Servet transfer tekniği: Offshore bankacılık

Güncelleme Tarihi:

Servet transfer tekniği: Offshore bankacılık
Oluşturulma Tarihi: Haziran 01, 2001 00:00

`Offshore` denince hepimizin aklına, lüks villalar, yatlar, tropikal iklimin vergiden muaf gizli servetleri gelir. Oysa `offshore` deyimi bazıları için bu kadar pembe bir tablo çizmiyor.

Yıllardır binlerce vatandaşımızın hem umut hem de üzüntü kaynağı olan `offshore` (kıyı bankacılığı); aslında yatırımcıya ülke dışında yatırım yapma imkanı tanıyan aynı zamanda finansal gizliliğini de sağlayan bir servet transfer tekniği. Üstelik mevcut bir çok `offshore` ülkesindeki bankacılık uygulamalarının birbirleriyle rekabet halinde olduğu yolundaki yerleşik inancın aksine bu ülkelerdeki `offshore bankacılık düzenlemeleri` birbirleriyle dayanışma sergiliyor.

Servet güvenliği etkili
`Offshore` yatırım araçlarının, yirmi birinci yüzyılın ekonomik koşullarının doğurduğu ihtiyaçlardan kaynaklandığı açık. Yatırımcıları `offshore` yatırım araçlarına iten çok çeşitli faktörler arasında en önde gelen faktör; yatırımcıların yaşadıkları ülkelerde servetlerinin güvencede olmadığı hissine kapılmaları ve yüksek matrahlı vergi uygulamaları nedeniyle mal varlıklarının eriyebileceği endişesini taşımaları. Bu endişeler yatırımcıları bir çıkış yolu arayışı içine itiyor. İşte bu arayış ve ihtiyaç sonucu, `offshore` yatırımları için bir hukuk sistemi oluşturuldu.

Nitekim `offshore`lara baktığımızda yatırımcıların mal varlıklarını finansal gizlilik içinde kontrol edebilme rahatlığına sahip olduklarını görüyoruz. Bu arada belirtmek gerekir ki, `offshore` yatırım araçları arasında `trust` adı verilen yatırım türü öncelik taşıyor. Uygulama sürecine bakıldığında `Offshore` bankacılığının ilk adımı `trust` oluyor. Servet sahipleri birikimlerinin, özellikle yaşadıkları ülkelerin gelir vergisi ve kurumlar vergisi düzenlemelerinin kamusal darbeleri altında eriyeceğini düşünerek offshore ülkelerde `trust` kurmak suretiyle iş alanlarını kendi ülkeleri dışına taşıyor. Sözgelimi, İngiliz yasalarına göre, trust yönetici ve hissedarları İngiltere dışında ikamet ediyorlarsa gelir vergisi açısından, İngiltere dışında sayılırlar ve vergi muafiyetinden yararlanıyorlar.

Vergi cennetleri
Zaman içerisinde, bu servet transfer tekniği ve servet kontrolü, kıyı bankacılığı sistemini doğurmuş; bu sistem de dünyanın çeşitli bölgelerinde `vergi cenneti` diye bilinen merkezleri oluşturmuş.

Offshore bankalara yatırılan paraların yüksek faizle değer kazanmasının yanında yatırımcılar vergi muafiyetinden yararlanarak kazançlarına kazanç katıyorlar. Ayrıca bu yüksek kazanç getiren yatırımlara kolay kolay herhangi bir mahkeme ya da icra kararıyla ulaşmanın mümkün olmaması yatırımcılara güven duygusu veriyor.

Bir yatırımcı için, iflasının istenemeyeceğini ve veraset vergisi ödemeksizin evlatlarına servetini taşıyabileceğini bilmek, yatırım stratejisini belirleyen önemli noktalar. Ancak offshore ülkelerde yatırımı cazip kılan en önemli etken, yatırımcıların yatırımları hakkındaki her türlü bilgiyi gizleyebileceklerini düşünmeleri. Yatırımcılar ticaret hayatında işlerin ters gitmesi riski, iflas, hastalık gibi zor günlerde `offshore`larda yatırdıkları paraların ulaşılmaz olduğunu düşünerek hareket ediyor. Bu öngörüleri genel hatları itibariyle doğru; offshore bankacılığında hesaplara ait tüm bilgiler gizlidir. Bankaların defter tutma ve muhasebe gibi maliyetlerinin düşük olması ve vergi muafiyetinden yararlanmaları nedeniyle, ödedikleri faiz oranları son derece yüksek rakamlarda seyrediyor. Gerçekten offshore bankaları offshore bankacılığının varlık nedeni olan finans tekniğinin gereği maliyet kaleminin düşüklüğünden elde ettikleri avantajı çoğunlukla faize yansıtıyorlar.

Söz konusu yatırım, yatırımcının, ülkesinde yasal olmayan bir yatırım türü olabilir; buna rağmen yatırımcı banka kredilerinden kolaylıkla yaralanabilir. Yabancı yatırımlara bu kadar kolaylık sağlamakla birlikte offshore ülkelerde kendi vatandaşlarının kıyı bankalarına para yatırmaları genellikle yasak. Yabancı yatırımcıya bu denli açık olan sistemin kendi vatandaşlarına geleneksel vergilendirilmiş devlet sistemini uygulaması bazılarımıza şaşırtıcı gelebilir. Ancak, offshore ülkelerinde düzenin ve sistemin korunması, ekonomideki kamusal kaynakların düzenli akışına, yani istikrara bağlı. Ancak, bütün bu kolaylıkların hemen yanı başında bir başka gerçeği de açıklamamızda yarar bulunuyor. Offshore bankalarına paraların valizlerle ya da başka araçlarla somut olarak gelmesi mümkün olmakla birlikte genelde yapılan bankacılık işlemleri fiktiftir, yani banka kayıtları üzerinde işlem görür.

Risk göze alınıyor
Aslında milyarlarca doların, en yüksek tepesi kimi zaman 30 metreyi bulan dalgaların yarattığı kasırgalara açık denizlerle çevrelenmiş olan bu tropikal adalarda muhafaza edilmesi pek akla uygun görünmüyor. Doğaldır ki, fiktif olan para fiktifdir. Fiktif bir hesap da risk anlamına geldiğine göre, yüksek faiz beklentisi altında olan offsheri mudilerin de bu riski göze aldıklarını kabul etmek gerekir.

Türkiye`de durum sağlıksız
Türkiye`deki olaylar özel bir hukuk merceği altında incelendiğinde şu sonuç ortaya çıkıyor: Türk bankalarından fiktif olarak yani banka kayıtlarına geçerek offshorelara herhangi bir hesap sahibinden geçiş yapılmış ise ve o para offshore`un batması sonucu yok olmuş ise yapacak bir şey yok. Ancak, hukuken offshore`a para kayden geçmemiş ve hala Türkiye`deki banka heaplarında görünüyor ise bu takdirde sözkonusu paranın offshore`da olmadığının kabulü gerekir. Oysa Türkiye`de bütün offshore hesapları aynı kefeye konmak istenmiş ve işlemler de buna dayandırılmak istenmiş. Bu sonuç hukuken sağlıksız.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!