Türkiye İş Bankası Tarihi, Türk bankacılık tarihine de ışık tutuyor. Kitapta yer alan olaylar, bankaya para yatırma alışkanlığının zor yerleştiğini de ortaya koyuyor.
Celal Bayar`ın ‘‘Sicimle bağladığım kendi paramı her gün görmek isterim’’ diyen bir mevduat sahibine parasını iade ettiği dikkat çekiyor.
Cumhuriyet`in ilanının ardından Atatürk`ün emriyle kurulan Türkiye İş Bankası`nın kuruluş öykülerini içeren ‘‘Türkiye İş Bankası Tarihi’’ adlı kitap, bankanın 74 yılllık geçmişinde yaşanan ilginç olaylara da ışık tutuyor. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından yayınlanan ‘‘Türkiye İş Bankası Tarihi’’ kitabında yer alan gerçek bir öykü, bankanın ilk kuruluş yıllarında vatandaşların tasarruflarını bankaya çekmenin ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor.
Bu konuda dönemin Ankaralı müteşebbislerinden Mahmut Karaveli`nin başından geçen olay da kitapta yer alıyor. Mahmut Karaveli`nin gazeteci oğlu Orhan Karaveli tarafından kaleme alınan olay şöyle anlatılıyor:
‘‘Babam anlatıyor: 250 bin lira ile kurulan Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu`ndan iki üye İhsan (Eryavuz) Bey`le Şakir (Kınacı) beni şahsen tanıyorlardı. Genel Müdür Celal Bayar`dı. Bankanın merkez binasına giderek Celal Bey`i göreceğimi söyledim, bekliyormuş, hemen yanına aldılar. Celal Bey vakit geçirmeden söze girdi:
İstikbal vadeden bir işadamı imişsin, kaç lira kredi istiyorsun?
Ben sabah 5 bin lira istesem acaba verirler mi, yoksa çok mu bulurlar diye düşünüyordum. Ama birden cesaretlendim:
10 bin lira istesem çok mu bulursunuz?
Hiç beklemediğim ve beni çok şaşırtan bir cevap verdi düşünmeden:
Hayır... Yaptığın işe göre az bulurum!
Birden benimle alay ediyor sandım: ‘Az mı dediniz?’
Evet az.
‘O halde siz takdir ediniz efendim.’
Yanındaki görevli ile başbaşa ve beni duyamayacağım bir sesle birşeyler konuştuktan sonra koltuğuna yaslandı ve yuvarlak camlı gözlüklerini şöyle bir düzelttikten sonra kısaca:
Sana 50 bin liraya kadar kredi açacağım.
Çok şaşırmıştım, ‘‘Gösterdiğiniz itimada şükranlarımı arzederim ama ben böyle bir meblağ için kefil bulamam, ikinci imza da bulamam’’ dedim.
Güldü ve `Bulmana da gerek yok zaten. İnsanın kefili kendisinden başkası değildir. Kredi de tek imza ile kullanacaksın. Göreyim seni, milletin parasını iyi değerlendir. Hem sen kazan, hem de bankamıza kazandır.
Ben de bunun üzerine bankaya bir hizmetim olup olamayacağını sordum.
‘Madem sordun, söyleyeyim’ dedi.
Çevrendeki işadamları arasında günlük ihtiyaçtan fazla nakit parayı kasasında tutan varsa onları bize gelerek hesap açmaya teşvik et. Hem paraları daha emniyetli bir yerde saklanır, hem de faiz alırlar.
Hiç vakit kaybetmeden pazarın eskilerinden Haymanalı Akif Ağa`ya koştum. Akif Ağa`nın dev kasasında ‘‘Çuvalla parası’’ olduğu söylenirdi.
Akif Ağa dedim. Bak Mustafa Kemal`in sermayesini cebinden vererek kurduğu İş Bankası çoktan faaliyete geçti. Sen paralarını hálá dükkanda saklıyorsun. Birgün bir kazaya uğramadan bunları İş Bankası`na yatırsana.
- Ne gereği var evlat. İşte kocaman kasa.
- Ya bir yangın olursa, paraların yanıp giderse?
- O zaman İş Bankası`nın kasası da yanar.
- Doğru ama banka kasası yanarsa devlet yatırdığın parayı kuruşuna kadar öder. Seninki yanarsa hava alırsın.
Akif Ağa`nın aklı yatmaya başladı. Ertesi gün erkenden dükkanda buluştuk. Adam boyundaki kasa gıcırdayarak açıldı. Sicimle, uçkur ipine benzer birşeyle bağlanmış deste deste banknotlar. Bunları özenle çuvala doldurduk. Bir faytonla İş Bankası`nın yolunu tuttuk.
Rastlantı bu ya, Celal Bey servisleri dolaşmaya çıkmıştı beni görünce ‘‘Aferin, aferin ne çabuk’’ dedi.
KÜF KOKULU PARALAR
Para destelerini bağlayan sicimler açılınca ortalığı küf kokusu kapladı. Sonunda paralar bırakıldı, Akif Ağa adına bir hesap açıldı. Çuvalla getirilen paraların yerine Akif Ağa`ya imzalı mühürlü bir defter verdiler. Akif Ağa bir dostunu kaybetmiş gibi görünüyordu. Birkaç gün sonra işyerime geldi ve gözüne uyku girmediğini söyledi. Paraların yerinde durup durmadığını gözleriyle görmek istedi. Utana sıkıla bankaya durumu anlattım. Akif Ağa sicimle bağlanmış kendi paralarını görmek istiyordu. Sonuçta Akif Ağa`nın paralarını memurlar sicimlerle bağlayıp gösterdiler. Akif Ağa memnundu. Ama bu dört günden fazla sürmedi. Bu kez yine aynı komedi oynanınca Celal Bey bana
haber gönderip Akif Ağa ile birlikte bankaya çağırdı. Celal Bey bizi odasına aldı:
Akif Ağa, sen paralarını gene kasanda sakla. Onları görmeden de yaşayabileceğini hissedersen o zaman bize getir.
Akif Ağa biraz şaşırdı, ama fazla da itiraz etmedi. Akif Ağa`nın banknotları saatlerce tek tek sayıldı ve tekrar bir çuvala dolduruldu. Bankadan ayrıldık.’’
Soyadı Kanunu`yla ‘İş’li soyadları
‘‘Türkiye İş Bankası Tarihi` kitabına göre, 1934 yılı Haziran ayında ‘‘Soyadı Kanunu’’nun çıkarılması ve yine aynı ay İkinci Dil Kurultayı`nın çalışmalarına hız vermesi, İş Bankası`nı da etkiledi. İş Bankası, Soyadı Kanunu`ndan sonra listeler hazırlayarak, özellikle öz Türkçe soyadlarının seçilmesinde çalışanlarına yardımcı oldu. Ayrıca İş Bankası memurlarının hepsinin ayrı ayrı soyadı almalarını sağladı.
İş Bankası`nın bu konuda işi biraz zordu. Çünkü soyadında ‘‘iş’’ sözcüğü yer alan çok sayıda banka çalışanı vardı. Örneğin kanunun yürürlüğe girmesinden sonra çeşitli kademelerdeki çalışanların soyadları arasında Eriş (Muammer), İşbaş (Fahri Hüseyin ve Hüseyin Sami), İşmen (Muvaaffak Cevdet), Öziş (Fazıl), Berkiş (Suat Şerif), Öniş (Yusuf Ziya), Aniş (Nejat), İşman (Türkan) gibi öz Türkçe ve içinde ‘‘iş’’ sözcüğü geçen soyadlarına rastlandı.
Genel Müdürlük Çevirgenlik oldu
İş Bankası günlük işlemlerde kullanılan terimlerin Türkçeleştirilmesi konusunda da yoğun gayret sarfetti. Bu yüzden kısa bir süre için de olsa banka genel müdürlüğü ‘‘genel çevirgenlik’’, muhasabe ‘‘sayiş’’, tarih ‘‘günlemeç’’, müfettiş ‘‘inspektör’’, yazı ‘‘bitik’’ olmuştu. 1935`den başlayarak genel kurullarda kullanılan hitap şeklinde de bir değişiklik olduğu dikkatten kaçmıyor. O zamana kadar ‘‘Efendiler’’ diye hitap edilen genel kurul üyelerine, ‘‘Sayın Bayanlar ve Baylar’’ şeklinde hitap edilmeye başlanıyor.