluğu son 6 yılda halka arz oldu. Diğer taraftan ise iş dünyasının finansmana erişim sorunu devam ediyor. İSO 500’ün 2025 sonuçları, sanayicilerin faaliyet kârının yüzde 85’inin finansmana gittiğine işaret etmişti. TL faizlerin mevcut seviyesinden ve kredi büyümelerine getirilen sınırlardan olumsuz etkilendiğini belirten iş dünyasının genel beklentisi ise çoğunlukla kredi musluklarının açılması. Tam da bu noktada piyasa profesyonellerinin önerisi ise ‘parası olan yatırımcılarla, paraya ihtiyacı olan şirketlerin buluştuğu bir alan’ olarak nitelendirilebilecek sermaye piyasalarına daha fazla yönelmek.

      Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige de firmaların bilanço ve faiz risklerine yönelik şöyle diyor: “Şirketlere diyoruz ki, kredi verelim tamam ama bunu sadece kredi ile yapmanıza gerek yok; halka açılabilir, Eurobond ihracı ya da özel sektör tahvil ihracı yapabilirsiniz. Sadece kredi değil, farklı enstrümanları kullanarak da finansman sağlayabilirsiniz.”

      ‘GEÇİŞ DÖNEMİNDEYİZ’

      * Yıla başlarken finansal piyasalar açısından daha farklı bir tablo vardı fakat İran savaşı sonrası görünüm değişti. Yılın ilk yarısını küresel piyasalarda yaşananlar ve Türkiye’ye etkileri açısından nasıl değerlendirirsiniz?

      - Dünya tarife savaşlarından sonra yavaş yavaş denge bulmaya başlamıştı, ta ki Ortadoğu’daki sıcak çatışmalara kadar... Tedarik zincirinde yaşanan kırılma ve enerji fiyatlarının yukarı doğru hareketlenmesi dünya genelinde ‘enflasyon geri geliyor’ endişesi yarattı. Petrolün 120 dolara fırladığı, her ne kadar son haftalarda geri çekilse de türbülansın devam ettiği bir dönem. Yılın ikinci yarısı da belirsizliklerin hâkim olacağı, boyutunu bilemem ama dalgalanmaların devam edeceği bir dönem olur. Bu açıdan enerji fiyatlarının seyri ön planda olacak. Bence en belirleyici olacak şey, merkez bankalarının bundan sonra nasıl hareket edeceği.

      Bir yandan da enflasyonun ve faizin yukarı gitmesini etkileyen şöyle bir faktör var: Yapay zekâ yatırımları nedeniyle ciddi paralar harcanıyor ve şirketler bunu finanse etmek için tahvil ihracına başladılar. Bu da piyasadaki likiditeyi çekiyor. Diğer yandan bu alandaki devasa yatırımlar, veri merkezleri, bunun elektrifikasyonu, dağıtımı, soğutması gibi belirli ham maddelerde ciddi bir darboğaz yaratıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Yani aslında hem sıcak çatışmayı hem de böyle bir dönüşümü birlikte yönettiğimiz için dünya olarak ‘yüksek faiz-yüksek enflasyon riskiyle’ karşı karşıyayız. Bu açıdan bir ‘geçiş dönemindeyiz’ diyebiliriz.

      * Peki mevcut görünüm ilk yarıda bireysel yatırımcıların tercihlerinde nasıl değişikliklere neden oldu?

      Yazının Devamını Oku

      Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Genel Müdürü Ozan Uyar: Faizde ilk adım temmuzda gelir

      9 Temmuz 2026

      Yılın ilk yarısı İran savaşının da etkisiyle kesintiye uğrayan dezenflasyon süreci, haziranda yüzde 1’in altında gelen aylık enflasyon sonrası yeniden başladı. Hâl böyle olunca gözler, Merkez Bankası’nın (TCMB) 23 Temmuz’daki PPK’da duyuracağı faiz kararına çevrildi. Hatırlanacağı üzere TCMB, Ortadoğu’da yaşanan gerilimin yurtiçi piyasalara etkisini sınırlamak için birtakım tedbirler almış; politika faizinde artırıma gitmese de fonlama maliyetini artırmıştı. Bu da mevcutta yüzde 37 olan politika faizinin, üst koridor kullanımı ile yüzde 40’a çıkmasına neden olmuştu.

      Yılın ikinci yarısına ilişkin genel ekonomik beklentileri ve bunların bankacılık sektörüne etkilerini konuştuğumuz Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Genel Müdürü Ozan Uyar, faizlerde hızlı bir gevşeme öngörmediklerini söylüyor. Ancak bu ay sonundaki PPK’dan sonra Merkez’in piyasayı yeniden yüzde 37’den fonlamaya başlamasını bekleyen Uyar, yeni bir negatif jeopolitik gelişme yaşanmaması durumunda da yıl sonuna doğru politika faizinde birkaç puanlık indirim olabileceği görüşünde.

      * Yılın ilk yarısını hem Türkiye ekonomisi hem de Türk bankacılık sektörü açısından nasıl değerlendirirsiniz?

      Türkiye 23 çeyrektir kesintisiz büyüyor. Bu yılın ilk çeyreğinde de yüzde 2.5’lik büyüme geldi. Bir önceki çeyreğe göre sınırlı bir artışla da olsa büyümeye devam ettik. İkinci çeyrekte ilk çeyreğe göre bir miktar daha olumlu bir büyüme beklentimiz var. Tabii bu yıla başlarken genel beklenti, daha hızlı inen bir enflasyon patikasıydı ama jeopolitik şoklarla karşılaştık. Gelinen noktada enflasyondaki düşüşün devam etmesini, fakat bu düşüşün seneye başlarken öngördüğümüzden bir miktar daha yavaş gerçekleşmesini bekliyoruz. Bankacılık sektörü de beklentilerini sene başındaki öngörülere paralel oluşturmuştu. Özellikle net faiz marjı tarafında daha hızlı bir toparlanma yaşanması, bunun da kârlılıklara olumlu yansıması bekleniyordu. Bir önceki seneye göre kârlılık yine toparlandı ama beklentilerin altında kaldı.

      ‘HAFTALIK REPO FAİZİ ‘BU AY DÜŞER’ BEKLENTİSİ

      * Yılın geri kalanında nasıl bir görünüm bekliyorsunuz?

      İkinci yarı faiz indirimlerinin daha ölçülü olacağı, sıkılaşmanın korunacağı, enflasyonun yine yüksek seviyelerde devam edeceği ve kredi büyümesindeki tedbirlerin devam edeceği bir dönem olur. Yani bankacılık açısından ilk yarıya benzer bir periyot yaşarız. Faizlerde çok hızlı bir gevşeme öngörmüyoruz. Enflasyon temmuz için de olumlu. Merkez Bankası da veri odaklı ilerliyor. Faizlere yönelik ilk öngörümüz, bu ayki toplantıda haftalık fonlamanın tekrar açılması. Piyasa şu an yüzde 40 ile fonlanıyor. Bunun tekrar politika faizi seviyesine gelmesini bekliyoruz. Her şeyin olumlu gittiği bir durumda ise yıl sonuna doğru politika faizinde birkaç puan indirim olabilir diye düşünüyoruz.

      * Dezenflasyon programına yönelik gördüğünüz yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı riskler neler peki ve güncel yıl sonu enflasyon-politika faizi öngörünüz nedir?

      Yazının Devamını Oku

      AB ile ticarette ödeme hamlesi

      3 Temmuz 2026

      Türkiye, önemli ihracat pazarı olan Avrupa Birliği (AB) ile ticarette yeni bir ödeme sistemine hazırlanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sınır ötesi Euro ödemelerini daha ucuz, hızlı ve güvenli hale getiren AB Tek Ödeme Alanı (SEPA) üyeliğine ilişkin görüşmeler yürüttüklerini duyurdu.

      Dün Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’nda konuşan Şimşek, Türkiye’nin SEPA üyeliği için gereken niyet mektubunu Avrupa Ödemeler Konseyi’ne ilettiklerini belirtti. SEPA, Avrupa’da Euro cinsinden sınır ötesi banka havalelerini, otomatik ödemeleri ve kartlı işlemleri daha düşük maliyetli hale getiren Avrupa Birliği entegrasyon projesi olarak biliniyor. Sistemde 41 ülke yer alıyor ve IBAN formatı kullanılarak masrafsız transferler yapılabiliyor. Bu nedenle SEPA üyeliğinin ticareti ve yatırımı kolaylaştıracağını ve şirketlerin rekabet gücünü artıracağını vurgulayan Şimşek, “Hem işletmelerimize hem vatandaşlarımıza doğrudan fayda sağlayacak bu sürecin, en kısa sürede tamamlanmasını temenni ediyorum” diye konuştu.

      AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ise “Türkiye’nin SEPA’ya katılma niyetini resmi olarak beyan etmesini memnuniyetle karşılıyorum” dedi.

      ‘AB ÜYELİĞİ HÂLÂ STRATEJİK HEDEF’

      Dün Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’nda küresel ekonomik görünüm, AB ile Türkiye arasındaki potansiyel işbirlikleri ve birlikte atılabilecek somut adımlar masaya yatırıldı.

      Toplantıya Türkiye’den ve Avrupa’dan ticaret odalarının, Türkiye’de faaliyet gösteren AB menşeli şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının da katılması dikkat çekti.

      Toplantının ardından AB Komisyonu Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ile birlikte açıklamalarda bulunan Şimşek, Türkiye’nin AB ile ‘karşılıklı faydaya dayanan ortaklığını’ daha da ileri taşımaya kararlı olduğunu vurguladı ve “Ortaya koyduğumuz yapıcı diyalog ve işbirliği anlayışı bunun en somut göstergesi oldu. AB üyeliği de Türkiye’nin stratejik hedefi olmaya devam edecektir” dedi. Küresel ekonominin önemli bir dönüşümden geçtiğini, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ticaretin yeniden şekillendiğini ve tedarik zincirlerinin çeşitlendiğini anımsatan Şimşek, böyle bir dönemde istikrarlı, öngörülebilir ve ileriye dönük ortaklıkların her zamankinden daha fazla önem taşıdığını vurguladı.

      ‘GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENMELİ’

      Yazının Devamını Oku