Güncelleme Tarihi:

AA muhabirinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından aldığı bilgiye göre Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede BM'nin en önemli organizasyonu olan COP'a ilk kez ev sahipliği ve başkanlık yapmaya hazırlanıyor.
Antalya'daki EXPO alanında 9-20 Kasım'da düzenlenecek COP31 için tüm hazırlık, organizasyon ve yürütme süreçleri, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle "COP31 Başkanı" olarak atanan Bakan Murat Kurum'un koordinesinde yürütülüyor.
Bakan Kurum, bu kapsamda bir yandan Antalya'da hazırlıkları yerinde incelerken, diğer yandan İstanbul'da önceki dönem COP Başkanları ve Birleşmiş Milletler COP sekretaryasıyla diplomasi trafiği yürütüyor.
İstanbul'da 11-12 Şubat'ta gerçekleştirilen COP31 başlangıç toplantılarına başkanlık eden Kurum, BMİDÇS İcra Sekreteri Simon Stiell, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve COP29 Başmüzakerecisi Yalçın Rafiyev, COP30 Başkanı Andre Correa do Lago, COP30'un İcra Direktörü Ana Toni ve Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakan Yardımcısı Kushla Munro ile istişarelerde bulundu.
Geçen hafta Ankara'da sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelen Murat Kurum, COP31 hazırlıklarında gelinen aşama ile Antalya'daki EXPO alanında yürütülen saha çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Bakan Kurum, 12 Mart'ta da Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol ile İstanbul'da düzenlenecek ortak basın toplantısında Türkiye'nin COP31 sürecine ilişkin önceliklerini açıklayacak.
TÜRKİYE, İKLİM DİPLOMASİSİNİN MERKEZİ OLACAK
COP31'e Türkiye'nin ev sahipliği yapması, hem uluslararası görünürlük hem de iklim diplomasisinde belirleyici konuma gelmesi açısından büyük önem taşıyor.
Taraflar Konferansları, 197 ülkenin katılımıyla her yıl düzenlenirken, sera gazı azaltım hedefleri, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp ve zarar mekanizmaları ile karbon piyasalarının kurallarının belirlendiği oturumlar iklim kriziyle mücadelede kritik rol oynuyor. Paris Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin kurallar da COP toplantılarında şekilleniyor.
Ayrıca COP'a ev sahipliği yapmak, ülkelere küresel iklim politikalarının merkezine yerleşerek önemli bir diplomatik görünürlük sağlıyor. Bu süreç aynı zamanda ev sahibi ülkede yeşil dönüşüm çalışmalarına ivme kazandırıyor. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir şehircilik ve iklim uyumu projeleri daha güçlü şekilde gündeme taşınıyor.
Uluslararası finans kuruluşları ve iklim fonlarının ilgisi artarken, ülke temiz enerji ve iklim finansmanı alanlarında daha fazla yatırım çekme potansiyeline sahip oluyor. Bununla birlikte ev sahibi şehir, iki hafta boyunca dünyanın dikkatini üzerine çekerek "iklim diplomasisinin merkezi" konumuna geliyor ve küresel tanınırlığını güçlendiriyor.
Zirveye katılan on binlerce delege sayesinde turizm, konaklama, ulaşım ve hizmet sektörlerinde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaşanıyor.