Hangi parti piyasaları daha iyi anlıyor?

20.07.2007 - 11:25 | Son Güncelleme : 20.07.2007 - 11:25

Dünya piyasalarını anlama yönünde siyasi partilerin kafaları karışık mı? Siyasal partiler global piyasalarda neler olup bittiğini anlıyorlar mı?

                                 Ö.İskender ÖZTURANLI yazdı...

Dünya parasını yönetenler, tasarruf edebilme yeteneği gelişmiş zengin toplumların fonları doksanlı yıllarda uzun vadeli stratejiler ile gelişmekte olan finans ve sermaye piyasalarını keşfettiler.

Doksan sekizlere kadar burada büyük bir balon şişti ve bu balon aynı yıl patladı.. Hong Kong, Singapur, Kore, Malezya hatta Tayland borsaları büyük karlar yazdı. O zamanlar bu piyasalar tam regüle edilmemiş, sağlıklı bilgi akışının olmadığı piyasalardı.

Bu risk ihmal edildi. Rusya kısa vadeli büyük paralar kazanılan bir borsa olmuştu. 98’de Tayland’dan başlayan kriz Kore, Japonya ve giderek Rusya’ya sıçradı. Nedenlerine girmeyeceğim, konumuz bu değil. Türkiye bunlardan payını almadığı, küçük ve sığ bir borsası olduğu için krizi hafif sıyrıklarla atlattı. Biz o zamanlar da Telekom’u varlık satışı ile özelleştirmeye uğraşıyorduk.

Hatta, dönemin Ekonomi Bakanı Güneş Taner Rusya’ya apar topar gidip oraya destek sözü bile verirken, aynı dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel “Türkiye global pazarlara tam eklemlenmediği için çok şükür krizi ucuz atlattı" bile dedi. Bankers Trust Rusyada, Long Term Capital Management Amerika’da battılar.

Tam bu sırada borsaların imdadına Amerika’daki dot.com patlaması yetişti. Para gidecek yer bulur, her on yıllık dönemde sadece modalar değişir. Bu kez, Gelişmekte olan yaratıcı küçük internet şirketlerine doğru döndü bu fonlar ve onları kapitalize etti. Halka açtı ve beklentileri şişirerek bir balon da burada yarattı. Bu kez 2001’de 11 Eylül etkisiyle de derinleşen büyük bir kriz yarattı. 2002-2003 yılına dek derin bir kriz piyasaları allak bullak etti. Ancak para kazanacak yeri çabuk bulur. Bu krizden ders alan uluslararası yatırımcı bu kez gerçekten büyüyen, gelişmekte olan piyasaların şirketlerine ve borsalarına giderek, dünyada düşen faizlerin de etkisiyle doğrudan yönelmeye başladı.

Emtia fiyatlarındaki artış, gelişmekte olan piyasalar da büyüyen şirketlerden nasiplenen ve adına global likidite tabir edilen ama likit olduğu için mi kazanan yoksa kazandığı için mi likit olduğu anlaşılamayan bu dalga bütün dünyadaki piyasaları fırlattı. Çin borsası büyük halka arzlarla yükseldi. Londra Borsası tek başına Rus şirketleri tarafından ittirilmeye başlandı. Dünyanın her tarafında iş yapan ve büyüme potansiyeli olan şirketlere doğrudan sponsor olan global sermaye buraları fonladı, derledi, topladı ve süratle halka arz etti.

Brezilya, hatta Peru, Malezya ve Güney Afrika borsalarındaki şirketler halka açıldılar. Sermaye piyasaları büyüdü, büyüdükçe daha çok global para gelmeye başladı. Bu arada aslında yeteri kadar olmasa da, Türk borsası bundan nasibini aldı. Şimdi tartışılıyor... Seçimden istikrarsızlık çıkarsa bu para kaçar mı? Kaçmaz, sallanır gene gelir. Sonra burada istikrarsızlıktan ne anlaşıldığı önemli. İstikrarsızlık, bir süre hükümet kurmamak ve ardından uzlaşmaksa bu piyasaları etkilemez. Umut olduğu sürece bu yatırımcı nezdinde beklenti demektir.  Ama boşanmaktansa mutsuz bir evliliği sürdürmek daha kötüdür. 

İşte bu yatırımcıyı yavaş yavaş kaçırır. Dünya piyasalarını anlama yönünde siyasi partilerin kafaları karışık mı? Bundan emin değilim. Siyasal partiler global piyasalarda neler olup bittiğini anlıyorlar mı? Sıcak para, tu kaka muhabbeti gerçeklik içeriyor mu? Özelleştirme daha iyi ve sağlıklı yapılabilir miydi? Sorularım ve ölçülerim bunlar… Siyasal partileri bu minval üzerinden değerlendireceğim. Bir de küçük anketimiz olacak objektif olarak görüşlerinizi bekliyoruz.
 
AKP: Global piyasalara şaşılacak derecede hızlı entegre oldu. Daha önceki hükümetlerden farklı olarak belki bir tek Özal’ın Anap`ı ile benzer bir şekilde. Global para akışından, sadece bütçeyi düzeltmek için taktiksel değil, stratejik olarak da yararlandı. Bu çok önemliydi. Türkiye’deki temel verileri düzeltmede en temel etkenlerden birisi de bu oldu. Her ne kadar kalıcı ve sürdürülebilir büyüme, Türkiye’nin global rekabet gücü kazanmasında köklü ve radikal adımlar göremesek de var olan likiditeyi çekme adına müthiş liberal bir parti politikası izledi. Kendi payıma Ali Babacan’ı kabinenin en başarılı bakanı olarak görüyorum.

Öte yandan Ak Parti, Mehmet Şimşek’i bünyesine katıp onu yetkili bir göreve getireceği işareti ile de uluslararası sermayeyi yeni dönemde de selamlamış oldu. Türkiye bu dönemde portfolyo girişlerine müdahale etmedi, hatta teşvik etti. Ama sermaye piyasalarını özelleştirmeler aracılığıyla tam da böylesi verimli bir dönemde yeterince zenginleştiremedi. Private Equity, ancak özelleştirmeler aracılığıyla gelebildi...

Oysa Halk Bankasında yapıldığı gibi halka arz ile bu süreç başlasaydı, hem Türkiye sermaye piyasaları gelişebilirdi, hem de daha fazla sermaye gelebilirdi. Türkiye üstelik Petkim özelleştirmesinde olduğu gibi paranın arkasında kim var? Kazak mı? Ermeni mi? gibi tartışmalarla vakit kaybetmezdi... Piyasayı en iyi anlayan partinin bu ikinci aşamadaki eksiklikleri olmasaydı Türkiye rahatlardı

CHP: Sosyal Demokrasinin bu global para hareketleri ile ilgili konuda uzun zamandır kafası karışık. Globalizmin kötü etkileri oysa tarımda, sanayide, işgücü veriminde, dijital elitizimde daha fazla görünüyor. Bu yoksulluğu arttırıyor.  Bir sol partinin öne çıkarması gereken unsurların bunlar olması beklenirdi. Global sermaye için ara modeller dünyada mevcut. Mesela Çin gerek sıcak paradan gerekse soğuk paradan yani doğrudan yatırımlardan elde ettiği tasarruf fazlasını şehirler ile kırlar arasında artan gelir uçurumunu gidermek üzere kullanıyor. Buraya Çin Ulusal komitesi geçtiğimiz yıl 40 milyar dolar ayırdı. Temel hata şu. Sıcak paranın karşıtı doğrudan yatırımlar değildir. Birini reddetmek öbürünü cazip hale getirmiyor ne yazık ki? Keşke böyle olsaydı. Sıcak paraya sınırlamalar koymak yerine ülkeye gelen tasarrufların dağıtımında adil hale gelmek. Bu konuda sol oldukça net olsaydı vatandaştan daha fazla ilgi ve teveccüh görebilirdi. Siyaset reele karşı çıkmaz zaman zaman ona müdahale eder ve düzenler. Buna rağmen son iki dönemde CHP’nin ekonomi, Sanayi ve Maliye politikaları konusunda hayli değerli bir kadro biriktirdiği de kesin. Geçtiğimiz dönemde Kemal Derviş ve Akif Hamzaçebi ile başlayan bu süreç bu dönemde de İlhan Kesici, Faik Öztrak ve Esfender Korkmaz gibi isimlerle devam ediyor. Bu açıdan bu kez ilk defa sol koalisyona girdiğinde ekonomi ve ilgili bakanlara talip olamaz efsanesi kırılmaya başlanıyor. Bu efsane bu kez tarihe karışabilir.

Özelleştirmeyi iptal etmek daha sağlıklı özelleştirme yapacağınızın garantisi anlamına gelmiyor. Sağlıklı halkçı özelleştirme stratejileri geliştirmek zorundasınız

MHP: Piyasalar konusuna ya hiç girmiyor yada reel ekonomi bacağını kurtarırsa piyasaların da düzeleceği yönde bir saplantı içinde. MHP bu sıkıntıyı 2001 koalisyonunda da yaşamıştı. Partinin çekirdek kadroları içinde finans ve sermaye piyasalarına vakıf isimler yok. Burada ağırlıklı bir kadro olmayışı ister istemez partiyi tepkisel hale getiriyor. 2001 krizinde de sadece Derviş`e karşı çıkmak ve engellemekten öte bir alternatif getirememişlerdi. Gerçi partide Ekonomi Profesörü Mithat Melen gibi isimler var. Ağırlıklı biçimde ekonomi politikaları göremiyoruz. Milliyetçilik bir duruş olarak, ABD’nin bölgedeki politikasına karşı çıkmak olabilir ama bu global piyasa realitesini  reddetmek anlamına gelmez. Ulusal onurlu duruş pekala Putin gibi dış politikada radikal Rus’çu ekonomide daha esnek olunmakla sağlanabilir.

Enerjde global çıkarları ulusal oyun planının parçası haline getirmek, sermaye piyasalarına engel koymak anlamına gelmiyor. Dünyanın önemli meseleleri karmaşıktır. Her biri bir diğerine indirgenerek sorun çözülemez. Bence MHP  bir de bu açıdan düşünmeli.  Bir şekilde iktidara gelirlerse bu konuya özel önem izafe etmelerini dilerim. Aynı şeyi MHP perspektifinden bir kez daha söylüyorum. Özelleştirmeyi iptal etmek daha sağlıklı özelleştirme yapacağınızın garantisi anlamına gelmiyor. Sağlıklı, milli değerlere sahip çıkarak da özelleştirme stratejileri geliştirmek zorundasınız.

DP: Merkez sağ tanımı gereği piyasacı. AB’ci ve liberal olmalıdır. Ancak bu söylemler Ak Parti tarafından alındığından, merkez sağa maalesef bir şey kalmadı. Demokrat Parti`ye kalan tek şey KOBİ’ler ve sanayinin rekabet gücü oldu. Bu biraz eskimiş bir söylem. Sanayi piyasaları büyürse rekabet gücü kazanabilir. Sizin KOBİ dediğiniz şirkete global private equity katmak için teşvikler koyarsınız, bu şirketleri sermaye piyasalarına açılmaları yönünde teşvik edersiniz. Onlar rekabet gücü kazanır. Sadece esnaftan başlayan bir ekonomik söylem yeterince inandırıcı olmuyor, olamıyor.
 
DP seçim bildirgesinde doğrudan yatırımlar yok, Avrupa Birliği’nin ekonomik etkilerine karşı Türk sanayisine ait bir bahis yok, verimlilik yok, büyüme yok, zenginleşme yok. Neden yok? Çünkü bu yönde kadroları kendine çekmedi veya çekemedi. Şu ünlü düz ova söylemini ele alalım. Onun arka planında müthiş bir ekonomik proje olması lazım gelmez miydi? Bence gelirdi. Ama olmadı. Bugüne dek merkez sağın en büyük özelliği ekonomi politikalarına aşina liderler ve kadrolar ortaya koymasıydı. Celal Bayar’dan başlayan bu süreç Süleyman Demirel, Turgut Özal, Tansu Çiller hatta Mesut Yılmaz ile yürüyüp gitmiştir. Bu anlamda Ağar kendini tamamlamalıydı, keza seçime girmemesine rağmen Anavatan’da da Erkan Mumcu bu alanda eksik kalmıştır.

GP: Siyasette sonuna kadara milliyetçi ekonomide liberal. Sonuna dek Putin modeli. Tek adam ama liberal. Esasında özü itibariyle müthiş etkileyici. Ama baş aktörün ekonomide ve bankacılık sektöründe yarattığı tahribat, inandırıcılığını müthiş ölçüde zedeliyor...

Bu politikanın Türk halkında bir karşılığı var. Dünyanın yeni gerçeğini fark etmiş görünüyorlar. Bence geleceğin Türk siyasetine de böyle bir politika damgasını vuracak. Ama GP lideri geçmişi ile bu inandırıcılığı kırıyor. Ayrıca yeterli kadroların olmayışı eski Telsim çalışanları ve bayilerinden oluşan bir kadro, ekonomi ve finans piyasalarında güçlü bir söylem ve eylem beklentisini kıramıyor.

Emin Şirin dışında bu konulara vakıf bir ikinci isim hatırlanmıyor. Bir önemli mesele daha var. Cem Uzan piyasanın önemli aktörlerindendi. Şirketlerine el kondu. Hem düzenleyici otorite ile hem de Türk iş dünyasında hasmane rekabet ettiği zamanlar oldu. Dolayısıyla taraf. İktidara gelince şirketlerini geri almak için çalışacak mı? Türk iş dünyasından şimdi hükümet rövanş almaya mı çalışacak? IMF ile ilişkilerinde ne düşünüyor? Uluslararası tahkime nasıl bakacak? Bu konularda bir şey söylemiyor. Bunlar piyasaları endişelendiren şeyler. Dolayısıyla piyasaya yatkın olmasına rağmen taraf olduğu için, o da piyasa dostu olamıyor ne yazık ki. Ancak politikaya ve söylemlere dikkat! Türk siyasetinin gelecekteki lideri ve büyük partisi bu damar üzerinde şekillenecektir...


Bu haberi okuyanlar bunları da okudu
 
KAPANIŞLAR (BIST)
BUGÜN 1000 TL NE OLDU?
1.008 TL        
BORSA
993 TL        
DOLAR
996 TL        
EURO
992 TL        
ALTIN
 

bigpara

Copyright © 2018 Tüm hakları saklıdır.
Hürriyet Gazetecilik Matbaacılık A.Ş.

YASAL UYARI:
Piyasa verileri Matriks Bilgi Dağıtım Hizmetleri A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. Üye girişi yapılan Canlı Borsa sayfaları haricinde Hisse senedi verileri 15 dk gecikmelidir. Tahvil-Bono-Repo özet verileri her durumda 15 dk gecikmelidir.

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bununla beraber gerek site üzerindeki, gerekse site için kullanılan kaynaklardaki hata ve eksikliklerden ve sitedeki bilgilerin kullanılması sonucunda yatırımcıların uğrayabilecekleri doğrudan ve/veya dolaylı zararlardan, kar yoksunluğundan, manevi zararlardan ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararlardan dolayı Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez.

BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz.