Oluşturulma Tarihi: Ocak 15, 2001 00:00
ANAP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Türkiye`nin her alanda var olan güçlü potansiyelini değerlendirmesinin yolu, olayların akışında sürüklenmek, kısır tartışmalarla zaman kaybetmek değil, olayları yönlendirmek ve yönetmektir dedi. Başbakan Yardımcısı Yılmaz, partisince İstanbul İl Başkanlığı`nda düzenlenen Gelecek Yönetimi ve Türkiye Kadını konulu toplantıya katıldı. Toplantının gerçekleştirildiği Eymen Topbaş Salonu`na girişinde partili kadınlar tarafından ayakta alkışlanarak ve En büyük başkan bizim başkan, Türkiye seninle gurur duyuyor sloganlarıyla karşılanan Yılmaz, yaklaşık 1 saat gecikmeyle başlayan toplantıda yaptığı konuşmada, insanlığın yeni bir yüzyılla tanışmanın heyecanı ve hazırlığı içinde olduğunu söyledi. Yeni bir yüzyıla adım atmanın sadece bir takvim değişikliği olmadığını vurgulayan Yılmaz, Bu geçiş tüm üretim ilişkilerini, sosyal ve kültürel dinamikleri de değiştirmeye başlamıştır dedi. İletişim araçlarındaki hızlı değişmenin, geleceği şekillendirme konusunda artan taleplerin, sadece bugünü düşünerek toplumu yönlendirmenin ve yönetmenin artık mümkün olmadığını ortaya koyduğunu anlatan Yılmaz, şöyle devam etti: 21. yüzyıl geleceğe her bakımdan hazır olan, geleceğini kendi elleriyle şimdiden şekillendirmeyi başaran toplumların yüzyılı olacaktır. Geleceği yönetebilmenin ilk şartı değişimi bir tehdit olarak değil, bir fırsat olarak görmektir. Bu ise meselelerin üzerine cesaret ve özgüvenle gitmeyi gerektirir. Geleceği yönetememek; sonuçları itibariyle kendi geleceğinizi ve idealinizi başkalarının eline vermek demektir. İstediğimiz noktaya değil, olayların ve başkalarının bizi yönlendirdiği noktaya gitmek demektir. Nehirde başıboş yüzen kütük gibi zamanın ve olayların akışında sürüklenmek demektir. Türkiye`nin her alanda var olan güçlü potansiyelini değerlendirmesinin yolu, olayların akışında sürüklenmek, kısır tartışmalarla zaman kaybetmek değil, olayları yönlendirmek ve yönetmektir. Bunu yapabilmenin ve başarabilmenin yöntemi ise gelecek yönetimidir.
-GELECEK YÖNETİMİ KAVRAMI...-
Gelecek Yönetimi kavramının pek çok siyasi yöntem gibi ekonominin içinden geldiğini ifade eden Yılmaz, nasıl iyi demokrasi süreci toplumun dinamikleri üzerine inşa edilmişse, nasıl Fransız devriminin siyasi çatısı üretim araçlarına yönelik mülkiyet kavgası üzerine kurulmuşsa, gelecek yönetiminin de sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişin bakış açısını oluşturduğunu kaydetti. Geleceği yönetebilmek için çağın gereği olan somut hedefler belirlemek durumunda olduğumuzu belirten Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: Burada dikkat edilmesi gereken husus vizyonumuzu, hayallerimizin değil hedeflerimizin oluşturmasıdır. Bununla beraber, hedefimizi, rotamızı, var olan konumumuzu her an bilmemiz ve kontrol altında tutmamız gerekmektedir. Bugün burada gelecek yönetimiyle ilgili son derece somut, son derece acil bir meseleyi tartışmak için biraraya geldik. Gelecek yönetimi gibi ülkemiz için hayati önem taşıyan bu yeni siyasi yaklaşımı uygulayabilmek için yeni bir bakış açısı gerekiyor. Partimizin bu yeni bakış açısını, tarih boyunca bu topraklarda ortak geleceğimizi inşa ettiğimiz, yarınlarımızın belirlenmesinde en önemli unsur olan kadınlarımızla birlikte ortaya koyacağız. Evvela bugün burada, bugüne kadar kadınlarımızı siyasi ve ekonomik alanda ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda hak ettikleri yere taşıyamadığımızı açıkça kabul etmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu bakımdan Türk siyasi kadroları olarak kadınlarımıza hem özür, hem de telafi borcumuz vardır. Hayatın paylaşıldığı bir dünyada siyasetin paylaşılmaması asla kabul edilemez.
-TOPLUMUN YARISINI OLUŞTURAN KADINLAR....-
Türkiye`nin var olan sosyal, ekonomik ve siyasi verilerine bakıldığında, toplumun yarısını oluşturan kadınların ülkenin genel ortalamalarının gerisinde olduklarının görüldüğüne işaret eden Yılmaz, Bu aslında Türkiye`yi geri bırakan bir sonuçtur. Aralarında yer almaya çalıştığımız değişik ülkelerin çoğunun nüfusu bizimkinden azdır. Ama onlar kadınları ve erkekleriyle çalışarak, eşit eğitim alarak yaşamaktadırlar. Çocukları da iyi eğitim almış olarak yetişmektedir diye konuştu. Bu ülkelerin çocuklarının böylece Türk çocuklarının önünde yaşama başladıklarını kaydeden ANAP Genel Başkanı Yılmaz, Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların ülke grafiklerinin en altından çıkarılıp erkeklerle eşitlenmesinin herkesin görevi olduğunu bildirdi. Kadınların sanayi toplumu döneminde fiziki yetersizlikler nedeniyle erkeklerden daha az istihdam edildiklerine, ekonomi ve üretime katkılarının erkeklerin gerisinde kaldığına dikkat çeken Yılmaz, yıllar geçtikçe de bu aradaki farkın açıldığını ve kadınların ekonomik alandaki güçsüzlüğünün arttığını söyledi. Yılmaz, şunları kaydetti: Oysa dünyadaki değişim rüzgarları bilgi toplumunu oluşturmaya başlamış, beyin gücü ve yaratıcılık ön plana çıkmıştır. İşte bu değişim kadınların ekonomide ve istihdam alanında erkeklerle eşit fırsatları kullanmaları için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Yine kadınların toplum ortalamasında geri kaldığı bir diğer konu eğitimdir. Bilgi toplumu olma yolunda ilerleyeceksek, kadın-erkek tüm vatandaşlarımıza gerekli eğitimi vermek zorundayız. Özellikle kadınlarımızın eğitilerek ekonomiye katılmalarını ve gelecek nesilleri daha bilgili yetiştirmelerini sağlamak zorundayız. 2000`li yılların başında gelecek nesillere sorun değil, zenginlikler bırakacak Türkiye`yi planlamak zorundayız. Bu geleceği planlarken Türk kadınlarını evinde, işinde, ziyafette etkin kılarak ulusal potansiyelin ikiye katlanması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, başka türlü 21. yüzyılda rekabetçi avantajdan söz edilemeyeceğini belirtti. Kadınların aktif siyasi yaşamda daha fazla yer alması gerektiğini dile getiren Yılmaz, kuşaktan kuşağa tüm toplumun kültür ve değerlerini tanıyan, hayatı erkeklerden daha farklı yaşayan ve algılayan, dolayısıyla farklı bakış açısına sahip kadınlarla da siyasette kültür zenginliğine erişileceğine inandığını bildirdi.
-ANAP`IN KADINLARA YÖNELİK UYGULAMALARI-
ANAP`ın bugüne kadar icraatta bulunduğu dönemlerde ve meclis çalışmalarında kadınlara yönelik pek çok uygulamada bulunduğunu ifade eden Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti: 1990`da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı`nın kurmuş olduğu Kadın Statüsü ve Sorunları Başkanlığı, bugünün Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı`nın nüvesi olmuştur. 55. hükümet döneminde Ailenin Korunmasına Dair Kanun`la ev içindeki şiddetin engellenmesini amaçladık. Kadının toplumsal statüsünü rencide eden `dul`, `boşanmış` kelimelerini nüfus cüzdanlarından ve Emekli Sandığı kartlarından çıkarttık. Ceza kanununda kadın-erkek eşitliğine aykırı bazı maddelerin değişmesini sağladık. Biz bütün bu çalışmaları kadınlardan gelen münferit sorunların çözümü olarak veya gerekli olduğunu düşünerek yaptık. Bundan sonra, Türkiye`nin geleceği için aynı şeyleri yeniden planlamaya devam edeceğiz.