En Çok Arananlar
Atılan adımların yanı sıra yurt dışında yatırımcılar ile kurulan temaslar da bu hususta etkili olurken, ABD ile ilişkilerin düzelmesi adına kurulan diyaloglarda izlediğimiz bu iyimser süreci destekledi.
Tüm gelişmeleri izlediğimiz süreçte, Türkiye risk primi 560 seviyelerinden gerilerken, ekim ayını tamamladığımız şu günlerde 400 puanın da altına gevşediği görüldü.
Ekim ayında Rahip Brunson davasından tahliye kararının çıkması ile ABD & Türkiye ilişkilerinin gelecek döneme yönelik beklentilerini daha iyi bir çerçeveye girmesini sağlarken, bu durum ekonomi tarafında özellikle kur ve endeks kanadında hissedilir oldu. Kur bu haber akışlarının ardından 5.50 TL seviyesini test etse de sonrasında bu hareketlerin bu noktanın altına geçmediği gözlendi.
Ekim ayında TCMB PPK kararında bir faiz değişikliğine gitmezken, politika faizini yüzde 24 seviyesinde aynı bıraktı. Karar piyasalar üzerinde çok negatif etkilere neden olmamakla birlikte ekim ayı enflasyon beklentilerini de düşüş yönünde olacağı beklentilerini de ayrıca kuvvetlendirdi.
Kasım ayında en önemli iki gündem maddesi yurt içi piyasalarda ekim ayı enflasyon verisi ve 4 Kasım tarihinde başlayacak olan İran yaptırımları olacak. Ekim ayı enflasyon verisinin beklentilerin altında bir artış ile karşımıza çıkması TL’nin dolar ve Euro karşısındaki kazançlarını kuvvetlendirmesi mümkün olabilir.
Fakat İran yaptırımları Türkiye için kritik bir gündem olmaya devam ediyor. Yalnızca Türkiye’nin de değil, Rusya, Çin ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin de bu süreçte yer alıyor olması yurt içi piyasaların daha agresif fiyatlamalara girmesine izin vermiyor. ABD tek başına İran’a yaptırım uygulamanın yanı sıra İran ile ticari ilişki içerisinde olanları da bu durumdan sorumlu tutacağını ve yaptırımlara tabi kalacağını dile getiriyor olması kurunun yanında yaşında yanması sözünü akıllara getiriyor.
Bu konu karşısında istisna tanınması adına ABD ile temaslar sürerken, oluşan beklentilerin TL üzerindeki iyimserliğin tam anlamıyla hissedilmesini sağlamıyor. Risk priminin inatçı bir şekilde 390 puanın altına gevşemiyor olması da bu süreci açıklar nitelikte.
Hal böyle olunca yatırımcılar dolar alınmalı satılmalı mı sorularına şimdiden başlamış görünüyor yoğun bir şekilde. Özellikle kurun geri çekilmesinde 5.50 TL seviyesini test etmesi ile gün yüzüne çıkan “Dolarda 5 TL seviyesi mümkün olabilir mi?” sorusu daha sıcaklığını koruyorken, bu soruları yanıtlamak uygun olacaktır.
9 Temmuz günü, Cumhurbaşkanı yemin töreninin ardından akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni sistemde yer alan kabinedeki 16 bakanın isimlerini duyurdu. Yeni ekipte, piyasaların aşina olduğu birkaç isim olsa da, açıkçası en önemli detay ekonomi kesiminde yani yeni adı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığında hangi isimler oldu.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na eski Enerji Bakanı Berat Albayrak, Ticaret Bakanlığı'na ise Ruhsar Pekcan geldi. Bu iki isim arasında Hazine tarafına gelen isim bilindik bir sima olmasına karşın, Ticaret Bakanlığı'nda yer alan isimde siyasi kesimden uzak ve özel sektörden gelen biri olduğu görüldü.
Piyasaların beklentisi daha çok, milletvekili listesinde isimleri yer almayan, Mehmet Şimşek, Naci Ağbal’ın bu kabine de yer almasıydı.
İşin siyasi kesiminin yanı sıra şuanda bu gelişmelerin ardından oluşan fiyatlamalara baktığımızda aslında dün sabah izlediğimiz iyimser havadan oldukça uzağız. Dün endeks gün içerisinde yüzde 2’ye yakın primlenirken ve günü artıda tamamlarken bu sabah Borsa İstanbul’da yüzde 1’in üzerinde satıcılı seyirler takip ediliyor. Bunun yanı sıra Türkiye risk primi dünden bu yana 18 puan yükselmiş ve 297 seviyesine çıkmış durumda. Kura baktığımızda ise en yüksek 4.7530 seviyesine kadar çıkmış ve anlık olarak seyrinin 4.70 çevresinde oluştuğu gözleniyor.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, kabinenin ilk etkileri piyasalar için negatif bir hava yarattı. Dış piyasada yer alan yorumlar olumsuz şekilde yer alırken, bu süreci ya da algıyı düzeltecek aksiyonun aslında ivedi şekilde alınacak kararlar olacağını söyleyebiliriz.
İlk olarak 24 Haziran seçimi çalışma sürecinde, ekonomide yapısal reformların seçimin hemen ardından devreye gireceği söylenirken, bu kampanya çalışmalarının bir an önce hayata geçirilmesi, hem yurt içi hem de yurt dışı piyasa algısının iyimser bir hale gelmesine yardımcı olabilir. Çünkü iki gün öncesinde bir kabinedeki isimlerin belirsizliği piyasalarda hâkimken, şimdi gelen isimlerin yapabileceklerinin belirsizliği fiyatlara yansıyor. Bu nedenle alınacak ya da yapılacakların piyasalara yansıtılmaması algıların günden güne bozulmasına ve TL varlıklar için yeniden tedirgin bir sürecin konuşulmasına neden olabilir. Bu nedenle, ciddi seviyelere gelmiş cari açık, tarihi rekoru kıran enflasyon oranı göz önüne alındığında atılacak ilk adımların ekonomi alanında yapılması yabancı yatırımcıların yeniden ülke ekonomisine gelebilmesi adına cesaret verici bir duruş niteliği taşıyacaktır. Bu nedenle bundan sonraki süreç çok başka ve ekonomik verilerin dışında siyasi kesim hep göz önüne olarak ilerleyeceğimiz bir dönem kısa bir süre en azından kabinenin tavrına alışana kadar bizimle olacak.
Bu gelişmelerin ardından kur için kısa vadeli teknik bir yorum yapacak olursak, 4.75 seviyesinin önemli olduğunu belirtebilirim. Genel olarak baktığımızda aslında izlediği bant arasında bir tepki yükselişi olarak değerlendirdiğimiz hareketi için yukarıda 4.75 tavan olmuş durumda. 4.55 – 4.75 bandı seçim öncesinde ve sonrasında izlediğimiz kısa vadeli bir aralık ve bir süre daha bu aralığı izleyebiliriz. Fakat teknik göstergeler aşırı alım bölgesinde ve bu durum kurun direnç bölgesinde yorulmalar yaşamasına ve baskı altında kalmasına neden olabilir. Dolayısıyla yatırımcılar yukarı yönlü hareketi realizasyonlarda değerlendirebileceği gibi, alım düşünenler için daha çok 4.60 altındaki seyirleri beklemek uygun olabilir.
Nisan ayı enflasyon rakamları piyasa tahminlerinin üzerinde bir görünüm sergiledi. Bir önceki aya göre enflasyon rakamı %1.50 olan piyasa tahmininin üzerinde gelerek %1.87 olarak açıklandı. Gelen veri 2017 yılı ekim ayından bu yana görülen en yüksek artış oldu. Bir önceki yılın aynı dönemine göre yıllık enflasyon ise %10.85 oranında bir artış kaydetti.
Çekirdek enflasyon tarafında bozulma sürüyor
Çekirdek enflasyon tahmini ise nisan ayı için %11.53 iken, gelen veri ise %12.24 seviyesinde oluştu. Çekirdek enflasyon hesaplamasında; Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç tutulurken aslında müdahalenin yapılamayacağı sektörleri dışarda bırakıyor. Fakat görülüyor ki enflasyon bunlara rağmen, maliyet unsurunun etkisi ile yükselmeye devam etmekte. Öyle ki, enerji fiyatlarında yaşanan artış, benzin fiyatlarında yapılan zamların etkisi çekirdek enflasyon konusunda görülmüyor. Buna ek olarak altın fiyatları da nisan ayında yukarı yönlü eğilimini sürdürmüş ve rekor seviyeler görmüştü. Bu nedenle piyasanın hâkim olamayacağı sektörler dışarda tutulmasına karşın çekirdek enflasyon tarafında yaşanan yükseliş aslında yurt içi piyasaların katlandığı maliyet unsurunu göz önüne çıkarıyor.
Giyim ve ayakkabı aylık enflasyona en yüksek katkıyı yaratan grup oldu
Giyim ve ayakkabı grubu aylık bazda %10.40 oranında artış ile en yüksek katkıyı sağlayan etken oldu. Puan bazında 0.75 şeklinde katkı sağlayan grubu, ulaştırma takip ederken artışın %3.54 oranında olduğu görülüyor. Aslında ulaştırma sektöründeki artış giyim ve ayakkabıya nazaran az olmasına karşın sepet içerisindeki %17.47 oranındaki payı ile aslında enflasyona en yüksek katkıyı sağlayan ikinci grup olmasını sağladı. Ulaşım sektöründe hem artan enerji fiyatları hem de yaz döneminin başlamasının etkisi ile artan tur fiyatlarının etkili olduğu söylenebilir. Bu durum en çok artış yaşayan maddeler tablosunda da görülüyor.
Gıda enflasyonu nisan ayında negatif
Gıda ve alkolsüz içecekler grubu %0.21 düşüş ile aylık enflasyonu aşağıya çeken grup oldu. Mevsimsellik etkiler ile gıda fiyatlarında yaşanan düşüşler ürün bazında da net bir şekilde görülmekte.
Sonuç olarak kur cephesinde yaşanan artışın yanı sıra enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin etkisi ile maliyet kaynaklı enflasyon sürüyor. Bu durum ÜFE içerisinde de görülürken, bir süre daha artan maliyetleri konuşmaya devam edebiliriz. Seçim sürecinde olmamız ve yaşanılan belirsizliğin yanında kurun yeniden rekor seviyeleri test ediyor olması üretici üzerinde baskı kurmaya devam edecek. Geçen senenin mayıs ayı dönemindeki enflasyon negatif seviyelerde. Bu nedenle gelecek ay alacağımız enflasyon rakamında baz etkisinden ötürü yükselişin daha sınırlı kalmasını bekleyebiliriz.
“Ba1” olan kredi notunu, “Ba2” seviyesine indirirken, görünümü ise “Negatif” ’ten, “Durağan” ‘a çevirdi. Bu kararının gerekçelerine baktığımızda aslında bu da böyle değil diyebileceğimiz bir durum yok gibi duruyor. Yüksek cari açık, siyasi risklerin etkisi ve küresel piyasalarda artan faizlerin politik riskler çerçevesinde dış şoklar yarattığı değerlendirilmiş. Bunun yanı sıra yapısal reformdaki gecikmeler ve para politikasının etkinliğinin azalması da değerlendirmeye tabi kalırken, bu gelişmelerin bir not indirimine sürükleyecek nitelikte olup olmaması son üç günün en çok tartışılan konusu oldu.
Artan dış açıkla birlikte, cari açığında son dönemlerde yüksek seviyelerde seyretmesi ve düşüş eğilimine dair ılımlı bir sinyal almıyor olmamız aslında bilinen bir gerçek. Bunun yanı sıra Merkez Bankasının etkinliğinin azalmasına dem vurulurken, faiz oranlarındaki artış ve diğer politika araçlarındaki değişiklikler ile hem kur artışlarının yaşandığı dönemde dalgalanmanın önüne geçmek isterken hem de çift hanelerde seyreden çekirdek ve manşet enflasyonda bir düşüş eğilimi yakalamak istiyor. Fakat talep kaynaklı olmanın yanı sıra maliyet kaynaklı enflasyon gibi bir durum söz konusu iken Merkezin bundan sonraki atacağı her adım belki de maliyet kanadında baskın olmaya devam edecek. Bu nedenle merkez enflasyonist süreçte sıkı duruşunu koruyarak tek başına mücadele ediyor. Bunun yanı sıra geciken reformlara değinilmiş. Mali politikaların yanı sıra hükümetin işsizlik dışında enflasyonu dizginleyebilmek adına yapmış olduğu çalışmaların kısa vadeli kalması ya da gecikiyor olması da izlediğimiz bir süreçten ibaret.
Buraya ek olarak belki de devam eden sınır ötesi operasyonlarımızdan kaynaklı jeopolitik risklerimize değinilmemiş olması olumlu. Neticede hükümet kanadında gelen açıklamalar doğrultusunda mayısa kadar sürmesi beklenen bir Afrin operasyonu sürecimiz var ve Irak ile ortak bir şekilde yeni bir sınır ötesi operasyonu planı da söylemlerde yer alıyor.
Bu nedenlerin Moody’s’in bir adım atması konusunda etkili olduğunu görüyoruz. Baktığımızda yurt içi piyasalardaki bu dinamiklerin ekonomik karnemizi kötü yorumlanmasını sağlasa da bitik bir görüntü çizdiğini de söyleyemeyiz. Moody’s son Türkiye değerlendirmesi 18 Mart 2017 tarihinde yapmış ve o tarihte yalnızca görünümü “Durağan” ‘dan, “Negatif” ’e çekmişti.
Şu anki Moody’s’in not skalasına göre yatırım yapılamaz seviyede yer alıyoruz. Son olarak kararında, cari açığın kayda değer ve sürdürülebilir şekilde düşürülmesi, bankacılık ve özel sektörün dış borçlarına yönelik vadelerin uzatılması gibi dış kırılganlıkları azaltacak değişiklerin not üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceği de değerlendirmeye girmiş durumda.
Hükümetin yoğun tepkisi altında kalan bu kararın siyasi etmenler ile yapıldığı düşüncesi ve zamansız olduğu yorumu da TL varlıklar üzerinde de çok sert hamlelerin gelmemesine imkân verdiği şeklinde belirtebiliriz.
Gelen bu karar ani oldu ama TL varlıklar üzerinde etkili olmadı. Takvimde yer almadan bir değerlendirme görmemiz şaşırtıcı olmamalı. Son iki senelik süreçte değerlendirmelerin ekonomiden daha çok siyasi algıların etkili olduğunu ve takvim dışında değerlendirmelerin yer aldığını gördük. Bu nedenle kararın yabancı yatırımcı algısını çok bozmayacağını söyleyeceğimiz gibi, önümüzdeki sürecin izleyeceği patikaya göre ani not değerlendirmelerine açık olduğumuz bir dönem izliyor olabiliriz.
Dolar/TL’ye baktığımızda ise 3.7454 seviyesinde haftaya başlayan kur anlık olarak 3.7887 üzerinde şekillenirken, hafta içerisinde en yüksek 3.8115 seviyesine kadar tırmandı.
Aslında iki enstrümanın fiyat hareketine baktığımızda genel ve uzun vadeli resminde yaşanan bu fiyat hareketlerinin bir trend değişikliği yarattığını söylemek zor. Hafta genelinde sakin veri takvimi, doların küresel piyasalarda toparlanma isteği ons altında aşağı yönlü baskıya neden olurken, Dolar/TL kurunun da yukarı yönlü hareketini tetikledi.
TL için yalnızca dolara bağlı bir hareketin yaşandığını söylemek yanlış olur. Hafta içerisinde Suriye cephesinden Afrin sınırına girildiğine dair gerçekliği olmayan spekülatif haberlerin gelmesi de bu hareket de etkili oldu. Ama şunu belirtelim ki, ne devam eden operasyon ne de bu haber akışlarının Türkiye risk primi üzerinde önemli bir bozulma yaratmadı.
Haftayı Fed’in yarıyıl para politikası sunumu ile tamamlıyor olacağız. Sunumun en çarpıcı yanı aslında sunumu yapacak kişinin yeni Fed Başkanı J.Powell’ın olmasından ötürü olduğunu söyleyebiliriz. Bu sunumda “enflasyon” ve “faiz” unsurlarına nasıl atıfta bulunacaklar bu kısım piyasanın odak noktasında olacak. Eğer piyasalarda sürpriz bir algı yaratabilecek nitelikte bir söylem ile piyasalar karşılaşır ise TSİ ile 19:00 sonrasında fiyatlardaki volatilitenin artması beklenebilir.
Haftayı en temel kısmı ile değerlendirdikten sonra, bahsettiğim bu iki enstrüman için teknik bir değerlendirme yapmak istiyorum. 1321 dolar üzerindeki seyrini koruyan ons altın için bu seviyenin kritik bir destek seviyesine işaret ettiğini belirtelim. Bu seviye kırılmadığı müddetçe geri çekilmelerin sınırlı kalabileceğini ve bunun tepki alımları ile karşılaşabileceğine dikkat etmekte fayda var. Yukarıda ise 1334 dolar direncine yaklaştığında yorulma belirtileri veren sarı metal bu seviyeyi aşamadığı takdirde yukarı yönlü hareketin devam etmesi muhtemel görünmüyor. Dolar/TL için baktığımızda ise açıkçası burada günlük periyotta hareketli ortalamaların iyi çalıştığını söyleyebilirim. 50 günlük HO karşılık gelen 3.7760 ile 100 günlük HO karşılık gelen 3.8200 seviyesi kritik bir alanı oluşturuyor. Kur için orta nokta 3.80 seviyesi ve bu seviyenin üzerinde tutacak bir gelişme şimdilik yer almıyor. Fakat iç piyasadaki zayıf dinamiklerin korunuyor olması da 3.7760 altında pek kalıcı seyirlerin izlenmesini imkan tanımıyor. Bu nedenle kur için belirttiğim aralığı kısa vadede dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Ay içerisinde takip edilen ABD verilerinin doları desteklemiyor olması ya da daha farklı bir tabir ile doları güçlendirecek nitelikte gelmemiş olması doların gelişen ülke para birimleri ve emtialar karşısındaki kayıplarını derinleştirmesine neden oldu. Ay içerisinde geçici bütçe tasarısına yönelik gelişmeler ile üç gün hükümetin kapanması da gündeme gelince dolar tutunacak bir dal bulamadı. Yeniden yapılan görüşmeler ile Senatodan geçen geçici bütçe tasarısı ile ABD federal hükümeti 8 Şubat tarihine kadar açık kalmış oldu.
Bunun yanı sıra 2018 yılının ilk Fed toplantısında piyasalar Fed’den umduğunu bulamadı. Enflasyon konusunda cesaret verici söylemlerde bulunsa da şahin bir algı oluşturacak nitelikte bir toplantı olmadığını söyleyebiliriz. Toplantının tek etkisi bence Fed’in gelecek dönemleri için faiz artırım ihtimallerini yükseltmesi oldu fakat mart ayı ihtimalinin yüzde 90 seviyesi üzerine çıkmış olması açıkçası sürpriz olarak değerlendirmemek lazım.
Bugün tarım dışı istihdam verisi ile haftayı tamamlamış olacağız. Haftaya ise ABD cephesinde majör veriler yer almamasına karşın 8 Şubat tarihinde sonlanacak olan geçici bütçe tasarısına yönelik görüşmeler başlayacak. Bu hafta içerisinde Trump’ın başkanlık yıl dönümüne yönelik görüşmelerinde bütçe tasarısında yer alan bazı maddelere karşı iyimser söylemlerde bulunmuştu. Bu nedenle görüşmeler neticesinde, geçici bütçe ya da kesin bir bütçe ihtimalinin biraz daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Fakat hükümetin kapanma olasılığının masada olduğunu unutmamakta fayda var. Bu gelişme netlik kazanmadıkça gelecek hafta içerisinde dolar güçlenebilecek bir alan çok fazla bulamayabilir.
Dolar/TL’de teknik seviyelere girmeden önce yurt içi piyasalarda 5 Şubat günü 2018 yılının ilk enflasyon verisinin önemli olduğunu belirtelim. 2017 yılı aralık ayı verisinde yaşanan düşüş TL üzerinde sert bir fiyatlamaya neden olmamıştı. Nedeninde ise baz etkisi kaynaklı bir düşüşün yaşandığı algısı yer almasından ötürüydü. Bu ay alacağımız veride düşüşün görülmesi iyimser yorumlanmasına karşın TCMB tarafındaki algıları çok değiştirmeyeceğinden kurda ve endekste olumlu bir görünüm izleyebiliriz. Çünkü, TCMB’nin ocak ayı toplantısında “Enflasyon görünümünde baz etkisi ve geçici faktörlerden bağımsız, belirgin bir iyileşme ve hedeflerle uyum sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruş kararlılıkla sürdürüleceği” cümlesini kurmuş olması merkezin faiz indirimine gitme ihtimalini bir süre daha masadan kaldırmış oldu. Bu nedenle pazartesi alınacak veride manşet enflasyonda düşüş eğilimi korunsa dahi çekirdek enflasyon tarafındaki bozulmanın devam edip etmeyeceğine dikkat etmek gerekecektir. Teknik olarak Dolar/TL paritesinde 3.7145 seviyesi kırılmadığı müddetçe bir süre daha kuru 3.7145 – 3.8080 aralığında izleyebiliriz. Yukarıda 3.8080 üzerindeki seyirlerin kalıcı olması kurun kısa vadeli izlediği yatay bandını bozmasına ve 3.85 seviyesine doğru tepkilerin gelmesine yardımcı olabilir. Fakat global piyasalarda dolar zayıf görünümünü koruması durumunda Dolar/TL kurunda yaşanan yukarı yönlü hamlelerin kısa vadeli ve tepki yükselişi olarak kalabileceğini belirtelim.
2017 yılının aralık ayı ortasından sonra yükseliş ivmesiyle yukarı yönlü hareket başlatan ons altın yıla da iyi seviyelerden giriş yaptı. Bu seyrinde dolardaki negatif görünümün yanı sıra, yatırımcılardaki altın iştahının da kuvvetli olmasının etkili olduğu söylenebilir.
Öyle ki, COMEX vadeli işlem piyasasında altının fiziki talebi 31 Aralık 2016 tarihindeki görülen seviyelere ulaşmış durumda. Son bir yıl içerisinde talep tarafının bu canlılıkta olduğu izlenmemişti. Bu seviyelerden geri dönüş izlememize karşın ons altında halen daha temkinli seyirlerin devam ettiğini söylemekte fayda var.
Yeni haftaya 1336 dolar seviyesinde başlayan ons altın 1342 dolar üzerindeki hamlelerinde oldukça zayıf kaldı. Hafta içerisinde yatırımcıların yeni bir neden arayışı doların kayıplarının toparlamasına bir miktar yardımcı olurken, ons altın bu durumdan negatif fiyatlandı. Kısa sürede bu kayıplarını da geri alan ons altın haftanın son işlem gününde 1327 dolar seviyesi üzerinde tutunduğunu izliyoruz. Ons altının bu seyrinde ya da gelecek haftaya nasıl başlayabileceği sorularına öncelikle iki gelişme sunulabilir. Birincisi ABD Temsilciler Meclisinde onaylanan geçici bütçe tasarısının Senatodan yarın akşam 23:59’a kadar geçip geçmeyeceği ons altın açısından önemli olacaktır. Çünkü tasarının Senatodan onay almaması hükümetin kapanmasına neden olabilir ya da onayın alınması halinde hükümetin kapanma durumunu 16 Şubat tarihine kadar ötelemiş oluruz.
İyi ihtimalde ons altında 1327 dolar seviyesi aşağıda önemli olabileceği gibi, hükümetin kapanma senaryosunda 1342 dolar direncine dikkat edilmesini gerektiğini belirtelim. İkinci olarak Pazar günü Almanya’da koalisyon hükümetinin kurulmasına yönelik SPD parti düzenleyeceği kongrede partisini ikna turuna çıkıyor. Şayet parti lideri Schulz partisini ikna edebilirse Almanya’da hükümet 24 Eylül seçimi sonrasında kurulmuş olacak. Aksi bir durum Almanya için yeni seçim kapısını aralayabilir. Bu durum hafta sonu yapılacağından ötürü ons altında pazartesi açılışında sert bir fiyat hareketi izlenmese bile olası bir seçim ihtimali kıymetli metal üzerinde güvenli liman talebini çalıştırabilir.
Ons altının durumu bu şekildeyken gram altın tarafında neler yaşanıyor sorusuna şu şekilde yanıt verelim. Ons altında başlayan yukarı yönlü hareketin, Dolar/TL tarafında farklı sebeplerden ötürü yaşanmış olması gram altının 165 TL seviyesine doğru gitmesini destekledi. 160 – 165 TL aralığında bir fiyat hareketi izleyen gram altında 160 – 162 TL bölgesinin alım yönlü stratejilerde orta vadeli uygun olabileceğini düşünüyoruz. 165 TL seviyeler üzerinde bir görünümü konuşmak için her iki enstrümanda da yukarı yönlü hamlelerin oluşmasına ihtiyaç olabilir. Kısa vadeli görünümde Dolar/TL kanadında 3.8330 üzerinde seyirler oluşmadığı müddetçe gram altın 165 TL üzerinde yeni rekor denemeleri test etmeyebilir.
Yurt içi piyasalarda TCMB, Avrupa’da ECB, BoE belki de en merak edici toplantı ise ABD’de Fed ile olacak. Peki, bu bankalar ne yapar bu kadar önemli zamanlamalar göz önündeyken toplantıları nasıl inceleyeceğiz kısaca bahsedelim.
Karşımızda öncelikle Fed var (13 Aralık)
Fed’in toplantı süreci Salı günü başlayacak ve Çarşamba akşamı TSİ ile 22.00’de hem kararını hem de 2018 ve sonraki yıllara ilişkin projeksiyonlarını yayınlayacak. Soru şu: Fed 2018 yılında ne yapar. Üç faiz artırımı zaten fiyatlanan bir konu iken piyasalara aynı mesajın verilmesi açıkçası negatif dolar algısı yaratabileceği gibi son kazançlarını da geri vermesine neden olabilir. Ücret artışlarından yakınan Fed’in enflasyon konusunda çekimser kalması ve üç kez faiz artırımı beklentisini yinelemesi halinde piyasaların bir miktar rahatlamasını sağlayabilir. Aksi haldeki durum aslında sürpriz olabileceği gibi bu durumunda ivmeli bir şekilde fiyatlanır demek çok doğru değil. GOP para birimlerinin, emtiaların şimdiki görünümüne bakınca açıkçası bence şuanda dört faiz artırma ihtimali de fiyatlanmaya başladı bile. Bu kararların ardından gözler Fed başkanı J.Yellen’da olacak. Yellen Fed kararları için son kez sahneye çıkacak. Bu nedenle giderayak ABD ekonomisine dair vereceği mesajların piyasalar için önemli olduğunu vurgulamakta fayda var.
TCMB ne yapar? (14 Aralık)
Merkez kasım ayı içerisinde öncelikle zorunlu karşılık oranlarında yapmış olduğu değişiklik ile döviz likiditesinin artmasını sağlarken TL sıkılaştırmaya gitti. Sınırlı etkileri olan bu hamlenin 15 gün sonrasında ise Bankalar arası borç alabilme limitlerine ilişkin olarak yeni bir düzenleme ile (O/N) oranı sıfıra düşürdü. Yapılan bu iki hamleye karşın kurda tam anlamıyla tansiyonun düştüğünü söylemek zor. Bu karar ile bankaları fonlama için GLP’ye yönlendirilirken, AOFM oranını da 25 baz puan artırması ile aslında örtülü faiz artırımını da yapmış oldu. Son alınan karar ile rekor seviyeler denenmedi fakat yüksek seviyelerdeki seyrini de korumaya devam etti. Aslında buradan çıkarılacak en iyi sonuç şu olmalı. Merkez her zaman piyasada ve bunu farklı araçlar ile denemesi mümkün. Şimdi AOFM %12.25 seviyesine ulaşmışken GLP’de artırım için tahminlere bakıldığında 75 – 100 baz puan arasında değişkenlik gösteriyor. Açıkçası ileriyi ön görülebilirlik olması adına %12.25 üzerine çıkması ve kendine riskli durumlara karşı manevra alanı açması şart. Çünkü AOFM %12.25, enflasyon oranı ise %12.90 olduğu düşündüğümüzde zaten şuanda negatif reel faiz veren bir politika izlediğimizi görüyoruz. Faiz artırımlarına ilişkin tahminlerimiz bizimde bu alanda şekilleniyor ve bu nedenle merkezin hamle almaması durumunda kurun böyle bir karar nedeniyle negatif etkilenmesi söz konusu olabilir.
En sakinlerimiz ECB ve BoE (14 Aralık)
Belki de en yoğun takvim Perşembe olacak. TCMB’nin ardından 45 dk. sonra ECB, 15 dk. sonra ise BoE’yi piyasalar takip edecek. ECB’den piyasalar herhangi bir aksiyon almasını beklemiyor. Hele ki kasım ayı içerisinde bazı kaynaklardan aralık ayında politikaların yeniden inceleneceğini ve herhangi bir kararın alınmayacağı yönündeki açıklamanın da bu durumu teyit ettiğini söyleyebiliriz. Burada odak noktası Draghi’nin sözlü söylemleri olmalı. Çünkü ECB’nin üçüncü aracının sözlü yönlendirme olduğunu düşününce verilecek mesajların önem düzeyi bir o kadar artıyor.
BoE yani İngiltere Merkez Bankası ise kasımda bir faiz artırımına gitmiş ve oranları %0.25 seviyesinden %0.50 seviyesine çekmişti. Bu artırım ile banka 5 Temmuz 2007 tarihinin ardından ilk kez faizlerini yukarı yönde değiştirmiş oldu. Bankaya yönelik, 2020 yılının sonuna kadar iki faiz artırımının olması gerektiğine dair olumlu söylemlerin yer alması belki bu yıl içerisinde ikinci bir faiz artırımı ihtimalini zayıf kılıyor fakat genişlemeci adımlarının yavaş yavaş kısıtlanacağı bunun açıklamalar ile destekleneceğini görebilmenin beklentilerini de kuvvetlendiriyor. O yüzden haftanın son toplantılarında kararları değil açıklamaların öne çıkacağını ve bunların piyasalarda yeni fiyatlamalara neden olabileceğini söylemek daha doğru olabilir.