Çek, tarihe karışıyor

Güncelleme Tarihi:

Çek, tarihe karışıyor
Oluşturulma Tarihi: Ekim 30, 2001 11:47

TBMM`nin, 1982 Anayasası`nı değiştirme çalışmaları kapsamında 15. maddede getirilen düzenlemeyle, karşılıksız çek verme suçunun hapis cezasıyla cezalandırılması yolu kapandı. Düzenleme, başta hukuk çevreleri olmak üzere değişik çevrelerden tepki topladı.

Karşılıksız çek davalarının hergün artması yanında, Anayasa`da yapılan değişiklikle artık hapis cezasının uygulanmayacak olması, çekleri karşılıksız çıkan birçok işadamı ve esnafı sevindirdi. Ancak artık, önemli bir güvencesi de ortadan kalkan çekin piyasada bundan sonra değer görüp görmeyeceği merak konusu... Genel kanı, bundan sonra kimsenin çek kabul etmeyeceği yönünde. Hukuki yöntemlerle tahsilatın zorluklarını bilenler, nakitle alışveriş yapma yolunu tercih edecek gibi görünüyor. Böylece, bir zamanlar `ticari itibar` simgesi olan çek, tarihe karışma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Sağladığı güvencelerle alacaklısına hem hukuki hem de cezai teminat sağlayan çek, bu değişiklikten sonra poliçe, uzun süredir piyasalarda kullanılmayan bono, hatta senet durumuna geldi. Özel kanun olan 3167 sayılı kanunun düzenlenmesiyle cezai müeyyidesi ile caydırıcı niteliğe sahip olan çek, paranın piyasada serbest dolaşımını sağlıyordu. Uzmanlara göre çekin devre dışı kalmasıyla, Türkiye içinde yaşadığı kriz ve bununla neden - sonuç bağı oluşturan likidite sorununu daha da büyük boyutlarda yaşayacak.

Kamu menfaati ortadan kalktı
Hukukçulara göre, çek kanununun en önemli işlevi kamu menfaatinin sağlanmasıydı. Piyasaya sürülen çekle, tedavüle konan paralar, borçlu ve alacaklısı tarafından hapis cezasını düzenleyen 3167 sayılı yasa ile kamu menfaatine zarar verenleri cezalandırmakla büyük bir güvenceye sahipti.
Karşılıksız çek vermeyi kamuya zarar vermekle suçlayan kanunun Anayasaya aykırı düşmesiyle yaşanan durumu Marmara Üniversitesi`nden Prof. Dr. Mehmet Somer sonuçsuz bir çaba olarak görenler arasında. Somer, `Hukuki metinlerle her şey düzenlenemez. Karşılıksız çek, tabii hapis cezasıyla düzeltilemez. Bugüne kadar yaşananlar da bunu göstermiştir olayın kaynağına inilmeli. Bu da bizi ülkenin ekonomik yapısına götürüyor. Yasada ister değişiklik yapılsın ister yapılmasın farketmez. Önce ülkenin ekonomik yapısı düzeltilmeli. Karşılıksız çek olaylarında yaşanan patlamayı yeni bir patlama daha izleyecek, o da kredi kartı patlaması. Bu konuda önlemler alınmalı. Şu anda yaşananlar eskiden çok farklı. Eskiden insanlar hapse girmekten korkardı. Şimdi kimse hapisle korkutulamayacak duruma geldi. Meclis`in çözüm üretecek tedbirler aldığını sanmıyorum` dedi.

Hukuçular değişiklikten endişeli
Özellikle hukukçuların, Anayasa değişikliğine ilişkin genel kanısı, ekonomik suça hapis cezası gibi cezai bir müeyyidenin uygulanmaması yönünde. Karşılıksız çek verme suçunu 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandıran kanunun varlığına rağmen adliyelerin yüzde 75 iş yükünü karşılıksız çek verme ve bununla ilgili davalar oluşturuyor. Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle neredeyse yargıyı kilitleme noktasına gelen davalar konusunda hukukçular endişeli.

İstanbul Barosu avukatlarından Etem Erhan Çiçek, Anayasa`da değişiklik daha gerçekleşmeden karşılıksız çek verme olaylarında büyük artış olduğunu belirterek, `Bu değişiklikle çeki tahsil imkanı ortadan kalktı. Hapis cezası uygulamasıyla iki kanaldan da çeki tahsil edebiliyorduk. Bu düzenleme Avrupa`ya hoş görünmek için yapılıyor. Oysa bizim durumumuzla Avrupa`nın durumu aynı değil. Bu bir nevi aftır. Alacaklılar daha da büyük zarara uğrayacak. Şu anda birçok insan bu beklentiyle yargıdan kaçıyor` diye görüş belirtti.

`Merkez bankası gücünü sahip olmak`
Avukat Cem Gürkut Moralıoğlu, Anayasa değişikliği ile yapılan düzenlemeyle ilgili değerlendirmesinde `Çek karnesine sahip olmak, bir nevi merkez bankası gücüne sahip olmaktır. Çünkü elindeki çek karnesiyle sürekli piyasaya para tedavül edersin. Oysa ülkemiz büyük bir likidite sorunu yaşıyor. Karşılıksız çekler de bu sorunu sürekli büyütüyor. Olmayan paralar, piyasada dolaşıyor. Bunu önlemenin ilk yolu, bankaların her çek başına düşen sorumluluğunu artırmak olmalı. 3167 sayılı kanunla getirilen hapis cezası ne kadar caydırıcı görünse de, uygulamada mahkemeler en az 1 yıl hapis cezasını uygun görüyorlar. Bir de bizim ceza infaz kanunumuz var ki, özel bir inceleme olmaksızın cezayı 3 - 4 aya indiriyor. Böylece hapis cezasının caydırıcı bir fonksiyonu da kalmıyor. Buna rağmen eğer hapis cezası da kalkarsa çek bedeli tahsilatı imkansızlaşacaktır. Cezai güvenceden yoksun çek yerine yeni araçlar devreye girecektir ki, bunlar da teminat mektupları ve takas gibi yollar olarak ortaya çıkıyor. Böylece büyük bir vergi kaybı yaşanacak ve yatırımcılar piyasadan daha da uzaklaşacaktır.`

`Mali suça, mali ceza gerekli`
İstanbul Üniversitesi Mali Hukuk ve Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süheyl Donay da Anayasa değişiklik çalışmalarını olumlu bulmayanlar arasında. `Mali suça pek tabii mali ceza gerekli. Ama her şeyden önce devletin zararı karşılanmalı. Bu hapis cezası uygulansa da aynı şekilde olmalı. Bu çözüme yönelik değişiklikler yapılmalı. Ben çalışmaların bu yönde olduğuna pek inanmıyorum. Avrupa`da çekle ilgili çok özel uygulamalar yapılıyor. Bir kişi bankadan 5 bin dolardan fazla para çekemiyor. Böylece vergi kaçağı çok titiz inceleniyor. Hapis cezası uygulanmıyor ama hiç kimse karşılıksız çek vermeye dahi cesaret edemiyor. Türkiye`de ise yasa ile uygulama aynı şekilde yürümüyor. Bu yüzden sürekli karşılıksız çek davaları artıyor. Hapis cezası namuslu insan için konkutucu bir önlem ama bizdeki uygulamada hapis cezası olmasına rağmen suçlular daha yakalanamıyor bile` dedi.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!