Köprüde başıma papağan kondu, evcil hayvan tüccarı oldum

Güncelleme Tarihi:

Köprüde başıma papağan kondu, evcil hayvan tüccarı oldum
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 12, 2005 09:36

Haberin Devamı

Erzincanlı Halit Sümbül’ün hayatı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü inşaatında çalışırken tepesine konan ‘Sultan Papağan’ ile değişti. Bu olaydan sonra hayvan yetiştirip satmaya başlayan Sümbül’ün şu anda 5 dükkanı ve bu dükkanlara hayvan yetiştiren bir de özel hayvanat bahçesi var.

DOKUZ yaşındayken Erzincan’ın Kemah ilçesine bağlı Umurlu Mezrası’ndan kaçıp İstanbul’a gelen Halit Sümbül’ün girişimcilik öyküsünde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, kuşlar, siyaset ve işadamları var. Şu anda toplmam 45 kişilik istihdama ve kuşlarla birlikte toplam 1500’e yakın hayvana sahip bir işletmesi olduğunu belirtiyor ve şöyle başlıyor anlatmaya: ‘Küçük bir mezradan 9 yaşndayken kaçıp geldim İstanbul’a. 9 kardeşim vardı. Sokaklarda kaldım, Tahtakale’de barakalarda bekar evlerinde barındım. Önce balıkçılık öğrendim ve 15 yaşına kadar balıkçılık yapıp geçimimi sağladım. Sonra Sungurlar Kazan Fabrikası’na girdim. Orada kaynakçılığı öğrendim, iyi bir kaynakçı ustası oldum. Ancak yıllarca çalıştığım bu fabrika kapandı ve ben de arkadaşımla birlikte işsiz kaldım. Tam Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün (FSM) inşaatının sürdüğü dönemdi.’

165 METREDE RÖNTGEN:

Bir grup arkadaşıyla FSM inşaatında çalışmak için müracaat eden Halit Sümbül, burada işe başlar. Görevi ‘yapılan kaynakların röntgenini çekmek’ olur. Sümbül şöyle devam ediyor: ‘165 metre yükseklikte çalışıyorduk. Orada çok başarılı işçiler arasına girdim. Köprü bitince, Almanya’ya işçi olarak seçildik. Sadece 10 kişiydik ve ben de seçilmiştim. Dik kaynak, yan kaynak gibi sıkı bir sınav yapmışlardı ve kazandım. Almanya’ya gitme planları yaparken bir taraftan da FSM’de son montajları yapıyorduk. Bir gün bir tane ‘Sultan Papağan’ geldi tepeme kondu.’

PAPAĞANLA HAYVAN İŞİNE:

Sultan Papağan’ ile çok iyi bir dostluk kuran Halit Sümbül, bu olayı biraz da ‘ilahi bir mesaj’ gibi algılar ve Almanya’ya gitmekten vaz geçer. Sümbül devam ediyor anlatmaya: ‘Kuş ile o kadar iyi arkadaş olduk ki ona bir de eş aldım ve yumurta yaptı. Alman yetkiliye ‘ben gelmiyorum’ dedim. Amacım bundan sonra hayvan alıp satmak, hayatımı öyle kazanmaktı. Eminönü’nde böyle evcil hayvanlarnı satıldığı bir yerden bahsettiler. Gittim hemen 5 metrekarelik bir dükkanı devraldım. Kapısına da ‘İstanbul Hayvanat’ yazdım. Gelen geçen bana gülüyordu ama ben o sıralar memlekette ne hayvan varsa topluyordum. Kurbağa, kaplumbağa, sokak köpekleri ne bulsam alıp satıyordum. Müşteri bol, işler iyiye gidiyor. Ancak birkaç hafta sonra büyük bir şokla karışlaştım. Meğer bizim dükkanların hepsi için çok önceden yıkım kararı çıkmış, düknanı devreden de benden saklamış, yani bana dükkanı ‘kakalamış’.’

ÇÖZÜMÜ BELEDİYE BULUR:

Halit Sümbül, bu şok üzerine birkaç arkadaşıyla Eminönü Belediyesi’nin kapısını çalar ve o zamanki Başkan’a durumu anlatır. Başkan da onlara ‘Bir proje çizdirin ve ‘Anıtlar Kurulu’na gidin, eğer onaylarsa Yenicami’nin arkasında bir yere yerleştiririz, evcil hayvan, yem tohum satarsınız’ der. Böylece çözüm bulunur ve Sümbül, dükkanı oraya taşır.

Özal’a Cabbar’ı ben verdim

HALİT Sümbül, işlerini yeni dükkanında daha da büyütür. Ancak bir sorunu vardır; dünyada evcil hayvan özellikle de kanatlılar işinde çok büyük pazar varken Türkiye’ye bu konuda ithalat önemli sorundur. Sümbül şöyle anlatıyor: ‘Taa Özal’a kadar giderim derdimi anlatırım diye kurdum kafamdan. Papağan getirmek bile büyük dert memlekete. Eğri gagalıların neredeyse hepsi kaçak geliyordu o zamanlar. Özal’a hem biz hem devlet kazansın buna bir çare bulun demek istiyoruz. Tabii ki ben ‘Kargacı Halil Sümbül’ kim tanır. Koskoca Cumhurbaşkanı’na faks çektim ve bir de papağan (Cabbar) aldım yanıma gittim Otlukbeli’ne, çıktım karşısına. Sağolsun beni görünce çok iyi davrandı ve hayvan severleri kast ederek ‘Gel sen bizdensin’ dedi, koluma girdi. Cumhurbaşkanımızın o hayvan sevgisi ve Cabbar’la birlikte verdiği pozlar o kadar etkili oldu ki bir anda bu konular gündeme geldi. Tabii ki bu arada bizim işlerimiz de inanılmaz açıldı. Memleketin her tarafından özellikle de milletvekillerinden, işadamlarından ‘Özal’ın papağanından var mı’ diye kapımızı aşındırdılar. Ben de bir süre sonra Türkiye’nin ilk papağan ithalatını yaptım. Sonra Rusya Devlet Başkanı Gorbaçov’a da papağan hediye ettim.’

Nijerya’dan ithalat yaptım

ARALARINDA
Koç, Çarmıklı, Eczacıbaşı gibi ünlü ailelerin, Özal, Demirel, Denktaş, Grobaçov gibi siyesiler de bulunduğu birçok ünlüye muhtelif hayvanlar temin eden Halit Sümbül, o dönemde papağana yoğun talep üzerine Nijerya’dan papağan ithalatı için bu ülkedeki alım ihalesine de katıldığını söylüyor. Halit Sümbül, ‘Önce 200 tane papğan getirdim ve hepsini sattım. Nijerya’da her yıl papağan alıcıları ihaleye giriyormuş. Ben de hemen 1500 paağanlık alım ihalesine girdim ve kazandım. Bunları peyderpey ithal ettim. Bu arada dünyada kanatlılar pazarının ne kadar büyük olduğunu da öğrendim. Hollanda’nın 2-3 milyar dolar arası ticaret yaptığını, Amerika’da 8 milyar dolarlık pazar olduğunu söylediler. Ben de Türkiye için heyecanlandım, o dönemde 300 tane de kuğu getirdim’ diyor.

Aydın Trafo, Çin’le rekabeti kazanıyor

İZMİRLİ Kompresör imalatçısı Aydın Trafo A.Ş., Çin ile rekabette başarılı oldu. Ürünlerini Fas’tan Avustralya’ya kadar 12 farklı ülkeye ihraç etmeyi başaran şirket 2004’te toplam 19 fuara katılarak pazarlamada büyük başarı elde etti. Veli Tüjümet tarafından kurulan Aydın Trafo, oğulları Özden ve Özen Tüjümet’in yönetiminde yoluna devam ediyor.

İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Sitesi’nde 6.000 metrekare kapalı alanda üretim yapan Aydın Trafo’nun ülke çapında 500 yetkili bayisi bulunuyor. Aydın Trafo geçen yıl, Mısır, Güney Afrika, Fransa, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, Slovakya ve Avustralya’ya ihracat yaptı. Genel Müdür Refik Aksu, ‘2004 yılında yurt dışında 11, yurtiçinde 8 sektörel fuara katıldık. Önemli bağlantılara imza attık. Sektörün en büyük sorunu ucuz ve kalitesiz Çin mallarının ülkemize getirilmesi. Bu sürece kaliteli üretim, düşük kár marjı ve yüksek üretim kapasitesi ile direndik’ diye konuştu.

Bursalı sanayici yatırımı hálá düşünüyor

BURSA
Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO), iş dünyasının geleceğe dönük beklentilerini içeren ‘Ekonomik ve Sosyal Durum Anketi’nin 2005’in ikinci üç aylık dönemini içeren sonuçları açıklandı. Anket, Bursa iş dünyasının bütün ekonomik iyileşmelere rağmen yatırım konusunda hala çekimser olduğunu ortaya koydu. Bursalı işadamlarının yüzde 63.9’u yılın ikinci yarısında yatırım yapmayı planlamıyor. BTSO üyelerinden 169 kişinin katıldığı anket sonuçları, iş dünyasının ekonomiye ilişkin umutlarını hala korumasına karşın yatırım planlarını raftan indirmediğini gösteriyor. AB yolunda Türkiye’nin şansının hala devam ettiğini düşünen iş dünyası, gündeminde ilk sıraya işsizliği oturtmuş durumda. Anketten çıkan bir ilginç sonuç da Çin’in hálá etkisini sektörlerde göstermediği şeklinde. Bursa iş dünyasına yönlendirilen ‘Elinizde yeterli sermaye olsaydı, hangi sektörlere yatırım yapardınız?’ sorusunda ortaya çıkan gözde sektör turizm, hala cazibesini koruyor. Mart’ta yatırımcıların yüzde 26’sı turizmi yatırım için cazip bulurken, bu oran ikinci üç aylık ankette yüzde 62.2’ye çıktı. Turizmden sonra en cazip sektör ise inşaat, otomotiv, gıda, hizmet, sağlık, perakende, maden-demir-çelik oldu. Bir zamanlar tekstilin başkenti ilan edilen Bursa’da tekstilin cazibesini tamamen kaybettiği vurgulanmış oldu. Tekstil sektöründe yatırımı cazip bulanların oranı yüzde 6.9’da kaldı.

Eskişehir-Litvanya yazılım işbirliği

TÜRKİYE
Bilişim Derneği (TBD) eskişehir şubesi ile Litvanya Klapedia Bilim ve Teknoloji Parkı arasında yazılım sektörünün geliştirilmesini hedefleyen bir işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşma, genel çerçevesiyle iki ülke arasında yazılım sektörünün geliştirilmesi için ortak çalışma yürütülmesini hedefliyor. Taraflar, bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) sektörü hakkında bilgi alışverişinde bulunacak. Pazarın geliştirilmesi için stratejik işbirlikleri kuracak ve çapraz pazarlama projeleri yapacak. Anlaşmaya göre; akademik düzeyde işbirliği yapılacak ve dijital içerik sektörünü de kapsayacak şekilde bilgi ve iletişim teknolojilerine odaklı konferanslar düzenlenecek. Türk ve Litvanyalı ICT şirketleri arasında ortak toplantılar yapılmasını da öngören anlaşmaya göre iki ülkede düzenlenecek ICT fuarlarına karşılıklı ziyaretler de gerçekleştirilecek.

Doğaltaşçılar ihracatı 10 kat artırmak istiyor

YENİ
pazarlar bulma çabalarına ve ürün geliştirmek için araştırma geliştirme çalışmalarına hız veren Doğaltaş Tanıtım Grubu, 2010’da 10 milyar dolarlık ihracat hedefi koydu. Bu yıl 1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirecek sektör, Türkiye’nin bu alanda güçlü bir aktör olarak yer bulması için çalışacak. Doğaltaş Tanıtım Grubu Basın Sözcüsü Levent Mertsoy, Türkiye’nin mermerler, travertenler, kireçtaşları, granitler diğer mağmatik kökenli taşlar, çay taşları; ve bu hammaddelerden işlenerek üretilmiş blok, plaka, levha, fayans, mozaik, kaldırım taşları, bahçe taşları gibi ürünler açısından çok zengin bir ülke olduğunu söyledi. İşlenmiş doğaltaş sektörünün son 4-5 yılda yıllık yüzde 40 ihracat artışı ile büyüme trendini sürdürdüğünü belirten Mertsoy, bu sektörün yüzde 95 oranında yerli girdi kullanmasının da bir başka avantaj olduğunu vurguladı. Mertsoy, DGT’nin yapacağı çalışmalara kaynak sağlamak için sadece doğaltaş ihracatı yapan İstanbul ve Ege Maden İhracatçıları Birlikleri üyelerinden gümrük çıkış beyanname değerinin yüzde 0.2’si oranında kesinti yapılması kararı alındığını söyledi. Başkanlığını Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan Mustafa Karakuşçu’nun yaptığı Doğaltaş Tanıtım Grubu’nun yönetim kurulunda; İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Kahyaoğlu, İhya Kangal, Atilla Keleş, Levend Mertsoy, A. Orhan Özölçer ve Murat Pira yer alıyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!