Güncelleme Tarihi:

Bu büyüklüğe gelmiş bir grubu yönetirken dünyadaki jeopolitik ve ekonomik gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?”
Bugün dünya gerçekten çok katmanlı bir dönüşüm döneminden geçiyor. Jeopolitik gerilimler, ticaret dengelerindeki değişim, enerji güvenliği, iklim değişikliği ve teknolojik sıçrama aynı anda yaşanıyor. Bu da hem devletler hem şirketler için belirsizlikleri artırıyor. Ancak bu tabloyu yalnızca riskler üzerinden okumak doğru olmaz. Aynı zamanda önemli fırsatlar da barındırıyor. İhtiyatlı iyimser olmanın iyi bir seçenek olduğuna inanıyorum. Zorluklar her yerde var. Ülkemizin sağlam bir kalkınma zemini, güçlü bir insan kaynağı ve büyük potansiyeli var. Ben istikametimizin doğru ve geleceğin çok parlak olduğunu düşünüyorum. Türkiye büyük bir iç pazara sahip, güçlü bir sanayi altyapısı var ve aynı anda birden fazla ekonomik havzaya bağlanabilen nadir ülkelerden biri. Avrupa’nın üretim standartlarıyla entegre, Ortadoğu’nun dinamizmine erişebilen ve Orta Asya ile güçlü ticari bağları olan bir ekonomi. Ben Türkiye’yi bu nedenle bir “bağlantı ekonomisi” olarak görüyorum. Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika arasında üretim, ticaret ve lojistik ağlarının kesişiminde yer alan bir ülke. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde güvenlik, dayanıklılık ve tedarik zinciri çeşitlendirmesi kavramlarının daha da önem kazanacağını düşünüyorum.
GÜÇLÜ KURUMSAL YÖNETİM ANLAYIŞI
Böyle bir dünyada Anadolu Grubu’nu yönetmek nasıl bir yaklaşım gerektiriyor?
Dünya ekonomisinde rekabetin doğası değişiyor. Artık yalnızca ölçek ya da büyüme hızı değil; dayanıklılık, uyum kabiliyeti ve kurumsal güven belirleyici hale geliyor. Bizim faaliyet gösterdiğimiz coğrafya zaten uzun yıllardır oldukça dinamik ve zaman zaman zorlu bir bölge. Anadolu Grubu olarak 75 yıllık tarihimiz boyunca farklı krizleri, dönüşüm dönemlerini ve ekonomik dalgalanmaları yaşadık. Bu nedenle iş modelimizin temelinde her zaman çeşitlendirilmiş portföy yapısı ve güçlü kurumsal yönetim anlayışı yer aldı. Kurucularımız İzzet Özilhan ve dedem Kamil Yazıcı, daha en başından itibaren profesyonel yönetime inanan liderlerdi. Kurumların sürdürülebilir başarısının güçlü yönetişim ve sağlam sistemlerle mümkün olacağını çok erken görmüşlerdi. Bu yaklaşım Sayın Tuncay Özilhan döneminde daha da güçlenerek Anadolu Grubu’nun kurumsal kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bugün Anadolu Grubu’nun en güçlü taraflarından biri de budur. Üst düzey yöneticilerimizin büyük bölümü yıllar içinde kurum içinde farklı sorumluluklar üstlenerek yetişmiş ya da terfi ederek bugünkü rollerine gelmiştir. Bu da kurumun bilgi birikiminin ve kültürünün nesiller boyunca devam etmesini sağlıyor. Bizim inancımız şu: Güçlü kurumlar yalnızca güçlü liderlerle değil, güçlü sistemler ve sağlam bir kurumsal kültürle ayakta kalır. İlke ve değerler net ve değişmez olunca değişimi yönetmek daha kolay oluyor. Anadolu Grubu’nun 75 yıldır farklı dönemlerde istikrarlı şekilde büyüyebilmesinin temelinde de bu yaklaşımın yattığını düşünüyorum.
Peki bu kurumsal yaklaşım önümüzdeki döneme nasıl yansıyacak? 2035’e hangi stratejiyle ilerliyorsunuz?
Anadolu Grubu’nun önümüzdeki on yıl için ortaya koyduğu bir büyüme ve dönüşüm yol haritası var, adı Vizyon 2035. Bu vizyonu üç temel stratejik eksen üzerinde inşa ediyoruz. Birincisi, güçlü olduğumuz mevcut iş alanlarında büyümeyi sürdürmek. İkincisi, mevcut yetkinliklerimizle ilişkili komşu alanlara genişlemek. Üçüncüsü ise uzun vadeli değer katacak yeni iş alanları geliştirmek. Bunu yaparken her zaman vurguladığımız disiplinli büyüme yaklaşımını koruyoruz. Bizim için büyüme yalnızca ölçek kazanmak değil güçlü bilançolar, sağlam ortaklıklar ve sürdürülebilir değer yaratımıyla ilerlemek anlamına geliyor. Aynı zamanda faaliyet gösterdiğimiz coğrafyayı genişletmeyi, teknoloji ve inovasyon odaklı yatırımlarla portföyümüzü daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu nedenle Vizyon 2035 yalnızca bir büyüme planı olarak değil, Anadolu Grubu’nun ölçeğini, etki alanını ve küresel rekabet gücünü bir üst seviyeye taşıma vizyonu olarak görüyoruz.
ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU SPONSORU
Anadolu Grubu olarak geçtiğimiz hafta yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun ana sponsorları arasında yer aldınız, ADF hakkında neler söylemek istersiniz?
Anadolu Grubu olarak, Türkiye merkezli ve 20 ülkede operasyonu bulunan bir yatırımcıyız. Konsolide yıllık yatırımlarımız 900 milyon doları buluyor. Türkiye bugün bölgesel ve küresel ölçekte ekonomik ve diplomatik etkileşim kapasitesi yüksek bir ülke. Antalya Diplomasi Forumu da bunun en somut örneklerinden biri. Türkiye’nin yalnızca coğrafi değil, ekonomik ve yatırımcı kimliğiyle de merkez ülke olma vizyonuna katkı sunmayı önemli görüyoruz. Bu platformda yer almak, özel sektörün bu vizyondaki tamamlayıcı rolünü ortaya koyma imkânı sunuyor. Bu yılki “Yarınları Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek” temasını çok kıymetli buluyorum. Belirsizlik dönemlerinde özel sektörün en önemli rolü, istikrar üreten bir aktör olmak. Uzun vadeli yatırım yapan, istihdam sağlayan, bulunduğu ülkelerde yerel ekonomilere katkı sunan şirketler, belirsizlikleri yönetilebilir hale getirir. Anadolu Grubu olarak farklı coğrafyalarda edindiğimiz tecrübeyle, riskleri öngören ve disiplinli şekilde yöneten bir yaklaşım benimsiyoruz.
Anadolu Grubu’nu önümüzdeki on yıl içinde nerede görüyorsunuz?
Sadece 100. yılımızda değil 100 yıl sonra da var olmayı hedefliyoruz. Temel işlerimiz olan içecek, perakende ve otomotiv tarafında büyüme fırsatları görüyoruz. Coca-Cola İçecek’te 2024 yılında Bangladeş’te şişeleme operasyonu devraldık, 2025 yılında Özbekistan’da 4., Irak’ta 3., Azerbaycan’da 2. fabrikamızı açtık. Migros 4.000 mağazaya yaklaştı ve online kanalını da geliştiriyor. Bira tarafında farklı iş modelleri ile eş zamanlı birkaç genişleme projemiz var. Otomotiv tarafında 2025 sonunda ilk yurt dışı yatırımımızı gerçekleştirerek Özbekistan’da SamAuto’yu satın aldık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ortaya konulan “Türkiye’nin Otomobili” hedefi doğrultusunda bir araya gelen “Beş Babayiğit” ortaklığı, Türkiye’nin sanayi tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu ortaklık yapısı, yerli üretim, yüksek teknoloji, mühendislik kapasitesi ve küresel rekabet açısından Türkiye’ye yeni bir vizyon kazandırdı. Biz de parçası olmaktan gurur duyduk. Portföyümüz yeni odaklar kazanabilir, yeni inorganik fırsatlar da tespit edebiliriz. Dünya artık yalnızca performansı değil, performansın sürdürülebilirliğini test ediyor. O nedenle yeni dönemin rekabet avantajını şu cümleyle özetleyebilirim: En hızlı büyüyenler değil, en çok güven üretenler kalıcı olacak.
GAZZE’YE DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR
Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Filistin Dışişleri Bakanı’nın da katıldığı bir görüşme gerçekleştirdiniz. Bu görüşmenin detaylarını bize aktarabilir misiniz?
Gazze’de yaşanan insani kriz hepimizi çok üzdü. Farklı grup şirketlerimiz ellerinden geldiğince bölgeye yardım ulaştırmaya çalışıyorlar. Anadolu Grubu Gönüllülerimizin katkısıyla hazırlanan temel gıda yardımlarını Türk Kızılay aracılığıyla bölgeye ulaştırdık. Ramazan ayında Gazze’deki ihtiyaç sahiplerine Tkiyet Um Ali iş birliğiyle iftar programları düzenledik. Ürdün’deki ekiplerimiz sahada destek çalışmaları yürütüyorlar. Antalya Diplomasi Forumu sırasında Filistin Dışişleri Bakanı Ağabekiyen ve Türkiye nezdindeki Filistin Büyükelçisi Nasri Abu Jaish ile bir araya geldik. Yürüttüğümüz destek çalışmalarını onlarla paylaşarak önümüzdeki dönemde atılabilecek adımları değerlendirdik. Uzun yıllardır eğitim ve sağlık alanlarında ülkemize kalıcı eserler bırakan, projeler yapan Anadolu Vakfımız ve şirketlerimizle toplumsal alanda her zaman sorumluluk almış bir Grubuz. Bu konuda da dayanışmayı büyütmeye ve ihtiyaç duyulan her alanda sorumluluk almaya devam edeceğiz.