Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Aylin Cevizci

      Aylin Cevizci

      Fed piyasalara gerçekleri açıkladı sıra ECB’de…

      30 Nisan 2020
      Mart ayında takvim dışında yapılan toplantının ardından ABD Merkez Bankası (Fed), nisan ayı takvimine uyarak dün akşam kararını açıkladı. Piyasalarda bir faiz indirimi yönünde beklenti bulunmuyordu. Fakat kredi kanallarının işleyişi ve bunun aktarım süreci gibi detaylar konusunda merak edilenler olurken, daha çok sözlü yönlendirmelerin gelebileceğini tahmin ediyorduk.

      Karar piyasa tahminlerine paralel şekilde bir değişiklik olmaması yönünde oldu ve fonlama faizini yüzde 0,00 – 0,25 bandında bıraktı. Açıklanan karar metninin detaylarına baktığımızda, orta vadede risklerin oluştuğunu, uzun bir süre politika faizinin sıfır seviyesine yakın tutulacağını ve tahvil alımlarının devam edeceği taahhüdünü tekrarladı. Ekonomiyi desteklemek adına ellerindeki tüm araçları kullanılacağına dikkat çekilen karar metninde, yaşanan bu salgının krizin ekonomik faaliyetler üzerinde ciddi baskı oluşturacağına vurgu yapıldı.

      Karar sonrasında Fed Başkanı Powell’ın açıklamalarında nötr ya da güvercin bir yönlendirme değil gerçekçi ve şahin bir tonlama izledik. Ekonomiyi desteklemek adına elimizdeki tüm araçları kullanacağız ifadesini yineleyen Powell, var olan programın kredi büyümesi tarafında özel bankaları destekleyici nitelikte olabileceğine dikkat çekti. Vurgu yapılan bir diğer detay ise ikinci dalga salgın oldu. Son günlerde gündemde olan ikinci dalga ihtimali piyasaların çok dikkate aldığı bir durum değil fakat bu gelişmenin ve tedavi süreçlerinin belirsizlik unsuru olması Fed’in takibinde olduğunu gösteriyor. 

      Diğer yandan ekonomide bir toparlanma beklense dahi bunun virüs öncesi seviyeye ulaşmasının zor olabileceğine dikkat çeken Powell krizin atlatılması için Kongre’nin de mali yetkilerini kullanması gerektiğini özellikle belirti. Bu noktada şunu belirtmek isterim ki global ölçekte yayılımda hız kazanan bu salgına karşı, sağlık çerçevesinin dışında ekonomik olarak alınan önlemlerde odak noktasında yalnızca para politikaları olmamalı. Mali politikaların desteklediği bir tablo ekonomik çarkların hızını normale döndürmese bile en azından çarkların dönmesine yardımcı olabilecek faktör olarak değerlendiriyorum.

      Fed’den daha güvercin açıklamalar, piyasa destekleyici yönde mesajlar gelmesini beklerken aslında o toz pembe tablonun aksine gerçekleri net bir şekilde ortaya koyarak öne çıkması daha piyasalar nezdinde normal karşılandı. İşsizlik seviyesinin çift haneli noktalara gelebileceği, büyümenin ikinci çeyrekte ciddi daralma kaydedeceği ve yılın belli bir döneminden sonra güçlü büyüme ifadelerinin aksine eskisi gibi olmayacağız söylemi aslında olması gerekenin bu olduğunu ortaya koyma biçimi oldu.

      Fed bu açıdan baktığımızda evet gerçekleri söyledi. Sırada Avrupa Merkez Bankası (ECB) var. ECB bu zamana kadar varlık alım programları ile Avrupa ülkelerinin yanında olmuş fakat faiz kanadında bir adım atmamıştı. Faiz kanadında baktığımızda ihtimaller bir değişikliğin olmaması yönünde olduğunu gösteriyor. Fakat daha çok takip edilecek detaylarda varlık alım programının ayrıntılar olacak. Sözlü yönlendirme kısmında Başkan Lagarde’dan İtalya’nın kırılan notları, ekonomik görünümü ve salgındaki tablosunun yanı sıra diğer ülke ekonomilerine yönelik değerlendirmeleri dikkat çekici olacak. Bir diğer merak edilen unsur ise yeniden açılmalara karşı verilecek mesajlar olarak değerlendiriyoruz. Bugün ECB cephesinden 1.çeyrek büyüme verisini aldık ve 2013 yılından sonra ilk kez daralan Avrupa ekonomisi için büyüme yönünde nasıl bir öngörüsü var bunlar merakla izlenecek. Bu nedenle kötümser bir tablonun olduğu Avrupa için ECB ve Lagarde ne kadar gerçekçi olabilecek yakından takip edeceğiz…

       

      Yazının Devamını Oku

      Petrol fiyatı tarihi dip noktasında! Piyasalar endişeli

      22 Nisan 2020
      Küresel ekonomilerin geldiği nokta ve alınan kararlara karşın petrol piyasası 1946 yılından bu yana en kötü performansını sergiledi…

      Geçtiğimiz haftalar içerisinde Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Bakanları ve Rusya, mayıs ayında 10 milyon varil olarak başlayacak ve 2021 yılına kadar kademeli şekilde azalacak şekilde arz kesinti kararını onayladılar. Alınan bu kararın iyimserliği ile petrol piyasasındaki o pozitif hava kısa süreli kaldı. Küresel petrol üreticilerinde artan arz bolluğu, ABD’nin güçlü petrol üretimini koruması petrol fiyatlarını baskılamaya devam ediyor ve alınan bu kararda fiyatların toparlanması adına yeterli olmayacak. Öyle ki son üç haftadır ABD’de ham petrol stokları artan şekilde 13 milyon üzerinde ve üretimdeki azalma sınırlı kalmakla birlikte 12 milyon üzerinde seyrediyor.

      Diğer yandan, ülkelerin Corona virüs nedeniyle ekonomik faaliyetlere ara vermesi, sokağa çıkma yasağının ülkelerde devam etmesi talep yönlü gelişmelerin giderek azalmasına ve bu da yaşanılan şokun fiyatları baskı altında tutmasına neden olan bir başka gelişme olarak değerlendiriliyor.

      Basında denk gelinen haberlerde ise şu anda mayıs vadeli ham petrol kontratının negatif seviyelerde yer almasından ötürü, petrol üreticilerinin depo kapasitesinde yaşanan doluluktan dolayı alıcılara para karşılığında -ki negatif seviyede olması bu anlama çıkıyor- stokta tutmasına imkân veriyormuş. Bir nevi üretici, alıcıya para karşılığında depolarını doldurmasını istiyor. Çünkü Dünyada adı geçen büyük petrol depolama şirketlerinin kapasitelerinin neredeyse dolma noktasına geldiği bilgisi sıkça gündeme gelmeye başladı. İşte böyle bir tabloda, arz ve talep sorununun yanında şimdi de stoklama problemi varken üreticilerin bu noktada alacağı aksiyonların ne yönde olabileceği kısmına bir yanıt bulmak zor.

      Bir de buraya bütçe gelirlerinin büyük çoğunluğunu petrolden elde eden Ortadoğulu üreticileri ve Rusya’yı da eklemek gerekiyor. Üretim maliyetlerinde sınırlı şekilde düşüş olmasına karşın ham petrolün bulunduğu seviyeler hale ülke ekonomilerine gelir yazdırabilecek nitelikte değil.

      Bu tablo bize neyi gösterecek:

      Öncelikle geçmiş dönemde de denk geldiğimiz büyük petrol üreticilerinin spekülatif açıklamalar ile piyasalar desteklemesini. İkincisi, yeterli olmadığı takdirde OPEC’in alınan kararının üzerinde ek bir üretim kesinti hamlesi. Dördüncüsü kesinti sürecine ABD’nin de destek vermesi. Son olarak küçük bir ihtimalde olsa üretim şirketlerinin planlı duruşlara gitmesi olarak sınırlanabilir.

      Bu doğrultuda fiyatlarda ise, özellikle ham petrolde artık aşağıda bir seviye vermekten ziyade yukarıda bir dirence odaklanmak daha doğru olacaktır. Bu nedenle ham petrolde 17 dolar seviyesi üzerindeki hareketin ardından toparlanma beklenebilir. Brent petrolde ise 24 dolar üzerindeki hareket iyimserliğe işaret edebilir diye düşünüyorum. 

      Ve buraya eklemek istiyorum, petrol bir emtia olmanın yanında devletler için bir güçtür. Çıkarması zor, alıcısının ise kolayca bulunduğunu bir üründür. Diğer yandan iktisadi faktörlerin yani arz–talep dengesinin doğrudan kendini gösterdiği bu enstrümanda hiçbir hamle almadan sözlü yönlendirme ile harekete müsait bir üründür. Bu nedenle petrol piyasasında hareketin tam tersi yönde kısa sürede görmemiz yüksek ihtimal çerçevesinde iken her zaman bu piyasa ürünlerinde temkinli olmayı öneririm. 

      Yazının Devamını Oku

      Olumsuz senaryolara karşın, piyasalar iyimserliği fiyatlıyor

      9 Nisan 2020
      Son iki haftalık periyotta küresel endekslerin genel görünümüne baktığımız zaman bariz şekilde “V” şeklinde bir fiyatlama var. Bu V hareketinin devamı gelecek şeklinde bir değerlendirme olarak algılanmamalıdır. Fakat genel olarak şu anda fiyatlamalar, karamsar taraftan çıktığına da ayrıca işaret ediyor.

      Corona virüs salgının, Çin’de başlayıp tüm Dünyaya yayılması ile birlikte, global çapta önlemler alındı. Para ve mali politikalar anlamında ülkeler ve Merkez Bankaları ivedilikle aksiyonlar alırken, virüsün nereye varacağının ya da ne kadar süreceğinin belirsizliği bol likidite döneminin fiyatlamalardaki etkilerinin kısa vadeli kalmasına neden olduğunu gördük.

      Son iki haftadır küresel endekslerde izlediğimiz tabloda ise, artık virüsün ekonomi üzerinde maksimum düzeydeki negatif etkisi, resesyon ihtimali, verilerin olumsuzluğu gibi gelişmelerin fiyatlamasının yapıldığı ve artık iyimserliğin fiyatlanma çabasında olduğunu görüyoruz. Çin’de vaka sayılarındaki azalma ve normal hayata dönüşe sinyal olan bazı sınırlamaların kaldırılması, Avrupa’da yüksek vaka sayısına karşın günden güne azalan veriler en azından şu anda yatırımcılara dip noktasının görüldüğü izlenimini vermekte. Peki, gerçekten piyasada bir “V” durumu var mı, yoksa kısa vadeli pozitif hava mı? sorusuna açıkçası hem evet hem de hayır şeklinde yanıt vermeyi uygun buluyoruz.

      Virüs hala bitmedi ve yaşadığımız kriz, finansal, siyasi ya da jeopolitik değil. Görülmeyen, çaresi olmayan ve maalesef durdurulamayan bir salgın. Henüz tedavisi yok, aşısı bulunmadı ve tüm Dünya genelinde faaliyetler tam anlamıyla başlamadı. ABD salgında merkez üssü konumda olurken, Avrupa halen daha nefes alabilecek konumda bile değil. En kötü senaryolar tahmin edildi, fakat henüz daha bitmedi. Bu nedenle yaşanan bu sürecin, yatırımcısına daha çok kısa vadeli al-sat stratejisi verdiği kanaatindeyiz. Bu doğrultuda hisse senedinde seçici olmayı önemli bulmakla birlikte, ilaç, teknoloji ve iletişim sektöründe yer alan şirketlerin yatırımcısına önemli fırsatlar sunabileceğini ayrıca değerlendirmekteyiz. 

      Kısa vadede peki neleri izleyeceğiz? kısmında ise, Avrupa Birliği (AB) Maliye Bakanlarının online yapacağı görüşme, Suudi Arabistan ve Rusya arasındaki petrol savaşının bitmesi için yapılan görüşme, ABD’nin ikinci teşvik paketinin miktarı, G20 Liderlerinin görüşmesi ve araştırmaları süren aşı çalışmalarının netlik kazanması gibi gelişmeler kısa vade kavramının önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bir de buraya virüs trendinin iyi/kötü şeklinde gideceği tablonun seyri de önemli olacak. 

      Bugün AB Maliye Bakanlarının görüşmesini ve OPEC ile Rusya arasındaki kararları takip edeceğiz. Hafta içerisinde ise ABD’nin ikinci teşvik planına dair ayrıntılar önemli olacak. Yarın G20 Liderleri ve Enerji Bakanlarının görüşmesi ön planda olacak. Aşı ve tedavi haberi için bir süre yok. Yalnızca takip var demek daha doğru olacaktır. Şimdilik hareket, petrol savaşının son bulma ihtimali, vaka sayısındaki azalma ile pozitif seyrediyor. Yarın, Paskalya tatili nedeniyle piyasalar kapalı olacak. Bugünkü alımda bu tatilinde etkisinin olduğu aşikar. Yatırımcısına bu dönemde düşen, risklerin arttığı dönemde nakitte kalıp, iyimserliğin ağırlık kazandığı günlerde oluşan rüzgarda doğru hisse seçimi ile al-sat stratejisini uygulamak doğru olacaktır.

       

      Yazının Devamını Oku

      Gelecek haftanın iki kritik başlık: TCMB ve Fitch

      14 Şubat 2020
      Hareketli geçen ocak ayı sonrasında şubat ayına da bir o kadar hareketli başlayan piyasaların gelecek hafta takvimi veri bazında sakin olsa da önemli iki gelişme merakla bekleniyor: TCMB ve Fitch.

      Öncelikle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kararına ilişkin tahminlerden ve olası ihtimallerin piyasalar tarafından nasıl değerlendirileceğini analiz edelim.

      Kur cephesine bakıldığında, TL varlıklarda kayıplar artarken bir diğer yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yurt içi bankaların Londra Swap piyasasının yönelimin önüne geçmek adına limitleri kısması hafta başında gündemde yer aldı. Hal böyle olunca, gözler gelecek haftanın kritik başlıklarından biri olan TCMB’ye dönüyor.

      Önden yüklemeli faiz indirimi ile 2019 yılında politika faizini yüzde 24 seviyesinden yüzde 12 seviyesine çeken TCMB, yılın ilk ayında gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında ölçülü bir yaklaşım ile 75 baz puan indirim ile politika faizini yüzde 11,25 seviyesine çekti.

      TCMB kararlarında kur başrolde değil fakat fiyat istikrarını bozacak unsurlara müdahale etmek konusunda elindeki araçlarını kullanmak içinde gayet güçlü. Merkez’in ocak ayı kararında kur fiyatlaması 5.90 TL seviyesine işaret ederken, aradan neredeyse geçen bir aylık bir sürenin ardından yaklaşık 16 kuruşluk fark ile 6.06 TL bölgesi izleniyor. 

      TCMB kararlarında eğer baz nokta gelecek enflasyon datası olacak ise bu doğrultuda gelecek enflasyona gidecek süreçte enflasyonist faktör oluşturabilecek gelişmelerin de önüne geçmek hedefe ulaşılması adına önemli olacak. Bu nedenle piyasa tahminlerinde dağılım ağırlıklı olarak faiz indiriminin yapılmaması yönünde olurken, bir kesimde 50 baz puanlık indirim bekliyor. Faiz indirimi tarafında yer almak, reel getiri imkânını daraltıp TL’den çıkışları tetikleyecek ve bu durum kuru yukarı yönde hareket ettireceğinden, üreticinin kur maliyetlerini yeniden gündeme getirecektir. Diğer yandan, ocak ayı verilerine göre kredi hacminde (örnekle: ihtiyaç kredileri yüzde 30) aralık ayına göre ciddi bir artış var. Maliyet enflasyonun dizginlendiği noktada talep enflasyonunun gündeme gelmesi hedeflere giden bu süreçte özellikle enflasyon tarafında yeni revizyonlar getirebilir. 

      Dolayısıyla kritik başlık TCMB için tahminler bölünmüş durumda. Bu nedenle 50 baz puan indirim bankaların cari faiz oranlarını aşağıya çekmesi adına çok büyük bir fark değil fakat TL’nin görünümü açısından önemli olacaktır. Buna karşın, faiz indiriminin olmaması, sürpriz kabul edilmez ve en azından piyasa fiyatlamalarının ilk reaksiyonu bu kararla pozitif yönde olacaktır. Bu nedenle verilecek karar, gelecek aylara çizilecek bakış açısı hem yurt içi hem de yurt dışı piyasaların değerlendirmeleri açısından kritik olacak.

      Diğer önemli başlık ise Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Fitch’in kararı olacak. Cuma akşamı piyasa kapanışı sonrasında beklenen bu karara dair tahminler not ve görünümde bir değişiklik yapılmaması yönünde bulunuyor. Ülke notumuz “BB-“ ,  görünüm ise “Durağan” seviyesinde bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Varlık Fonu için yapmış olduğu değerlendirmede not ve görünüm bu düzeyde korunmuştu. Bir diğer yandan kurum zaten görünüm değişikliğini kasım ayında gerçekleştirmiş ve ”Negatif ”ten “Durağan’a olarak güncellemişti. Sonuç olarak Fitch’ten değişiklik gelmez ise piyasalar buna negatif reaksiyon vermez. Olması gerekir mi sorusuna, evet not indiriminde hızlı adımlar izleyen bu kurumlar not artırımı kısmında daha çekimser kalıyor. En azından görünümde yapılabilecek bir değişiklik, kurumun son ekonomik verilerde pozitif yönde yaptığı revizyonlar sonrasında bile gelmesi beklenebilirdi. Bu yüzden gelecek hafta metinde, dış kırılganlık, jeopolitik riskler, ödemeler dengesi gibi başlıklar dışındaki her ayrıntı 21 Ağustos’ta yapılacak ikinci ya da sürpriz bir not takvimi için sinyal oluşturabilir. 

       

      Yazının Devamını Oku

      Borsa İstanbul’da bilanço sezonu başladı! Kurda ise...

      6 Şubat 2020
      Borsa İstanbul’da yer alan şirketler, 2019 yılı dördüncü çeyrek dönemine ait finansallarını 30 Ocak itibariyle açıklamaya başladı. Haber akışlarının yoğunlukta olduğu bu dönemde bilanço sezonun yaratmış olduğu rüzgâr yine gelişmelerin gölgesinde kalmışa benziyor.

      Açıklanan net kar ve cirolara bakıldığında hemen hemen beklentiye paralel bir görünüm oluşurken, özellikle bankacılık sektöründe açıklanan bilançolarında yarattığı iyimserlikte bankacılık hisselerinde izleniyor. Sezon 11 Mart tarihine kadar devam edecek. Haber akışlarının sakin kaldığı günlerde bu nedenle hisse bazlı fiyatlamaları sıkça değerlendiriyor olacağız.

      Bilanço dışında Borsa İstanbul’da yurt dışına bağlı fiyatlamalar öne çıkarken, son birkaç gündür global piyasalarda artan risk iştahının etkisi ile pozitif bir tablo izleniyor. Coronavirüsünün yarattığı endişe ile pazartesi güne yüzde 10’a yakın satışla başlayan Çin borsasında toparlanma devam ediyor. Asya piyasalarının yarattığı pozitif rüzgâr endeksi desteklemeye devam ederken, virüse dair çözümlenen herhangi bir gelişmenin olmadığını da belirtmekte fayda var. Ayrıca yurt dışından gelen ocak ayı verilerinin beklentileri aşması, kötümser olan ihtimalleri bir miktar iyileştirirken, ABD’den gelen dördüncü çeyrek finansallarının pozitif görünüm sergilemesi de risk iştahını destekleyen gelişmeler arasında yer alıyor.

      Yurt içi piyasalardaki algıyı ve süreci bozabilecek tek risk jeopolitik önemde izlediğimiz İdlib olabilir. Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelmesi ve bu hususta ABD ile yürütülecek temaslar önemli olacak. Özellikle iki ülke ile kurulacak temaslar, diyalog penceresinin açık olması ve karşılıklı anlaşmaların sürmesi bu dönemde önemli olacak.

      Dolayısıyla, bir yandan bilançoları takip eden yatırımcıların risk iştahı ile Borsa İstanbul’a olan girişi hızlı olurken, haber akışlarının etkisi ile kaçışı da bir o kadar etkili oluyor. Ocak ayı içerisinde test edilen 124 bin 536 seviyesi ile gün içi rekorunu yenileyen endeks an itibariyle de bu seviyeye çok yakın noktada şekilleniyor. Yukarıda bu seviye kısa vadeli en yakın direnç noktası bu olurken, teknik göstergelerinde yukarı yönlü seyri desteklediği bir hareketi izliyoruz. Teknik hareketin oluşmasına imkân olsa da altını çizerek belirtmek gerekirse, riskler devam ediyor, gerek içeride gerekse dışarıda. Bu nedenle düşüşler fırsat niteliği oluştursa da yükselişin geldiği noktada riski tetikleyecek olası gelişmeler hızlı realizasyonların yaşanmasına neden olabilir. Bu bağlamda stratejilerimiz de daha temkinli bir yaklaşımı önemsiyoruz.

      Kur cephesinde ise 5.95 TL üzerine atan hareketin ardından 5.9890 TL seviyesinde oluşturduğu direnç ile aşağıda son birkaç gündür 5.9570 TL seviyesinden tepki alımları ile karşılaşıyor. Dolar/TL opsiyon pozisyonlamalarına bakıldığında ise 5.95 TL – 6.00 TL aralığı ve 6.00 TL – 6.05 TL aralığında yoğunlaşma var. Şubatın ikinci haftasından sonra vade bitimleri olduğu gözüküyor. Bu nedenle yatay hareketinin ardından kurda volatilitede, şubatın ikinci haftasından sonra bir miktar artış gözlenebilir. Bahsetmiş olduğumuz bu detaylar Tezgah Üstü Piyasalarında (OTC) ve her yeni gelişme yeni bir pozisyonlanmayı gündeme getirebilir. Fakat kısa vadede direnç aralığını 5.9890 TL – 6.0555 TL olarak izlenebilir. Teknikte yükselen kanal içerisinde izlediğimiz kur için aşağıda 5.8970 TL – 5.8350 TL aralığını destek alanı olarak takip ediyoruz.

      Özellikle borsa için değerlendirmelerimiz, risklerin minimum düzeyde olduğu ortamda iyimser olsa da kur cephesinde kritik seviyelerde olmamızdan mütevellit temkinli bir yaklaşım izlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

      Yazının Devamını Oku

      Fed’in hikâyesi aynı 'bekle ve gör'

      30 Ocak 2020
      Ocak ayının ilk günlerinden bu yana haber başlıklarında takip ettiğimiz gündemler, piyasa anomalisinin dışına çıkarken, bu gelişmelerin gölgesinde kalan bir Fed toplantısı dün akşam izlendi.

      Piyasa beklentilerine paralel şekilde faiz koridorunu yüzde 1,5-1,75 aralığında sabit bırakan bankanın karar metnindeki detaylarına baktığımızda çok büyük değişikliklerin olmadığını görüyoruz. İş gücü koşullarında “güçlü” ifadesini “ılımlı ” olarak değiştirdiği, enflasyonun ise hedeflere yakınlaşması yerine altında kaldığı şeklinde yaptığı değişiklik dikkat çekti. Yapılan bu değişiklikler ile Fed’in kesin bir dille güvercin ya da şahin bir ton izledi demesi adına yorum yapmak doğru olmaz.

      Metinde diğer dikkat edilen detay ise repo ihalelerinin en az nisan ayı boyunca devam edileceği söylemi oldu. Ocak ayı içerisinde bu konuya ilişkin yapılan bir açıklamada, ihalelerin şubat ayı içerisinde sonlandırılabileceği ifadesi yer alıyordu. Anlaşılıyor ki, faiz indirimi yok fakat repo ihaleleri ile kısa vadede kaynak sağlamaya devam edilecek.

      Fed Başkanı Powell, karar sonrası yapmış olduğu açıklamalarında sürpriz bir söyleme yer vermedi. Yakın gündemin en sıcak başlığı olan “Corona virüs”  hakkında ekonomik görünüm üzerindeki belirsizliklerin devam ettiğine dikkat çekerken, durumun son derece ciddi olduğuna değindi. Enflasyon hedefine gelecek aylarda ulaşabileceklerini aktaran Powell, hedefin altında kalan enflasyondan memnun olmadıklarına da vurgu yaptıklarını dile getirdi.

      Karar sonrası Fed’in faiz fonlama olasılıkları yalnızca eylül ve aralık ayında yüzde 30 üzerinde bir ihtimal ile faiz indirimi tarafında yer alırken, genel görünüm bu yıl içerisinde bir indirimin olmaması yönünde. Dolayısıyla bu toplantının da piyasalara özellikle faiz duruşu konusunda net bir mesaj vermediğini söyleyebiliriz.

      Genel hatlarıyla karar metni ve Fed Başkanı Powell’ın açıklamaları piyasalardaki etki düzeyi ise nötr kalırken, kararın net bir şekilde virüs tedirginliğinin gölgesinde kaldığını söylemek mümkün.

      Bundan sonraki adımlara şekil çizebilmek adına, coronavirüs'ün ekonomi üzerindeki etkileri, faz-1 anlaşmasının ardından ticaret müzakerelerinin yaşanan virüs belirsizliği ile evrileceği tablo ve ABD’de kısa sürede açıklanması beklenen orta kesime yönelik vergi indirimlerinin ekonomi üzerindeki olasılıkları olacak.

      Ama net bir şekilde sonuç söylemek gerekirse, Fed’in dün akşam ki kararı bekle-gör stratejisini göster şeklinde olurken, aslında repo ihalesine devam etmesi, enflasyonun hedef altında kaldığını ifadesi etmesi ve endişelerin boy gösterdiği bir dönemde komitenin de kafa karışıklığı yaşadığını gösteriyor.

      Dolayısıyla bundan sonraki aşamada Fed üyelerinden gelecek her açıklama oldukça dikkat çekici olacak.

      Yazının Devamını Oku

      2020 yılı ‘altın yılı’ olabilir mi?

      24 Ocak 2020
      2018 yılından bu yana gerek ons altın gerekse gram altın tarafına baktığımızda kuşkusuz kazandırdığı gözlenmektedir.

      2018 yılına 1302 dolar seviyesinden başlayan ons altın 1284 dolar ile yılı tamamlarken, gündemi ve hareketi sakin kalmayan 2019 yılına da 1284 dolar ile başladıktan sonra yılı 1552 dolar ile yaklaşık yüzde 21’lik bir primli bitirdiği dikkat çekmektedir. 

      Gram altına baktığımızda ise 2018 başında 158 TL olan fiyat, 2019 başında 220 TL olurken, 2020 yılına ise 297 TL seviyesinden başladığı görülmektedir. Yani 2018 yılı başında gram altın yatırımcısı olan bir birey, 1 gramlık altında miktar bazında 139 TL, oransal olarak yüzde 88 kazandığı gözlenmekte. 

      ALTIN YATIRIMCISI OLMAK İÇİN STRATEJİ NASIL BELİRLENMELİ?

      Altında alım ya da satım yapmadan önce stratejinin ne kadarlık bir vadede belirlenmesi gerekebilir. Ardından altın fiyatları incelenirken, neler baz alınır, hangi argümanlara dikkat etmek gerekir ve bunların bu donelerle birlikte analiz edilmesi gerekir. Çünkü bugün kapalı çarşı altın fiyatlarını belirleyen iki temel enstrümanlardan biri Dolar/TL diğeri ise ons altın. Her ikisi farklı hikâyelere ve gerekçelere bağlı işlem görürken, yatırımlarımızda önce vadeyi sonra bu iki enstrümanı az çok biliyor olmak yatırımların daha iyi yönlendirilmesi adına önemli olacaktır. 

      Öncelikle gram altın hesaplanırken, ons altın fiyatı 31,1 Gram/ons değerine bölünür ve çıkan değer anlık Dolar/TL kuru ile çarpılır. Yani öncelikle bir ürün yükselirken neden yükseldiğinin temeline bakarken iki enstrümanın yer aldığını görmüş olduk. Şimdi kısaca analiz edelim.

      2020 yılına Ons altın 1517 dolar seviyesinden başladı ve kurda yaşanan 5,97 TL hareketi ile birlikte gram altında 309 TL seviyesine çıkıldığı görüldü. 

      Şu günlerde ons altın dinamikleri arasında ise, ABD-Çin faz-1 ile yapılan mini anlaşmasının devamında acaba faz-2 anlaşması olur mu ya da bu tarifeler kalkar mı endişesi piyasalar da yaşanırken, Avrupa Birliği (AB) otomotiv sektörüne olası gümrük tarifesinin gelmesi de hikâyeler arasında uzun bir süredir yer alıyor. Bu çerçevede vadeli tarafta yer alan pozisyonlanmalara bakıldığında COMEX altın destekli exchange traded fonlarında (ETF) nette alım tarafında olması hala daha kıymetli metalin iyi bir hedge aracı olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Öyle ki bugün ABD Emtia Vadeli İşlem Sözleşmeleri Ticareti Komisyonu (CFTC) raporlarında spekülatif olmayan net pozisyonlar 2016 yılı Aralık ayından bu yana en yüksek seviyede yer alıyor. Bu durum yatırımcıların elinde yüklü şekilde fiziki olmayan altın bulundurduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra ABD’de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde takip edilecek spekülatif gelişmeler risk algısını tetikleyebilecek bir unsur olarak yer alırken, jeopolitik riskler ve öngörülemeyen gelişmeler (salgın hastalıklar, azil süreci gibi) gibi detaylar altındaki alım pozisyonunu canlı tutmakta. Tüm bu gelişmeler bizlere teknik çalışma ile, ons altında 1550-1540 dolar aralığının önemli bir destek alanı olduğunu ve yukarıda ise pozitif hareketin devam etmesi adına 1562-1575 dolar direnç aralığının önemli olduğunu gösteriyor. Fakat ons altın kısa vadede teknik göstergeler ile verdiği negatif uyumsuzluk hareketi ile 1560-1565 dolar direncinin kritik olduğuna işaret etmekte. Bu seviyenin üzerinde uzun vadeli kapanışlar izlemedikçe aşağı yönde kar satışları gelebilir.

      Dolar/TL cephesinde ise 5,85 – 5,90 TL bandında kalıcı hareket uzun vadeli oluşmadığından gram altın kritik destek alanını bu fiyatlamayla birlikte 290 TL seviyesinde oluşturmuş görünüyor.  Dolayısıyla kur 5,90 TL üzerinde kaldığı müddetçe gram altında 290 TL üzerindeki fiyatını koruyabilir. Kurla ilgili olarak şunu da eklemekte fayda var. USDTRY 1 aylık zımni oynaklıkları dipten dönüş sinyali verirken, bu durum son birkaç gündür 5,90 TL seviyesinden oluşan tepki alımlarını da açıklar nitelikte. Dolayısıyla bu temel analiz çerçevesinde 295 ve 285 TL aralığını alım için orta ve uzun vadede makul değerlendiriyoruz. Yukarıda 309 TL ilk, 316 TL ise ikinci direnç olarak izlemekle birlikte bu fiyatlamaların oluşması adına yalnızca kur hareketi yeterli olmayabilir. Bu durumda ons altın hareketinin de destekleyici olması şart. Diğer yandan kısa vadeli al-sat stratejisi için yapılabilecek realizasyonda 300 TL ve üzeri seviyeler bu doğrultuda uygun olabilir. 

      Yazının Devamını Oku

      Borsa’daki bahar havası yüzleri güldürüyor

      15 Ocak 2020
      Yıla başladığımız günden bu yana Borsa İstanbul’da yaşadığımız tablo hepimizin yüzünü güldürüyor. Öyle ki hemen hemen herkes ekran başında acaba rekor olacak mı diye beklerken, öncelikle geriye dönelim ve Endeks’in bu yükselişini, nereden geldiğini sorgulayalım.

      Ekim ayı başında Barış Pınarı Harekâtı ile başlayan süreç endekse satış getirmiş ve haber akışlarının etkisi ile BIST100 baskı altında kalmıştı. Ardından gerek Rusya ve ABD ile yapılan görüşmeler neticesinde, iki ülkeye tanınan sürelerin ardından operasyon sürecinin bitmesi ile endeksteki hareket 93 bin bölgesinden trendine başlayıverdi.

      Bu hareketi tetikleyen gelişmeler içerisinde, yalnızca sınır ötesi gelişmeler yok. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimleri tarafında daha ılımlı politika izlemesi, şirket net karlarının, 2018 sonu ve 2019 yılı ilk 6 aylık dönemlere nazaran daha iyi olabileceği beklentisi, not görünümlerinde olası iyileştirmeler, makro ekonomik verilerin toparlanması, dış ilişkilerin kuvvetlenmesi gibi unsurları da eklemek gerekir. Bu gelişmelerin desteği ile endeks önce psikolojik bir nokta olan 100 bin seviyesini aştı. Yılı tamamlarken 115 bini test eden endeks ocak ayının ikinci haftasında yeni rekor denemeleri yapıyor. Asıl soru şimdi şu: Endeks daha ne kadar rekor denemesi yapar?

      İşte bunun içinde şapkamızı önümüze koyup hesap kitaba ve ayrıntıları detaylandırmaya başladık.

      Birincisi, Merkez Bankası faiz indirimleri konusunda daha yumuşak ton izleyebileceği beklentisi varken artık bu indirimlerin yansımalarını göreceğimiz bir reel sektör var. Buraya bir de iyileşen ekonomik verileri de eklemekte fayda var.

      İkincisi, 2019 yılı dördüncü çeyrek dönemine dair şirketlerin iyi bilanço beklentileri fiyatlandı yorumunu yapıyoruz. Fakat ne kadarı fiyatlandı sorusuna hala alanı var demek bizce uygun bir değerlendirme olur. Dolayısıyla birinci çeyrek dönemi bitimine kadar en azından bu beklentilerin fiyatlamalar içerisinde yer alacağını düşünüyoruz.

      Üçüncüsü, yabancı kurumaların, “Türk hisse senetlerinin cazibeli olduğu ve hali hazırda iskontolu kaldığına” dair yorumlar gündemde. Yabancı takas oranı yüzde 61 seviyesinde ve endeks rekora bu seviye ile girdi. Yani yabancı ağırlığı var fakat geçtiğimiz yılların aynı döneminde endeks rekora giderken yabancı ağırlığı da aynı ivme ile bir o kadar artarken şimdi aynı ivme yok. Yani yerli yatırımcının ile ilerleyen endekse bir de yabancı desteği gelse süreç daha pozitif olabileceğini değerlendiriyoruz.

      Dördüncüsü, Türk şirketlerin Londra’da yabancı yatırımcılar ile görüşmeler gerçekleştiriyor. Bu iyi bir gelişme. Yabancıya yatırımların anlatılması, tanıtılması ve Türkiye varlıklarına çekilebilmesinin önemini ekonomide yaşadığımız geçmiş süreçleri baz aldığımızda ne kadar kritik olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

      Ve son olarak dış ilişkiler… Tahmin edilenden daha iyi bir konuma gelen dış ilişkilerimiz, kurduğumuz temaslar gerek ticaret gerekse siyasi anlamda olumlu bir tabloyu bize sunuyor.

      Yazının Devamını Oku