‘Düşük kur-yüksek faiz’e mi doğru?

Güncelleme Tarihi:

‘Düşük kur-yüksek faiz’e mi doğru
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 08, 2008 11:18

Türkiye, daha dibi gözükmemiş olan küresel kriz karşısında sanki bu kriz bizi fazla etkilemeyecekmiş gibi bir hava içinde

Türkiye, daha dibi gözükmemiş olan küresel kriz karşısında  sanki bu kriz bizi fazla etkilemeyecekmiş gibi bir hava içinde. Bunu anlamak mümkün değil; zira bu krizden herkesin şöyle veya böyle etkileneceği aşikâr.

Korkmaz İLKORUR/RADİKAL

Üstelik, cari açık sorunu yaşayan ülkelerin, özellikle de, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin çok etkileneceğinin altı kalın kalın çiziliyor. Bunların arasında Türkiye de yer alıyor. Türkiye’nin (ve dünyanın) bizim durumumuz konusunda kafasını karıştıracak diğer hususlar da mevcut. Enflasyon artış eğiliminde. IMF’yle ilgili eski kuvvetli çıpalar yok. Zaman zaman moral almak ve moral vermek için bizim icat ettiğimiz, yok AB, yok reform gibi çıpalar da yok. Merkez Bankası enflasyon tahminini yükseltti. Ama, bunun bir ‘hedef’ yükseltmesi olup olmadığını muğlak geçti.

Dolayısıyla, TCMB’nin uygulanacak para politikası konusunda ekonomik birimlere verdiği sağlam bir mesajı algılamak zor. Hükümet, faiz dışı fazla oranını bir gecede düşürdü. Bunun ekonomisi konusunda herhangi bir analiz görmedik. O nedenle, bunun mali disiplin açısından ne ifade ettiğini anlamış değiliz; ama, acaba yerel seçimler öncesi bir genişleme politikasına mı gidiliyor diye soru takılıyor insanın kafasına.

Bir de, iktisat teorisinin genelinden gelen sorular var: Bu enflasyon hedeflemesi politikası bizim gibi ülkeler için ne kadar geçerli? Türkiye’nin enflasyon tehditlerini yalnızca para politikası araçları ile gidermek mümkün mü? Gidermek mümkün deyip de, sıkıp sıkıp ekonomiyi boğazlamak da söz konusu olur mu?

Tüm bu sorular karşısında hükümet kanadından dört başı mamur, iyi düşünülmüş ve insana ‘Türkiye’nin de A, B ve C planları hazır’ dedirtecek bir cevap gelmiyor. Arada sırada, TCMB’nin yorumları ve temennileri geliyor ama o da satır aralarında mevcut sorular karşısında liderlik boşluğu olduğu şeklinde çaresizlik imaları içeriyor.

Böyle bir durum karşısında, insanın iyimser olması çok zor, kötümser olması çok kolay. Dolayısıyla ben, ister istemez Türkiye’nin gene kötü bir senaryoya, adıyla ve sanıyla, ‘düşük kur-yüksek faiz’ senaryosuna teslim olacağını tahmin ediyorum. Bunu düşünmemin nedenleri şunlar: Küresel krizin çıktığı günden bu yana, küresel likidite bolluğunun hemen ortadan kalkmayacağı tezini savundum. Likidite azalmış olabilir ama likidite hâlâ var. Söylediğim diğer bir husus da, genel olarak risk primi artsa da, yani likidite sahipleri daha az riskli işleri tercih etseler dahi, piyasada gene görece yüksek getiri peşinde koşan bir likidite kesimi olacaktır. ‘Osmanlı’nın bile borcunu bile ödemekle’ şöhret yapmış Türkiye, bu likidite kesimi için ‘güvenilir bir limandır’.

Diğer taraftan, bunca siyasi ve ekonomik soruna rağmen ‘A,B,C planları üretmeyen’ Türkiye, enflasyon tehditleri karşısında faizleri yükseltmeye kendini mecbur hissedecek ülkelerin başında olmasa da ilk yarısı içinde gelmektedir. Zira, Türkiye’nin bir cari açık sorunu vardır ve bunun finansmanını tehlikeye atacak babayiğit daha doğmamıştır. O nedenle, Türkiye faizleri artıracaktır, yüksek getiri peşindeki ‘sıcak para’ da Türkiye’ye yığılacaktır. Bu, hükümete, bir sürü siyasi güçlüklerle dolu bir seçim öncesi yılında ‘bakın küresel krizi Türkiye’ye bir şey olmadan atlattık’ mesajını işleme fırsatını vereceğinden siyaseten de desteklenecek bir senaryodur.

Türk ekonomisine geçmiş beş, altı yılda büyüme ivmesi veren öğe küresel likidite bolluğu olmuştur. Ama, bunun sonucu oluşan ‘düşük kur-yüksek faiz’ uygulaması ise Türk ekonomisinin zaten zayıf ve hesapsız kitapsız, stratejisiz ve taktiksiz olan temel yapısını sarsmıştır. O nedenle, bu senaryonun yeniden uç bir şekilde uygulanması temenni edilecek bir şey değildir.

Ben, Türkiye’nin enflasyon ile mücadelesinin yalnızca sıkı para politikası ile yürütüleceği ve başarıya ulaşılacağı inancında değilim. Sıkı ve rasyonel bütçe politikalarının Türkiye’nin yaşadığı enflasyon türüne daha etkili bir ilaç olduğu kanısındayım. Aynı şekilde, enflasyon ile mücadelede arz tarafı politika ve önlemlerinin de Türkiye enflasyon içeriğinde para ve bütçe politikaları kadar önemli olduğuna inanıyorum.
O nedenle de, günü kurtarmak için göz yumulacak kötü ve uç bir ‘yüksek faiz-düşük kur’ senaryosunu temenni etmiyorum.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!