Bavul ticareti, yılın ilk yarısında % 20`lik artış sağladı

Güncelleme Tarihi:

Bavul ticareti, yılın ilk yarısında % 20`lik artış sağladı
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 23, 2001 00:00

1996 yılında 8.5 milyar dolarlık ihracat ile zirveye çıkan, ancak 1997 yılından itibaren düşüş trendine giren bavul ticareti, yılın ilk yarısında geçen yıla oranla yüzde 20`lik bir artış sağladı. 2001 yılında 1996 rakamının yüzde 50`sine ulaşacaklarını belirten Laleli Sanayici ve İşadamları Derneği (LASİAD) Başkanı Ayhan Karahan, yeniden yapılanma süreci ile birlikte 2002`de 1996 rakamını yakalayacaklarını söyledi. Ayhan Karahan, Laleli sanayicisinin beklentileri ve hedeflerini Finansal Foruma değerlendirdi.

Bavul ticaretinin gelişiminden söz eder misiniz?
1980`lerden itibaren gelişme trendi içerisine giren bavul ticareti, 1990 yılından itibaren Doğu Bloku ülkelerinin bağımsızlıklarına kavuşmaları ile birlikte farklı bir konuma geldi. Kapasite açısından da Laleli`den Türkiye`nin ihracatına denk bir ihracat gerçekleştirilmeye başlandı. Bölgeden yapılan ticaret 1996 yılında zirveye ulaşmayı da başardı. O dönemde 8 milyar 842 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi.
Krizin sinyalleri 1997 yılından itibaren verilmeye başlandı...Haklısınız. Biz derneğimizi 1997 yılında kurduk. 1997 yılından itibaren Laleli ticaretindeki düşüşü ifade etmeye çalıştık. Ancak o dönemde Laleli, pek aldırış edilmeyen bir bölge konumunda idi. Yani `bu bölgede nasıl olsa birileri ticaret gerçekleştiriyor, birgün nasıl olsa bu ticaretin sonu gelecek, başı sonu belli olmayan bir ticaret olarak nitelendiriliyordu. Ve biz yine o dönemlerde Laleli`nin önemini her fırsatta dile getirmeye başladık. Çünkü biliyorduk ki; Laleli üzerinden gerçekleşen bu ticaret önemli oranda düşüş yaşarsa, Türkiye ekonomisine ciddi yaralar açacak.

Laleli Türkiye ekonomisine bugüne kadar ne kadarlık bir katkı sağlamıştır?
Bizim tespitlerimize göre Laleli 1980`lerden itibaren Türk ekonomisine 150 - 200 milyar dolarlık bir döviz girdisi sağlamış, ciddi bir istihdam oluşturmuştur. Özellikle tekstil sektörünün Türkiye`deki yaygınlaşması ve önemli bir noktaya gelmesi Laleli`nin sayesinde olmuştur. Biz her zaman şunu ifade ediyoruz; 1994`de Türkiye`nin yaşamış olduğu krizi Laleli sayesinde atlatmayı başardık. Ancak Laleli`deki düşüş devam ederse, artık krizi kolayca atlatabileceğimiz oluşumu da elden kaçırmış olacağız.

Laleli bu dönem içerisinde pazar kaybetti mi?
Türkiye bir pazarı kaybettiği anda, o pazarın yerine başka bir pazar koyamıyor. Malesef 1997`den itibaren pazarlarımızda ciddi kayıplar yaşamaya başladık. O dönemde yüzde 35`lik bir düşüş ile bavul ticareti rakamlarımız 8 milyar dolarlardan 5 milyar 849 milyon dolara kadar geriledi. 1998`de ise Laleli`nin hitap ettiği en büyük pazar olan Rusya`da yüzde 400`lük devalüasyon bölge ticaretini tam anlamıyla dibe vurdurdu. Ticaretimiz 1996`ya oranla yüzde 80 azaldı.

Şu an Laleli`de yaşanan canlanmanın sebebi nedir?
1998`de bu kadar büyük çapta bir kriz yaşamamıza rağmen, o dönemde bile hiçbir zaman kriz edebiyatı yapmadık, yangınlardan söz etmedik. Biz o dönemde bile bu krizin geçici, Laleli`nin kalıcı olduğunu ifade ettik. Ve özelikle bölgedeki firmalarımıza bu süreçten çok iyi dersler alınması gerektiğini, bölgenin yeniden bir yapılanma süreci içerisine girmesi gerektiğini, firmaların yeniden bir toparlanma sürecine, yeniden bir hizmet anlayışına, yeniden bir kalite anlayışına, yeni bir pazar arayışına girmeleri gerektiğini ifade ettik. Özellikle pazarımızın dağılmaması, canlılığını sürdürebilmesi için ne yapılması gerekiyorsa, elimizden gelen gayreti sarf ettik. Ve biz çok farklı ülkelere hitap ederek tek ülkeye bağımlı olmaktan kurtulduk. Rusya`nın dışında farklı ülkelere yöneldik.

Bu canlanma sizi tatmin ediyor mu? Hedefiniz nedir?
Yaşanılan toparlanma arzu ettiğimiz toparlanma seviyesinde değil. 2001 yılının ilk 4 aylık verilerine göre ancak 1996 rakamlarının yüzde 50`sini yakalayabilmiş durumdayız. Ne zaman ki 1996 yılı rakamlarını yakalarız, o zaman hedefimize ulaşırız. Hedefi tutturamamamız için hiçbir neden yok. Yeterki yeniden yapılanma sürecine girip beklentilere cevap verebilelim. Bunu sağladığımız takdirde, 1996 hedefine 2002`de ulaşabiliriz. 2000 yılında bir önceki yıla oranla yaklaşık yüzde 30`luk bir iyileşme gerçekleştirdik. 1999 yılında 2 milyar 255 milyon dolara yaklaşan ticaretimiz 2000 yılında 2 milyar 944 milyon dolara yükseldi. İlk 4 aylık 2001 verileri, geçen yıla oranla yüzde 20`lik, 1997`ye oranla ise yüzde 100`lük bir iyileşmeyi işaret ediyor. Yani artık ipten kurtulmuş, kendi ayakları üzerinde duran, yeniden gelişme trendini yaşayan bir bölge haline geldik.

Kasım ve şubat krizi Laleli`yi nasıl etkiledi?
Biz dışardaki krizi düşünüp ve krize giren ülkelerin toparlanma sürecini beklerken, malesef ülke olarak yeniden çok ciddi bir kriz ile karşı karşıya kaldık. Kasım ve şubat krizleri tüm ülkeyi olduğu bölgemizi de derinden etkiledi. Şu an malesef üçüncü bir krizin sinyalleri de kendini göstermiş durumda. Ancak Türkiye`nin yeni bir krizi kaldırabilecek gücü maalesef kalmamıştır. Artık çok ciddi önlemler alarak yeni bir krizden ülkeyi mutlaka kurtarmamız gerekiyor. Bunun hiçbir kaçışı yoktur.
Devalüasyonun en çok turizm ve ihracata yarayacağı belirtiliyordu...

İşin aslı öyle değil. Türkiye`nin krize girme nedenlerini çok iyi tahlil etmek gerekir. Türkiye krize girmesine neden olan en önemli etken yüksek faizle borçlanmasıdır. Bu borç yükü Türkiye`yi içinden çıkılmaz bir kriz cenderesi içerisine sokmuştur. Bu problemden bir an önce çıkmamız gerekiyor. Türkiye`nin dış borcu 115 milyar dolar iç borcu ise 80 milyar doları civarındadır. Ve Türkiye`nin iç ve dış borcu GSMH`yi aşmış durumda. Dünya geneline baktığımızda GSMH`nin yüzde 60`na kadar borçlanma normal olarak karşılanıyor. Türkiye`nin son 10 yıl içerisinde borçlanmaya ödediği faiz toplamı 2001 yılı nisan ayına göre 163 milyar dolardır. Bu çok büyük bir rakamdır. Yani son 10 yılda 163 milyar dolar sadece borç fazi ödemişiz. İşte üzerimizdeki kamburu da bu borç ve faizleri oluşturuyor. Bizim son 10 içerisinde ilave borcumuz 100 milyar dolar artmıştır. Türkiye`nin 1991`de iç ve dış borç toplamı 74 milyar dolar iken, 2000 yılına kadar borcuna 100 milyar dolar ilave ederek borcunu 174 milyar doları çıkarmıştır. Yani 174 mliyar dolara da 163 milyar dolar faiz ödemişiz. Buna karşılık son 10 yılda bütçeye ayırdığımız yatırım miktarı 34 milyar dolardır. Yani borç olarak alınan 100 milyar doları dahi yatırıma dönüştürememişiz. Borcu ancak kamunun giderlerini karşılayabilmek ve önceki borçları ödeyebilmek için kullanmışız. İşte bu çemberi mutlaka kırmamız lazım.

Devalüasyon ihracatın canlanması için olumlu bir argüman mıdır?
Devalüasyon, hiçbir şekilde ihracatın artırılması için olmulu olan bir gidişat değildir. Eğer öyle olsaydı, bu argümanı her ülke kullanırdı. Biz Türkiye`de son 3 yıldır uygulanan sabit kur politikasının sıkıntılarını yaşıyoruz. Döviz, şubat ayından bu yana sabit kur politikasından aldığı kayıpları geri almaya başlamıştır. 2000 yılının sonunda 685 bin lira olan döviz, sabit kur politikası uygulanmamış olsaydı ve 1996`ya oranla enflasyonla eşit oranda artmış olsaydı, zaten 1 milyon 300 bin lira civarına kendiliğinden gelmiş olacaktı. Yani daha hanüz Türkiye devalüsaynonu yaşamış değil. Sabit kur politikasındaki kayıp, doların üzerindeki kaybı ancak tölare etmiştir. Ve bu da bizim maliyetlerimize indirgenmiştir. Hammadde fiyatlarımıza dolar yükseldi diye bir ucuzlama sözkonusu olmamıştır. Biz yine döviz bazında aynı fiyatlarla ürünlerimizi alıp üretim yapmaktayız.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!