VATANDAŞIN yurtdışından online alışverişe yönelik ilgisi, artan gümrük vergisine rağmen rekor kırdı.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verileri, yerli kartlarla yurtdışından yapılan alışverişlerdeki artış hızının, yurtiçinden yapılan alışverişlerdeki artış hızını solladığını ortaya koydu. Buna göre, ‘internet üzerinden yerli kartlarla yapılan yurtdışı alışverişleri’ 2024 Mayıs’ta 16.8 milyar TL iken 2025 Mayıs’ta yüzde 73 artarak 29.2 milyar TL’ye çıktı. Aylık bazda ilk kez 29 milyar TL eşiğine ulaşan bu harcamalarda yeni bir rekor kırılmış oldu. Bu yılın ilk 5 ayında yapılan toplam harcamalar da bir önceki yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında yine rekor seviyelere ulaştı. Buna göre, bu yılın ilk 2024 Ocak-Mayıs aralığında 76.2 milyar TL olan söz konusu harcamalar, 2025 Ocak-Mayıs aralığında 125.7 milyar TL’ye ulaştı.
İLK 5 AYDA BİR YILLIK HARCAMA
Böylece, geçen yılın neredeyse ilk 8 ayında yapılan yurtdışından online harcamaların toplamı, bu yılın ilk 5 ayında yapılmış oldu.
Aynı zamanda, 2025’in ilk 5 ayında yapılan toplam 125.7 milyar liralık yurtdışı online harcamalar, 2023’ün tamamında yapılan 115 milyar liralık harcamayı da solladı.
İLK KEZ 200 MİLYAR TL BANDINI AŞTI
Artan vergiye rağmen iç piyasaya göre daha ucuz kalan fiyatlar, bu artışta etkili oldu. Bu alışverişler sert artış kaydedince ‘yerli üreticileri korumak’ amacıyla vergi artışına gidilmişti. Geçen yıl yurtdışından gümrüksüz alışveriş sınırı düşürülüp, gümrük vergisi de artırıldı ancak artan vergi de bu alışverişlerin hızını kesemedi.
BKM verilerine göre, 2019’da 12 milyar TL olan ‘yerli kartlarla yurtdışı online harcama’ 2020’de 13.4 milyar TL’ye, 2021’de 23.6 milyar TL’ye çıktı; 2022’de 48.8 milyar TL’ye fırladı. 2023’e gelindiğinde ise 2022’ye kıyasla yüzde 135’i aşan artışla 115 milyar TL’ye yükselen bu alışverişler, 2024’te ilk kez 200 milyar TL bandını aştı ve 218 milyar TL’ye ulaştı.
YÜKSEK faiz koşullarında finansman sorunu devam eden, yurtiçi ve yurtdışında talepteki zayıflık nedeniyle siparişleri azalan; dolayısıyla üretim ve istihdamda kayıp yaşayan sanayicilerden bu kez pozitif bir haber geldi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi, sanayi üretiminin mayısta hızlandığına işaret etti. Buna göre, nisanda aylık bazda yüzde 3.1 daralan sanayi üretimi, mayısta yüzde 3.1 arttı. Sanayi üretiminde nisanda yüzde 3.3 olan yıllık artış hızı ise mayısta hızlanarak yüzde 4.9’a yükseldi. Yıllık yüzde 5’e dayanan artış hızı da aynı zamanda yıl genelindeki en iyi performansa işaret etti. Çünkü yılın ilk ayında yıllık yüzde 1.2 artan sanayi üretimi, şubatta yüzde 1.9 daralmış; martta yeniden artıya geçerek yüzde 2.5 arttıktan sonra nisanda artış hızını yüzde 3.1’e çıkarmıştı. Böylece, mayısta yüzde 4.9 artan sanayi üretimi, yılın en hızlı artışını da kaydetmiş oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yılın ikinci çeyreğinde sanayide güçlü büyüme öngördüklerini söyleyerek, sanayi üretimindeki artışın haziranda da sürmesini beklediklerine işaret etti.
Konuyu Hürriyet’e değerlendiren sanayiciler ise mayıs ayında yaşanan artışın mevsimsel faktörlerden ve Kurban Bayramı’ndan dolayı ötelenen işlerin geçici pozitif etkisinden kaynaklandığına dikkat çekti. Bu nedenle tek başına mayıs ayı verisini değerlendirmenin yetersiz olacağını belirten sanayiciler, yine de yıl sonunda bir önceki seneye kıyasla üretim tarafında daha güçlü bir kapanış beklediklerini ifade ettiler.
İMALATTA yüzde 3.2
TÜİK’in dün açıkladığı verilerin detaylarına bakıldığında:
Sanayinin alt sektörleri aylık bazda incelendiğinde, 2025 Mayıs’ta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10 arttığı görüldü.
Yine mayısta aylık bazda bakıldığında, imalat sanayi sektörü endeksinin yüzde 4.6 arttığı; elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksinin de yüzde 4.7 yükseldiği gözlendi.
Sanayinin alt sektörleri yıllık bazda incelendiğinde ise 2025 yılı Mayıs ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 5.3 arttı.
Mayısta yıllık bazda imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3.2 yükselirken; elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi aynı kaldı.
PİYASALARDA bu yılın ilk yarısı ABD Başkanı Donald Trump ile değişen küresel ticaret dengeleriyle, gümrük tarifeleri belirsizliğiyle ve devam eden savaşların artırdığı jeopolitik risklerle geçti. Buna yurt içinde mart ayında hızlanan iç siyasi gündem de eklendi. Bu nedenle ilk yarının oldukça dalgalı ve zor geçtiği vurgulanıyor. Tüm bu gelişmeler sonrası sene başında yatırım araçlarının performanslarına yönelik bazı beklentiler de değişmiş oldu. Yılın ilk yarısında faiz oranlarının düşeceğine yönelik beklentilerin, yatırımcıların alternatif getiri arayışını sınırlayarak borsayı desteklemesi bekleniyordu ancak ilk yarıda borsadaki getiri yüzde 1.2 ile sınırlı kaldı. Aynı dönemde dolar kuru yüzde 12.6 arttı. Böylece dolar/TL de yılın ilk 6 ayında yüzde 16.67 olan enflasyonun altında getiri sağladı. TL bazlı para piyasaları fonları yüzde 24.3 ve TL mevduat ise yüzde 23.2 ile enflasyonun üzerinde getiri sağladı. En yüksek getiriyi sağlayan yatırım aracı ise gram altın oldu. Sene başında 2 bin 965 TL seviyesinde bulunan gram altın, haziran ayını 4 bin 227 lira seviyesinden kapattı. Gramdaki getiriyi takip eden yatırım aracı ise Euro/TL oldu. Euro kuru söz konusu dönemde yüzde 26’lık bir artış kaydetti.
BORSAYA FAİZ MORALİ
Ata Yatırım Araştırma Genel Müdür Yardımcısı Cemal Demirtaş, sene başında 2025’e ilişkin üç ana faktör belirlediklerini; bunlardan ilkinin ‘enflasyon ve ekonomi programı’ olurken ikincisinin ‘Trump sonrası dünya ticaret dengeleri, gümrük tarifeleri ve Çin’ ve üçüncüsünün de ‘jeopolitik gelişmeler’ olduğunu söyledi. Demirtaş, “Bu yılın mart ayının sonuna doğru Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan politik gerginlik sürecinde dördüncü ana faktör olarak, iç siyasete ilişkin gelişmeler de piyasaları etkileyen önemli bir unsur hâline geldi” dedi. CHP’nin Kurultay davasının ertelenmesi, Ortadoğu’daki gerginliklerin azalması ve dezenflasyon sürecine ilişkin yeniden inancın artmasının, borsaya olan ilgiyi de önemli ölçüde yükseltmeye başladığına dikkat çeken Demirtaş, “Mayısın ardından haziran enflasyonunun da beklentilerin altında gelmesi, temmuz ayından itibaren yeniden faiz indirimlerinin hız kazanması olasılığını artırdı. Mevcut görünümde, dört faktörle ilgili ‘en kötünün geride kalmış olabileceği’ ve yılın ikinci yarısında yeniden faiz indirimleri ve finansal istikrar senaryolarının piyasa tarafından alınabileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
‘TL VARLIKLAR ÖN PLANDA OLACAK’
Yılın ikinci yarısında yine TL varlıkların ön planda olmaya devam etmesini ve iyi senaryoda borsaya olan ilginin artmasını öngördüklerini kaydeden Demirtaş, “Makro ekonomi programına olan güvenin artması durumunda ise uzun vadeli devlet tahvillerine olan ilginin de artabileceğini ve 2026’dan itibaren ekonomide büyümeyle birlikte, borsanın da en iyi alternatif hâline gelebileceğini düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
BANKA, GIDA PERAKENDE VE GYO ÖNE ÇIKAR’
ALTIN ve gümüşe kıyasla daha az bilinen ancak sanayide önemli kullanım alanları bulunan emtialardan platin, son günlerde tarihi zirve seviyelere ulaşmasıyla dikkat çekiyor. Geçen hafta itibarıyla son 11 yılın zirve seviyesine yükselen platin, ons bazında 1.435 dolara ulaştı. Böylece geçen hafta ons bazında fiyatlar altında yüzde 3.3 gerilerken, platin yüzde 5.7 değer kazandı. Sene başından bu yana bakıldığında ise platin fiyatları, yüzde 24 oranında değer kazanan ons altındaki getiriyi sollayarak yüzde 38.5 kazandırdı. Bunda, mücevher ve otomotiv sektöründen gelen talep ve doların zayıflıyor olmasının emtialara verdiği olumlu katkı gibi pek çok neden etkili oldu. Peki, platinde beklentilerin üzerinde gerçekleşen bu yükseliş devam eder mi, Türkiye’de söz konusu emtiaya yönelik halihazırda düşük olan ilgi nasıl seyreder?
MUSK VE TRUMP GERİLİMİ ETKİLEDİ
Platin fiyatlarında yaşanan rallinin nedenlerini detaylarından başlamak gerekirse...
Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, bu yükselişte bir değil, birçok neden olduğunu vurguluyor. En önemli etkenlerden birinin Çin ve ABD’de artan fiziki talep olduğunu söyleyen Ergezen, bu talebin de otomotiv endüstrisi ile mücevher sektöründen geldiğine işaret etti. Otomotiv endüstrisinin talebinde Elon Musk ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yaşanan gerilim ve sonrasında Trump’ın geleneksel otomobillere yönelik açıklamaları etkili olduğu bilgisini veren Ergezen, “Benzinli araçlara yönelik teşvikin artması platine olan talebi artırıyor. Çünkü platin, geleneksel otomobillerde özellikle egzoz tarafında çok fazla kullanılan emtialardan bir tanesi” dedi.
TAKILARDA ALTIN YERİNE PLATİN
Platin fiyatlarını artıran bir diğer noktanın da takı sektöründen gelen talep olduğunu kaydeden Ergezen, “Takılarda altın yerine takılarda platin kullanılması, talebi artıran bir unsur” dedi. Bunun yanı sıra dolar endeksinin geriliyor olmasının da tüm emtialara olumlu yansıdığına dikkat çeken Ergezen, son olarak arz-talep tarafındaki dengesizliğin de fiyatları yukarı çektiğini söyledi. Ergezen, “Güney Afrika’da enerji kesintileri ve yatırım, altyapı eksikliği nedeniyle üretimin bu yıl yüzde 10 ila 12 aralığında düşmesi bekleniyor” diye konuştu.
RALLİNİN DEVAMI TALEBE BAĞLI
Platin fiyatlarında yaşanan sert yükselişin devam edip etmeyeceğine yönelik ise Ergezen, “Emtia fiyatlarında bu kadar sert yükselişler daha çok kar satışları olarak kullanılır. Arz ve talep tarafına, özellikle otomotivden gelecek talebe, Çin’in takı kaynaklı talebinin devam edip etmeyeceğine bakıyor olacağız. Sene başından bu yana kaydedilen yüzde 40’lık getirinin oldukça güçlü bir getiri olduğunu düşünüyorum. Bu seviyelerde dinlenmesi, kâr satışlarının gelmesi normal” değerlendirmesinde bulundu.
İSTANBUL Sanayi Odası’nın (İSO) 1968’den bu yana gerçekleştirdiği ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’ araştırmasının 2024 sonuçları dün açıklandı. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın aktardığına göre sonuçlar, sanayicilerin faaliyet koşullarının geçen yıl ağırlaştığını ortaya koydu. Ülkedeki sanayi devlerinin üretimden net satışlarındaki artış 2022’de yüzde 119, 2023’te yüzde 42.1 olarak kaydedilirken 2024’te yüzde 36.3’e geriledi. Reel olarak üç yıl üst üste gerileyen üretimden net satışlar 2024’te 8.7 trilyon lira oldu. İSO 500’ün faaliyet kârı da 2024’te yüzde 31.6’lık sert düşüşle 641 milyar TL’ye indi. Sanayicilerin geçen yıl da en temel sorunlarından biri, finansman giderleri oldu. 2024’te İSO 500’ün finansman giderlerinin yüzde 16 ile enflasyonun altında arttığını; sanayicilerin bu giderleri 2024’te daha başarılı yönettiğini söyleyen Bahçıvan, “Fakat sanayici esas faaliyetlerinden o kadar az kâr elde etti ki, kazandığı paranın neredeyse tamamını finansman gideri olarak kullandı” dedi. Ancak son dönemde genellikle piyasadaki ödemelerin aksadığını söyleyen sanayicilerden bu kez, Bahçıvan aracılığıyla farklı bir çıkış geldi. Bahçıvan’ın, İSO 500’ün finansman giderleri hakkında bilgi verdiği sırada “Dışarıdan destek ve teşvik bekleyeceğimize, şapkamızı önümüze koyarak dünyanın da kullandığı farklı enstrümanlara kapımızı açmalıyız” şeklindeki açıklaması dikkat çekti.
‘ÇUVALDIZI KENDİMİZE’
Nitelikli finansman konusunda yıllardır yaşadıkları sorunlara değinen Bahçıvan, “2024’te finansman giderleri yüzde 16 ile enflasyonun oldukça altında artarak 619 milyar TL’ye yükseldi. Buna karşılık, satışlardaki zayıf seyir ve yükselen maliyetlerin etkisiyle faaliyet kârı yüzde 31.6 düştü. Bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı belirgin bir artışla yüzde 56.9’dan yüzde 96.6’ya yükseldi” dedi. Bu oranın, 2014-2023 ortalaması olan yüzde 60.1’in üzerinde olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, “Adeta kangren olmuş bir konuda; finansmana erişim, nitelikli finansman konularında sanayiciler olarak çuvaldızı kendimize de batırmalıyız. Çünkü bu oranın, 10 yıllık ortalamanın üzerinde olması karşısında şunu itiraf etmek durumundayız: Sanayiciler olarak yaptığımız işler arasında en hafife aldığımız konu, finans. Bütün dünyanın kullandığı finansal enstrümanlara mesafeliyiz. Risklerimizi minimize edecek araçları kullanmıyoruz. Bu konuda artık dışarıdan destek ve teşvik bekleyeceğimize, şapkamızı önümüze koyarak dünyanın da kullandığı farklı enstrümanlara kapımızı açmalıyız” ifadelerine yer verdi.
‘SANAYİCİ BANKA BAĞIMLISI’ VURGUSU
Bahçıvan, finansmanın yönetimi konusunda sanayicileri yönlendirip, farklı bakış açıları geliştirmeye çalıştıklarını da söyledi. ISO Başkanı, “İddia ediyorum, Türk şirketlerinin finansman sanatı konusunda kendilerini farklı şekillerde, proaktif çalışmalarla ve yeni nesil birtakım enstrümanlarla; uzun vadeli kredi kaynakları ve uzun vadeli tahviller gibi birçok farklı enstrümanlarla desteklenebilecek bir imkân havuzu var. Ne yazık ki, biz Türk sanayicisi olarak kendimizi sadece ve sadece banka kaynaklarıyla fonlama, bunun üzerinden bir kaynak akışı oluşturma noktasından öteye geçemiyoruz. Eleştirdiğimiz nokta bu. Bu kadar banka bağımlısı olunduğunda, bu kadar bankalara bağlı kalındığında kendimizi tablonun derinliği ile karşı karşıya buluyoruz” diye konuştu.
Öte yandan, sanayi devlerinin geçen yılki faaliyet koşullarını gösteren diğer önemli noktalar, madde madde şu şekilde:
ÜRETİMDE DÜŞÜK TEKNOLOJİ UYARISI
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri incelendiğinde, vatandaşın özellikle elektronik eşya, hazır giyim ve ayakkabı harcamalarını ertelediği; gıda ve içecek gibi temel ihtiyaç maddelerindeki büyümenin de yavaşladığı görülüyor. Hal böyle olunca, gıda sektöründe de enflasyondan arındırılmış sepet büyüklüklerinde daralmalar yaşanabiliyor. Bu da perakende sektöründe, satış hacmini artırabilmek amacıyla gidilen promosyonları hızlandırıyor.
‘MARKETLER BROŞÜR ÇIKMAMIZI BEKLİYOR’
Önceki gün basından temsilcilerle bir araya gelen Tarım Kredi Kooperatif Market Genel Müdürü (TK KOOP ) Varol Halepli, halihazırda perakende sektöründe ‘promosyon savaşları’ yaşandığını söyledi. Tarım Kredi marketlerinde sene başında yüzde 14 olan promosyon oranının yüzde 19-20’lere yükseldiği bilgisini veren Halepli, “Promosyon oranınız satışın belli bir oranına gelmek zorunda. En elverişlisi yüzde 21-22’dir, altında kalırsanız zarar” dedi.
“Bizim hem çiftçi hem vatandaşımıza karşı sorumluluğumuz var. Hem piyasa regülasyonu görevi üstleniyoruz hem de bunu en iyi kalitede yapmaya çalışıyoruz” diyen Halepli, “Rakibimiz olan marketler ithal ürünler alırken biz yüzde 100 yerli ve birinci kalite ürünlerin satışını çoğunlukla aynı fiyata yapmak durumundayız. Böylece marketlerdeki fiyat artışını regüle ediyoruz. Çiftçiden ürün alırken de tüccarın düşük fiyat vermesini önlüyor, regülasyon sağlıyoruz. Marketler bizim insert (broşür) çıkmamızı bekliyor ki fiyatları ona göre daha düşük çıkabilsin. Biz piyasada olmasaydık fiyat rekabeti bu kadar güçlü olmazdı” ifadelerini kullandı.
PAHALILIĞIN NEDENİ YERLİ ÜRÜN SATMAK
Tarım Kredi’nin ürün bazında zaman zaman diğer zincir marketlerle kıyaslandığında daha pahalı kalabildiğine yönelik ise Halepli, şu yanıtı verdi: “Bizim sattığımız ürünler yüzde 100 yerli ürün olmak durumunda. Bizde satılan bakliyatla, diğer zincir marketlerde satılan bakliyatın fiyatı farklıysa, daha uygun olan ürünün menşeine bakmak lazım. Bizim aslında iki bacaklı görevimiz var: Hem çiftçiyi hem de nihai tüketiciyi destekleyeceğiz. Bu nedenle her şeyi ‘yüzde 100 uygun fiyata satmak, yüzde 100 ucuza satmak’ diye bir durum yok. Kaldı ki, bu perakendede böyledir. Her şeyi en iyi fiyatta bulmanız her zaman mümkün değil. Piyasaya pahalı kalmamak için zararına satışlar yapıyoruz.”
Politika faizindeki düşüş hızını sollayan TL mevduat faizi, 7 Mart haftası itibarıyla son bir yılın en düşük seviyesine geriledi.
Merkez Bankası’nın (TCMB) gevşeme sürecine başladığı 26 Aralık’ın hemen öncesinde yüzde 59.44 seviyesinde bulunan 1-3 aylık TL mevduat faizi, 7 Mart haftası itibarıyla yüzde 51.44’e geriledi. Yani Merkez, son üç Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında toplam 7.5 puanlık faiz indirimine giderken, TL mevduat faizindeki düşüş 8 puanı buldu. Ancak Merkez Bankası’nın açıkladığı TL mevduat faizi oranları, daha çok yüksek hacimli döviz dönüşümlü KKM’den standart TL mevduata geçişlerde geçerli. Bu nedenle vatandaşın bankaya gittiğinde karşılaştığı mevduat faizi oranlarındaki düşüş 8 puanı da aşabiliyor.
DÜŞÜŞ HIZI YAVAŞLAYABİLİR
Hürriyet’e bilgi veren uzmanlara göre, mevduat faizindeki düşüş hızının politika faizine kıyasla daha fazla olması ‘bankaların dönemsel kredi politikalarına’, ‘fonlama yapısındaki değişime’ veya ‘ellerindeki likiditasyona’ bağlı olarak değişebiliyor ve önden yüklemeli olabiliyor. Bu nedenle mevduatta ilerleyen dönemde Merkez’in faiz indirimine paralel düşüş beklense de şu anki kadar hızlı olmayabileceği belirtiliyor.
Gedik Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onur Can Bal, bu nedenle risk almayı sevmeyen yatırımcılar için TL mevduat faizinin cazibesini hâlâ belli ölçüde koruduğuna dikkat çekti. “Ancak mevduat faizindeki düşüş ilerleyen aylarda bu kadar hızlı olmasa da politika faizindeki düşüşe paralel olarak düşecektir. Bu da mevduat yatırımcısının ilgisini borsaya yöneltebilir. BIST 100 endeksinde 10 bin 250 puanın aşılması yurt içi yatırımcıların iştahını artıran bir gelişme oldu. İlerleyen süreçte borsaya yerli girişlerinin hızlanmasını bekleyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.
‘BORSA DAHA CAZİP HALE GELDİ’
Ata Yatırım Teknik Analiz Müdürü Göksel Tekiner ise mevduatın sunduğu getiri azaldığı için cazibesini de yitirmeye başladığına işaret ediyor. TCMB’nin faiz indirim sürecine başlamasıyla birlikte mevduat faizlerinde gerileme beklenen bir gelişmeydi. Ancak, mevduat faizlerindeki düşüşün politika faizinden daha hızlı olması, bankaların kredi verme iştahının artması, tahvil faizlerinin düşmesi ve bankaların likidite yönetiminde alternatif kaynaklara yönelmesiyle açıklanabilir” diyen Tekiner, “Üçüncü faiz indirimine kadar mevduat, borsaya kıyasla hâlâ cazibesini koruyordu. Ancak şu an gelinen noktada, özellikle enflasyonist ortamda, mevduatın sunduğu reel getiri giderek azalıyor” diye konuştu. “Mevduat faizlerinin yüzde 40’ların altına gerilemesi, yatırımcıları daha yüksek getiri arayışına yönlendirirken, borsa bu noktada daha cazip hale geliyor” diyen Tekiner, şöyle devam etti:
“Faizlerin düşmesi, şirketlerin borçlanma maliyetlerini azaltarak borsayı desteklerken, yatırımcılar açısından volatiliteyi artırabilir. Mevduat, düşük riskli bir enstrüman olarak avantaj sağlasa da, borsa şu an enflasyon karşısında daha avantajlı bir yatırım alternatifi olarak öne çıkıyor.”
ABD ve Rus heyetleri-nin AB’yi yok sayarak Riyad’da bir araya gelmesi, Ukrayna’da barış umutlarını artırırken ‘Batılı şirketler Rusya’ya döner mi’ sorusunu da gündeme getirdi.
Reuters’ta yer alan bir analize göre, yaptırımların dışında bırakılan perakende ve gıda üreticilerinin geri dönüşü, yaptırım kapsamındaki enerji ve finans sektörlerinin şirketlerine kıyasla daha muhtemel. New York Times’ta yer alan bir haberde de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ‘Ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi için yapay engeller kaldırılmalı’ çıkışı, ‘ABD yaptırımlarının kaldırılmasına açık bir gönderme’ şeklinde yorumlandı. Rus parlamentosunun alt kanadı Duma’nın Mali Piyasalar Başkanı Anatoliy Aksakov da bu hafta yaptığı bir açıklamada Visa ve Mastercard’ın da yakın zamanda Rusya pazarına döneceğini düşündüğünü söylemişti. Bu gelişmelerin üzerine, yaptırımların gevşetilmesi durumunda Batılı şirketler için Rusya’ya dönüş kapısının açılabileceği yönünde bir beklenti oluştu.
AB’DEN YENİ YAPTIRIM
Bu hafta bir yandan Avrupa ve Kiev’in davet edilmediği Riyad görüşmesi gerçekleşirken; diğer yandan da AB ülkeleri Rusya’ya yeni yaptırımda anlaştı. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya-Ukrayna savaşının 24 Şubat’taki yıl dönümü nedeniyle hazırlanan 16’ncı yaptırım paketinde uzlaşıldığını açıkladı.
‘İKNA ETMEK ZAMAN ALIR’
CNN’de yer alan bir analize göre, AB’nin yeni yaptırımları sonrası Batılı şirketlerin geri dönmesi hayal. Rusya’dan çıkan şirketlerin çoğunun büyük indirimlerle satış yapmak zorunda kaldığı anımsatılan bazı analizlerde de ‘yatırımcıları tekrar ikna etmenin zaman alabileceği’ belirtiliyor.
RUSYA AMERİKALI ŞİRKETLERDEN UMUTLU