En Çok Arananlar
Gerek global gerekse yurt içerisinde bir türlü istenildiği kadar sağlanamayan büyüme ve canlanma faizlerin düşürülmesinin gerekliliğini de ortaya koymaktadır.
Peki faizler nasıl düşecek?
Bir talimat ile düşmesi mümkün olsaydı bugüne kadar iktidara gelen her parti lideri bunu yapardı. Ancak son 15 yıldır faizlerin ciddi bir şekilde düşük olduğu olağanüstü bir dönemin de global bazda yaşandığını da unutmayalım. Buna rağmen TL faizlerinin 15-17 bandında sıkışmasının tabi ki ekonomik nedenleri var.
Öncelikle her defasında altını çizdiğimiz kurlardaki oynaklık önemli bir nedendir. Kurlarda geleceği göremeyen yabancı yatırımcı ister istemez getirisini de kur cinsinden garantiye almak isteyecektir. Bu durumda maliyetler biraz daha artacağından faizler bir miktar daha yukarıda oluşmaktadır.
Diğer bir neden kamu borçlanma gereği; Bir ülke kazandığından fazla harcarsa ve bu harcamayı kredi kullanarak yaparsa, paraya olan talep o dönemde faizlerin düşmesini engeller. Yakın zamanda bir yabancı yatırım kuruluşu Morgan Stanley Türkiye’nin borç çevirme oranının 2017 yılında %1.8 den %2.1 e yükseleceğini, kamu borcu çevirme oranının da %129 lara yükseleceğini raporlamış. Bu rapordaki beklenti gerçekleşirse, yani kamu ödediği borçlardan daha fazla para çekerse, piyasada ciddi durgunluğa bile neden olabilir. Bu durum paraya kamu talebinin artması demek olduğundan hazine bonosu ve devlet tahvili faizlerinin de düşmesi zorlaşır. O zaman mevduat ve kredi faizleri de düşemez.
Nedenlerden bir tanesi de kurdaki hareketler nedeniyle elimizde patlayan kura dayalı maliyet enflasyonu. 2017 Mayıs ayında 15,26 ile bir önceki aya göre düştüğüne sevindiğimiz Yurtiçi ÜFE rakamı 2016 yılı Mayıs ayında sadece %3.25 idi. Durum bu..Şimdi gelin de faizleri aşağı çekin. Bu kadar oynak olan TÜFE’ye sahip bir ülkede faizleri nasıl aşağı çekeceksiniz? Önce ekonomiye ve verilerin istikrarına ciddi bir güven oluşması gerekiyor.
Hemen güven endekslerine bakıyoruz. Haziran 2017 yılı itibariyle hizmet sektörü güven endeksi %98.8, İnşaat sektörü güven endeksi %86.7, Perakende sektörü güven endeksi ise 100.7 ile sınırda..Yani güven endeksleri hala biz ekonomiye güvenemiyoruz mesajları verirken hangi beklenti ile faizler düşecek? Zor...
Gelelim bankaların kaynaklarına; BDDK verilerine göre Mart 2017 ayı itibariyle Bankalar 1,83 trilyon lira kredi kullandırırken, topladıkları mevduat 1,52 trilyon lira. Yani topladıkları mevduattan daha fazla kaynağı kredi olarak kullandırmışlar zaten. Hatta KKDF destekli kredilere kaynak vermek için bazı firmalarda faizleri yukarı çekmiş veya şartları ağırlaştırmış bile olabilirler. Çünkü KKDF kredileri bankalar için daha düşük riskli kredilerdir.
Borsalarda da adeta moda haline gelen bir yükseliş furyası 1 yıldan daha uzun süredir devam etmektedir. İşin ilginç tarafı bir yandan büyüme beklentileri aşağı çekilirken borsaların yükselmesi tüm ekonomik kuramları alt üst etmektedir.
Son zamanlarda ekonomi eğitimlerinde verilen birçok kuramın da anlamını yetirdiğini açık bir şekilde görüyoruz. AB faizleri negatife çekmesine rağmen para tüketime gitmezken, FED faiz artırımlarını borsalar yükselişle karşılıyor. Faiz artırımı normal şartlarda borsaları düşürür.
Yurtdışında borsaların yakaladığı trendi BİST maalesef yeterince değerlendiremedi. 1 yıldan daha fazla süre içerisinde BIST yaklaşık yüzde 11 prim yapmışken, Latin Amerika yüzde 64,8, gelişmekte olan Asya yüzde 34,1, Gelişen ülke hisse senetleri yüzde 39 civarında arttı. Gelişmiş ülke hisse senetleri de BIST’in çok üzerinde arttı.
Bu arada 2013 yılında TL bazında zirve olan 93,178 bile hala yakalanmış değil. USD bazında 50,000 in üzerindeki zirvenin ise şu an yarısındayız. Kısacası döviz bazında kelepir bir borsamız var. Şartların yabancıyı alım yönünde motive edebilmesi için dışarıyla olan sürtüşmelerin sona ermesi son derece önemlidir.
Sebeplere baktığımızda; 1 adet başarısız darbe girişimi, parlamenter sistemden başkanlık sistemine giriş konusundaki olumsuz yabancı basın ve ülke davranışları, Suriye ve Irak’ta yaşananlara ek Türk ordusunun da bölgede aktif rol alması gibi konular etkili olmakla beraber, FETÖ operasyonları nedeniyle şirketler konusunda yaşanan tedirginliğin de tuz biber olma ihtimali yüksektir.
Faizlere gelince; enflasyon yükselirken ve kurların yukarı yönlü baskısı varken düşüş konusunda şimdilik pek de imkanı yok gibi. Hele yurt dışı faiz yükseltme eğilimindeyken bu treni kaçırdık gibi görünüyor.
Kurlara gelince; Başkanlık konuşuldukça agresif yukarı hareketlerin geldiğini gözlemledik. Diğer ülke paralarına paralel hareket etmediğini de daha önce sizlerle paylaşmıştık. Şimdi de yönsüz dalgalandığını gözlemliyoruz. Başkanlık oylamasının şaibeli olduğu iddiaları, mühürsüz zarfların kabul edilmesine yapılan eleştirilerle beraber oylamanın iptali için muhalefetin çaba göstermesi konunun bir süre daha sürüncemede kalacağını gösteriyor. 2019 yılına kadar geçiş hazırlıkları yapıldıkça da sisteme yönelik değişim de netleşecek. Aşırı değer kaybeden TL siyasi istikrar kazanıldığı takdirde değer kazanabilir. Ancak karşılıklı açıklamalardan yakın bir tarihte siyasi havanın olumluya dönmesini beklemiyoruz. Önümüzdeki dönemde teknik veriler USD’nın 3,60 TL seviyesinin test etme ihtimalinin biraz daha fazla olduğunu söylese de hergün yeni açıklamalarla gerginlik kaşındığından sürpriz sıçramalar her an gelebilir. Olumsuz bir söylemin USD’ı bir anda 3,71 TL seviyesine kadar da zıplatabilir. Şimdilik trendsiz bir dönemde dalgalanan döviz için 3,60-3.75 TL bandının dışı yeni bir trend için konuşulacaktır.
Kısa vadede aşağı hareketlerin gelme potansiyelinin arttığını ifade ettiğimizde döviz sepeti 3,80 TL seviyelerine yakın seyrediyordu. Daha sonra da gelen satışlarla 3,66 seviyelerinin kırılması denenmiş ve akabinde de tekrar yukarı dönerek 3,90 seviyelerini denemiştir. Yazıyı yazdığımız saatlerde de hala 3.77 seviyelerinin hemen altında işlem görmektedir. Kısacası tipik bir trendsiz ve dalgalanan piyasa modeli. Böyle piyasalarda orta vade göstergeler çok hata yapabilir. O yüzden de Bollinger band dediğimiz çizgilere yaklaştıkça pozisyon açma konusunda analiz yapmak daha mantıklı olmaktadır. Bugün itibariyle alt bollinger 3,6840 TL, üst bollinger ise 3,8970 TL civarındadır. Olağanüstü yeni bir gelişme olmadıkça bu seviyeler arasında dalgalanması muhtemel.
Yatırımcılar USD yükseldiği zaman TL değer kaybediyor diye düşünseler de işin aslı öyle değil. Çapraz parite etkisiyle USD yükselirken Avro düşüyorsa TL değer değiştirmemiş olabiliyor. O yüzden genel durumu anlamak için sepet bazlı analizler daha sağlıklıdır. Teknik görünüm döviz sepetinde yatay trendde dalgalanmaya devam sinyalleri üretiyor. Bu arada belirttiğimiz Bollinger band seviyelerinin de yakından takip edilmesinde fayda var. Alt seviyede alım gelme, üst seviyede de satım gelme potansiyeli fazla olacaktır.
Şimdiye kadar açıkladıklarımız olayın teknik boyut idi. Gelelim temel boyutuna;
16 Nisan yaklaşıyor. Bu tarih yaklaştıkça Başkanlık sistemini isteyenlerle istemeyenler arasında kıyasıya kapışma devam edecek. Dolayısıyla dalgalanmanın sürmesi potansiyeli de yüksek. Batının Türkiye aleyhine davranışları, evet yanlılarına gösteri yaptırmadığı halde PKK gibi terör örgütlerine bile hayır gösterileri yaptırmaları ciddi bir dış politika değişikliğinin gerekliliğini de ortaya koyuyor. Batının her türlü kışkırtıcı hareketine rağmen dövizde yaprak esmemesi düşündürücü. 16 Nisan yaklaştığında manipülatif büyük hareketlere karşı da tedbir alınması gerekiyor.
TCMB verilerine göre 11/03/2016 günü 114,8 milyar USD olan brüt döviz rezervleri 10/3/2017 günü itibariyle 109,6 milyar USD olmuş. Yani o kadar fırtına koparıldı ama düşüş sadece 5 milyar USD civarında. Bu rakam ülke büyüklüğü içerisinde çerez denebilecek bir rakam. Bu rakamla mı ekonomi çökertilmeye çalışılıyordu merak ediyorum. Ancak maalesef Türk Lirasına global piyasalardaki hareketliliğin ötesinde değer kaydettirmeyi başardılar. Bunu yaparken de Türkiye içerisinde de güçlerini kaybetmiş olabilirler. Çünkü her dövize geçiş Türk Lirasından çıkış anlamına geliyor. TCMB piyasaya TL verme konusunda daha cimri davransaydı bu kadar da olmayacaktı. Maalesef beklentimiz hemen hemen hiç karşılanmadı. Bu yüzden de ÜFE patladı ve faizler yukarıyı zorluyor. Oysa global piyasalara baktığımızda FED faiz artırırken tahvil faizleri düşmüştü. Çünkü gerekli tedbirler alınmış ve piyasa buna hazırlanmıştı. Bu kadar likidite bolluğu varken faiz artırımı çabaları pek de piyasa mantığına uymamaktadır. O yüzden ciddi şekilde manipüle edilen bir global piyasa var karşımızda.
Ekonomistler bilir; Faiz artarken tahvil ve borsalara satış gelir. Oysa yakın zamanda bunun tam tersi oldu. Demek ki normal olmayan bir şeyler var. O zaman risk alırken de sürprizlere hazırlıklı olmak gerekiyor.
Dövizde parite etkisini dikkate alarak dalgalanmalar değerlendirilirken, kritik tarih öncesinde kılıçların iyice çekileceğini ve herkesin tüm kozlarını oynayacaklarını unutmamakta fayda var.
Yılın ilk ayında ciddi bir yükseliş performansı gösteren döviz sepeti Şubat ayının ilk yarısına 3,9244 TL seviyelerinden başlamış, 3,9244 TL seviyelerinden gelen satışlarla 3,7409 TL seviyelerine kadar gevşedikten sonra aynı seviyelere yakın hareket etmeyi sürdürmüştür. 17/02/2017 tarihi itibariyle “inside range day” denilen bir sinyal üreterek ayın kalan kısımlarında da bu şekilde bir hareket olduğu takdirde Mart 2017 ayında daha da aşağıları deneme potansiyeli artmaktadır.
Fiyat hareketlerinin primli olup olmadığını, yani kısa vadede riskli olup olmadığını gösteren RSI göstergesi Kasım 2016 ayından beri aşırı riskli sinyalleri üretmeye devam ediyor. Trend göstergeleri ise henüz yukarı dönmüş değil. Trend göstergeleri 02/02/2017 den bu yana aşağı sinyalleri üretmeye devam ediyor. Göstergelerin tekrar yönünü yukarı çevirebilmeleri için 3,80 TL civarında 22/02/2017 gününe kadar tutunması gerekiyor. Yakın zamanda yukarı gitme isteğinin arttığını gözlemliyoruz. Özellikle 3,8170 seviyesinin üzerinde kalması yeni bir çıkış habercisi olarak yorumlanacaktır. O seviyeler direnç konumundadır. 3,7570 seviyelerinde ise kısa vadeli bir destek mevcut. Yeni bir gelişme olmadığı takdirde yatay seyirde tutunduktan sonra yeni bir yukarı denemesi gelirse şaşırmayacağız.
Her şey gönlünüzce olsun...
Bu kimi zaman tuttuğu pozisyonların tersi olabileceği için bazı kişilerin pek de hoşuna gitmemiş olabilir. Buradaki yorumlarımız ne siyasi bir partiyi desteklemek ne de birilerine şirin görünmek amacıyla yazılmamaktadır. Kaldı ki Bigpara yönetiminin de bu konuda son derece anlayışlı davrandıklarını, düşüncelerimizi özgürce sizlerle paylaşmamıza vesile oldukları için de ayrıca bir övgüyü hak ettiklerini düşünüyorum.
Kurlardaki sürekli yükselişler bizleri ziyadesiyle üzmektedir. Sebebi hepimizin dolar bazında fakirleşmemiz, dışarıdan enflasyon ithal ederek TL bazında da paramızın satınalma gücünün azalmasıdır.
Bu düşünceyle hareket ettiğimizden, siyasi görüşü ne olursa olsun, etnik kökeni ve dini ne olursa olsun herkesi aynı şekilde etkileyeceğinin bilincindeyiz. Bu ülkede yaşayan herkesin bir görüşü ve bir duruşu olması kadar doğal bir şey olamaz. Herkes kendince haklıdır ve doğrudur. Burada önemli olan doğru ve objektif bilgilerle donanarak daha gerçekçi karar vermelerinde tuzumuzun bulunmasıdır. Bu ülke hepimizin ve biz vatanımızı seviyoruz.
Gelelim Kurlardaki oynaklıklara; Bir önceki yazımızda Farklı kurlarla TL hareketlerini karşılaştırmış ve global piyasalara paralel hareket etseydi döviz/TL nerede olurdu? Sorusuna cevap vermiştik.
Kurlardaki oynaklığın iki yüzü var; Hem yurt dışından enflasyon ithal edersiniz, hem de paranızın satınalma gücü düşer, fakirleşirsiniz. Duyarlı olmamızın da tek sebebi bu.
2017 yılının ilk verileri gelmeye başladı; Ocak ayı enflasyon rakamları beklenenden çok yüksek geldi. TÜFE aylık %2.46, yıllık %9.22 artarken, ÜFE yani yurt içi üretici fiyat endeksi aylık %3.98 yıllık bazda ise %13.69 oranında arttı. Geçmişe baktığımızda ÜFE ekim 2016 ayında yıllık bazda %2.84, Kasım 2016 ayında %6.41, Aralık 2016 ayında ise %9.94 olmuştu. Ocak sonu %13.69.
Bu gidişat hiç de hoş değil. Çünkü üretici maliyetlerini de yansıtan bu veri önümüzdeki dönemde enflasyonun artacağını da gösteriyor. Burada kurların etkisi çok yüksektir. Dolayısıyla kur nedeniyle parasal istikrar bozulmuş görünüyor.
Bir diğer taraftan Başkanlık sistemi tartışmaları var. Halk bir karar aşamasına gelecek. Anayasa değişikliği Sn Cumhurbaşkanına onaya gönderildi. Yakında bu konuda da önemli değişiklikler yaşayabiliriz. Bir yandan FETÖ operasyonları nedeniyle iş adamlarının kiminle ticaret yapacağı konusunda tedirginlikler yaşaması ve belirsizliklerin oluşması, bir yandan Başkanlık sistemi ile ilgili gelişmeler devam ededursun, kurlardaki aşırı yükseliş makro verilere de zarar vermiştir.
Teknik olarak uzun bir süredir tüm trend göstergeleri yukarı yönü işaret ediyor. Ancak her hareketin arkasına bir hikaye oluşturulur. Burada sık sık “global hareketler”, “normaldir”, “bir sorun görmüyoruz”,”oyuna çekmek istiyorlar girmeyiz” gibi yorumlar yapılıp dururken USD Türk Lirası karşısında ciddi değer kazandı.
Peki, Türk Lirası’nın değer kaybetmesinin hikayesi nedir? Bunu doğru bilirsek çözümü de doğru tespit edebiliriz.
HAREKET GERÇEKTEN İFADE EDİLDİĞİ GİBİ GLOBAL Mİ?
Ruble, Brezilya Reali, Güney Afrika Randı gibi paraların da USD karşısındaki hareketlerini birer birer inceledik. 2016 yılında zirveler görüldükten sonra ciddi kar satışlarıyla karşılaşıldığını gördük. 2015 yılının ortalama fiyatlarının hafif altına sarktıklarını gördük. Her paranın USD karşısındaki tutumuna benzer hareketi TL yapsaydı diye baktığımızda hep aynı noktayı bulduk. USD/TL 2.50.
Bu durumda USD/TL hareketi kesin olarak global değil dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız.
USD/TL GLOBAL SERMAYE HAREKETLERİNİN DIŞINDA NEDEN BU KADAR DEĞER KAYBETTİ?
Konu daha çok bölgesel güç olmayla alakalı. Bunun önüne geçmek için darbe girişimine kadar birçok yollar deneniyor. Çabalar hala bitmiş değil. Batının ortaya koyduğu devletsiz terörizm savaşları ve yıpratma çabalarına Türkiye set koymaya kararlı. Bu konu da birilerinin oyununu bozduğu için kur yoluyla ekonomi boğulmaya çalışılıyor.
Bu oyunu serbest piyasa ekonomisi mantığı dışında oynayanlara karşı devlet gerekli yaptırımlarla karşılık verirse kurdaki çıkış son bulabilir. Yoksa reel ekonomide yıkım başlayınca bu hareket de amacına ulaşmış olacaktır.
26 Eylül gününden sonra genellikle yukarı sinyalleri veren paritede risk göstergeleri (RSI 14)rekorlar kırarak 90’lar seviyesine kadar geldi. Bu alışılmamış bir veriydi. Teknik analiz geçmiş verilere bakarak geleceği tahmin eder ve temel prensibi “tarih tekerrürden ibarettir”. Bazen bu prensiplere uygun hareket etmeyebiliyor.
Risk göstergelerine bakarak da sizleri mümkün olduğunca uyardık. Peki bu süre içerisinde neler oldu bir bakalım. Dolar bir anda 3,5991 TL seviyesine vurdu ve panikle alımlar yapıldı. Akabinde 3,34 TL seviyelerine kadar da adeta çakıldı. Daha sonra çekişmeler devam etti ve 3,50 seviyelerinde adeta beklemeye geçti. Öyle ki günlük alım satım yapanlara bile fırsat vermeyecek kadar dar marjlara düşmüş durumda.
Teknik veriler çelişkili sinyaller veriyor. PSAR hala yukarı derken MACD ısrarla aşağı diyor. MACD göstergesinin mucidi bu tür durumlarda ciddi düşüşler gelebilir diyordu. Ben bu analize göre körfez krizinde doğru işlemler yapmıştım. Şimdi mevcut sinyallere göre de uyarmaya devam edeceğim.
Daha önceki yazımın altında ilginç yorumlarla karşılaştım. Art niyetli fonlardan bahsetmeme oldukça kızılmış. O zaman daha açık konuşmam gerekiyor. Yıllar önce bana yabancı bir kulüpten (fonlar yönetiliyor) iş birliği teklifi gelmişti ve red etmiştim.Bu arada bahsettiği kulüp ABD sınırları içerisindeydi. Kısacası dolandırıcılığın kartelleşmiş versiyonu kulüpleşerek parayı bir yere toplayarak yönetmek ve maalesef var.
Bu arada orta vade sinyallerin yönünü ve riskleri açık açık belirtmeme rağmen gelen eleştirileri anlamakta zorlandığımı da itiraf etmeliyim. Kaldı ki dönem dönem tutmaması da doğal. Zira sadece tahmin için analiz yapılıyor. Kahin olmamızı kimse beklemesin.
Şimdi önümüzde cevaplanması gereken önemli sorular var; Suriye’den ne zaman ordumuzu çekeriz? Musul operasyonu ne zaman son bulur? Erken seçim olur mu? Başkanlık sistemi yol kazasına uğrar mı? Global durgunluk ve yavaşlama resesyona hatta stagflasyona doğru gider mi? FED faiz artırımlarından vazgeçer mi? ABD seçimlerini Rusya gerçekten manipüle etti mi? ABD seçimleri yenilenir mi? Türkiye AB ve ABD’den uzaklaşır mı? Rusya ile bölge barışı tesis edilebilir mi? Avrupa PKK’yı Türkiye’ye tercih etmeye devam eder mi? Türkiye AB’den ve hatta Nato’dan kopar mı?
Bu soruların her birisi piyasalar için ciddi hareket potansiyeli taşıyor ve her biri için de 2017 yılında gelişmeler olabilir. O yüzden de öngörülmesi çok zor ama şahsen pek de rahat olmayacağımız bir yıl olacak gibi duruyor. Bir yandan da ciddi manipülasyonlar ve bunlara çaresiz kalan yönetimler. Belirsizlik çok fazla.
Riskleri soru şeklinde sıraladıktan sonra teknik verilere göre son durumu da değerlendirelim. Yatay seyirde ve yönsüz bir USD/TL paritesi var karşımızda. Göstergeler birbirini teyit etmiyor. 3,38-3,55 bandında her yere gitmesi oldukça kolay. 3,54 TL seviyelerini aşamadığını ve gevşeme konusunda da çok istekli olmadığını gördüğümüz bir havası var. Şimdilik yoğurdu üfleyerek yemekte fayda var. Suriye’de barış konusunda açıklamalar geliyor ve çok önemli bir düşüşe bahane edilebilir.
Bir önceki yazımızda da bunun ekonomide ciddi sorunlar yaratabileceğinin altını da çizmiştik. Şimdi 300 milyar USD tutarında döviz kredisi kullanan şirketler teminat tamamlama telaşına düştü bile. Bunun yanında bu fiyatlar nereye varır diye soran sorana. Belli ki herkes aşırı bir şekilde tedirgin.
Bu gidişatın ekonomik verilerle alakası olmadığını daha önce belirtmiştik. Türk Lirasının değerlendiği dönemlerde veriler bugünkünden daha kötüydü. Mesela kısa vadeli borç stoğu azalmış, borçlar vadeye yayılmış, reel sektörün kısa vade döviz dengesi iyi vb...
Döviz Türkiye Ekonomisi için önemli bir yere sahip. Maliyetler dövizle oluyor ithalatın önemli bir bölümü ara malı veya sermaye malı. Hal böyle olunca döviz yükseldiğinde maliyet enflasyonu kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla döviz yükseldikçe maliyetler artıyor. Bu durum bize enflasyon olarak dönecek ve hedeflerin tutması da zora girecektir. O zaman soruyorum bunu ekonomi yönetimi göremiyor mu?
Geçmişte defalarca kez yaşadığımız bu döngüyü yine tecrübe edinmek zorunda mıyız? İyi düşünülmesi gereken bir zaman. Ekonomi profesyonelce yönetilmezse sonu risklidir.
Gelelim teknik verilere;
Aşağıda sizlere grafiği sunuyorum. Bilmeyenler için de açıklama yapacağım. En altta görülen RSI göstergesi 84 seviyelerine yakın. Normalde 70 in üzeri satış potansiyeli yüksek demektir. Nedense bu satış bir türlü gelmedi. Cuma günü en düşük seviyelere yakın kapanış bu ihtimali en azından haftanın ilk günleri için artırsa da orta vade göstergeler tam 1 aydır yukarı yönü işaret etmeye devam ediyor. 3,45 seviyeleri kısa vade destek olsa da RSI değerinin yüksekliği gelebilecek kar realizasyonlarında sıkı düşüşler olabilir diyor. Konu daha çok Türkiye’nin batıyla restleşmesiyle alakalıdır. O yüzden hareketlerin devamı konusunda belirsizlik çok fazla. Teknik verilere göre orta vade aşağı sinyallerinin gelebilmesi için 3,45’lere gevşeyip oralardan yukarı tekrar hareketlenememesi gerekir. Bu arada TCMB faiz artırımının yersiz olduğunu konunun faizden ziyade güvenle alakalı olduğunu, arkada da ard niyetli bazı fonların manipülatif hareketlerinin olacağını düşündüğümüzü de ifade edelim. Normal şartlarda bu kadar büyük çıkış olamazdı. Bu çıkışa umursamaz açıklamaların da katkısı inkar edilmemelidir.