Gamze Bal

‘Enflasyonda patikadan çıkmadık’

11 Kasım 2025

AYLIK bazda beklentilerin üzerinde gelen enflasyon piyasada karamsar öngörülere yol açsa da, genel beklenti dezenflasyon sürecinin devam ettiği yönünde. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da geçen hafta yılın son enflasyon raporu toplantısında buna işaret etmiş ve beklentilerin üzerinde gelen eylül ayı enflasyonu sonrasında ‘dezenflasyonun durduğu yönünde bir havanın oluştuğuna’ dikkat çekmişti. Ancak, “Enflasyon konusunda karamsarlığı gerektirecek bir detay görmüyoruz” diyen Karahan, “Riskler var, evet. Ancak dezenflasyon durmadı, yavaşladı” ifadelerine yer vermişti.

Geçen hafta, bankanın daveti üzerine Gaziantep’te bir araya geldiğimiz QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan da ‘enflasyonla mücadelede önemli bir yol kat edildiğine’ dikkat çekti ve ‘sabırsızlık bu işe taş koyar’ mesajı verdi.

‘ÖNEMLİ OLAN DEVAM EDİLMESİ’

“Ciddi kat edilen bir mesafe var” diyen Tan, “Önemli olan bu patikada devam ediliyor olması. İnişler, çıkışlar olabilir ama yoldan çıkılmadı. Yavaş ya da hızlı, aynı patikada devam ediyoruz. ‘Bu iş çok gecikti’ dersek, hayatımız boyunca enflasyonla yaşamak zorunda kalırız. Sabırlı olmamız lazım, sabırsızlık bu işe taş koyar” diye konuştu.

Türkiye enflasyonla mücadele ederken küresel görünümün de bozulduğunu; ‘jeopolitik risklerin tahmin bile edilemeyecek boyutlara ulaştığını’ vurgulayan Tan, “İçeride ve dışarıda her gün bambaşka gelişmeler yaşanabiliyor. Eylülde enflasyon beklentilerin üzerinde gelince hepimiz panik olduk ama
ekim enflasyonu beklentilerin
altında kaldı. Dolayısıyla gecikmeler olabilir ama genel eğilim olumlu. Bunun yanı sıra dış gelişmeler de azımsanmayacak ölçüde” dedi. “İkinci Trump döneminin getirdiği düzen, makro trendleri başka bir noktaya getirdi” diyen Tan, “Bunun etkisiyle küresel enflasyon yukarı yönlü ivmelenmeye başladı. Dolayısıyla dünyanın çok karışık ve stresli bir dönemindeyiz” diye konuştu.

‘TCMB GEREKENİ YAPIYOR’

Yazının Devamını Oku

Enflasyona yüzde 32’lik revizyon

8 Kasım 2025

MERKEZ Bankası (TCMB) yılın son enflasyon raporunu dün İstanbul’da açıkladı. Ağustos ayında yapılan bir önceki toplantıda enflasyon tahminlerinde ‘çerçeve değişikliğine’ giden ve ara hedef uygulamasına geçen TCMB; 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 25-29 aralığında olacağı tahmininde bulunmuştu. Dünkü toplantıda ise bu tahmini aralığı yüzde 31-33’e yükseltildi. Böylece, enflasyon tahmininde orta nokta, 2025 yıl sonu için yüzde 27’den yüzde 32’ye çekildi. Banka, gelecek üç yıl sonu için enflasyon ara hedeflerini ise değiştirmedi. Enflasyon ara hedefleri 2026 ve 2027 için sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 ile aynı kaldı. TCMB Başkanı Fatih Karahan, enflasyonun 2027’de yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngördüklerini söyledi.

BİR ÖNCEKİ TAHMİNE GIDA AYARI

Karahan, yıl sonu enflasyon tahmininin yükseltilmesinin nedenlerine ilişkin ilk olarak ise gıda fiyatlarında zirai don ve kuraklık gibi iklim kaynaklı artışlara işaret etti. “Gıda enflasyonu sene geneline baktığımızda olumlu seyrediyordu ancak kuraklığın etkilerini çok hızlı bir şekilde gördük” diyen Karahan, önce işlenmemiş gıdada, sonra işlenmiş gıdada artışlar kaydedildiğini; bunun da yukarı yönlü revizede önemli etkisi olduğunu ifade etti.

EĞİTİMİN DE SINIRLI PAYI VAR

Yukarı yönlü revizeye yurtiçinde bir diğer etkinin de eğitim tarafından geldiğine dikkat çeken Karahan, “Özellikle üniversite ücretlerinde göreli fiyat artışının oldukça yüksek olduğu izleniyor. 2019 sonuyla kıyaslandığında, tüketici fiyatları geçen süre zarfında 7.8 kat artarken, üniversite ücretleri 15 kat artmış durumda. Üçüncü çeyrekte vakıf üniversitelerinde ücret artışları öngörülerimizin üzerinde gerçekleşti. Dolayısıyla, tahmin güncellemesine, sınırlı olmakla birlikte, buradan bir etki geldiğini söylemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

BEKLENTİLER VE HİZMET ETKİSİ

Karahan, enflasyonun TCMB’nin tahminlerinin üzerinde seyretmesinin diğer iç ve dış nedenlerine yönelik şu değerlendirmeyi yaptı:

“Küresel ticarete ilişkin belirsizlikler; sermaye akımları üzerinden, kur üzerinden ve Euro/dolar paritesi gibi çeşitli kaynaklar üzerinden enflasyon görünümünü etkileyebiliyor. Jeopolitik gerilimler, emtia fiyatlarını etkiliyor. Burada da yukarı yönlü etki gördük. Yurtiçinde öne çıkan iki unsurdan biri, beklentilerdeki iyileşmenin sınırlı kalması. Bir diğeri de hizmet fiyatlarındaki katılığın devam etmesi. Hizmet fiyatları yıllık bazda ciddi iyileşme kaydeden bir kalem ama seviye hâlâ çok yüksek. Geçmişe endeksli fiyatlama davranışı devam ediyor, bu tam olarak kırılamadı. Bunların etkisiyle enflasyon bizim tahminlerimizin üzerinde seyrediyor.”

Yazının Devamını Oku

Balda büyük tehlike

20 Ekim 2025

GIDADA taklit ve tağşişin en yoğun yapıldığı alanlardan biri, bal. Hileli üretim öyle bir hale geldi ki, dünya genelinde raflarda satılan bal ürünlerinden yüzde 80’inin sahte olduğu konuşuluyor. Nişasta bazlı şekerden sahte bal üreten de var; içine glikoz, fruktoz ya da mısır şurubunun yanı sıra bal aroması eklenerek arı bile görmeden üretim yapan da...

Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak da piyasadaki sahte ballarla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Balparmak’ın daveti üzerine sektördeki son gelişmeleri konuşmak ve Çam balı hasadını yerinde görmek için gittiğimiz Muğla’da, Altıparmak ile bir araya geldik. Altıparmak, ekonomik kazanç sağlamak amacıyla bilerek hileli üretim yapanların yanı sıra bilmeden de pestisit kalıntılı bal üretenlerin olabildiğine dikkat çekti. “Bal hem kalıntısız hem katkısız olmalı. Bir balın doğal olması, sağlıklı olduğunu göstermez. Doğal olsa da pestisit kalıntısı içerebilir” diyen Altıparmak, kalıntı olup olmadığını arıcının dahi bilemeyeceğinin altını çizdi ve bu noktada bilimsel analizin önemine işaret etti. “Arı, pestisit kalıntılı bir meyvenin çiçeğine gitmiş olabilir. Bu ancak laboratuvarda tespit edilebilir” diyen Altıparmak, gerçek bal üretimi bu kadar titiz bir analiz süreci gerektiriyorken taklit ve tağşişin geldiği son noktayı ise şöyle anlattı: “Balın benzerini yapmak için inanılmaz metotlar geliştiriliyor. Balda bulunan doğal enzimler vardır. Bu enzimler çevrimiçi ticaret platformu Alibaba’da satılıyor. Dolayısıyla bu kategoride eğer kaliteli bir duruşunuz varsa, analiz edip hile var mı tespit etmek zorundasınız.”

100 NUMUNENİN 60’I ANALİZDEN GEÇMİYOR

Peki, ülke genelinde üretilen balların ne kadarı bu analizlerden geçebiliyor? Balparmak özelinde durum şöyle: Şirket, ülke genelindeki 40 bin civarında arıcının 10 biniyle çalışıyor. Arıcılara ‘her tenekeden eşit miktarda bal al, bize numune gönder’ deniliyor. Analizden geçmeyen ballar ise geri gönderiliyor. Altıparmak’ın aktardığına göre, 100 tane numune analiz ediliyorsa 60’ı geri gönderiliyor. Durum bu kadar ciddi. Peki iade edilen ballara ne oluyor? Altıparmak’ın da söylediği gibi, “Hiçbir balın denize döküldüğünü görmedim.”

10 MİLYON DOLAR VE 4 AŞAMALI ANALİZ

Altıparmak bu kapsamda, şirket olarak bilimsel analize çok önem verdiklerini, Ar-Ge merkezlerinde çalışan personelin yüksek lisans ve doktora yapmasının teşvik edildiğini, toplam AR-GE yatırımlarının ise 10 milyon doları aştığı bilgisini verdi. Yıllık cirolarının yaklaşık yüzde 2’sini Ar-Ge yatırımlarına ayırdıklarını kaydeden Altıparmak, tedarikçileri olan arıcılardan aldıkları balları nasıl bir analize tabi tuttuklarını ise şöyle anlattı: “Her yıl bal sezonunda tedarikçimiz olan arıcılardan ön numuneler alıyoruz. Analizler sonucu balın doğal ve saf olduğu tespit edildiğinde doğru üretim yapan arıcılardan ballar alınıyor. Satın alınan ballar homojen hale getirildikten sonra bir kez daha kontrolden geçiriliyor. Ambalajlanıp piyasaya sunulmadan önce tekrar analize tabi tutuluyor ve son analiz ile birlikte her parti ürünün içeriği tam anlamıyla belgelenmiş oluyor. Böylece, ürünleri tüketiciye sunmadan önce dört aşamada analiz etmiş oluyoruz.”

Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak (sağdan dördüncü) Muğla’daki Çam Balı hasadında şirketin tedarikçisi olan bazı arıcı aileleriyle bir araya geldi.

Yazının Devamını Oku

Altında önce düşüş sonra ralli beklentisi

11 Ekim 2025

ABD’DE hükümetin kapanması, devam eden belirsizlikler ve merkez bankalarının talepleriyle üst üste rekor kıran altının ons fiyatı, rekor serisini sonlandırdı. Önceki gün 4 bin 59,29 dolar ile tarihi rekor seviyesine ulaşan ons altın, dün 3 bin 947 dolara kadar çekildi. Bunda hem İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes sonrası jeopolitik gerilimin azalması hem de kâr satışları etkili oldu. Altın fiyatları soluklanırken, zirve sahnesine bu kez de gümüş çıktı. Gümüşün onsu, önceki akşam 51.7 dolarla tarihi zirvesini gördü. Gümüşün 1980’den bu yana gördüğü en yüksek seviyeye ulaşmasında, özellikle endüstriyel alanda gümüşe yönelik talebin artmasının etkili olduğu belirtiliyor. Ancak sonrasında gelen kâr satışlarıyla günü 48.95 dolardan tamamlayan gümüşün onsu, dün de gerilemeye devam etti ve 49.80 dolardan işlem gördü.

Gelinen noktada, emtia piyasasını yılın ilk 9 ayında değerli metallerin sırtladığı görülüyor. Yaşadığı hızlı ralli sonrası soluklandığı belirtilen altının, bir miktar daha geri çekilmenin ardından yeniden rekorlar kırması bekleniyor. Ancak bazı uzmanlara göre ise yıl sonuna kadar gümüşün onsunun gideceği alanın, ons altına kıyasla daha fazla.

KAPALIÇARŞI BİR SAAT DURDU

 Altın ve gümüşteki sert yükseliş, çarşamba günü Kapalıçarşı’daki işlemleri de altüst etti. Kapalıçarşı’daki bir esnaftan edindiğimiz bilgilere göre, fiyatlardaki ani yükselişin durulmasını bekleyen çarşı esnafı, bir saatliğine altın ve gümüş alım-satımını durdurdu. Fiyatların dengeye oturduğu gözlenince de alım ve satımların normale döndüğünü belirten esnaf, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “Perşembe ve bugün (cuma günü) altın ve gümüş alışverişi her zamanki seyrinde devam ediyor” ifadelerine yer verdi.

 Konuyla ilgili Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk ise “Hisse senedinde nasıl devre kesici uygulaması varsa esnaf da öyle yapmak istedi. ‘Satmıyoruz’ demedi yani esnaf, abartılı bir durum yok. Bir saatliğine fiyatların dengelenmesi beklendi, bu nedenle satışlar durduruldu” diye konuştu.

RALLİ BİTTİ Mİ BİTMEDİ Mİ

 Altında yaşanan geri çekilmeye yönelik de konuşan Yıldırımtürk, “Bence altın küçük çaplı düzeltmeler yapıyor, yapacak da. Ama temelde altının önü açık. Dolayısıyla fiyatların geri gelmesi, çok sert bir düzeltmenin olması gibi bir beklentimiz yok” dedi. Yıldırımtürk, bu beklentisinin gerekçelerini ise şöyle özetledi: “Fed’in yılın geri kalanınında 25’er baz puanlık faiz indirimine gideceğine yönelik beklentiler altını yukarı yönlü destekliyor. Hamas ile İsrail’in anlaşması sonrası jeopolitik gerilim azaldı fakat anlaşmanın ons altına yansıması 50 dolar bile değil. ABD’de 9 gündür kapalı olan hükümet açıldığında ons altın belki 50 dolar daha geriler, ancak sonra toparlanır ve yoluna devam eder beklentisi hakim. Bunların yanı sıra bugüne kadar pek de alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız: Gelişmiş ülkelerde de bireyler altın almaya başladı. Bu bireysel talepteki artış da altın fiyatlarını destekliyor.”

Yazının Devamını Oku

Altında ‘belirsizlik’ rekoru

30 Eylül 2025

ALTIN fiyatlarını yukarı yönlü destekleyen unsurlara bir yenisi daha eklendi. ABD’de bazı federal kurumların faaliyetlerine ara vereceğine yönelik ihtimaller, altın fiyatlarında yeni rekora neden oldu. Amerika’da bazı federal kurumlar, ödenek sağlanamaması durumunda yarından itibaren faaliyetlerine ara vereceğini duyurdu. Bu gerçekleşirse, eylül ayına ilişkin tarım dışı istihdam verisi başta olmak üzere birçok ekonomik verinin açıklanmasının erteleneceği belirtiliyor. ABD hükümetinin kapanma riskiyle karşı karşıya kalması halinde ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 29 Ekim’deki para politikası toplantısı belirsizlik ortamında yapılabilir. Bu belirsizliğin fiyatlanması, altının dün yukarı yönlü ivmelenmesindeki en önemli gelişme olarak öne çıktı. Fed’in gevşeme sürecine yönelik güçlenen beklentiler, zayıflayan dolar ve merkez bankalarının taleplerinden destek bulan altın, bu kez de yükselen belirsizlik dalgasıyla rekor kırmış oldu.

Bu gelişmelerle dün sabah 3 bin 811,99 dolar seviyesine ulaşan ons altın, gün içinde de rekor tazelemeye devam etti ve tarihi zirvesini 3 bin 819,81 dolara taşıdı. Yurtiçinde ons altın ve dolar/TL kuruna göre hesaplanan gram altın ise 5 bin 100 liradan satıldı.

‘GRAM YIL SONUNDA 6 BİN TL’YE ÇIKAR’ 

Altın fiyatlarındaki seyri Hürriyet’e değerlendiren Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, piyasada ABD hükümetinin kapanması ihtimalinin yarattığı tedirginliğin fiyatlandığına ve bunun da altının dünkü zirvesinin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. Bu durumun Fed’in para politikası seyrinde belirsizlik yarattığına dikkat çeken Yıldırımtürk, “Fed’in gelecek ay 25 baz puanlık faiz indirimine gitmesine kesin gözüyle bakılıyor ancak sonraki ay faiz indirimi gelir mi noktasında belirsizlik var. Geçen hafta Powell’ın temkinli açıklamaları da bu noktada dikkat çekiciydi. Tüm bunların yanı sıra para birimlerine yönelik güvensizlik nedeniyle merkez bankalarının altın alımlarına devam ediyor olması ve jeopolitik riskler de yine altını yukarı yönlü destekleyen unsurlar arasında” diye konuştu. 

Bu gelişmelerin etkisiyle yıl sonu fiyat beklentilerini de revize ettiğini açıklayan Yıldırımtürk, şöyle devam etti: “Sene sonunda ons altının 3 bin 750 dolar, doların ise 44 TL olmasını bekliyorduk. Bu tahminden yola çıkarak yaptığımız hesaplamalara göre gram altının yıl sonunda 5 bin 600 TL olacağı öngörülüyordu. Ancak ons altın şimdiden 3 bin 800 doları aştı. Dolar/TL beklentimizde bir değişiklik yok. Yeni hesaplamalara göre yıl sonu gram altın beklentimizi 6 bin TL şeklinde revize ettik.”

‘REKOR SÜRER’ BEKLENTİSİ 

Öte yandan, altın fiyatları gelecek hafta üst üste üçüncü çeyreği de artıda kapatmaya hazırlanıyor. Altın destekli ETF’lerdeki varlıklar da 2022’den bu yana en yüksek seviyeye çıkmış durumda. Goldman Sachs ve Deutsche Bank gibi büyük bankalar ise yükseliş trendinin süreceğini öngörüyor. 

Dış basındaki çeşitli makalelerden derlediğimiz bilgilere göre, stratejistler bu hafta altında yeni rekorlar bekliyor. Barclays stratejistleri, Fed’in bağımsızlığını kaybetme riskinin taşıdığı belirsizliğe vurgu yaptı ve altının bu açıdan ‘beklenmedik şekilde iyi bir değer koruma aracı’ olduğunu vurguladı. Capital.com analisti Kyle Rodda, ABD’de açıklanan ılımlı enflasyon verisinin, piyasaların ekim ve aralık aylarında Fed’den yeni faiz indirimleri beklentisini güçlendirdiğini söyledi. Rodda, piyasalarda iyimserliğin oldukça yüksek olduğuna ve bu hafta yeni bir rekor seviyenin test edilebileceğine dikkat çekerek, altın piyasasında pozisyonların halihazırda uzun olduğunu, bunun da gelecekteki yükseliş potansiyeline karşı temkinli olunması gerektiğini vurguladı. Analistlere göre, ABD’deki zayıf istihdam verileri de ekimde Fed yetkililerinin bir sonraki faiz kararında gevşeme yoluna gitme gerekçesini güçlendirebilir. Piyasalar ise Fed’in ekim ayında faiz indirme ihtimalini yüzde 90, aralık ayında ise yüzde 65 olarak fiyatlıyor. Faiz indirimlerinin olağan seyrinde devam etmesi de doları zayıflatan ve altını güçlendiren bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Yazının Devamını Oku

Mevduat faizi 2 yılın dibinde

29 Eylül 2025

MERKEZ Bankası (TCMB) verileri, TL mevduat faizindeki düşüşün hızlandığına işaret etti.

TCMB, politika faizini 24 Temmuz’da yüzde 46’dan yüzde 43 seviyesine düşürmüş; 11 Eylül’deki PPK’da ise 250 baz puanlık daha indirime giderek yüzde 40.50’ye indirmişti. TCMB verilerine göre, 24 Temmuz öncesinde yüzde 56.66 olan 1-3 ay vadeli ortalama bileşik TL mevduat faizi,19 Eylül ile biten haftada yüzde 49.49’a geriledi ve 6 ay sonra ilk kez yüzde 50’nin altına indi. Yani Merkez’in faiz indirimlerine yeniden başladığı temmuzdan bu yana politika faizi 5.5 puan düşüş kaydederken; TL mevduat faizindeki düşüş 7 puanı aştı. Ayrıca, ortalama TL mevduat faizi, Aralık 2023’ten bu yana en düşük seviyesine gerilemiş oldu.

‘REEL FAİZLER HÂLÂ YÜKSEK’

Kredi faizleri gibi TL mevduat faizi de piyasadaki oynaklığın artmaya başladığı mart ayı ortasındaki seviyelere, ağustos ayı sonunda dönebilmişti. Başka bir ifadeyle, iç siyasi hareketlilik nedeniyle dört aylık sapma yaşanmıştı.

Hürriyet’e konuşan Ata Yatırım Araştırma Genel Müdür Yardımcısı Cemal Demirtaş, halihazırda ‘dalgalı bir süreçten geçildiğini’ vurguladı ve reel faizlerin hâlâ çok yüksek seviyelerde olduğuna dikkat çekti. Ancak Demirtaş, enflasyonun düşeceğine olan beklentilerin güçlenmesi ve siyasi endişelerin azalması halinde faiz indirimlerin 2026 boyunca da devam edeceğini ifade etti. Gelinen noktada, mevduat faizlerinin fonun büyüklüğüne göre değişmekle birlikte son aylarda gerilemeye devam ettiğini kaydeden Demirtaş, “Politika faizinin indirileceği yönündeki beklentiler de mevduat faizlerindeki gerilemenin hız kazanmasında etkili” dedi.

‘ENFLASYON BELİRLEYECEK’

Demirtaş, TCMB’nin önümüzdeki dönemde veri ile hareket edeceğini ve enflasyon datasındaki gelişime göre de faiz indirim sürecine devam edeceğini bekliyor. “Mart ayında yaşanan gibi iç siyasette yaşanabilecek olumsuz gelişmelerden dolayı faiz indirimlerin durması ve hatta yine yükselmesi de yine bir risk faktörü olarak sayılabilir” diyen Demirtaş, “Ana senaryomuzda ise Ata Yatırım olarak, yıl sonunda enflasyonun yüzde 30’un altına gerileceği varsayımıyla, TCMB politika faizinin mevcut yüzde 40.5 seviyesinden, ekim ayında yüzde 38, aralık ayında ise yüzde 36’ya gerileyeceğini öngörüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Yazının Devamını Oku

Viyana’da IKEA’ya rakip oldu... Sanayiciler ‘yeni imkân’ arayışında

23 Eylül 2025

‘Türk markalarının ihracat merkezi olsun’ düşüncesiyle 2024 Şubat’ta iflas eden Avusturyalı bir ev ve yaşam merkezi firmasının şubesini satın alan Gülle, buraya Homeland isimli bir mağaza kurarak IKEA’ya rakip oldu. Böylece, Türkiye’de tekstil sektöründeki faaliyetlerini uzun yıllardır devam ettiren Gülle, sanayici kimliğinin yanı sıra perakende sektöründe de büyüme hedefi koymuş oldu. “Herkesin stabil kaldığı bir dönemde biz yatırım kararı aldık” diyen Gülle, “Kaybedilen bir şeyde ısrar etmek yerine başka imkânlar aramak lazım. Mühim olan bunları okuyabilmek ve doğru zamanda doğru yerde olabilmek” diye konuştu.

18 KATEGORİDE 5 BİN FARKLI ÜRÜN

Bir grup gazeteci olarak, Gülle ile daveti üzerine Viyana’da Homeland mağazasının açılışında bir araya geldik. Toplantıda, Homeland’in ortaklarından olan Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar İncesu da yer aldı.

Yeni yatırımının detaylarıyla ilgili bilgi veren Gülle, söz konusu yatırımı ilk etapta ‘Türk markalarının ihracat merkezi’ olarak düşündüklerini; ancak bu fikrin zaman içerisinde değiştiğini anlattı. 15 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere toplam 26 dönümlük bir arazide bu projeye başladıklarını dile getiren Gülle, mağazayı 6 ayda hazır hale getirdiklerini ve faaliyete geçtiklerini ifade etti. “Şu anda 18 kategoride toplam 5 bin farklı çeşit ürünü müşterilerimize sunuyoruz” diyen Gülle, “Bu ürünleri ağırlıklı olarak Almanya, İtalya, Avusturya, Polonya ve Türkiye’den tedarik ediyoruz. Burasını bir Türk pazarı olarak dizayn etmedik çünkü Viyana Avrupa’nın göbeği. Etrafımızda 9 tane komşu ülke var ve insanlar buralardan arabayla alışverişe geliyor. Bulunduğumuz nokta itibarıyla çok uluslu bir topluluğa hitap edeceğiz. Dolayısıyla bu topluluğa hitap edeceğimiz ürünleri bulundurma mecburiyetiyle ürün gamımızı belirledik” diye konuştu.

CİRONUN 4’TE 1’İ TÜRKİYE’DEN

Türkiye’den de önemli üreticilerle çalıştıklarını ifade eden Gülle, “Şu anda ciromuzun dörtte birini Türkiye’den tedarik ettiğimiz ürünlerle sağlıyoruz. Mobilyalarımız Bursa İnegöl’den geliyor. Bunun yanında ev tekstilini ve havluyu tamamen Türkiye’den yaptık. Ama bunların hepsini Homeland markasıyla yapıyoruz ve kendi ismimizi bir marka haline getirmek ve yaygınlaştırmak istiyoruz. Yakın zamanda online tarafta da ciddi bir atılım yapacağız ve oraya yönelik olarak ürünler getireceğiz” şeklinde konuştu.

‘GELECEK TÜRKİYE’DE’ MESAJI

YURTİÇİNDE işçilik maliyetleri ve rekabetçiliği etkileyen nedenlerle Türk yatırımları Mısır’a kaymış; bu yıl itibarıyla Mısır’da 3 milyar dolara yakın bir Türk yatırımı oluşmuştu. Gülle, bu konuya yönelik bir soru üzerine “Herkes Mısır’ı tartışabilir ama ben geleceği Türkiye’de görüyorum” değerlendirmesinde bulundu. “Türkiye’den gitmek gibi bir niyetim yok” diyen Gülle, “Günün birinde koşulların düzeleceğine, Türkiye’nin yine rekabet şansını yakalayacağına inanıyorum” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

Gıdada iklim riski arttı

8 Eylül 2025

ARTAN ortalama sıcaklıklar, yağışlardaki düzensizlikler ve aşırı hava olaylarının sıklığı, çiftçileri ve gıda güvenliğini zorlamaya devam ediyor. Bu yıl hem zirai don hem de kuraklık ülke tarımını etkisi altına aldı. İklim değişikliklerinin tarımda yarattığı olumsuzlukların ucu da vatandaşa dokundu. Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı ağustos ayı enflasyonu, fiyatlardaki artış hızının gerilemeye devam ettiğini; ancak aylık bazda beklentilerin üzerinde artış kaydedildiğini ortaya koymuştu. Buna göre, temmuzda yüzde 2.06 olan ve ağustosta yüzde 1.75’e gerilemesi beklenen aylık enflasyon, yüzde 2.04 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Ağustos enflasyonunun beklentilerin üzerinde gelmesinin ana nedenini gıda; gıdadaki yüksekliğin ana nedenini de kuraklık, zirai don ve yüksek girdiler oluşturdu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de vurguladığı gibi, zirai don ve kuraklığın etkisiyle uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde fiyat artışı gerçekleşen gıda grubu, aylık enflasyonu neredeyse 1 puan (0.7 puan) yukarı çekti. Başka bir ifadeyle, ağustosta aylık yüzde 2.04 artan TÜFE’nin yaklaşık 1 puanı tek başına gıda ve alkolsüz içeceklerden geldi. Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da son dönemde sıklıkla kuraklığın gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkat çekiyor. Sektör temsilcileri ise hem ‘iklim değişikliği nedeniyle rekoltede yaşanan ciddi kaybın’ hem de ‘girdi maliyetlerindeki artışın sürmesi’ nedenleriyle gıdadaki artışın devam etmesini bekliyor.

‘BİRKAÇ YIL SÜRER’

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, zirai donun meyvelerde, kuraklığın ise meyvelerin yanı sıra hububat, bakliyat ve ayçiçeğinde ciddi rekolte kayıplarına yol açtığını söyledi. “Şubat, mart ve nisanda yaşanan zirai don nedeniyle başta narenciye, üzüm, kayısı, fındık, fıstık, kiraz, elma, şeftali, nektarin, armut, erik, badem, ceviz, çay, gül olmak üzere kendimize yeterliliğimizin yüksek olduğu ve en önemli ihracat kalemlerimiz olan ürünlerde ciddi rekolte kayıpları yaşadık” diyen Suiçmez, “Budama, sulama, gübreleme gibi temel bakım işlemlerinin zamanında yapılmaması durumunda yaşanan zirai donun olumsuz etkilerinin birkaç yıl sürmesi bekleniyor” diye konuştu.

Suiçmez, kuraklığın etkilerine yönelik ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Kuraklık en çok kıraç alanlarda buğday ve arpa gibi hububat, mercimek ve nohut gibi bakliyat, ayçiçeği üretimi ile fındık, üzüm, kayısı, antepfıstığı, narenciye dahil birçok meyveyi üretim azalması ve kalite kaybı açısından olumsuz etkiledi.”

YÜKSEK GİRDİ VE REKOLTE KAYBI

Suiçmez ayrıca, iklim değişikliği nedeniyle yaşanan rekolte kayıplarının yanı sıra girdi maliyetlerindeki artışın da devam ettiğine; bunun da gıda fiyatlarını artırmaya devam edeceğine işaret ediyor. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’nin haziranda yıllık yüzde 33.88 arttığını; Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin de temmuzda yıllık yüzde 44.32 yükseldiğini anımsatan Suiçmez, “Gelecek aylarda gıda fiyatlarının daha da artmasını bekliyoruz” dedi.

NE YAPILMALI

Suiçmez, alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: “Üretim maliyetlerinin düşürülmesi, girdilere sübvansiyon uygulanması, desteklerin yeterli olması ve zamanında ödenmesi, alım fiyatlarının maliyetin üzerinde olması, çiftçi borçlarının kredi faizlerinin silinmesi ve ana para ödemelerinin taksite bağlanması, TARSİM kapsamının poliçe ve kesinti yüksekliği sorununun giderilerek yaygınlaşması.”

Yazının Devamını Oku