Güçlü bir üretim mirasına sahip olan sektörün temsilcileri, çıkışı global markaların üretimini Türkiye’ye çekmekte buldu. Halihazırda Skechers, New Balance, Puma ve Adidas’ın Türkiye’de üretim yaptığı biliniyor. Önceki gün bir grup gazeteciyle bir araya gelen SPX Sport CEO’su Barış Andırınlı, buna 1969’da Avustralya’da kurulan ve giyim, sörf, snowboard ekipmanları markası olarak da bilinen Quiksilver’ın da ekleneceğini duyurdu. “Ayakkabıda vergi, KDV hariç yüzde 60. KDV ile bu oran yüzde 70’i buluyor” diyen Andırınlı, satışını gerçekleştirdikleri markaları Türkiye’de üretim için ikna ettiklerini söyledi. Ardından bu markalardan birinin de Quicksilver olduğunu açıkladı. Andırınlı marka ile yapılan anlaşmayı, “2026’da 20 bin çift ile başlayacağız. 2027’de 100 bine çıkacak” diye özetledi.
150 MİLYON DOLARLIK YATIRIM HEDEFİ
1989’da eski milli voleybolcu ve muharip gazi kurmay bahriye subayı Güven Olgar ve eşi Kadriye Olgar’ın spora duydukları ilgi sonucu kurulan SPX, bugün 60 mağazaya ulaştı. Andırınlı, franchise markalarının ise Woult adıyla hizmet verdiğini aktardı. Önümüzdeki dönemde yeni mağaza yatırımlarına devam edeceklerini dile getiren Andırınlı, 2026’da 150-200 milyon TL’lik yatırım yapacaklarını söyledi.
Son dönemde yükselen maliyetler, Mısır başta olmak üzere üretimin yurtdışına kaymasına yol açmıştı. 120’yi aşkın markayı tüketiciler ile buluşturduklarını belirten Andırınlı, bu markalardan bazılarının üretiminin Türkiye’de yapılmasını da sağladıkları anlattı. Daha önce 1 milyon adetlik üretim yaptıkları markaların bugün sayıyı 100 bine düşürdüklerini söyleyen Andırınlı, her bir markadan yılda 120 bin adet ithalat gerçekleştirdiklerini belirtti.
SPORU TEŞVİK EDİYOR
Marka Vadistanbul’da ‘Türkiye’nin ilk yürüyüş konseptli mağazasını’ açtı. İnsanların favori yürüyüş rotalarını paylaşabilecekleri, şehir yürüyüşleri düzenleyebilecekleri ‘Walkr Topluluğu’ adını verdikleri bir platform kurduklarını belirten Andırınlı, “Eğitimler, seminerler ve saha etkinlikleriyle yürüyüş kültürünü büyüteceğiz Walkr konseptini Türkiye’nin farklı şehirlerinde de açmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’de yeniden faaliyete başlama kararı alan ve iki yıl içinde 6 milyar dolarlık finansman planlayan Asya Kalkınma Bankası’ndan (AKB) ‘Türkiye’ye güven arttı, mevcut politikaların devamı önemli’ mesajı geldi.
Geçen hafta Türkiye’ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren AKB Başkanı Masato Kanda, Hürriyet’in sorularını yanıtladı. Türkiye’nin güçlü büyüme potansiyeli olduğunu ve enflasyon kontrol altına alındıkça ekonominin daha hızlı büyüyeceğine inandıklarını söyleyen Kanda, Türk iş dünyasına da önemli mesajlar verdi.
BEŞ SEKTÖRE İŞARET ETTİ
Masato Kanda, Türkiye’yi ‘gerçek bir bölgesel merkez’ haline getirme planları olduğuna dikkat çekerek bunun için odaklandıkları beş ana sektöre işaret etti. Türkiye’yi gıda güvenliği, akıllı tarım, enerji, dijitalleşme ve ulaşım alanlarında güçlendirme hedefleri olduğunu söyleyen Kanda, “2022’den bu yana Asya ve Pasifik bölgesindeki özel sektör taahhütlerimizi iki katından fazla artırdık. 2030’a kadar toplam özel yatırımları dört katına çıkararak yıllık 13 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruz. Türkiye, bu genişletilmiş hedefin amiral gemisi olacak. Nihai hedefimiz, Türkiye’nin mali istikrarını korumasını ve yatırım çekmesini sağlamak. Aynı zamanda çalışmalarımızın ülke genelindeki insanlar için somut faydalar sağlamasını hedefliyoruz” diye konuştu.
‘SIKI DURUŞ GEREKLİ BİR ADIM’
Geçen yıl Türkiye’nin AKB’de ‘bölgesel üye’ statüsüne geçmesinin ardından işbirlikeri hızlanmıştı. Kanda’nın öne çıkan mesajlarından biri, enflasyona yönelik oldu.
“Türkiye’nin büyüme ve kalkınma beklentileri temelde olumlu. Ekonomi, zorlu koşullara rağmen 2015’ten 2024’e kadar ortalama yüzde 4.9’luk reel gayri safi yurtiçi hasıla büyümesi ile dikkate değer bir dayanıklılık sergiledi” diyen Kanda, “Bu, Türk halkının girişimci ruhunu ve özel sektörünüzün gelişmişliğini yansıtıyor” dedi. Uygulanan sıkı para politikasının enflasyonda belirgin bir iyileşme sağladığını belirten Kanda, “Bu, sürdürülebilir ve uzun vadeli büyüme için gerekli bir adım. Enflasyon kontrol altına alındıkça ve lira istikrar kazandıkça Türkiye ekonomisinin daha da hızlı büyüyebileceğine inanıyorum. Orta Vadeli Program’da enflasyonun 2027’ye kadar yüzde 9’a düşeceği öngörülüyor ki bu önemli bir başarı olacak” değerlendirmesinde bulundu.
‘BÖLGESEL ÜYELİK’ İÇİN DÖRT KRİTER
E-ticaretin perakende sektörüne getirdiği yenilikler, yapay zekâ ile birlikte farklı bir boyuta taşındı. ABD’de başlayan bir uygulamaya göre artık tüketiciler, yapay zekâ platformlarından hiç çıkmadan istediği ürünü bulup, ödemeyi de yapıp, satın alma işlemini tamamlayabiliyorlar. Böylece yapay zekâ artık sadece soru sorulan bir araç değil, alışveriş deneyimi de sunan bir platform olarak güçleniyor. Ancak dahası var: Şimdilik yeni olan, bir yapay zekâ platformu aracılığıyla kişinin kendisinin alışveriş yapması. Beş yıl içinde ise yapay zekânın tüketici adına alışveriş yapması, bir nevi ‘alışveriş asistanı’ olması bekleniyor. Örneğin, tüketicilerin istediği ürünün fiyat takibini yapması, ürün belirlenen fiyat aralığına düşerse satın alma komutunu gerçekleştirmesi, hatta havayolu ve uçak rezervasyonu yapması öngörülen detaylar arasında. Dünya genelinde yayımlanan pek çok makalede bu durum, ‘aracılı ticaret’ ya da ‘ajan yapay zekâ ticareti’ kavramlarıyla ifade ediliyor. McKinsey’in bir araştırmasına göre bu durum, 2030’a kadar sadece ABD’de 1 trilyon dolara kadar gelir yaratabilir. Bu rakamın dünya genelinde, yine 5 yıl içinde toplam 5 trilyon dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor.
OPENAI BAŞLATTI
E-ticarette yeni dönemi başlatan bu durumun detayları ve Türkiye’deki perakende sektörüne etkileri ise şöyle:
* Söz konusu yeni dönemin fitilini ateşleyen ilk uygulama, ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI’dan geldi. Şirketin yapay zekâ platformuna getirdiği ‘Instant Checkout’ yani ‘anında ödeme’ özelliği, ABD merkezli alışveriş siteleri Etsy ve Shopify’dan alışveriş yapılabilmesinin önünü açtı. Bu özelliği kullanan tüketiciler hem ihtiyaç duydukları ürünleri sipariş verebiliyor hem de bunu yaparken farklı bir siteye yönlendirilmiyor.
* Bunun bir sonucu olarak da markaların ve reklam ajanslarının ürünlerini artık ChatGPT’nin arama sonuçlarında öne çıkarmak için modeller geliştirmeye başladığı belirtiliyor. Bunun da geleneksel platformlarda üst sıralarda görünmek için ek ödeme yapan şirketlerin, mevcut çalışma şeklini ortadan kaldırma potansiyeline sahip olduğu vurgulanıyor.
* Bir araştırmaya göre, ABD’de bu yıl sonu itibarıyla tüketicilerin yarısından fazlasının alışverişte yapay zekâ asistanlarını kullanması bekleniyor.
* Amazon’un da ürün kataloğunu yapay zekâ ajanlarına açan bir altyapı geliştirdiği belirtiliyor.
* 5 yıl içinde dünya ticaretinin yüzde 30’unu yapay zekâ ajanlarının yapması bekleniyor.
AYLIK bazda beklentilerin üzerinde gelen enflasyon piyasada karamsar öngörülere yol açsa da, genel beklenti dezenflasyon sürecinin devam ettiği yönünde. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da geçen hafta yılın son enflasyon raporu toplantısında buna işaret etmiş ve beklentilerin üzerinde gelen eylül ayı enflasyonu sonrasında ‘dezenflasyonun durduğu yönünde bir havanın oluştuğuna’ dikkat çekmişti. Ancak, “Enflasyon konusunda karamsarlığı gerektirecek bir detay görmüyoruz” diyen Karahan, “Riskler var, evet. Ancak dezenflasyon durmadı, yavaşladı” ifadelerine yer vermişti.
Geçen hafta, bankanın daveti üzerine Gaziantep’te bir araya geldiğimiz QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan da ‘enflasyonla mücadelede önemli bir yol kat edildiğine’ dikkat çekti ve ‘sabırsızlık bu işe taş koyar’ mesajı verdi.
‘ÖNEMLİ OLAN DEVAM EDİLMESİ’
“Ciddi kat edilen bir mesafe var” diyen Tan, “Önemli olan bu patikada devam ediliyor olması. İnişler, çıkışlar olabilir ama yoldan çıkılmadı. Yavaş ya da hızlı, aynı patikada devam ediyoruz. ‘Bu iş çok gecikti’ dersek, hayatımız boyunca enflasyonla yaşamak zorunda kalırız. Sabırlı olmamız lazım, sabırsızlık bu işe taş koyar” diye konuştu.
Türkiye enflasyonla mücadele ederken küresel görünümün de bozulduğunu; ‘jeopolitik risklerin tahmin bile edilemeyecek boyutlara ulaştığını’ vurgulayan Tan, “İçeride ve dışarıda her gün bambaşka gelişmeler yaşanabiliyor. Eylülde enflasyon beklentilerin üzerinde gelince hepimiz panik olduk ama
ekim enflasyonu beklentilerin
altında kaldı. Dolayısıyla gecikmeler olabilir ama genel eğilim olumlu. Bunun yanı sıra dış gelişmeler de azımsanmayacak ölçüde” dedi. “İkinci Trump döneminin getirdiği düzen, makro trendleri başka bir noktaya getirdi” diyen Tan, “Bunun etkisiyle küresel enflasyon yukarı yönlü ivmelenmeye başladı. Dolayısıyla dünyanın çok karışık ve stresli bir dönemindeyiz” diye konuştu.
‘TCMB GEREKENİ YAPIYOR’
MERKEZ Bankası (TCMB) yılın son enflasyon raporunu dün İstanbul’da açıkladı. Ağustos ayında yapılan bir önceki toplantıda enflasyon tahminlerinde ‘çerçeve değişikliğine’ giden ve ara hedef uygulamasına geçen TCMB; 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 25-29 aralığında olacağı tahmininde bulunmuştu. Dünkü toplantıda ise bu tahmini aralığı yüzde 31-33’e yükseltildi. Böylece, enflasyon tahmininde orta nokta, 2025 yıl sonu için yüzde 27’den yüzde 32’ye çekildi. Banka, gelecek üç yıl sonu için enflasyon ara hedeflerini ise değiştirmedi. Enflasyon ara hedefleri 2026 ve 2027 için sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 ile aynı kaldı. TCMB Başkanı Fatih Karahan, enflasyonun 2027’de yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngördüklerini söyledi.
BİR ÖNCEKİ TAHMİNE GIDA AYARI
Karahan, yıl sonu enflasyon tahmininin yükseltilmesinin nedenlerine ilişkin ilk olarak ise gıda fiyatlarında zirai don ve kuraklık gibi iklim kaynaklı artışlara işaret etti. “Gıda enflasyonu sene geneline baktığımızda olumlu seyrediyordu ancak kuraklığın etkilerini çok hızlı bir şekilde gördük” diyen Karahan, önce işlenmemiş gıdada, sonra işlenmiş gıdada artışlar kaydedildiğini; bunun da yukarı yönlü revizede önemli etkisi olduğunu ifade etti.
EĞİTİMİN DE SINIRLI PAYI VAR
Yukarı yönlü revizeye yurtiçinde bir diğer etkinin de eğitim tarafından geldiğine dikkat çeken Karahan, “Özellikle üniversite ücretlerinde göreli fiyat artışının oldukça yüksek olduğu izleniyor. 2019 sonuyla kıyaslandığında, tüketici fiyatları geçen süre zarfında 7.8 kat artarken, üniversite ücretleri 15 kat artmış durumda. Üçüncü çeyrekte vakıf üniversitelerinde ücret artışları öngörülerimizin üzerinde gerçekleşti. Dolayısıyla, tahmin güncellemesine, sınırlı olmakla birlikte, buradan bir etki geldiğini söylemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
BEKLENTİLER VE HİZMET ETKİSİ
Karahan, enflasyonun TCMB’nin tahminlerinin üzerinde seyretmesinin diğer iç ve dış nedenlerine yönelik şu değerlendirmeyi yaptı:
“Küresel ticarete ilişkin belirsizlikler; sermaye akımları üzerinden, kur üzerinden ve Euro/dolar paritesi gibi çeşitli kaynaklar üzerinden enflasyon görünümünü etkileyebiliyor. Jeopolitik gerilimler, emtia fiyatlarını etkiliyor. Burada da yukarı yönlü etki gördük. Yurtiçinde öne çıkan iki unsurdan biri, beklentilerdeki iyileşmenin sınırlı kalması. Bir diğeri de hizmet fiyatlarındaki katılığın devam etmesi. Hizmet fiyatları yıllık bazda ciddi iyileşme kaydeden bir kalem ama seviye hâlâ çok yüksek. Geçmişe endeksli fiyatlama davranışı devam ediyor, bu tam olarak kırılamadı. Bunların etkisiyle enflasyon bizim tahminlerimizin üzerinde seyrediyor.”
GIDADA taklit ve tağşişin en yoğun yapıldığı alanlardan biri, bal. Hileli üretim öyle bir hale geldi ki, dünya genelinde raflarda satılan bal ürünlerinden yüzde 80’inin sahte olduğu konuşuluyor. Nişasta bazlı şekerden sahte bal üreten de var; içine glikoz, fruktoz ya da mısır şurubunun yanı sıra bal aroması eklenerek arı bile görmeden üretim yapan da...
Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak da piyasadaki sahte ballarla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Balparmak’ın daveti üzerine sektördeki son gelişmeleri konuşmak ve Çam balı hasadını yerinde görmek için gittiğimiz Muğla’da, Altıparmak ile bir araya geldik. Altıparmak, ekonomik kazanç sağlamak amacıyla bilerek hileli üretim yapanların yanı sıra bilmeden de pestisit kalıntılı bal üretenlerin olabildiğine dikkat çekti. “Bal hem kalıntısız hem katkısız olmalı. Bir balın doğal olması, sağlıklı olduğunu göstermez. Doğal olsa da pestisit kalıntısı içerebilir” diyen Altıparmak, kalıntı olup olmadığını arıcının dahi bilemeyeceğinin altını çizdi ve bu noktada bilimsel analizin önemine işaret etti. “Arı, pestisit kalıntılı bir meyvenin çiçeğine gitmiş olabilir. Bu ancak laboratuvarda tespit edilebilir” diyen Altıparmak, gerçek bal üretimi bu kadar titiz bir analiz süreci gerektiriyorken taklit ve tağşişin geldiği son noktayı ise şöyle anlattı: “Balın benzerini yapmak için inanılmaz metotlar geliştiriliyor. Balda bulunan doğal enzimler vardır. Bu enzimler çevrimiçi ticaret platformu Alibaba’da satılıyor. Dolayısıyla bu kategoride eğer kaliteli bir duruşunuz varsa, analiz edip hile var mı tespit etmek zorundasınız.”
100 NUMUNENİN 60’I ANALİZDEN GEÇMİYOR
Peki, ülke genelinde üretilen balların ne kadarı bu analizlerden geçebiliyor? Balparmak özelinde durum şöyle: Şirket, ülke genelindeki 40 bin civarında arıcının 10 biniyle çalışıyor. Arıcılara ‘her tenekeden eşit miktarda bal al, bize numune gönder’ deniliyor. Analizden geçmeyen ballar ise geri gönderiliyor. Altıparmak’ın aktardığına göre, 100 tane numune analiz ediliyorsa 60’ı geri gönderiliyor. Durum bu kadar ciddi. Peki iade edilen ballara ne oluyor? Altıparmak’ın da söylediği gibi, “Hiçbir balın denize döküldüğünü görmedim.”
10 MİLYON DOLAR VE 4 AŞAMALI ANALİZ
Altıparmak bu kapsamda, şirket olarak bilimsel analize çok önem verdiklerini, Ar-Ge merkezlerinde çalışan personelin yüksek lisans ve doktora yapmasının teşvik edildiğini, toplam AR-GE yatırımlarının ise 10 milyon doları aştığı bilgisini verdi. Yıllık cirolarının yaklaşık yüzde 2’sini Ar-Ge yatırımlarına ayırdıklarını kaydeden Altıparmak, tedarikçileri olan arıcılardan aldıkları balları nasıl bir analize tabi tuttuklarını ise şöyle anlattı: “Her yıl bal sezonunda tedarikçimiz olan arıcılardan ön numuneler alıyoruz. Analizler sonucu balın doğal ve saf olduğu tespit edildiğinde doğru üretim yapan arıcılardan ballar alınıyor. Satın alınan ballar homojen hale getirildikten sonra bir kez daha kontrolden geçiriliyor. Ambalajlanıp piyasaya sunulmadan önce tekrar analize tabi tutuluyor ve son analiz ile birlikte her parti ürünün içeriği tam anlamıyla belgelenmiş oluyor. Böylece, ürünleri tüketiciye sunmadan önce dört aşamada analiz etmiş oluyoruz.”
Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak (sağdan dördüncü) Muğla’daki Çam Balı hasadında şirketin tedarikçisi olan bazı arıcı aileleriyle bir araya geldi.
ABD’DE hükümetin kapanması, devam eden belirsizlikler ve merkez bankalarının talepleriyle üst üste rekor kıran altının ons fiyatı, rekor serisini sonlandırdı. Önceki gün 4 bin 59,29 dolar ile tarihi rekor seviyesine ulaşan ons altın, dün 3 bin 947 dolara kadar çekildi. Bunda hem İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes sonrası jeopolitik gerilimin azalması hem de kâr satışları etkili oldu. Altın fiyatları soluklanırken, zirve sahnesine bu kez de gümüş çıktı. Gümüşün onsu, önceki akşam 51.7 dolarla tarihi zirvesini gördü. Gümüşün 1980’den bu yana gördüğü en yüksek seviyeye ulaşmasında, özellikle endüstriyel alanda gümüşe yönelik talebin artmasının etkili olduğu belirtiliyor. Ancak sonrasında gelen kâr satışlarıyla günü 48.95 dolardan tamamlayan gümüşün onsu, dün de gerilemeye devam etti ve 49.80 dolardan işlem gördü.
Gelinen noktada, emtia piyasasını yılın ilk 9 ayında değerli metallerin sırtladığı görülüyor. Yaşadığı hızlı ralli sonrası soluklandığı belirtilen altının, bir miktar daha geri çekilmenin ardından yeniden rekorlar kırması bekleniyor. Ancak bazı uzmanlara göre ise yıl sonuna kadar gümüşün onsunun gideceği alanın, ons altına kıyasla daha fazla.
KAPALIÇARŞI BİR SAAT DURDU
Altın ve gümüşteki sert yükseliş, çarşamba günü Kapalıçarşı’daki işlemleri de altüst etti. Kapalıçarşı’daki bir esnaftan edindiğimiz bilgilere göre, fiyatlardaki ani yükselişin durulmasını bekleyen çarşı esnafı, bir saatliğine altın ve gümüş alım-satımını durdurdu. Fiyatların dengeye oturduğu gözlenince de alım ve satımların normale döndüğünü belirten esnaf, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “Perşembe ve bugün (cuma günü) altın ve gümüş alışverişi her zamanki seyrinde devam ediyor” ifadelerine yer verdi.
Konuyla ilgili Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk ise “Hisse senedinde nasıl devre kesici uygulaması varsa esnaf da öyle yapmak istedi. ‘Satmıyoruz’ demedi yani esnaf, abartılı bir durum yok. Bir saatliğine fiyatların dengelenmesi beklendi, bu nedenle satışlar durduruldu” diye konuştu.
RALLİ BİTTİ Mİ BİTMEDİ Mİ
Altında yaşanan geri çekilmeye yönelik de konuşan Yıldırımtürk, “Bence altın küçük çaplı düzeltmeler yapıyor, yapacak da. Ama temelde altının önü açık. Dolayısıyla fiyatların geri gelmesi, çok sert bir düzeltmenin olması gibi bir beklentimiz yok” dedi. Yıldırımtürk, bu beklentisinin gerekçelerini ise şöyle özetledi: “Fed’in yılın geri kalanınında 25’er baz puanlık faiz indirimine gideceğine yönelik beklentiler altını yukarı yönlü destekliyor. Hamas ile İsrail’in anlaşması sonrası jeopolitik gerilim azaldı fakat anlaşmanın ons altına yansıması 50 dolar bile değil. ABD’de 9 gündür kapalı olan hükümet açıldığında ons altın belki 50 dolar daha geriler, ancak sonra toparlanır ve yoluna devam eder beklentisi hakim. Bunların yanı sıra bugüne kadar pek de alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız: Gelişmiş ülkelerde de bireyler altın almaya başladı. Bu bireysel talepteki artış da altın fiyatlarını destekliyor.”
ALTIN fiyatlarını yukarı yönlü destekleyen unsurlara bir yenisi daha eklendi. ABD’de bazı federal kurumların faaliyetlerine ara vereceğine yönelik ihtimaller, altın fiyatlarında yeni rekora neden oldu. Amerika’da bazı federal kurumlar, ödenek sağlanamaması durumunda yarından itibaren faaliyetlerine ara vereceğini duyurdu. Bu gerçekleşirse, eylül ayına ilişkin tarım dışı istihdam verisi başta olmak üzere birçok ekonomik verinin açıklanmasının erteleneceği belirtiliyor. ABD hükümetinin kapanma riskiyle karşı karşıya kalması halinde ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 29 Ekim’deki para politikası toplantısı belirsizlik ortamında yapılabilir. Bu belirsizliğin fiyatlanması, altının dün yukarı yönlü ivmelenmesindeki en önemli gelişme olarak öne çıktı. Fed’in gevşeme sürecine yönelik güçlenen beklentiler, zayıflayan dolar ve merkez bankalarının taleplerinden destek bulan altın, bu kez de yükselen belirsizlik dalgasıyla rekor kırmış oldu.
Bu gelişmelerle dün sabah 3 bin 811,99 dolar seviyesine ulaşan ons altın, gün içinde de rekor tazelemeye devam etti ve tarihi zirvesini 3 bin 819,81 dolara taşıdı. Yurtiçinde ons altın ve dolar/TL kuruna göre hesaplanan gram altın ise 5 bin 100 liradan satıldı.
‘GRAM YIL SONUNDA 6 BİN TL’YE ÇIKAR’
Altın fiyatlarındaki seyri Hürriyet’e değerlendiren Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, piyasada ABD hükümetinin kapanması ihtimalinin yarattığı tedirginliğin fiyatlandığına ve bunun da altının dünkü zirvesinin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. Bu durumun Fed’in para politikası seyrinde belirsizlik yarattığına dikkat çeken Yıldırımtürk, “Fed’in gelecek ay 25 baz puanlık faiz indirimine gitmesine kesin gözüyle bakılıyor ancak sonraki ay faiz indirimi gelir mi noktasında belirsizlik var. Geçen hafta Powell’ın temkinli açıklamaları da bu noktada dikkat çekiciydi. Tüm bunların yanı sıra para birimlerine yönelik güvensizlik nedeniyle merkez bankalarının altın alımlarına devam ediyor olması ve jeopolitik riskler de yine altını yukarı yönlü destekleyen unsurlar arasında” diye konuştu.
Bu gelişmelerin etkisiyle yıl sonu fiyat beklentilerini de revize ettiğini açıklayan Yıldırımtürk, şöyle devam etti: “Sene sonunda ons altının 3 bin 750 dolar, doların ise 44 TL olmasını bekliyorduk. Bu tahminden yola çıkarak yaptığımız hesaplamalara göre gram altının yıl sonunda 5 bin 600 TL olacağı öngörülüyordu. Ancak ons altın şimdiden 3 bin 800 doları aştı. Dolar/TL beklentimizde bir değişiklik yok. Yeni hesaplamalara göre yıl sonu gram altın beklentimizi 6 bin TL şeklinde revize ettik.”
‘REKOR SÜRER’ BEKLENTİSİ
Öte yandan, altın fiyatları gelecek hafta üst üste üçüncü çeyreği de artıda kapatmaya hazırlanıyor. Altın destekli ETF’lerdeki varlıklar da 2022’den bu yana en yüksek seviyeye çıkmış durumda. Goldman Sachs ve Deutsche Bank gibi büyük bankalar ise yükseliş trendinin süreceğini öngörüyor.
Dış basındaki çeşitli makalelerden derlediğimiz bilgilere göre, stratejistler bu hafta altında yeni rekorlar bekliyor. Barclays stratejistleri, Fed’in bağımsızlığını kaybetme riskinin taşıdığı belirsizliğe vurgu yaptı ve altının bu açıdan ‘beklenmedik şekilde iyi bir değer koruma aracı’ olduğunu vurguladı. Capital.com analisti Kyle Rodda, ABD’de açıklanan ılımlı enflasyon verisinin, piyasaların ekim ve aralık aylarında Fed’den yeni faiz indirimleri beklentisini güçlendirdiğini söyledi. Rodda, piyasalarda iyimserliğin oldukça yüksek olduğuna ve bu hafta yeni bir rekor seviyenin test edilebileceğine dikkat çekerek, altın piyasasında pozisyonların halihazırda uzun olduğunu, bunun da gelecekteki yükseliş potansiyeline karşı temkinli olunması gerektiğini vurguladı. Analistlere göre, ABD’deki zayıf istihdam verileri de ekimde Fed yetkililerinin bir sonraki faiz kararında gevşeme yoluna gitme gerekçesini güçlendirebilir. Piyasalar ise Fed’in ekim ayında faiz indirme ihtimalini yüzde 90, aralık ayında ise yüzde 65 olarak fiyatlıyor. Faiz indirimlerinin olağan seyrinde devam etmesi de doları zayıflatan ve altını güçlendiren bir gelişme olarak öne çıkıyor.