En Çok Arananlar
Bu süreçte özellikle ABD ekonomisinin durumu ve ABD Merkez Bankası (Fed) beklentileri daha belirleyici oluyor. Yüksek enflasyon neticesinde faiz artırımlarına başlayan ve bilanço daraltacağını açıklayan Fed’in ekonomide yaşanan yavaşlama sonrasında frene basıp basmayacağı önemli olacaktır. İlk çeyrek büyümesinin yüzde 1.5 gibi önemli bir daralmaya işaret etmesi, konut satışları gibi öncül verilerin zayıflamaya işaret etmesinin ardından dolar endeksinde kuvvetli bir satış baskısı gördük. Bu kapsamda 10 yıllık tahvil faizleri de yüzde 2.70 bölgesine kadar geriledi. Faizler 3 hafta önce yüzde 3.20 bölgesindeydi.
Fed şu an oldukça zor bir durumda. Hem yüksek enflasyon ile uğraşmak zorundalar hem de ekonomideki bozulmanın önüne geçmek zorundalar. Burada aslında daha önemli olan istihdam verileri olacaktır. Eğer istihdam tarafında net bir bozulma görülürse Fed’in faiz artırımlarına yönelik beklentilerin iyice aşağı çekilmesini bekleyebiliriz.
Benim görüşüm; haziran ve temmuz aylarındaki toplantılarda toplamda 1 puan faiz artışının gelmesi yönünde. Zaten uzun süredir piyasayı buna hazırlıyorlar ve piyasa bunu fiyatladı. Kısa vadede yüksek enflasyonu ön plana koyup faiz artırımlarına devam edeceklerdir. Sonraki aşamada ise büyüme ve istihdam verileri önemli olacaktır. Eğer bu verilerde gelecek aylarda da bozulmalar devam ederse yaz sonrası için faiz artırımlarına ara verilmesi ya da daha az bir faiz artırımıyla bu sürecin geçileceğini düşünüyorum.
Küresel enflasyonun hızlı bir şekilde aşağı gelmesi çok zor bir ihtimal. Enerji tarafında hala yukarı yönde potansiyelin sürdüğünü görmekteyiz. Rusya-Ukrayna konusu somurt ve pozitif bir sürece bağlanırsa bu durum küresel piyasalar için oldukça pozitif olacaktır. Aynı zamanda enflasyonu da düşürücü etkisi olacaktır. Fakat böyle bir sürecin olmasını şu anlık beklemiyorum.
Piyasa enstrümanlarına baktığımızda ise; yukarıda anlattığım sebeplerden ötürü EuroDolar (EURUSD), SterlinDolar (GBPUSD) gibi ana pariteler son dönemde yükselişlerini hızlandırdı. Ons altın da bu aşamada nispeten daha zayıf bir yükseliş gerçekleştirdi. Fakat yüksek enflasyon, düşük büyüme ve faiz beklentilerinin azalmaya devam etmesi ons altın için pozitif bir senaryo ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle orta vadede ons altın için pozitif bir senaryo çizebiliriz. Strateji olarak, geri çekildikçe alım talebinin artırılması sağlıklı olacaktır. EURUSD, GBPUSD paritelerinde ise, mayıs ayının ortasındaki sert düşüşlerde artık dip çalışmasının yapıldığını düşünüyorum. Bu paritelerde de orta vadede yukarı yönde potansiyel ön planda olabilir. Geri çekilmeler alım talebini artıracaktır.
Küresel ekonomiler geçen yılın ortalarından bu yana yükselen enflasyon ile uğraşıyor. Fakat enflasyondaki yükseliş bu yıl ile birlikte daha kuvvetli bir hale geldi. Covid-19 etkisiyle tedarik zincirinde yaşanan bozulmalar, iklim değişikliği derken bir de Rusya-Ukrayna olayı orta çıkınca enerji ve tarım bazlı olmak üzere enflasyonda sert yükselişler gördük. Bunun önüne geçmek için ise, Merkez Bankaları sıkılaşmaya gidiyor. Burada özellikle ABD Merkez Bankası’nın (Fed) atacağı adımlar ve buna yönelik beklentiler piyasalardaki fiyatlamalarda önemli rol oynuyor.
Fed bilindiği üzere mart ayında 25 baz puan (bps) faiz artırımı yaparak bu süreci başlatmıştı. Gelinen mevcut durumda ise mayıs ayında 50bps faiz artırımı beklentisi var. Sadece mayıs ayında değil sonraki iki toplantı için de aynı beklentiler geçerli. Bu durumun hem Fed üyeleri hem de Fed Başkanı Powell tarafından benimsendiğini ve sözlü yönlendirmelerin buna göre yapıldığını görmekteyiz.
Faiz konusuna ek olarak, 9 trilyon dolar civarındaki bilançonun da küçültülmesi konusu önemlidir. Mayıs ayındaki toplantıda bu küçültme programına dair bir program açıklanacak.
Fed tarafının Avrupa Merkez Bankası (ECB), İngiltere Merkez Bankası (BoE) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) gibi bankalara karşı daha agresif bir politika izlemesi nedeniyle dolar endeksi güçlü seyrine devam ediyor. Hem yüksek faiz hem de piyasadan dolar çekilecek olması nedeniyle dolar endeksi yıl içerisinde değerli kalacaktır. Burada yazdığım yazılarda ve sosyal medyada bu yıl dolar endeksinin güçleneceğine yönelik beklentimi ifade etmiştim. Gelinen noktada dolar endeksi 101 seviyesinde ve son 2 yılın zirvesinde işlem görüyor.
Tahvil faizlerinde de benzer durum söz konusu. 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 3 sınırında ve son 4 yılın zirvesinde. Dolar endeksi ve faizlerde yukarı yönde potansiyelin süreceğini düşünüyorum. Bu süreç ise, riskli varlıklar açısından risk içeren bir durum olacak. Zaten riskli varlıklar kasım-aralık döneminden bu yana aşağı yönde bir ivmeye sahip. Dönem dönem yükselişler olsa da yüksek faiz ve dolar likiditesinin azalma beklentileri bu yükselişleri sınırlıyor ve satış fırsatı veriyor.
Piyasa fiyatlamalarına baktığımızda her ürünün bu durumdan aynı ölüde etkilendiğini söylemek zor. Bu nedenle her enstrümanı kendi dinamiği ve teknik görünümüyle değerlendirmek gerekir.
İki ülke arasındaki görüşmeler devam ediyor. Piyasalar bu görüşmelerden pozitif bir sonuç çıkacağına yönelik fiyatlama yapıyor; fakat henüz net ve somut bir anlaşma olmaması nedeniyle piyasalarda risklerin sürdüğünü söyleyebiliriz.
Şubat ayı ve mart ayının başlarında artan jeopolitik riskler neticesinde 2070 dolar seviyesini gören ons altın, geçen hafta 1900 doların altını test etti. Bu yaşanan sert düşüşte, ateşkes beklentileri ve ABD tahvil faizlerindeki sert yükseliş etkili oldu.
ABD Merkez Bankası (Fed) her ne kadar geçen haftaki toplantısında sürpriz bir karar açıklamasa da, bu yıl 7 faiz artırımı beklediğini ve mayıs ayında bilanço küçültmeye başlayacağını açıkladı. Bu kapsamda ABD 10 yıllık faizler yüzde 2.25 seviyesini test etti. Geçen yıl faizler yüzde 1 civarındayken bu yıl için önce yüzde 2’ler daha sonra yüzde 2.50-3.00 beklentimin olduğunu çok kez ifade etmiştim. Faizlerdeki yükselişin orta vadede yüzde 3’e doğru devam edeceğini düşünüyorum. Bunun önüne geçebilecek tek engel Rusya-Ukrayna olaylarının beklenmedik bir negatifliğe gitmesi olacaktır. Fakat bu ihtimali zayıf görüyorum.
Ons altında haftalık grafiklerde 2070 dolar seviyesinde çift tepe yapıldıktan sonra, geçen hafta 4 saatlik grafiklerde yükselen eğilim aşağı yönde kırıldı. Teknik olarak 1950 dolar ve 1980 dolar seviyeleri izlediğim önemli dirençler. Burada olabilecek yükselişler satış fırsatı verebilir. Geçen hafta bunun bir örneğini yaşamıştık. Ons altında 1878 dolar seviyesi ise, izlediğim en kritik destek noktası. 1878 dolar kırılmadığı sürece, ons altında net bir düşüş potansiyeli beklemiyorum. Fakat ilerleyen gün ve haftalarda 1878 dolar desteğinde kırılma geldiğinde satış baskısının artmasını beklerim.
İşin gerçek ve tartışmasız olan kısmı Rusya’nın, Ukrayna’yı işgalidir. Buna bir savaş demek zor çünkü bu bir işgal. İşgalin ilk günlerinde Batı ve ABD’nin Ukrayna’yı yalnız bıraktığını gördük. Ardından muhtemelen gelen tepkiler ile birlikte Ukrayna’ya olan destekler gelmeye başladı. Maddi olarak destek sağlanırken silah gönderilmesi kararı da alındı. Aynı zamanda AB, hava sahasını Rusya’ya kapattı. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ise oldukça önemli. Bu kapsamda Ruble’de sert değer kaybı yaşanırken Rusya Merkez Bankası faizleri yüzde 9.50’den yüzde 20’ye çıkarmak zorunda kaldı. Yaşanan bu sıkıntılı sürecin Putin’i köşeye sıkıştırdığını düşünenlerin sayısı oldukça fazla. Putin tarafından düşünürsek Ukrayna gibi ordusu orta halli sayılacak bir ülkeye karşı bu işgalin uzaması Putin’in karizmasını düşürecektir. Putin, biz bu işi beceremedik deyip geri mi çekilir yoksa kaybedecek bir şeyi olmayan bir insan gibi topyekûn saldırır mı orasını kestirmek zor.
Burada amacım askeri bir analiz yapmak değil, sadece durumu özetlemek. Şimdi gelelim işin piyasa tarafına. Ben bu işgalin durduk yere ortaya çıktığını düşünmüyorum. İşgal şubat ayı içerisinde başladı ve tüm piyasaları esir aldı. Peki işgal olmasaydı piyasalar neyi konuşacaktı? Küresel enflasyon ve Fed faiz artışlarını.
İşgal öncesi ABD 10 yıllık faizleri yüzde 2 üzerinde yukarı yönde ivmesine devam ediyordu. Bunun önüne geçilmesi için piyasaya bir negatif lazımdı. Fed’in toplantısının olmadığı şubat ayında yaşanan bu gelişmelerin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Yaşanan bu gelişmeler neticesinde faizler yüzde 1.80’e doğru geri çekildi ve kısmi bir normalleşme sağlandı.
Tabii Ukrayna gelişmelerinin ne yöne evrileceği konusu piyasalar için ana gündem olacaktır. Müzakere kararı alınıp ortalık sakinleşecek mi, yoksa savaş çığırtkanlığı daha da artacak mı izleyip göreceğiz. Benim kişisel düşüncem ve temennim müzakere kararı alınıp belirli konularda tarafların anlaşması yönünde.
Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz…
Geçen yılın ortalarından itibaren tüm dünya enflasyon gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Başta ABD olmak üzere bazı ülkeler enflasyondaki yükselişlerin geçici olduğunu söylemesine rağmen artık enflasyonun geçici olmadığı ve bir tehlike unsuru olduğu dillendiriliyor. Yaklaşık 3 aydır durum böyle. Bu neticede dünyada bir sıkılaşma furyası başladığını görmekteyiz.
Geçen yılın son çeyreğinde gelişmekte olan ülke merkez bankalarının çoğu direkt olarak faiz artırımına gitti. Gelişmiş ülkelerden ise, İngiltere 7 yıl aradan sonra ilk kez faiz artıran büyük merkez bankası oldu. Tabii rezerv para birimi dolar olduğu için burada ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yönlendirmesi önemliydi. Fed de mart ayında tahvil alımlarını bitireceğini, yine mart ayındaki toplantıda faiz artıracağını ve ardından bilançosunu küçülteceğini açıkladı.
Geçen yıl düşük faiz ve bol para ile bahar havasında olan piyasalar bu gelişmelerden rahatsız oldu. Özellikle aralık-ocak döneminde riskli varlıklarda sert düşüşler gördük. Her ne kadar son günlerde toparlanmalar olsa da genel görünümde baskının devam edeceğini düşünüyorum.
Fed 3 mü - 4 mü - 5 mi - 6 mı faiz artırır konusu her ay yeniden şekillenecektir. Gelecek olan enflasyon, istihdam, büyüme gibi veriler neticesinde bu beklentiler her ay pozitif veya negatif olarak revize edilecektir. Sadece Fed değil, İngiltere ve Avrupa’da da benzer süreçler yaşanacak. Örneğin, Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) eylül ayında beklenen ilk faiz artırımı yüzde 5.1’e yükselen enflasyon neticesinde temmuz ayına çekildi. İngiltere’nin ise, faiz artırımlarına devam etmesi bekleniyor. Hal böyleyken gelişmekte olan ülkeler de bu süreçten daha az zarar görmek için sıkılaşmaya devam edecektir.
Daha önce yazdığım yazılarda riskli varlıklardaki yükselişlerin aldatıcı olacağını ve her yükselişin satış fırsatı vermesini beklediğimi ifade etmiştim. Aralık-ocak döneminde yaşanan sert düşüşler beklediğimiz gibi gerçekleşti. Tabii arada toparlanmalar olacaktır. Fakat bu toparlanmaların piyasaya satış fırsatı vereceğini düşünüyorum. Yukarıda bahsettiğim tüm gelişmeler neticesinde bu yılın riskli varlıklar açısından zor geçeceğini düşünüyorum.
Yurtiçinde ise ÜFE yüzde 93’e TÜFE yüzde 48’e yükseldi. Küresel bazda yükselen enflasyonun bizdeki etkisi daha yıkıcı boyutta oluyor.
ABD 10 yıllık faizlerin yüzde 1.90’ı test ettiği bir süreç yaşıyoruz. Faizler için birkaç aydır yüzde 1.99 hedefi vermiştim. Bu hedefe yaklaştık. Faizlerdeki yükselişin ana sebebi, küresel bazda yükselen enflasyon ve merkez bankalarının bunun önüne geçmek için sıkılaşmaya gitmesidir.
Sadece ABD Merkez Bankası (Fed) değil, birçok merkez bankası sıkılaşma yolunda gitmeye devam ediyor. Tabii rezerv para birimi Dolar olduğu için Fed’in adımları daha başka bir önem taşıyor. ABD’de enflasyon son 40 yılın en yükseğinde geldi. Muhtemelen gelecek aylarda da yukarı yönde ivme devam edecek. Özellikle petrol fiyatlarında yaşanan yükselişler enflasyonda yukarı yönde etkiye neden olacaktır.
Fed bunun bilincinde olup mart ayında tahvil alımlarını bitireceğini ve bu yıl 3 faiz artırımı beklediğini açıkladı. Buna ek olarak 8,8 trilyon civarındaki bilançosunu ise küçültebileceğini ekledi. Bu 3 madde piyasalarda risk iştahı için negatif etki yapıyor.
Faizlerdeki yükselişin önüne ABD-Rusya tansiyonu veya Covid-19 gibi sebepler geçebilir. Bu tarz gelişmeler yaşanırsa, faizlerde baskılanma görebiliriz. Aksi durumda faizler yukarı yönde seyretmeye devam edecektir. Faizlerin yüzde 1.90’a gelmesiyle birlikte hem borsalar hem de kripto varlıklarda yani riskli varlıklarda önemli düşüşler gördük. Faizler özellikle yüzde 2 ve üzeri fiyatlanırsa bu durum piyasalardaki stresi artıracaktır.
Bu yıl özellikle gelişmekte olan ülkeler için biraz daha sıkıntılı geçecektir. ABD faizlerindeki yükselişler ülkelerin borçlanma maliyetlerini artıracaktır. Bu durum özellikle dövize ihtiyacı olan ülkeler için daha fazla hissedilir bir negatiflik yaratacaktır.
Bu süreçten her ülke aynı oranda etkilenmeyecek. Süreci doğru yürütebilen, para politikasını buna göre ayarlayabilen ülkeler bu süreci daha az hasarlı geçirecektir. Bu süreci yanlış yönetecek olan ülkeler ise negatif ayrışma gösterecektir.
Aralık ayında yüzde 1.35’e kadar gerileyen ABD 10 yıllık tahvil faizleri mevcut durumda yüzde 1.73 seviyesinde seyrediyor. Faizlerde yaşanan bu yükselişler küresel bazda risk iştahını oldukça düşürdü.
Peki, ne oldu da faizler yükseldi?
Aslında yeni olan bir şey yok. Sadece piyasa bu fiyatlamayı gecikmeli yaptı ve FOMC (ABD Federal Açık Piyasa Komitesi) tutanaklarını bahane etti. Hatırlarsanız Bigpara’daki yazılarımda, ABD faizlerinde 2022 yılında yükselişler beklediğimi ifade etmiştim. Sosyal medyada da bu yorumların üzerinde ısrarla durdum. Küresel bazda bir enflasyon gerçeği var. ABD’de enflasyon 1982’den bu yana en yüksek seviyelerde seyrediyor ve muhtemelen bu yılın ortalarına kadar yüksek enflasyon endişesi devam edecek. Bunu gören ABD Merkez Bankası (Fed), tahvil alımlarını mart ayında bitireceğini açıkladı. Bu yıl için ise, 3 faiz artırımı ön görüyor. Bunları değerlendirdiğimizde, ABD faizlerinin yükselmesi kadar doğal bir durum yok. Fakat dediğim gibi, hareketler gecikmeli yaşandı.
ABD 10 yıllıklar için bir süredir önce yüzde 1.70, ardından yüzde 1.98 beklentimi ifade ediyorum. İlk hedef tamamlandı. İkinci hedefe de kısa sürede gelinebilir. Özellikle mart ayından sonra yüzde 2 üzerinde kalıcılık sağlayacak bir faiz olursa, bu durum küresel bazda risk iştahı için oldukça negatif olacaktır.
Cuma günü gelecek olan ABD istihdam verileri de yakın takip edilmelidir. Özellikle ücretler verisi önemli olacaktır. Bu veriler de dünkü ADP tarım dışı istihdam gibi güçlü gelirse faizlerdeki yükselişin devamını bekleyebiliriz.
ABD faizlerinin yükselmesi dolar borçlanmak zorunda olan ülkeler için maliyetleri yükseltecektir. Bu nedenle, bu yıl özellikle gelişmekte olan ülkeler için biraz daha çetin geçecek.
Küresel bazda enflasyon endişeleri giderek artıyor. ABD’de 1982’den bu yana en yüksek enflasyon yaşanıyor. Gelecek aylarda ABD enflasyonu yüzde 7’nin üzerinde bir artış gösterebilir. Aynı zaman ABD’de üretici enflasyonu da çift hanelere yaklaştı. Bu seviyeler ABD gibi bir ekonomi için kabul edilebilir seviyeler değil. Bu nedenle ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bu aşamada daha agresif bir şekilde devreye girmesini bekliyorum.
ABD’de yüksek enflasyonun yanı sıra istihdam piyasasında da pozitif gelişmeler yaşanıyor. İşsizlik oranı yüzde 4.2’ye kadar geriledi. Burada da aşırı ısınmayı önlemek adına Fed’in para politikasını sıkılaştırması beklenebilir.
Hatırlanacağı üzere, uzun bir süre Fed Başkanı Powell ve Hazine Başkanı Yellen, enflasyondaki yükselişin ‘’geçici’’ olduğunu ve piyasaların endişe etmemesi gerektiğini ifade etmişlerdi. Fakat geçen hafta yaptıkları açıklamalarda enflasyonun artık geçici olmadığını ifade ettiler. Kısacası artık ABD, yüksek enflasyon sorunu ile yüzleşecek.
Fed enflasyondaki artışın önüne geçmek için tahvil alımlarını her ay 15 milyar dolar azaltma kararı almıştı. Fakat ben bu miktarı yeterli görmeyeceklerini ve bu azaltım miktarının artırılacağını düşünüyorum. Böyle bir adım gelirse piyasaya verilen para gelecek yıl mart-nisan gibi tamamen geri alınmış olacak. Bu durum dolar endeksi için pozitif, risk iştahı için negatif etki yapacaktır.
Bir diğer önemli nokta ise üç ayda bir yayınlanan ekonomik projeksiyonlar olacaktır. Burada Fed üyelerinin gelecek seneye yönelik büyüme, istihdam, enflasyon ve faiz beklentilerini göreceğiz. Buradaki kritik nokta faiz beklentileri olacaktır. Benim beklentim gelecek yıl faiz artırım bekleyen üye sayısında artış olması yönünde.
Özetle, daha şahin bir Fed göreceğimizi düşünüyorum. Bu beklentim gerçekleşirse emtialar ve riskli varlıklarda satış baskısı beklenebilir.