Güncelleme Tarihi:

Araştırmayı Florida Üniversitesi’nden fizyolog Rachael Seidler’ın ekibi yürüttü. Çalışma, uzay uçuşu öncesi ve sonrası MR görüntüleri karşılaştırılan 26 astronotu kapsıyor. Ekip ayrıca, mikro yerçekiminde vücuttaki sıvıların başa doğru kaymasını taklit etmek için kullanılan bir yöntem olan “baş aşağı eğimli yatak istirahati” modelinden de yararlandı: Avrupa Uzay Ajansı’nın 60 gün süren, 6 derece eğimli yatağa yatırma çalışmasına katılan 24 gönüllünün verileri de analize dahil edildi.
BEYİN YER DEĞİŞTİRİYOR
Uzayda yerçekimi “beyni aşağıda tutan” etkisini kaybedince, vücuttaki sıvılar daha farklı dağılıyor. Bu, beynin kafatası içindeki duruşunu da etkiliyor. Çalışmaya göre beyin, uzay uçuşu boyunca kafatasının içinde yukarı ve arka tarafa doğru kayıyor; ayrıca çok küçük bir “geriye doğru eğim” (pitch) hareketi de görülüyor. Bu sonuçlar, daha önceki “beynin kafatasında yükseldiği” bulgularını destekliyor; fakat bu kez ekip, daha ayrıntılı ölçümlerle değişimin yalnızca tek bir yönde olmadığını da ortaya koyuyor.
Asıl çarpıcı nokta şu: Değişim, beynin tamamının tek parça halinde kaymasıyla sınırlı değil. Araştırmacılar, farklı beyin bölgelerinin farklı yönlerde hareket ettiğini ve bunun da “beynin şeklinin” milim düzeyinde değiştiğine işaret ettiğini söylüyor. Yani konu, sadece kafatası içinde yeni bir “konum” bulmak değil; bazı bölgelerde gerilme, bazı bölgelerde sıkışma gibi bir tablo da var.
Bu değişimler görev süresi uzadıkça daha belirgin. Bir yıl uzayda kalan astronotlarda, en büyük yukarı yönlü yer değiştirmelerden biri hareket kontrolünde rolü olan “tamamlayıcı motor korteks” bölgesinde ölçüldü: yaklaşık 2,52 mm. Kulağa küçük geliyor olabilir; ama insan beyninin hassas düzeni düşünüldüğünde, bu ölçekteki bir farkın hangi işlevlerle ilişkili olabileceği merak uyandırıyor.
DENGE MERKEZİNDE İZ
Çalışmada, bilişsel performansın ya da kişilik özelliklerinin değiştiğine dair bir işaret bulunmadı. Yani mesele “zeka azaldı” gibi bir başlık değil. Asıl bağlantı, uzaydan dönüşte bazı astronotların yaşadığı denge ve yönelim sorunlarıyla kuruluyor.
En güçlü ilişki, dengenin işlenmesinde önemli rol oynayan posterior insula adlı bölgede görüldü. Bu bölgede daha büyük yer değiştirmeler yaşayan astronotlarda, Dünya’ya döndükten sonra yapılan testlerde daha belirgin denge kaybı gözlendi. Astronotların günlerce, hatta bazı durumlarda haftalarca “sallanma” ve “dengesizlik” hissetmesi bilinen bir durum; çalışmaya göre bunun arkasında, beynin bu tür sensörimotor bölgelerindeki milimlik kaymalar ve şekil değişimleri etkili olabilir.
Araştırmacılar ayrıca, beynin içindeki sıvı dolu boşluklar olan ventriküllerin de mikro yerçekimi ve benzetim koşullarında yukarı doğru yer değiştirdiğini gösteriyor. Bu bulgu, “sıvıların yeniden dağılımı” fikrini daha da güçlendiriyor: Uzayda sadece yüz şişmesi ya da bacaklarda incelme değil, kafatası içindeki sıvı dengesi de bambaşka bir düzene geçiyor.
ALTI AYDA TOPARLANMA
İyi haber şu: Çalışma, dönüşten sonra beynin pek çok ölçütte “toparlanma” eğilimi gösterdiğini de ortaya koyuyor. Özellikle yukarı-aşağı yönündeki değişimlerde, 6 ay içinde geniş ölçekte bir geri dönüş gözlenmiş. Yine de bazı etkilerin daha uzun süre iz bırakabildiği düşünülüyor. Bu da, astronotların “Dünya moduna dönüş” sürecinin neden kişiden kişiye değiştiğini anlamaya yardımcı olabilir.
Bu tür bulgular, yalnızca bugünün uzay istasyonunu değil, yarının uzun görevlerini de ilgilendiriyor. Ay’a daha uzun süreli dönüş planları ve Mars’a insanlı yolculuk hedefleri konuşulurken, mikro yerçekiminin beyin üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak kritik hale geliyor. Çünkü sorun sadece “uzayda dayanmak” değil; esas mesele, dönüşte hızlı ve güvenli şekilde normal hayata uyum sağlayabilmek.
Araştırmacılar, beynin milimlik yer değişimleri ve şekil bozulmalarının, uzaydan sonra uygulanan denge-egzersiz programlarının daha iyi tasarlanmasına yardımcı olabileceğini vurguluyor. Yani hedef, herkese aynı rehabilitasyon paketini vermek yerine, ölçülebilir değişimlere göre daha kişiselleştirilmiş toparlanma stratejileri geliştirmek.