GEÇEN aylarda da gündeme gelen gümüşte sahtecilik, yeni bir boyut kazandı. Son günlerde, yetkili rafinerilerin basmadığı bilinen 5 ve 10 gramlık külçe gümüşlerin özellikle bazı kuyumcuların sosyal medya hesaplarından ya da e-ticaret platformları üzerinden satılması dikkat çekiyor. ‘Yatırım fırsatı’ şeklinde pazarlanan bu ürünlerin erişilebilir fiyatlardan satılması da finansal okuryazarlığı olmayan vatandaşı mağdur edecek cinsten. Çünkü emtia uzmanlarının Hürriyet’e verdiği bilgilere göre, resmi rafineriler halihazırda 5 ve 10 gramlık külçe gümüş basmıyor. Hürriyet’in ulaştığı bazı yetkili rafinerilerin yetkilileri de bu bilgiyi doğruladı. Bu nedenle, piyasada satılan küçük gramajlı külçe gümüşlerin Darphane’den izinsiz basıldığını; dolayısıyla resmiyette bir karşılıklarının olmadığını vurgulayan uzmanlar, vatandaşı bu ürünlerden uzak durmaları noktasında uyardı. Üstelik, sahtecilik yalnızca bununla da sınırlı değil. Yasal olmayan yollarla basılan külçe gümüşlerin aslında gümüş olmadığı; pirinç ve çelik gibi daha düşük maliyetli metallerin karışımı olduğu belirtiliyor.
YASAL OLAN YOK İLLEGAL OLAN UCUZ
2025, değerli metaller açısından rekorların kırıldığı bir yıl oldu. Geçen yıl ons altın yüzde 64.2 değer kazanırken, gümüşün ons fiyatı yüzde 146 artış gösterdi. Yıla 28.9 dolardan başlayan gümüş, aralık ayında 84 dolarla rekor kırdı ve yılı 71.1 dolardan kapattı. Böylece 1979’dan bu yana en hızlı yükselişini kaydetti. Bu yükselişte arz endişeleri, endüstriyel talep, jeopolitik gerilimler ve Fed’in faiz indirimleri etkili oldu.
Yeni yılın ilk günlerinde ise 50 gramlık külçe gümüşler yaklaşık 6 bin 900 TL’den, 100 gramlık külçeler ise 13 bin TL’den satılıyor. Ancak arzda yaşanan sorunlar nedeniyle Kapalıçarşı ve Kuyumcukent gibi merkezlerde dahi bu gramajları bulmak zorlaştı. Buna karşın 5 gramlık külçe gümüşler 1.700 TL, 10 gramlık külçeler ise 3 bin TL civarında fiyatlarla e-ticaret sitelerinde ve sosyal medyada satışta.
Sahte olduğu belirtilen 5 gram gümüş külçeler e-ticaret platformlarında 1.695 TL’den, 10 gram külçe gümüşler ise 2 bin 999 TL’den satılıyor.
‘RESMİ RAFİNERİLERİN BÖYLE BİR BASIMI YOK’
Gümüş Takı Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Başkanvekili Suat Topaloğlu, “5, 10 ve 20 gram gümüş basımı yaklaşık 1-1.5 yıl önce yayımlanan tebliğle yasaklandı. Yetkili rafineriler bu yasaktan önce de maliyet nedeniyle küçük gramaj üretmiyordu. Dolayısıyla piyasadaki 5-10 gramlık gümüşler resmi rafinerilerin ürünü olamaz” dedi.
Arz azalırken talebin hızla arttığını belirten Topaloğlu, “Artık kiloluk gümüş talep ediliyor. Rafineriler küçük gramajlarla uğraşmıyor” diyerek şu uyarıyı yaptı: “Yasal olmayan üretimlerde logo ve damga bulunmaz. Bu ürünlerin resmiyette karşılığı yoktur.”
TÜRKİYE’nin en büyük fiziki altın alım, satım ve üretim merkezi olan Kuyumcukent’te yaprak dökümü yaşanıyor. Altın ithalatına getirilen kota nedeniyle müşteri kaybı yaşadığını belirten ihracatçılar, atölyelerini Kuyumcukent’te kapatıp, müşterilerinin olduğu pazarlara taşımaya başladılar. İç piyasa ağırlıklı çalışan ya da kota sonrası rotayı iç piyasaya kıran firmalar ise düşen takı talebi nedeniyle zorda. Kuyumcukent esnafının aktardığına göre altın fiyatları rekor üzerine rekor kırınca, vatandaşın özellikle takı ve mücevher talebi sert düştü. Altın alabilen vatandaş, tercihini gram veya çeyrek altından yana kullanınca atölyelerdeki takı üretimi neredeyse durma noktasına geldi. Durumu yerinde görmek için gittiğimiz Kuyumcukent’te hem atölyelerde üretim yapan hem de perakende satan esnafla konuştuk.
KOTA YORGUNLARI DUBAİ VE MISIR’A GİTTİ
Sektörde 40’ıncı yılını dolduran, aynı zamanda Kuyumcukent’te bir dönem yöneticilik de yapan esnaf Habib Kocabaşoğlu, “Altın ithalatına getirilen kota uygulaması sonrası müşterilerini kaybeden ihracatçılar buradaki atölyelerini kapatmaya başladı” dedi. Kapanan bazı büyük atölyelerin Dubai ve Mısır’a gittiğini; gidenlerin önemli bir kısmının da Türkiye’ye yaklaşık 10 sene önce gelen yabancı yatırımcılar olduğunu söyleyen Kocabaşoğlu, “Türkiye’ye duydukları güvenden dolayı buraya gelen yatırımcılardı. Bazısı 300-500 kilo altınla, bazısı bir ton altınla geldi. Burada yediler, içtiler, para kazandılar, ev ve araba aldılar, istihdam sağladılar. Atölyelere altınları vererek iş yaptırdılar. İşi de burada öğrendiler. Şimdi buradaki sistemi alıp Dubai’ye, Mısır’a taşıdılar” diye konuştu.
Kota uygulaması sonrasında mücevher üreticisinin altına dünya piyasalarına oranla 3-5 bin dolar daha pahalı ulaşır hale geldiğini söyleyen kocabaşoğlu, İşlenen altında kilo başına edilen zarara dikkat çekti. Kocabaşoğlu, “Bir kilo altın yurtdışında 142 bin dolar ama Türkiye’de 147 bin dolar. Müşteri ‘al diyor, bir kilo altın bedeli olan 142 bin doları yolluyorum sana.’ Alıyorum ama burada 147 bin dolara yerine koyabiliyorum. Yani daha işe başlarken bir kiloda 4 bin 500 dolar zarar ediyoruz. Sadece ihracat yapan atölyeler önce bekledi; 3 ay geçti, 6 ay geçti, 1 sene geçti... Kapattılar” ifadelerini kullandı.
‘KUYUMCUKENT YÜZDE 20 BOŞALDI’
Kota uygulamasının hayata geçtiği Ağustos 2023’ten bu yana sadece Kuyumcukent’te değil, ülke genelinde sektörün daraldığını kaydeden Kocabaşoğlu, “O dönemden bugüne Kuyumcukent yüzde 20 boşalmıştır” dedi. İsminin haberde yazılmasını istemeyen başka bir esnaf, da ocak ayı itibarıyla 300 civarında atölyenin daha kapanmak için başvuru yaptığına yönelik duyum aldıklarını ifade etti. “Kuyumcukent denilince akla ilk gelen esnaf” olarak gösterilen Veysi Amcalar ise kapanan ihracatçı atölyelerin yaklaşık 10 bin kişilik istihdam yarattığını aktardı. “Yurtdışından gelen ihracatçıların çoğu gitti” diyen Amcalar, “Atölye tarafındaki istihdamın bir yılda 40 binden 30 bine düştüğü belirtiliyor. Şöyle düşünün, bir atölyeniz var ama hammaddeniz yok, eninde sonunda kapatacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.
TAKIDA SERT DÜŞÜŞ
2025, 9 bin ila 11 bin 500 puan bandına sıkışan BIST 100 endeksi için ‘patinaj yılı’ oldu. Yatırımcıların önemli bir kısmı yüksek TL faizlerinden dolayı mevduata, likit fonlara ve altına yöneldi; kazandırmayan borsanın pabucu dama atıldı. Endeks, bu yılı 11 bin 300 ila 11 bin 400 seviyelerinde kapatmaya hazırlansa da; bu, reelde yani enflasyondan arındırıldığında, yatırımcının alım gücünü koruyamadığı bir yıla işaret ediyor. Ancak piyasa profesyonellerinin hemfikir olduğu öngörü, 2026’nın 2025’ten çok daha iyi bir yıl olacağı yönünde. “Borsa sabır işidir” vurgusu yapan Hedef Portföy Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Erdoğan, “2026, son iki yılın ‘şanssız’ yatırımcısı için bir telafi yılı olma potansiyeline sahip” diyor. Faiz indirimi döngüsünün yavaş seyri göz önüne alındığında, 2026’nın ilk yarısının Türk hisse senetleri için zorlu geçmeye devam edeceği tahmini yapan Ata Yatırım Araştırma Genel Müdür Yardımcısı Cemal Demirtaş; yine de borsada 2026’da bu seneye kıyasla daha iyi bir yıl beklediklerini anlattı. Demirtaş, “İlk yarıda geçilecek önemli testlerin ardından 2026, son 5-10 yılın en iyi yıllarından biri olabilir” ifadelerine yer verdi.
Erdoğan ve Demirtaş ile 2026’da borsa yatırımcısını bekleyen gelişmeleri, öne çıkması beklenen sektörleri ve yatırımcıların dikkat etmesi gereken noktaları konuştuk.
SABIR TESTİ VE ‘PATİNAJ YILI’
Aslında Borsa İstanbul, 2025’e ‘enflasyonda düşüş’ ve ‘faiz indirim’ temalarıyla olumlu bir havada başlamıştı. Ancak 19 Mart’ta İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla artan siyasi tansiyon ve belirsizlik, para çıkışlarına ve rezerv düşüşüne neden oldu. Bu da faiz indirimlerinin beklendiği piyasadaki durumu tersine çevirdi ve Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kaldı. Ocak 2025’te yüzde 45 olan ve Mart 2025’te yüzde 42.5’e gerileyen politika faizi, bu gelişmeler sonrası yüzde 46’ya çıktı. Bu dönemde küresel tarafta da gümrük vergisi tartışmaları ve artan jeopolitik gerginlikler, piyasalar üzerindeki baskıyı artırdı. Yılın ikinci yarısında ise TL’ye güven yeniden sağlandı ve zaman zaman enflasyonla ilgi algı bozulsa da ekim ve kasım ayı enflasyonunun düşük gelmesi, 2026’ya ilişkin olumlu beklentilerin artmasını destekledi. Tüm bu gelişmeler ışığında BIST 100’ün performansına bakıldığında; TL bazında yüzde 15.4 yükseldiği, hem enflasyon hem döviz bazında reel kayıp yaşadığı görülüyor.
İLK 6 AY HAZIRLIK DÖNEMİ
‘2026’nın 2025’ten çok daha iyi bir yıl’ olmasını beklediklerini aktaran Hakan Erdoğan ise bunda faiz indirim döngüsünün ve beklenen yabancı girişlerinin etkili olacağını işaret etti ve “2026, son iki yılın ‘şanssız’ yatırımcısı için bir telafi yılı olma potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu. “Faiz indirimleri 2026’nın ilk yarısında borsaya giriş için bir hazırlık dönemi olabilir” diyen Erdoğan, “Nisanda yayınlanacak enflasyon raporu belirleyici olacaktır. Yılın ikinci yarısı borsa için daha olumlu bir dönem olarak öne çıkacak. Türkiye’nin gri listeden çıkışı ve kredi notu artışlarının ardından, 2026’da carry trade yerine doğrudan hisse senedi piyasasına odaklı yabancı girişinin artması bekleniyor” diye konuştu.
Bu yıl yaşanan iç ve dış kaynaklı gelişmeler nedeniyle 2025’i piyasalar ve borsa açısından ‘dalgalı ve baskı altında kalınan yıl’ olarak niteleyen Cemal Demirtaş, gelecek sene için ise daha pozitif bir beklenti içerisinde. “Borsa İstanbul açısından geçen yıla göre daha iyi bir yıl bekliyoruz” diyen Demirtaş, “İlk yarıda geçilecek önemli testlerin ardından, 2026 son 5-10 yılın en iyi yıllarından biri olabilir” diyor; ancak bir şerh düşerek: “Tabii, Türkiye’nin olumsuz risklere de her zaman açık olduğunu da gözardı etmemek lazım.”
Demirtaş ayrıca, BIST-100 endeksinde 12 aylık hedeflerinin 15 bin puan olduğunu aktardı.
YIL boyunca rekor üzerine rekor kıran değerli metaller, güçlü rallisine devam ediyor. ABD ile Venezuela arasındaki gerilimin güvenli liman talebini artırması ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerine devam edeceğine yönelik güçlenen beklentiler altın ve gümüşe eşik atlattı. Hafta başında tarihinde ilk kez 4 bin 400 doları aşan ons altın, dün 4 bin 500 doları da aşarak rekor tazeledi. Gram altın da dün 6 bin 300 TL’ye çıktı. Gümüş fiyatlarındaki artış hızı ise altındaki yükselişi sollamış durumda. Gümüşün onsu, önceki gün 70 doların üzerine çıktı, dün ise 72.7 dolara yükseldi. Böylece, gümüşün yıl başından bu yana kazancı yüzde 140’ı aştı. Değerli metallerdeki rekor konvoyuna katılan paladyum, hafta başında son 3 yılın zirvesini; platin ise 17 yılın zirvesi seviyesini test etti. Platin 2 bin 380 dolarla kadar yükselirken; paladyum da 1.890 doları aştı.
‘GEÇİCİ PARLAMA DEĞİL’
Özellikle altın ve gümüşteki yukarı yönlü ivmenin sürmesini bekleyen piyasa, aynı zamanda ‘emtia süper döngüsü mü başlıyor’ konusunu tartışıyor. ‘On yıllarca süren yükseliş trendi’ anlamına gelen ‘süper döngü’ye ilişkin Hürriyet’e konuşan Hedef Portföy Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Erdoğan, “Emtialarda bir ‘süper döngü’ içerisinde olduğumuz görüşü şu an oldukça yaygın ve haklı gerekçelere dayanıyor” dedi ve bunun ilk nedeninin ‘parasal genişleme ve borçluluk’ olduğuna dikkat çekti. “Küresel borç seviyelerinin sürdürülemez noktaya gelmesi, yatırımcıyı kağıt paradan kaçıp fiziksel varlıklara (altın, bakır, lityum) itiyor” diyen Erdoğan, ikinci neden olarak ‘enerji dönüşümüne’; üçüncü olarak da ‘jeopolitik bloklaşmaya’ dikkat çekti.
<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=43064494&resizable=1&autostart=true&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' loading='lazy' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>
GÜMÜŞTE 150-200 DOLAR BEKLENTİSİ
Erdoğan’ın aktardığına göre, ons altının 2026’nın ilk yarısında 5 bin dolara, 2026 yıl sonunda 6 bin dolara çıkması bekleniyor. Gümüşe yönelik tahminler ise 2026’nın ilk yarısında 85 ila 100 dolar aralığında seyredip, 2026 sonunda 150-200 dolar bandına ulaşacağı yönünde. Diğer değerli metallerin de ‘kendi hikâyelerini yazdıklarını’ vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: “‘Altının kaldıraçlı kardeşi’ olarak bilinen gümüş hem endüstriyel talebin artması hem de ‘altın çok pahalı’ diyen yatırımcının yönelmesiyle rekor kırdı. Elektrikli araçların şarj kapasitelerinin artırılması, menzillerinin yükseltilmesi ve şarj sürelerinin kısaltılması çalışmaları için gümüş önemli bir emtia olarak karşımıza çıkıyor.”
DİĞER İKİ METALDE OTOMOTİV ETKİSİ
Ata Yatırım Hazine Müdürü Soner Aydın
SON günlerde yatırım fonları üzerinden manipülatif işlemler yapıldığı iddiaları üzerine fon yatırımcı sayısı dalgalansa da; yerli yatırımcının yatırım fonlarına yönelik ilgisi sürüyor.
Pusula Portföy’ün ‘Türkiye’nin Fon Haritası’ araştırmasına göre, Eylül 2025 itibarıyla ülke genelinde toplam fon büyüklüğü 7 trilyon 440 milyar TL’yi buldu. Fon sahibi kişi sayısı 5 milyon 670 bine, kişi başına düşen ortalama fon büyüklüğü de 1 milyon 312 bin TL’ye ulaştı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine bakıldığında, sonraki aylarda da hem fon büyüklüğünün hem yatırımcı sayısındaki artışın sürdüğü görülüyor. Buna göre, yatırım fonlarının toplam piyasa değeri ekim sonunda 7.9 trilyon TL’ye, kasımda ise 8.1 trilyon TL’ye yükseldi. Bu da 2025 Kasım’da geçen yılın aynı ayına kıyasla yatırım fonlarının toplam piyasa değerinde yüzde 88’i aşan bir yükseliş yaşanması anlamına geliyor. MKK verilerine göre ayrıca, fon yatırımcı sayısı 2024 sonunda 5.4 milyon iken 2025 Kasım sonu itibarıyla 5.7 milyona ulaşmış durumda. Yatırım fonlarında stopaj oranlarının artırılmasına rağmen büyüme sürerken; yerli yatırımcıların fonlara yönelik ilgisinin gelecek sene de devam etmesi bekleniyor.
KIYMETLİ MADENLER % 85.6 KAZANDIRDI
Fonlara yönelik ilginin en önemli nedeni, enflasyonun üzerinde getiri sağlaması. TÜİK verilerine göre, kasımda aylık enflasyon yüzde 0.87, yıllık enflasyon yüzde 31.07 olmuş; 2025’in ikinci yarısı itibarıyla 5 aylık enflasyon oranı da yüzde 11.21 olarak gerçekleşmişti. Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu (TEFAS) verilerine göre, sene başından bu yana kıymetli madenler fonu yüzde 85.6 ile en çok kazandıran fon oldu. Bunu yüzde 66 ile serbest şemsiye fonları, yüzde 50.5 ile katılım şemsiye fonları, yüzde 49.6 ile de para piyasası fonları takip etti. Pusula Portföy’ün Fon Haritası araştırması da en çok yatırım çeken beş fondan ilkinin serbest şemsiye fonları olduğunu; en çok yatırımcısı olan fonların başında ise para piyasası fonlarının geldiğini ortaya koydu. Araştırma aynı zamanda, bu yıl en çok kazandıran kıymetli madenler şemsiye fonlarına erkeklerin daha çok ilgi gösterdiğine de işaret etti. Söz konusu fonlara yatırım yapanların yüzde 61’ini erkekler, yüzde 39’unu ise kadınlar oluşturdu.
Ayşe Seher Aydın
FON YATIRIMCISI ORTALAMA45-49 YAŞINDA
Dün İstanbul’da düzenledikleri basın toplantısında araştırmalarının detaylarına yönelik bilgi veren Pusula Portföy Genel Müdürü Dr. Ayşe Seher Aydın’ın aktardıklarına göre:
Portföy büyüklüğü bakımından serbest şemsiye fonları 4 trilyon 331 milyar TL’yi aşan büyüklüğe ulaştı. Para piyasası fonları, 1 trilyon 164 milyar TL’lik büyüklük ile ikinci sıraya yerleşti.
İŞ dünyası son üç yıldır en çok dile getirdiği finansmana erişim sorunu için yeni taleplerde bulundu. Ülke genelinde 100 bini aşkın işletmeyi temsil eden Türk İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) Başkanı Süleyman Sönmez, faiz indirimlerinin kredi faizlerine yansımadığını; bu nedenle krediye erişimin teknik olarak mümkün olsa da yüksek faiz oranları nedeniyle işletmelerin bu kaynakları kullanamadığını söyledi.
“Türk iş dünyasının en önemli özelliklerinden biri, borcuna sadık olmasıdır” diyen Sönmez, “İş insanlarımız zor zamanlarda kendi öz sermayesini şirketine koyar, batıp gitmek gibi bir anlayışı yoktur. Finansmana eriştiğinde bunu sadece maddi değil, manevi bir borç olarak da değerlendirir. Bu nedenle iş insanlarımızın finansmana erişimi muhakkak kolaylaştırılmalı” ifadelerine yer verdi. Bu soruna yönelik 5 maddeden oluşan çözüm önerisi hazırladıklarını da aktaran Sönmez, bu maddeleri şöyle sıraladı: ‘Kredi mekanizmalarının çeşitlendirilmesi’, ‘teminat yapısının esnetilmesi’, ‘KOBİ’lerin finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma düzeyinin artırılması’, ‘makroekonomik istikrar’ ve ‘bölgesel farklılıkların gözetildiği finansal programlar’.
‘BÖLGESEL KREDİLER KAPSAYICI OLSUN’
Sönmez, bu yıl Antalya’da 26.’sı düzenlenen TÜRKONFED İş Dünyası Zirvesi sonrası gazetecilerle bir araya geldi. Çözüm önerileri olan ‘kredi mekanizmalarının çeşitlendirilmesi’ konusunda yapılması gerekenleri detaylandıran Sönmez, “Özellikle üretim yapan KOBİ’ler için hedefli ve düşük faizli yatırım kredileri tasarlanmalı” dedi. Teminat yapısının esnetilmesine yönelik “Taşınır teminat rejimi, özellikle yeni girişimler ve teknoloji firmaları için işlevsel hale getirilmeli” talebinde bulunan Sönmez, diğer üç taleplerinin detaylarını ise şöyle özetledi: “Bölgesel kredi programları daha kapsayıcı hale getirilmeli. Mevcut teşvik ve hibeler sadeleştirilmeli, e-devlet gibi tek pencere sistemi yapılar ile erişilebilirliği artırılmalı.”
‘BEKLE GÖR’ DÖNEMİ
Öte yandan, Merkez Bankası (TCMB) faiz indirimlerine başlasa da bunun kredi faizlerine yansımadığına yönelik eleştiriler, TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın da gündemine girmişti. Geçen ay bir canlı yayına katılan Karahan, uzun vadeli kredilerdeki fiyatlamanın ‘beklenen enflasyona göre yapıldığını’ söylemiş; bu noktada enflasyon beklentilerinde yaşanan bozulmaya dikkat çekmişti. “Politika faizi düşerse piyasa faizi de düşer’ kanısı her zaman doğru değil” diyen Karahan, “Uzun vadeli kredilerde fiyatlama, beklenen enflasyona göre yapılıyor” demişti. Teknik açıklaması Karahan’ın anlattığı gibi olsa da sanayiciler TÜRKONFED aracılığıyla finansmana erişim sorununun artarak devam ettiğini bir kez daha vurgulamış oldu. Sönmez, bu durumu “Düşüş eğilimi olsa da hâlâ yüksek olan faiz oranları nedeniyle işletmelerin günlük nakit akışı yönetimi dahi zorlaştı. Birçok işletme bekle-gör pozisyonuna geçti” sözleriyle özetledi.
Ayrıca, “İş dünyası 36 ay vade ile yatırım yapamaz” diyen Sönmez’in “Vadelerin de uzatılması gerek” talebi öne çıkan diğer taleplerden biri oldu.
Süleyman Sönmez
Yüksek üretim maliyetlerinin baskısı nedeniyle ithalatın yurtiçinde üretmekten daha ucuz hale gelmesi, gıda perakendecilerini de endişelendirmeye başladı. Önceki gün Türk İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) Antalya’da düzenlediği 26. İş Dünyası Zirvesi’nde bu nedenle, yerli üretimin önemi masaya yatırıldı. Zirvedeki bir panelde konuşan Migros İcra Kurulu Başkanı Özgür Tort, yerli üretimin, şirketlerin de desteğiyle ‘kelebek etkisiyle’ büyütülmesinin fiyatların gerilemesine katkı sunacağına işaret etti. Şu anda dünyanın her yerinde gıdaya erişimde sıkıntılar yaşandığını söyleyen Tort, “Ülkemiz de bundan fazlasıyla etkileniyor. Bir taraftan kuraklık, diğer taraftan çiftçinin kazanamadığı için üretmek istememesi... Bu tempoda gidersek satacak ürün bulamayabiliriz. O zaman da ithalat furyasının içinde bazı sektörler varken gıda da bu paydaşlardan biri haline gelir şeklinde ciddi kaygılarımız var” diye konuştu.
‘İSTANBUL’A GELENE KADAR 21 TL OLUYOR’
Yurtiçinde üretim daha pahalı olsa da buna devam etmenin milli bir konu olduğuna dikkat çeken Tort, “Yerli üretime yönelik bir irade ortaya koyup kademe kademe ilerlerseniz, o malı ucuzlatırsınız. Sağlam altyapı kurduğunuzda o mal ucuzlar. Üretimde kelebek etkisi müthiş çalışıyor. Yapmaya başladığınızda karşılığını teker teker görüyorsunuz. Bu seferberliğe hepinizi davet ediyorum” ifadelerine yer verdi.
Tort’un konuşmasında öne çıkan detaylardan biri de artan girdilerin gıda enflasyonu üzerindeki etkisine yönelik oldu. “Bugün randımanlı üretmiyorsak, ürün 0 TL olsa bile İstanbul’da satmanın maliyeti 21 TL’ye çıkıyor” diyen Tort, “Bizim ne yapıp edip tedarik zinciri maliyetini düşürmemiz lazım. Toplu alanda ürettiğimiz zaman girdi maliyetleri tam 3’te birine düşüyor” dedi. Nakliyeti kamyonla değil de Antalya’dan İstanbul’a bir raylı sistemle yapmanın ise nakliye maliyetini 3’te birine düşürdüğü bilgisini veren Tort, “Bunlar üzerinde çalışmalıyız” diye konuştu.
PESTİSİTE YILLIK 400 BİN DOLAR
Vatandaşın gıda enflasyonuna rağmen güvenilir, içeriğini bildiği gıdaya erişime verdiği öneme de dikkat çeken Tort, yıllık pestisit kontrolüne 350-400 bin dolar harcama yaptıklarını aktardı.
NİĞDE’DE PATATES HAMLESİ
Küresel altın talebi bu yılın üçüncü çeyreğinde 146 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Jeopolitik riskler, ABD’nin gümrük vergilerinin ticarette yarattığı belirsizlik, faiz indirimi beklentileri, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmede altına yönelik artan talebi, bu rekorda etkili oldu. Bu talebin önemli bir kısmının da fiziki altın olması, ‘altından altın kazanma’ fikrini doğurdu. TCMB’ye göre, Türkiye’de bankacılık sistemi dışında tutulan altının miktarı 400-500 milyar dolar aralığında. Sarı metale yönelik ilginin artması da altın üzerinden kazanç sağlamak isteyen şirketleri gündeme getirmiş durumda. Bu şirketlerden biri de ABD merkezli Monetary Metals. Şirket, yastık altı altını alıp, fiziki altına ya da altın hammaddesine ihtiyaç duyan kuyumculara, rafinerilere, firmalara kiralıyor. Altının asıl sahibine de bu uygulama üzerinden bir kira bedeli ödüyor.
BAKANLIKLA GÖRÜŞECEKLER
“Yani artık araba kiralama gibi altın da kiralanabilecek” diyen şirket temsilcileri, bu uygulamayı Dubai ve ABD’den sonra Türkiye’de de hayata geçirmek için harekete geçti. Monetary Metals CEO’su Keith Weiner ile AgaOne CEO’su Gökhan Yılmaz, Dubai’de 18 Kasım’da bir anlaşma imzaladı. Buna göre şirketin Türkiye’deki faaliyetleri, İstanbul merkezli iştiraki AgaOne tarafından yürütülecek. İlerleyen dönemde bakanlıklarla resmi görüşmeler yapılarak bu uygulamanın Türkiye’de hayata geçebilmesi için gerekli regülasyonları talep edecekler. AgaOne Commodities Yatırım Ürünleri Başkanı Denis Petrakov, bu yöntemle bireylerin fiziki altınını kiraya vererek gelir elde edeceğini; altını ham madde olarak kullanan mücevher sektörünün ise yüksek oynaklık dönemlerinde öngörülebilir bir fiyattan alım yapabileceğini söyledi ve şöyle dedi: “Kuyumcular ya da firmalar altını kira ödeyerek temin edeceği için altın ithalatından çok iç kaynaklar kullanılmış olacak.”