21 Şubat 2001`de kurun serbest bırakılması ile yeni bir kriz sürecine giren sanayiciler, krizin faturasının sürekli kayıtlı ekonomiden çıkarılmasından şikayetçi. Hükümetin kendilerini her sıkışıklıkta başvurulan bir mercii olarak görmesinden yakınan sanayiciler, buna rağmen Türkiye`nin geleceği için hükümete bir kez daha destek vermek zorunda olduklarını kaydediyor. Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) Genel Başkanı Erdoğan Karakoyunlu, krizin faturası, yeni ekonomik program ve siyasetin geleceği ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Sizce Enflasyonla Mücadele Programı söylendiği kadar kötü bir program mıydı?
Hükümet ekonominin yıllardır biriktirdiği enflasyon sorununa bir çözüm bulmak için 1999 yılı sonunda IMF ile üç yıllık bir programın altına imza atmıştır. Özellikle enflasyon gibi bir sorunu çözmek bakımından bu programın hazırlanması elbetti ki; doğru birşeydi. Çünkü basiretsizlikler sonucu ekonomi köşeye sıkışmış durumdaydı. Ve bu ortamda yapılacak pek fazla birşey yoktu. Ya ciddi bir program ortaya koyup ekonomiyi düzlüge çıkaracaktınız ya da batacaktınız. Aslında uygulanan program fena bir program değildi. Hedefleri açısından oldukça önemli bir programdı. Ayrıca hem içerde hem de dışarda olumlu karşılanmıştı. Şu da bir gerçektir ki; 11 ay iyi tatbik edilmişti.
Sizce programı bu noktaya getiren ne oldu?
İstikrar programının en hassas ayağı dövizin baskı altında tutulmasıydı.
Döviz, benzin gibi herşeyin girdisidir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet dövizi baskı altında tutmayı başarmıştır. Daha önceki hükümetlerin hiçbirisi böyle bir tedbire başvurmamıştı. Bence topluma asıl güven veren de bu olmuştur. Eğer programda bu uygulama olmasaydı, güven bu kadar kuvvetli olmazdı. Hükümet aslında kasım ayına kadar gayet iyiydi. Bunun en önemli göstergesi enlasyondu. Enflasyon yavaş yavaş düşmeye başlamıştı. Ve toplumun güveni artmaya başlamıştı. Programın tek zayıf noktası dış ticaret açığının gittikçe büyümesi idi. Onun dışında program gayet güzel gidiyordu.
İyi giden program neden bir anda patlak verdi?
Sağlıksız ekonomilerdeki programlarda patlaklar çıkması kaçınılmazdır. Aslında ekonomi kasım krizini aşmaya başlamıştı. Ancak bu kez de `Şubat Krizi` patlak verdi. Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit`in tartışmaları da bahane oldu. Yani onlar tartışmasa da bir yerden patlayacaktı. Çünkü bünye hastalıklı, her an mikrop kapmaya müsait. Program patladı ama, faturası da çok ağır oldu. Ben faturayı maddi ve manevi yönleri ile ele alıyorum. Maddi faturalar tabiki; bir anda devletin iç ve dış borçları yükseldi, faizler nedeniyle enflasyonla mücadele programı alt üst oldu, döviz dalgalanmaya bırakıldı, maliyetler yükseldi ve rekabet gücü azaldı. Ama esas kayıp bence manevi olmuştur. Çünkü zaten zor kazanılan güven ortamı yeniden yerini güvensizliğe bırakmıştır. Maddi şeyler zamanla yerine konulur, ama kaybolan güveni kolay kolay yerine koyamazsınız.
Peki Kemal Derviş bu olumsuz havayı giderebilecek mi?
Gerek Dünya Bankası`nın iki numaları adamı olması, gerekse dış dünyada bir saygınlığının olması önemli bir hadisedir. Bunların yanı sıra mütevazi, insanlarla kolay ilişki kuran bir kişiliği vardır. Bundan dolayıdır ki; Sayın Derviş geldiği zaman Türk halkı kendisini büyük sempati ile karşılamıştır. Aslında zor durumda olan insanlar biraz da kurtarıcı beklerler. Derviş`in arkasında toplum müspet olarak mevcut. Belki bunlardan daha da önemlisi Sayın Derviş`in siyasi bir kisve giymesine rağmen siyasetçi olmamasıdır. Çünkü siyaset ve siyasetçiler bugüne kadar siyaseti ve siyaseti yücelten bir davranış göstermemişlerdir. Türk toplumu siyasetçiyi milletvekili olunca belirli menfaatleri sağlayan, lideri ne derse onu yerine getiren kişiler olarak mütala ediliyorlar. Kimse onlara güvenmiyor. İnsanlar artık politikacı denince yançizer duruma geldiler. Bu olumsuz ortamda meclisten herhangi bir politikacı ekonomiden sorumlu bakan olsaydı, gerek hükümet gerekse toplum Kemal Derviş`in arkasında olduğu kadar o politikacının arkasında olmazdı.
Açıklanan acil önlemler paketini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Derviş programa yeni özellikler getiren bir kimse değil. O da Türkiye`deki ilgililerle çalışarak realist, dünyanın kabul edebileceği bir program hazırlamıştır. Çünkü ekonomisi zor duruma düşen ve program hazırlamak durumunda olan ülkeler için verilecek reçeteler bellidir. Yani bu programı Türk uzmanlar da yapsa aynı reçeteyi ortaya koyarlardı. Ayrıca hiçbir programın Türk uzmanlarla, siyasilerle ve diğer kesimlerle konuşulmadan hazırlanması da mümkün değildir. Bunların yanı sıra yeni programın birincisinin devamı olacağı da açık. Ancak en önmeli farklılık döviz çıpasının ortadan kalkması. Onun dışındaki tedbirler hemen hemen önceki programla örtüşüyor. Hazırlanan program başarısız olmuş bir programın yeni bir versiyonudur. Başarısız olan bir programın ardından ikinci bir program yapmak bir talihsizliktir. Ama bunun da bir bedeli olacak. İçerden ve dışardan borçlanmalar başlayacak, yeni tedbirler alınacak, enflasyon için yeni hedefler belirlenecek.
Sanayiciler programa bu haliyle destek verecekler mi?
Tabiki destek verecekler, çünkü başka çareleri yok. Ülke fevkalade kötü yönetilmiş. İyi yönetilemediğimiz için istikrarsız bir ortama sürüklenmişiz. 3 bin dolarlık kişibaşı gelirimiz, bir türlü bunun üzerine çıkamamış. Sanayici artık hastalıklı bünyesi olan ekonominin tedavi edilmesini istiyor. Dolayısıyla sanayici ekonomiye nefes aldıracak her uygulamaya destek vermek mecburiyetinde. Sanayiciler destek olmasa ne olacak? Tabiki değişen hiçbir şey olmayacak. Ama hiç olmazsa toplumla dilog kurularak moraller yükseltilebilir. Çünkü bu karamsarlıkla ekonominin yürütülmesi mümkün değil.
Sanayici önünü görebiliyor mu?
Döviz ve faiz fiyatlarının belli oturmadığı bir ortamda hesap kitap yapmak mümkün değil. Ekonomiyi müthiş bir belirsizlik almıştır. Faizler çok yükseldiği için kredi kulanımları da tamamen kesilmiştir. Güvensizlik ortamı oluşmuştur. Soru işaretleri kalındır. Böyle bir ortamda hiçbir şirketin geleceğe yönelik plan yapması mümkün değildir. Sanayici beklemededir. Stoklar artmış ve firmalar ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Şirketler eskiden beş yıllık program yaparken, şimdi günlük yaşar hale gelmişlerdir. Ancak sanayici günlük yaşayamaz. Sanayici önüne bakıp en az bir yılını görmek mecburiyetindedir. İş ve üretim programları bu şekilde oluşur.
Krizin diğer bir faturası da işçilere çıkarıldı...
Haklısınız, ama bu gerçekten de hiçbir işverenin istemediği birşeydir. Siz ancak 100 üretirseniz, 100 eleman çalıştırabilirsiniz. Ama üretiminiz 50`ye inerse 100 istihdam sağlayamazsınız. İş ortamında geleceği bilinmesi lazım. Ancak bu ortam malesef yok. Herkes sersemlemiş durumda. Dolayısıyla kim kime sipariş verecek de, ne imal edecek? Bütün bu olumsuzlukları biraraya getirirseniz, piyasanın bıçak gibi kesilmesinin nedenlerini anlarsınız. Türkiye artık günlük yaşayan bir ülke haline gelmiştir. Bir hafta sonra ne olacağı ne vatandaş, ne tüccar, ne sanayici, ne de politikacı tarafından bilinmemektedir. Bu ortamda üretimden söz etmek mümkün değil. Sayın Derviş`in sürekli söylediği gibi; önümüzdeki iki ay küçüleceğiz. Bu gayet açık. Küçülen, kemer sıkan bir Türkiye`de üretim de küçülecektir. Bu da tatsızlıklar doğuracaktır. İnsanlar krize karşı önlem alma çabasında. Çünkü krizin ne zaman biteceği belli değil. Öncelikle bu belirsiz ortamın bir an önce giderilmesi lazım.
Peki devalüasyonun sanayiciye etkisi ne oldu?
Bu durumdan en çok hükümetin sözüne güvenerek dövizle borçlananlar etkilendi. Türk sanayicisi hükümetine güvenmişti. Çünkü döviz kuru belirlenmiş, herkes de hesabını ona göre yapmıştı. Ancak kur serbest bırakılınca sanayiciler avlandıklarının farkına vardılar. Sanayiciler hükümetin kendilerini aldattığını düşünüyor. Bu çok ağır bir olaydır ve geleceğe de damgasını vuracaktır. Burada yapılan hata gelecekte alınacak hükümet kararlarında da güvensizlik doğuracaktır.
Kemal Derviş alınacak radikal kararlarda siyasetçilere direnebilecek mi?
Türk halkı Kemal Derviş`i siyasetçi olarak görmüyor.
Arkasında bir siyasi parti yok. Kötü yönetimin mirasını da sırtında taşımıyor. Başkaları gibi kilometresi 10 veya 20 yıl değil. Türk halkının uzun siyasi geçmişi olan liderlere, siyasetçilere güveni yok. Derviş`in de söylediği gibi; ondan fazla birşey beklememek lazım. Çünkü o bir sihirbaz değil. Program bir kişinin gücüyle olmaz. Toplumun ve siyasetçinin desteği de şarttır. Türkiye`yi bu olumsuzluklara getiren şey, dünyadaki değişimi siyasetçilerin anlamamış, anlamışsa da gerekenleri yerine getirmemiş olmasıdır. Bundan dolayı geri kalıyor, çağdaş bir yönetime kavuşamıyoruz. Siyasetçiler dar menfaatleri gözününde bulundurarak Türkiye`nin içerisinde bulunduğu gerçeği görmiyorlar. Programı hazırlayan hükümettir. Dolayısıyla destek vermek de öncelikle siyasetçilere, yani hükümete düşer.
Peki bu kez de başarılı olunamazsa, sizce ne olur?
Artık politikacıların dönüşümün kaçınılmaz olduğunun idrakı içerisinde olmaları lazım. Eğer bu kez de başarısız olunursa, halk `Derviş başarısız oldu` demeyecek, `Derviş`e gereken yolu açmadılar` diyecektir. Partilerin bir kez daha değer kaybına uğramaya ne hakları ne de güçleri var. O zaman kendilerini çok zor duruma sokmuş olurlar. Bu kez de olmazsa, artık hükümetin görevde kalmaması lazım. Ancak burası Türkiye, olması gerekenler değil de, olmaması gerekenler oluyor. Ve hükümetler hiçbir fire vermeden görevine aynen devam edebiliyorlar. Türk milleti asil ve kredi açma limiti yüksek. Halk bütün bunlara rağmen hükümeti fazla sorgulamadı ve hükümetin devamına isyan etmedi. Oysa bir dişçi sizin bir dişinizi kötü çekmişse ikinci dişinizi aynı dişçiye çektirmezsiniz. Biz ise aynı hükümete başka bir programı uygulatıyoruz. Bu bir çelişkidir. Ama dediğim gibi burası Türkiye. Fakat bu program da başarısız olursa, bunu da birincisi gibi atlatmaları mümkün değil. Artık siyasi hesaplar ve çıkarlar bir kenara bırakarak Türkiye`nin başarısı için çalışılmalı. Halkın açtığı bu kredi iyi değerlendirilmeli. Bu son şans.
Sizce Türkiye dış kaynak olmadan bu krizi aşamaz mıydı?
Türkiye ekonomik açıdan zaafiyetleri olmakla birlikte bünyesi kuvvetli ve enerjik bir ülke. Ancak biz Türkiye`nin bazı kaynaklarını kullanamadık, bazılarını da tahrip ettik. Bu bir denize benzer; denizde balık bir üründür, balığı avlayıp satar, para kazanırsınız. Ama eğer balığın yuvalarını tahrip ederseniz, balığın sağlayacağı getirilernden mahrum kalırsınız. Biz bunları yapıyoruz. Türkiye dünya ile bütünleşmeyi öngören bir dönemde. Dünyadan soyutlanmamız ve diğer devletlerle ilişki kurmamamız mümkün değil. Dolayısıyla, herşeyin kuralına uygun hareket etmek lazım. Bunun kuralları arasında iç veya dış borçlanma varsa, borçlanılır. Türkiye`nin dış kaynağa yönelmesinin nedeni acil paraya ihtiyacının olması.