En Çok Arananlar
2016 yılında doların hareketlerine endekslenmiş olacak olan bir fiyatlama süreci; yani FED’in atacağı adımların konuşulacağı bir yıl olması bekleniyor. FED hem güvenirliliğini korumak hem de piyasa dinamiklerini bozmamak adına faiz artırımının ilk adımını Aralık ayında gerçekleştirebilir. Her ne kadar Eylül ayı toplantısında Çin’deki gelişmeleri göz önünde bulunduracağını belirtse de, Ekim toplantısında bu politikayı terk ettiği imajının piyasaya yayılması dolarda daha önceki gevşemenin ortadan kısmen da olsa kalkmasına sebep oldu. Tüm gelişmekte olan ülke piyasalarında olduğu gibi bizim yerel piyasalarda da bu hamle büyük ölçüde fiyatlandı denilebilir ancak FED’in faizi muhtemelen sınırlı düzeyde artıracağı beklense bile, bunun devamının hangi zaman dilimleri içinde gerçekleşeceği de önemli bir konu olarak piyasaları düşündürmektedir. Piyasa fiyatlamasını bozacak başka herhangi bir dinamik ortaya çıkmazsa (Paris’teki son terör saldırıları vs) FED’in kararlarına paralel Dolar tarafında yükseliş hareketi korunabilir. Seçim belirsizliğinin ortadan kalkması büyük ölçüde fiyatlanırken, iç piyasadaki fiyat hareketlerinin dış etkenlere bağlı olmaya başlayacağı bir döneme girilmiş olundu. FED’den faiz artırım adımı gelirse kurda 3.07’in üzerinde 3.10-3.15 aralığı tepe noktaları olarak ortaya çıkabilir. 2.80-2.90 aralığı da kısa vadede fiyat hareketlerinin izlenebileceği bir alan olarak görülebilir. Ana tema olarak bakıldığında ise uzun vadede kur tarafında genel eğilimin yukarı yönlü olduğunu söylemekte fayda var.
2016 YILINDA ALTIN..
FED’in destekleyeceği güçlü dolar politikası küresel anlamda altın tarafını baskılayacağı için onstaki geri çekilme 2016 yılında da devam edebilir. Burada 2012 yılından bu yana uzun vadeli korunan düşüş trendini göz önünde bulundurduğumuzda, fiyat hareketlerinin bir süreliğine 1050-1200 bandında dolaşabileceğini söylemek mümkün gözüküyor. FED riskini emtia tarafını baskılamasından kaynaklı altında yükselişler sınırlı kalabilir ve bu bahsettiğimiz aralık yukarı yönlü geçilmeden güçlü bir ralli beklememek gerekir. Altın eğer bu seviyeleri aşıyorsa piyasalarda dünyadaki başka gelişmeler ve ihtimaller fiyatlanmaktadır denilebilir.
2016 YILINDA GRAM ALTIN..
Son dönemde iç ve dış piyasadaki gelişmelerin en çok etkilediği paritelerden biri de hiç kuşkusuz GAU/TRY oldu. Çin’in piyasalarda yarattığı sarsıntı altına olan güvenli liman talebini artırınca, hem Dolar/TL hem de XAU/USD fiyatlarındaki sert yükselişler gram altının 110-114 bandında hareket etmesini desteklemişti. Gram Altın fiyatlarının seyri için farklı senaryolar ele alınabilir. Çin ekonomik verilerinin düzelme göstermesi ve FED’in 2016 yılı içerisinde faiz artırım hamlesini devreye sokmasıyla satım fırsatları değerlendirilerek alt tarafta 95-98 aralığı test edilebilir. Buna karşın kurulacak hükümetin uygulayacağı ekonomik reformlar piyasaları tatmin etmez ve TCMB de etkin bir rol üstlenmekten kaçınmaya devam ederse, TL’deki zayıflıklara bağlı olarak gram altında tekrar 110-115 bandı hedef haline gelebilir.
2016 YILINDA PORTFÖY SEÇİMİ..
Küresel piyasalardaki çalkantılar, yılın büyük bir bölümünde yaşanan siyasi gündemdeki belirsizlikler, artan güvenlik endişeleri ve jeopolitik risklerin gölgesinde geçen bir yılın sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. Ancak son seçim sonuçları sonrasında siyasi belirsizliklerin ortadan kalması, yeni hükümetin önümüzdeki dört yıl boyunca ekonomiyi canlandırmak ve yapısal sorunları gidermek amacıyla geniş bir reform paketini uygulayacağı beklentileri ile 2016 yılında daha hızlı bir büyüme kaydedileceği umutlarımız taze kalarak önümüze bakıyoruz.
Seçimler sonrası oluşan bahar havasını da hesaba katarak 2016 yılında %20 nakit, % 10 altın, %20 döviz, % 50 senet şeklinde bir portföy denenebilir. Euro Bölgesi’nin uyguladığı para politikaları sonrası Euro’daki değer kayıplarına iç piyasada reformlara odaklanarak, kalkınma ve rekabet gücü artırılırsa, TL’deki kazanımların da devam etmesiyle döviz cephesinde düşüşler görülebilir. Bu noktada Amerika Merkez Bankası’nın (FED) atacağı faiz adımları, Çin’den gelecek kritik ihracat, PMI ve büyüme hızlarındaki ivme de yakından izlenmelidir. İç piyasada ise ekonomik hamlelerin artarak, beklentilerin üzerinde bir yükseliş kaydedilmesi beklentileri eşliğinde 2016 yılında döviz tarafında pozisyon alınması hususunda kesinlikle acele edilmemelidir.
Yüksek temettü verimliliği, yatırımcıların seçimlerinde en önemli kriterlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyüme potansiyeli olan, yatırımlarına düzenli olarak devam eden hisselerin de ön plana çıkması beklenebilir. Ayrıca FAVÖK kalemi de şirketin yapısal güçlülüğünü gösteren en temel göstergelerden olduğundan, buna ek olarak öz kaynaklardaki değişim de şirketin finansal gücünü gösterdiğinden ihmal edilmemeli ve bu kalemlerde gücünü koruyan firmalar da tercih sıralarında üstlerde yer almalıdır.
HANGİ SEKTÖRLER YILIN KALAN DÖNEMİNDE ÖN PLANA ÇIKABİLİR?
Son yıllardaki veriler incelendiğinde çimento, kimya, metal, otomotiv, gıda perakendesi, beyaz eşya sektöründe yer alan bazı hisse senetlerinin kış aylarında daha dikkate değer bir yükseliş sergiledikleri görülüyor. Söz konusu sektörlerdeki hisselerden azımsanmayacak kısmının son 5 yılda yatırımcıların yüzünü güldürdüğü bir gerçek. Bu bağlamda otomotiv sektörüne dikkat çekilebilir. En büyük ihracat pazarımız olan Euro Bölgesi’nde otomobil satışlarının Ağustos ayında yüzde 12 ile bu yılın en hızlı artışını kaydetmesi, bununla birlikte sektörün barındırdığı yükseliş potansiyeli ile otomotiv sektöründe istikrarlı getirisi olan firmaları öne çıkarabiliriz. Ayrıca gıda perakendesi sektörüne de değinmek gerekiyor. Perakende sektörü Türkiye’nin dinamik ve göze çarpan, sektördeki şirketlerin hızlı genişleme stratejileri, güçlü nakit yaratma kabiliyetleri ile büyüme potansiyeli barındırmaktadır. Bunların dışında çimento sektörü firmaları son 5 yıllık dönemde yatırımcısına kış aylarında kazançlar sağlamış durumda. Çimento şirketlerinin yüksek temettü verimlilikleri nedeniyle tercih sıralarında üst sıralarda yer almaları ve kış aylarında bu hisselere olan ilginin artması da önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Bu sektörlere ek olarak Türkiye’nin genç nüfusu, geniş hane halkı göz önüne alınarak yurt içi beyaz eşya talebinde beklenen iyileşme ile birlikte, beyaz eşya sektörünün uzun vadede yüksek büyüme potansiyeli sunduğunu düşünüyoruz. Son olarak 15 milyar dolarlık ihracat hacmi ile ülke ihracatının yüzde 10'unu tek başına yapan demir çelik sektörüne de vurgu yapmak gerekiyor.
HİSSE ÖNERİLERİ
Çimento sektöründe Akçansa, Bolu Çimento ve Çimsa dikkat çeken şirketler. Bu noktada Çimsa’yı ön plana çıkarıyoruz. Çimsa Eskişehir’deki çimento fabrikasında I. Üretim Hattı'nın hem gri hem beyaz klinker üretecek şekilde modifikasyonu ile 415.000 Ton/ Yıl klinker kapasiteli beyaz çimento üretim tesisi için yatırım planını açıkladı. Şirket 2015’in son çeyreğinde başlayıp 2017’nin ilk çeyreğinde tamamlamayı planladığı bu yatırımı için 55 milyon dolar yatırım planlıyor. Yeni yatırım şirketin toplam klinker kapasitesini %8 artırırken, beyaz klinker kapasitesini de %38 arttırıyor. Yüksek fiyat ve kar marjına sahip beyaz çimentonun ihracat potansiyelini göz önünde bulundurduğumuzda yatırımın olumlu olduğunu düşünüyoruz. Firma beklentilere paralel yılın üçüncü çeyreğinde kambiyo geliri ve iştirak gelirlerindeki artışın etkisiyle yıllık bazda %14 artışla 70 milyon TL net kar rakamı açıkladı. Şirket ayrıca yine beklentilere paralel yıllık bazda %4 büyüme ile 301 milyon TL ciro rakamı elde etti. Çimsa için 20.50 hedef fiyat beklentilerimizi koruyoruz.
Ayrıca 2011 yılının son çeyreğinden bu yana her sene daha yüksek net dönem karına ulaşan Arçelik’e de burada bir parantez açmak gerekiyor. İç ve dış piyasada oldukça zorlu geçen bir yılı geride bırakmaya hazırlanırken firmanın düzenli karlılık sağlaması önemli bir detay. Şirketin bilançosuna göre net satışlar üçüncü çeyrekte yıllık olarak yüzde 20 artarak 3,87 milyar TL'ye yükseldi. Bu yılın ilk 9 ayında ise satışlar yüzde 11 artışla 10 milyar TL'yi aştı. Şirketin satış rakamlarındaki artış karına ilişkin göstergelere de yansımış durumda. 2015'in üçüncü çeyreğinde net kar 214 milyon lira olurken geçen yılın aynı döneminde bu rakam 160 milyon liraydı.
Ereğli Demir Çelik ve Kardemir firmalarını da sektörlerinin ve ülke ekonomisinin lokomotifleri olduğundan dolayı atlamamak gerekiyor.
Otomotiv sektöründe ise istikrarlı getirisi olan firmaları öne çıkararak Ford Otomotiv ve Tofaş Otomobil Fabrikaları hisselerini bir adım önde görüyoruz. 1 Kasım seçimleri sonrasında gerginlik ve belirsizliğin kalkması ile birlikte bir rahatlama bekleniyor ve bunun satışlara yansıması ile yılın sonu oldukça pozitif bir şekilde kapatılabilir. 4 yılda 1.5 milyar dolar yatırım yapan ve 2020 yılında 50 ülkeye ulaşma hedefi olan Ford Otomotiv firmasında 39.50 hedef fiyat beklentilerimizi koruyoruz.
BİST Ulusal-100 Endeksi, 2005 yılında bir önceki yıla göre TL bazında %59, ABD Doları bazında ise % 61 oranında artış kaydetmiştir. Hisse Senetleri Piyasası günlük ortalama işlem hacmi %34 oranında artış göstererek 794 milyon ABD Doları’na ulaşmıştır. 2005 yılında 9 halka arz gerçekleşmiş, borsada işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri, 2004 yılındaki 98 milyar ABD Doları seviyesinden, 2005 yılı sonunda 163 milyar ABD Doları’na yükselmiştir.
2006
2006 yılında 15 şirketin hisse senetleri halka arz edilerek, Borsada işlem görmeye başlamıştır. Söz konusu halka arzlardan ihraççı şirketler toplam 1,24 milyar TL halka arz hasılatı elde etmiştir. Hisse Senetleri Piyasası ortalama günlük işlem hacmi 2005 yılında 1,06 milyar TL iken, 2006 yılında % 22,37 artarak 1,3 milyar TL’ye ulaşmıştır. Hisse Senetleri Piyasası’nda 2006 yılı toplam işlem hacmi 325 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. İşlem hacmi, 2005 yılında ise 270 milyar TL olarak gerçekleşmişti.
2007
Şubat ayında Hisse Senetleri Piyasası'nda açılış seansı uygulaması başlarken, Nisan ayında BİST Yabancı Menkul Kıymetler Piyasası bünyesinde Uluslararası Tahvil Pazarı, T.C. Hazinesinin ihraç ettiği ve Borsa kotunda bulunan Euro tahviller faaliyete geçti. Ayrıca Ağustos ayında BİST Kurumsal Yönetim Endeksi hesaplanmaya başlandı. Bununla beraber Eylül ayında Hisse Senetleri Piyasası seans kapanış saatinin 17.00'a uzatıldığını hatırlıyoruz. Yılın önemli gelişmelerinden biri olarak Kasım ayında BİST Başkanlığı'na Hüseyin Erkan atanmıştı. Hisse Senetleri Piyasası (HSP) ortalama günlük işlem hacmi 2006 yılında 1,30 milyar TL iken, 2007 yılında % 15 artarak 1,53 milyar TL’ye ulaşmıştır. Hisse Senetleri Piyasası’nda 2007 yılı toplam işlem hacmi 388 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.
2008
Küresel piyasalarda yaşanan çalkantıların etkili olduğu 2008 yılındaki önemli gelişmelerden biri, Ekim ayında Hisse Senetleri Piyasası 1. seansının süresi yarım saat artırılarak 12.30'a uzatılmasıydı. Buna ek olarak da Başkan Hüseyin Erkan, Dünya Borsalar Federasyonu (WFE) Çalışma Komitesi Başkanlığı'na ve Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmişti. Küresel kriz global piyasalarda hisse senetleri ve para birimlerini yerle bir ederken, Borsa İstanbul da bundan nasibini almıştı. Borsa yüzde 51.6 gerilerken, bir yılda 170 milyar dolar uçup gitmişti. ABD çıkışlı küresel kriz 2008 yılında tüm dünyada olduğu gibi Türk para ve sermaye piyasalarına da damgasını vurdu.
Mart ayı ortasında Bear Stearns’un iflası, JP Morgan’a satılması BİST’in de yüzde 7.5 değer kaybetmesine neden olmuştu. Nisan ayı başında ise uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin görünümünü durağandan negatife çevirdi. Bundan yine ilk etkilenen borsa oldu. Mayıs, Haziran aylarını daha sakin geçiren piyasalar, Ağustos ayında Rusya ile Gürcistan arasındaki gerginlik, Eylül’de ABD’de Lehman Brothers’ın iflası ile bir anda adeta deprem yaşadı. Bu gelişmeler sermaye piyasalarında büyük panik yarattı. 12 Eylül - 18 Eylül haftasında BİST yüzde 13 düşüş yaşadı. Bunun ardından Amerika’nın en büyük sigorta şirketi AIG hükümetten 85 milyar dolarlık yardım aldı. Bu da piyasaların korkusunu tırmandırdı. Eylül ayı sonuna doğru ise ABD’de riskli varlıklara yatırım yapacak 700 milyar dolarlık bir fon paketi Kongre’nin onayına sunuldu. 29 Eylül’de bu paketin Kongre’de onaylanmaması piyasalara yeni satış dalgası getirdi. Piyasa değerleri eridi Bankalar arası borçlanma neredeyse durma aşamasına gelirken, dünya otomotiv devi General Motors (GM) iflas aşamasına gelmesi piyasalarda taşları yerinden oynattı. BİST bu dönemde 87 milyar dolarlık piyasa değerini de test etti. Bu rakam yılın en düşük seviyesi oldu. Sonuçta 2008 başında parasını borsada değerlendiren yatırımcılar yüzde 51.6 kayıp yaşamış oldu.
Çağlar boyunca tüm dünya tarafından kabul edilmiş bir değer saklama birimi olan altın, doğada az bulunması, üretiminin kısıtlı olması ve değerini her koşulda koruyabilmesi nedeniyle halen güvenli bir yatırım ve tasarruf aracı olma özelliğini sürdürmektedir.
Altın talebini belirleyen temel unsurlar, endüstriyel altın talebi, merkez bankalarının altın talebi, saklama ve yatırım amaçlı altın talebidir. Endüstriyel altın talebinin içinde yer alan kuyumculuk sektörü talebi, toplam altın talebi içinde en önemli payı oluşturmaktadır. Altın arzında ise belirleyici unsurlar altın maden üretimi, merkez bankalarından gelen altın satışları, hurda altın arzı ve vadeli satışlardır. Aşağıdaki tabloda 2013 yılının 2. çeyreğinden bu yana altın arz ve talebindeki değişimleri görüyoruz. 2014 ve 2015 yıllarının ilk yarılarında azalan maden üretiminin 3. çeyrekler ile birlikte ivme kazandığı önemli bir detay olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hurda tarafına da bakıldığında, 2014 yılın ilk çeyreğindeki yükseliş sonrası arz tarafında bir yavaşlama olduğu ve belli bir aralıkta dengelendiği görülmektedir. Talep kısmında ise düzenli ve kademeli azalışlar olduğu göze çarpmaktadır. Özellikle son yıllarda aşağı yönlü eğilimin etkili olduğu altın fiyatlarında talepteki azalmanın en önemli etkiye sahip olduğu düşünülmektedir.
Üretilen altının kullanım alanları da son derece önemlidir. Diğer metallere göre pahalı olmasına rağmen paslanmaya olan direncinden ve yüksek iletkenliğinden dolayı elektronik aletlerin yapımında kullanılan altın, yüksek teknolojili savunma sistemleri ile havacılık ve uzay endüstrisinde de kullanılmaktadır.Ayrıca dişçilik sektöründe az da olsa kullanılsa da, son yıllarda altının yerine kullanılabilecek paladyum, titanyum, porselen gibi maddelerin tercih edilmesi ile bu sektördeki kullanımı giderek azalmıştır. Madeni paralarda ve külçelerin toplamı çeyreklik dilimden biraz daha fazla yer tutsa da, burada aslan payını %56 ile mücevherat imalatına ayırmak gerekiyor. Altın mücevherat talebi ekonomik büyüme, gelir düzeyi ve refah seviyesi ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca psikolojik ve sosyal faktörler, moda, zevkler ve tercihlerdeki değişiklikler de altın mücevherat talebini etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Aşağıdaki tabloda bu yılın ilk yarısı itibariyle üretilen altının Pazar içerisindeki kullanım oranlarını görüyoruz. Elbette pastadaki aslan payı mücevherat imalatına aittir.
Kaynak : GFMS, Thomson Reuters
Aşağıdaki tabloda ise altının farklı para birimleri karşısında 2014 yılı başından bu yana seyri görülmektedir. Bu yılın ilk yarısında TL bazında altın fiyatlarının geçtiğimiz yılın eş dönemine kıyasla %17’lik bir artış kaydettiğine vurgu yapmak gerekiyor. Ancak bu noktada belirtmek gerekiyor ki; TL bazındaki yükselişte kurun tarihi zirvelere çıkmasının etkisi oldukça fazladır.
Yerküre içerisinde organik materyalin başkalaşımı ile oluşmuş ve gözenekli kayaçlar içerisinde depolanmış sıvı haldeki hidrokarbonlara ham petrol adı verilir. Petrolün başındaki "ham" terimi bir hammadde olduğunu ve henüz işlenmediğini gösterir. Ham petrol, rafinerilerde bileşenlerine ayrıştırılarak (damıtılarak) günlük yaşamımızda kullandığımız pek çok ara madde ve akaryakıt ürünleri elde edilir.
Petrol yeraltında kayaçların mikroskobik gözeneklerinin ve çatlakların içerisinde bulunur. Petrolün varlığı ve ekonomik olarak üretilebilirliği sondajlarla kanıtlandıktan sonra üretim kuyuları delinerek petrolün yeryüzüne çıkartılması sağlanır. Petrol, yerin derinliklerinde bulunan kayaçların gözenekleri ve çatlakları içerisinden akarak üretim kuyusuna ulaşır.
Ham petrolün dünyada ticaretini kolayca sağlamak için, uluslararası anlaşmaya göre, hacim ölçüsü olarak American Standard Oil Company blue barrel (mavi varil) birimi kullanılır. Blue barrel (1 bbl) hacim olarak 159 litreye (42 gallona) eşittir.
OPEC nedir?
"Organization of Petroleum Exporting Countries" baş harflerinden meydana gelen “OPEC” diye meşhur olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı, Eylül 1960'ta kuruldu. İlk olarak ham petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmak amacıyla Venezuela’nın teklifiyle kurulan teşkilata Venezuela, İran, Irak, Suudi Arabistan ve Kuveyt katıldı. Daha sonra sırasıyla Katar, Libya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvador ve Gabon da katıldılar. OPEC’in başlangıçta Cenevre'de olan merkezi 1965'te Viyana'ya taşındı. Teşkilatın takip edeceği politikalar üye ülkelerin temsilcilerinin katıldığı, yılda en az iki defa toplanan konferanslarda tespit edilir. Kararlar oybirliğiyle alınır. Üyeler global petrol piyasalarının önemli oyuncuları olduğu için bu toplantılarda alınan her türlü karar petrol fiyatlarını önemli derecede etkileyebilir. Üye ülkeler tarafından tayin edilen yönetim kurulunun başkanı konferanslar sırasında seçilir. Viyana’da bir idare ve araştırma sekreterliği vardır.
Dünya petrol üretiminin denetimini elinde tutan ve dünya petrol üretiminin yaklaşık yarısını sağlayan OPEC ülkeleri ham petrol rezervlerinin üçte ikisine ve doğal gaz rezervlerinin de üçte birine sahip bulunmaktadır. Bu sebeple dünya petrol piyasasında çoğu zaman etkili olmaktadır.
OPEC 5 Haziran’da Avusturya`da toplandı ve günlük ortalama 30 milyon varil olan üretim kotasını değiştirmedi. OPEC’in bir sonraki toplantısının 4 Aralık'ta düzenleneceğini de belirtmekte fayda görüyoruz.
Aşağıdaki tabloda OPEC’in Eylül 2015 raporunda yayımladığı Dünya petrol talep miktarı görülmektedir. Günlük varil taleplerine göre oluşan tabloda Euro Bölgesi’ndeki yılın ilk 3 çeyreğinde artan talebin yılın son çeyreğinde azalması beklenirken, ABD tarafında talebin artmaya devam ettiği görülmektedir.
Bütçe bağımsızlığı, kararların geri dönülmezliği ve uzun vadelilik kriterlerini sağlayabilen FED son günlerde herkesin diline dolanmış durumda. Piyasalar 28 Ekim veya 16 Aralık’ta yeni bir sayfa mı açacak yoksa bugüne kadar kelime oyunları ile oyalanan piyasa FED'e karşı bir zafer mi kazanacak?
Öncelikle faiz artırımı konusunda büyük bankaların ve onların zirvesindeki isimlerin, ünlü ekonomistlerin neler düşündüğüne bir bakalım…
Hatırlanacağı üzere JPMorgan, Credit Suisse, Wells Fargo, Deutsche Bank, PNC, Oxford Economics and UBS ekonomistleri Eylül toplantısında faiz artışı beklediklerini teyit etmişti.
Wells Fargo ekonomistleri John Silvia, Mark Vitner ve Michael Brown, "FED'in Eylül ayındaki toplantıda federal fon faizi için hedefi çeyrek puan artıracağı yolundaki tahminimizi koruyoruz" dedi.
JPMorgan Chase uluslararası birim başkanı Jacob Frenkel, “FED faizleri artırmaya başladığında bir dizi ölçülü artırım görebiliriz” dedi. Frenkel, “Faizler yavaşça ve sürekli olarak yükselecek. Bu iyi bir şey ve normalizasyona yönelik bir başlangıç. Çünkü reel ekonomi şu an faiz artırımlarına uyum sağlamaya yetecek kadar güçlü. FED’e bu yüzden ihtiyaç var” diye konuşmuştu.
Citigroup Ekonomisti William Lee’ye göre 7 yıl önce başlayan finansal krizin ardından ekonomi yüksek faizleri kaldıracak kadar sağlıklı bir durumda.
Tahvilin kralı lakaplı Pimco eş kurucusu Bill Gross da FED'in faiz artırımı için biraz fazla beklediğini ve piyasa kargaşasının politika yapıcıların harekete geçme imkanını kısıtlaması ile birlikte, faiz artırımına yönelik bir adımın "biraz çok geç" olarak nitelenebileceğini söyledi. Dünyaca ünlü fon yöneticisi, FED'in istihdamdaki yavaşlamaya karşılık Eylül'de faiz artıracağını söylemişti.
Bu noktada karşıt görüşü olanları da hatırlamak gerekiyor;
Bakırın yaygın kullanım alanlarından biri de diğer metallerle yaptığı pirinç, bronz, vb. gibi alaşımlardır. Uluslararası Bakır Çalışma Grubu (ICSG) verilerine göre, dünya bakır üretiminin %30’u ekipman üretimi amacıyla, %30’u inşaat amacıyla, %15’i altyapı uygulamalarında, %13’ü ulaştırma alanında ve %12’si endüstriyel amaçlarla kullanılmaktadır. USGS verilerine göre, 2014 yılı itibarıyla dünyanın en büyük bakır rezervleri Şili’de bulunmakta (%29,9), onu sırasıyla Avustralya, Peru, Meksika ve ABD izlemekte ve bu beş ülke dünya bakır rezervlerinin yaklaşık %63,3’ünü barındırmaktadır. Maden üretimi açısından bakıldığında ise, dünyanın en büyük beş bakır madeni üreticisi sırasıyla Şili, Çin, Peru, ABD ve Kongo’dur. Şili, 2013’de yıllık 5,8 milyon tonluk maden üretimiyle, dünya bakır üretiminin yaklaşık %31’ini tek başına gerçekleştirmiştir. Rafine bakır üretiminde ise, ilk beş ülke sırasıyla Çin, Şili, Japonya, ABD ve Rusya olmuştur.
Ancak önümüzdeki dönemde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte fiber kablolara olan talebin artması bakıra olan talebi zaman içerisinde ciddi sekteye uğratması beklenmektedir.
Bakır ticareti; the London Metal Exchange (LME), the Commodity Exchange Division of the New York Mercantile Exchange (COMEX/NYMEX) ve Shangai Futures Exchange (SHFE)’de yapılıyor. Burada alış ve satış fiyatı talep ve arza bağlı olarak belirleniyor. LME’de lot’lar 25 ton’dan ve ton cinsinden Dolar cinsinden belirleniyor. COMEX’te 25000 pound ve pound başına Cent cinsinden; SHFE’e ise 5 tonluk lotlar Renminbi cinsinden fiyatlanıyor. Bazen daha küçük hacimlerde mini kontratlarda açılabiliyor ve ayrıca future ve opsiyon cinsinden de trade edilebiliyor. Bu ise yatırımcılara; gelecekte bir fiyattan işlemi sabitleme ve fiyat dalgalanmalarından korunma imkanı veriyor.
Bakır tamamen Çin’le beraber hareket etmeye başlayınca; Çin enflasyonundaki artışlar; Çin Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı para politikası uygulamasına geçmesi ve talebinde azalacağı endişesi; bakır başta olmak üzere zaman zaman metal grubunu geriletti. Bakırın arkasından Çin çekilince; ABD desteği FED’in o dönemde büyüme tahminlerini arttırmasıyla bakıra destek oldu. Sonrasında 2011 yılında enflasyonla mücadele etmek için zorunlu karşılıklarını arttırmasıyla yeniden düşüşe geçti. Bununla başlayan düşüş hikayesi FED’in 600 milyar dolarlık tahvil alımını sonlandırabileceğine dair spekülasyonun çıkmasıyla gerilemeye başladı.
Bu gelişmeler dışında bakır ile ilgili bazı endeksleri de irdelemek gerekiyor. Yıllık bazda ele alındığında, metal ve mineraller endeksindeki düşüş son üç yıldır kesintisiz olarak devam etmiş ve sırasıyla %15,3, %5,5 ve %6,6 azalarak 2014 yılında ortalama 84,8’e kadar gerilemiştir. Bu ise, 2009 yılından bu yana metal ve mineraller endeksinde görülen en düşük seviyeye işaret etmektedir.
Uzun vadede ele alındığında, metal ve mineraller endeksinin 2025 yılında, 2014’e göre %7 artarak 91’e ulaşacağı, diğer bir ifadeyle 2011 yılında görülen tarihi zirvenin %24 gerisinde kalacağı tahmin edilmektedir.
Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere, 2014 yılında çinko, nikel ve alüminyum dışında kalan metallerin fiyatlarında ortalama %10 civarında düşüşler yaşanmış, fiyatı en çok düşen metaller demir cevheri ve gümüş, fiyatı en çok artan metaller çinko ve nikel olmuştur. Bakır fiyatlarında son yıllarda görülen düşüşte Çin’in talebindeki zayıflamanın etkili olduğunu belirtmek gerekiyor.
Geçtiğimiz sezonu 3 kupa ile kapatan, 4. Yıldızı ilk olarak takmayı başaran, müzesinde 1 UEFA Kupası, bir adet de Süper Kupa bulunan Galatasaray’ın taraftarları son günlerde oldukça mutsuz.. Hayal kırıklığı yaratan transferlerin yanında beklenen yıldız transferlerinin olmaması, Zlatan İbrahimoviç gibi bir süper starın transfer beklentilerinin transfer sezonu boyunca yönetim tarafından yalanlanmaması, buna ek olarak ezeli rakiplerinin dünyaca ünlü yıldızları kadrosuna katması ve son olarak transferin son gününde yapılan Kevin Grosskreutz transferinin imzasız evrak gönderilmesi sonucu 1 Ocak 2016 tarihine kadar askıya alınması taraftarları deyim yerindeyse çileden çıkarmış durumda. Son 4 sezonda üç defa şampiyonluk yaşayan, bu sezon ile birlikte 4 sezondur üst üste şampiyonlar liginde mücadele etme hakkı kazanan Galatasaray’da yanlış zamanda yanlış mevkilere yapılan transferler sonucu oluşan bir dengesizlik ve onun bertaraf edilme mücadelesini görüyoruz.
Son 10 sezonda birçok farklı hoca ile çalışıldığını görüyoruz, ama gerçek şu ki; bir teknik adamın asıl değerini eldeki malzemenin potansiyelini ne kadar sahaya yansıttığı, hatta bu potansiyeli aşıp aşmadığı ile değerlendirmek gerekmektedir. Bunun yanında ellerindeki bütçeyi yönetme kabiliyetlerini de buna eklemek gerekiyor. Rekabetçi bir ortamda başarı için şart olan özgüven zaman zaman kibir çizgisini ihlal edebiliyor. Futbol gibi en üst düzey rekabetçi bir ortamda özgüven başarı ile harmanlandıkça, en olgun karakterlerin bile başarı geldikçe, kendine güveni pekişir. Doğru yapıldığına, doğru düşünüldüğüne yönelik inançlar tavan yapar ve fazlasıyla ego şişer. Yapılan yanlış transferler, sistem hataları, kötü, sistemsiz futbol ve başarısızlık peşi sıra geliverir..
Galatasaray'da 2011'in Mayıs ayında başlayan Ünal Aysal dönemi, birçoklarına göre son dönemin en önemli gelişmesi oldu. Hem başarı hem de başarısızlığın harmanlandığı ve çok tartışmalı kararların alındığı bir dönem olduğuna tüm futbolseverler hemfikirdir. Taraftarların mutlu olduğu; tüm branşlarda 40 aya sığan 27 kupa, ancak daha da bozulan bir mali yapı..
Ünal Aysal 2998 oy alarak kulüp tarihinin en çok oy alan başkanı oldu. Aysal döneminde yaşanan başarıların yanı sıra akıllarda kalan hiç kuşkusuz yaptığı transferler oldu. Didier Drogba, Wesley Sneijder transferleri ile dünyaca ünlü yıldızların çok da uzak olmadığını gösteren Aysal, Arda Turan’ı da 12 milyon Euro karşılığında Atletico Madrid'e başkan seçildikten kısa bir süre sonra satmıştı. Ancak 2012-13 sezonunun tamamlanmasının ardından Galatasaray yönetiminde çatırdamalar başlamıştı. 25 Mayıs'ta başkan Ünal Aysal'ın istifasını açıklamasının ardından sarı kırmızılılarda seçime gidildi. 22 Haziran'daki seçimde adaylığını koyan Ünal Aysal, yeni yönetim kuruluyla yeniden başkan seçildi. Bu seçimde en çok dikkat çeken durum ise, yöneticilerden Abdurrahim Albayrak ve Ali Dürüst'ün yeni listede yer almamasıydı. Fatih Terim ile maksimum uyum içerisinde çalışan, futbolcuların çok sevdiği bu iki yöneticinin listede olmaması bazı sıkıntıların habercisi gibiydi. 2013-2014 sezonuna yeni yönetimle girilmesinin ardından bu kez futbol takımında sıkıntılar baş gösterdi. Galatasaray başkanı, teknik direktör Terim ile yaşadığı anlaşmazlık sonrası tecrübeli teknik adam ile yolları ayırdı. Ancak akıllarda sadece ve sadece ayrılık biçimi kaldı... Terim'in ardından göreve gelen Roberto Mancini ile kritik Juventus maçını kazanarak Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkan sarı kırmızılılar, oynanan futbol ve ara transfer sezonunda adeta sınıfta kalmıştı. 2013/14 sezonu ara transfer döneminde Galatasaray, sözleşme imzaladığı 9 futbolcuya bonservis ve sabit ücret dahil toplam 141 milyon lira civarında ödemeyi taahhüt etmişti. Bu oyunculardan alınan düşük verim de en fazla eleştiri hak eden konuların başında gelmektedir.
Galatasaray'da Aysal döneminin en çok konuşulan olaylardan biri de potada yaşandı. Başkan Ünal Aysal ve yönetimi Türkiye Basketbol Federasyonu'nun Fenerbahçe Ülker'e seyircisiz oynama cezası vermemesi üzerine sahaya çıkmama kararı aldı. Camia genel olarak kararı onaylasa da, Aysal'ın bu hamlesinin muhalefetten tepki gördüğü de biliniyor. Diğer yandan kadın basketbolunda ise çok büyük başarılar elde edildi. Kadın basketbolunda tarihinin en başarılı sezonlarından birini yaşayan Galatasaray, ulusal ve uluslararası alanda 3 şampiyonluk yaşarken, hepsinde ezeli rakibi Fenerbahçe'yi saf dışı bıraktı. Ama futbolda 4. yıldız hedefiyle girilen 2014-15 sezonu Galatasaray için iyi başlamamıştı. Prandelli'ye emanet edilen futbol takımı Süper Kupa'yı Fenerbahçe'ye kaptırdı, Süper Lig'e ve Şampiyonlar Ligi'ne de puan kayıplarıyla başladı. Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, 18-25 Ekim'de yapılacak olan seçimli olağanüstü genel kurulda aday olmayacağını açıkladı. Daha sonra seçilen Duygun Yarsuvat göreve geldiği 6 aylık dönemde takımın başına Hamza Hamzaoğlu’nu getirdi. 6 Haziran 2015 tarihinde yapılan uzlaşma ile Cesare Prandelli ve yardımcılarına toplam 2.990.000 Euro ödenmesi konusunda anlaşma sağlandığını da belirtelim.
Galatasaray hiçbir zaman sadece futbol kulübü olmamıştır, bu nedenle kulüp halen birçok branşta mücadele vermektedir. Ünal Aysal döneminde 40 ayda kazanılan 27 kupa ile bu dönemde maddi dengeler bozulmasına rağmen, başarının zirve yaptığı bir dönem oldu. Diğer branşlara haksızlık olsa da, kulübün futbol takımının bu denli ön planda olması, bizim de onunla ilgili bazı rakamları irdelememize neden oldu..
Öncelikle kulübün Aysal dönemi ile hareketlilik kazanan transfer gelir giderlerine bir bakalım. 2015-16 giderleri 7.917.500 €, gelirleri ise 10.900.000 €. 2014-15 sezonunda ise giderler 14.320.000 € iken, gelirler 2.380.000 € olmuştu. 2013-14 döneminde ise dengesizliğin epeyce bozulduğu görülüyor, giderler 41.620.000 €, gelirler ise sadece 3.470.000 €. Çilek transferlerin takıma katıldığı 2012-13 sezonunda ise giderler 30.000.000 € olmuşken, gelirler 3.625.000 € olarak kalmıştı. Ünal Aysal’ın ilk sezonu olan 2011-12’de ise yeni kurulan takım ile giderler 20.600.000 € olmuştu, ancak Arda Turan’ın transfer olması ile 12.000.000 € gelir kısmına kaydedilmişti.. Son 5 sezonda transfer gelirlerinin toplam 32.375.000 € olduğunu görüyoruz. Buna karşın; transfer giderleri toplamı ise 114.457.500 € olmuştur. Gelir gider arasındaki fark 82 milyon Euro’yu geçiyor, güncel kur(3.38) ile 277 milyon TL!
Burada şu soru akıllara gelebilir, Galatasaray diğer büyük dünya kulüpleri gibi harcama yapabilir ve dolayısıyla Porto, Arsenal ve Atletico Madrid dışında bu işlerden kar elde eden kulüp neredeyse yok denecek kadar az. Bu noktada diğer büyük kulüplerin muazzam gelirleri Galatasaray’ı aşıyor ve bu transfer başarısızlığı bugün gelinen noktada çok daha fazla ön plana çıkmaktadır. 2015-16 yaz transfer döneminde en fazla para harcayan 10 kulüp şöyle; Manchester City - 203,38 milyon Euro, Valencia -142 milyon Euro, Manchester United - 139,64 milyon Euro, Atletico Madrid - 139,5 milyon Euro, Juventus -127,4 milyon Euro, Paris Saint Germain - 116,1 milyon Euro, Liverpool - 111,91 milyon Euro, Milan - 90,97 milyon Euro, Real Madrid - 89,5 milyon Euro, İnter - 86,45 milyon Euro.