Hamburger
En Çok Arananlar
    Popüler Haberler
      notification

      Bildirimler

      close

      Bildirimler

      close
      Adnan Çekçen

      Adnan Çekçen

      adnancekcen@destekmenkul.com.tr

      FED üyeleri piyasaları ikna etmeye çalışıyor

      14 Ekim 2015
      Terörün gölgesinde yeni haftaya giriş yapan yurtiçi piyasalarda, güvenlik endişelerinin TL varlıkları üzerindeki olumsuz etkisi izlendi. Asya seansıyla birlikte Pazar açılışını 2.95 üzerinde gerçekleştiren Dolar/TL kurunda gün sonuna doğru oluşan yukarı yönlü Gap (boşluk) kapandı ve gevşemeler 2.91 seviyesine dek sürdü. İlk işlem gününün veri açısından sakin olması piyasalardaki dalga boyunu düşürürken daha çok teknik seviyelerin test edildiği bir gün geride kalmış oldu.

      Bir önceki yazımda (6 Ekim) kurun 2.98 seviyeleri üzerinde kalma çabasına dikkat çekip ve kırılmanın aşağı yönlü olma ihtimalinin daha ağır bastığını ve 2.90 seviyelerine kadar bir satış dalgasının gelebileceğini vurgulamıştım. (http://bigpara.hurriyet.com.tr/bigpara-uzmanlari/adnan-cekcen/dolarda-tansiyon-duser-mi_ID985482/ ). Böyle bir beklentiye girme sebebi, hem içerde yaşanan tansiyonun nispeten düşük olması, hem de son gelen ABD datalarının yurt içi piyasalarda tam olarak fiyatlanmaması olarak gösterilebilir. Ayrıca teknik olarak da düşüşü destekleyen belli başlı indikatörlerde söz konusuydu.

      Geldiğimiz noktada ise kur tarafının 2.90’ın altında kalamadığını ve tepki alımlarının daha çok bu seviyeye yakın fiyatlardan geldiğini izledik. Bu hareketlerdeki en önemli iki sebebin hem iç piyasada yaşanan terör olaylarının piyasalarda yarattığı gerilim hem de FED üyelerinin son gelen kötü ABD datalarına rağmen piyasaları bu yılki faiz artışına hazırlama çabaları olarak gösterilebilir. Başkan Yardımcısı Stanley Fischer, New York FED Başkanı William Dudley, Atlanta FED Başkanı Dennis Lockhart, San Francisco FED Başkanı John Williams bu yıl FED içerisinde oy hakkı bulunan bazı üyeler. Son gelen ABD Tarım Dışı İstihdam verisi piyasalardaki genel resmi bir anda değiştirdiğinden dolayı, bu üyelerin hem data öncesi hem de data sonrası faiz artırımı konusundaki görüşlerine göz atmakta fayda var.

      Stanley Fischer, son açıklanan istihdam verisi öncesinde de faiz artırım konusunda şartların oluşması gerektiğini söylemişti. Ancak bu hamle için çok fazla beklenmemesi gerektiği yönünde ifadeler kullanması, piyasalarda yıl bitmeden ilk adımın gelebileceği yönünde yorumlandı. Açıklanan veri sonrasında ise Fischer söylemlerinde herhangi bir değişikliğe gitmemiş ve ABD’nin bu yıl bitmeden ilk faiz artırımına gidebilecek güce sahip olduğunu vurgulamıştı. Bir diğer şahin üyelerden New York FED Başkanı William Dudley’e göre  Fed, faiz oranlarını muhtemelen bu yıl yükseltecek ve ardından para politikasını kademeli olarak sıkılaştıracak. Veri sonrasında ise son görüşünü yineledi ve FED bu yıl faiz artırımına gidebilir tezini tekrar savundu. Oy hakkı olan diğer üyelerden  Atlanta FED Başkanı Dennis Lockhart da diğer meslektaşlarıyla aynı görüşe sahip. Hem veri öncesinde hem de veri sonrasında da bu yıl FED ilk adımı atacak dedi. FED’in oy hakkı olan bir diğer şahin üyelerinden olan San Francisco FED Başkanı John Williams’da bu yıl faiz artırımı bekleyenler grubunda yer alıyor. Öyle anlıyoruz ki üyelere göre son gelen ABD tarım dışı istihdam verisindeki zayıflık geçici faktörlere bağlı. Buna rağmen yıl bitmeden FED, faiz artırımı için uygun zemine muhtemelen kavuşacak.

      Piyasalarda FED’in yarattığı iyimser hava devam etse de üyelerin adeta ağız birliği yaparak faiz artırımı konusunda bu yıla işaret etmesi doları küresel piyasalarda güçlü tutabilir. ABD Tarım dışı istihdam verisi sonrası sert gerileyen ABD 10y tahvil faizlerinin geçtiğimiz haftayı pozitif kapatması ve 1.98 seviyelerinden 2.10 seviyelerine kadar yükselmesi göz ardı edilmemeli. İçerde kur tarafına baktığımızda ise genel piyasa görüşü düşüşlerin devam edebileceği yönünde ancak 2.90’ın altında kur kalıcı olmayabilir.

      Teknik olarak günlük grafikleri değerlendirmek gerekirse 2.9050 ve 2.8900 seviyelerinin oluşturduğu güçlü destek bölgesi dikkat çekiyor. Bu seviyeler aşağı yönlü kırılmadığı sürece Dolar tarafında satış pozisyonu açmak şuan itibariyle riskli olabilir. Çünkü iç piyasada yaşanan kaygılar ve FED üyelerinin piyasayı sıcak tutma girişimi kurdaki düşüşleri sınırlandırabilir. Bu güçlü destek bölgesi aşağı yönlü kırılırsa ancak satış baskısı görülebilir ve gevşemeler 2.85 seviyesine kadar devam edebilir. Şahsi görüşüm bu hafta daha çok 2.90 üzerinde bir fiyatlamanın yaşanacağı yönünde. 2.96 kısa vadeli kritik bir direnç bölgesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu seviye aşılırsa alımlar tekrar 3.00 seviyelerine kadar devam edebilir. Bu sebeple bu hafta ABD tarafında açıklanacak veriler ve özellikle FED üyelerinin faiz artırımı konusunda görüşleri yakından takip edilmelidir. 

       

      Yazının Devamını Oku

      Dolarda tansiyon düşer mi?

      6 Ekim 2015
      Geçtiğimiz Cuma günü açıklanan ABD Eylül ayı tarım dışı istihdam (TDİ) verisi sonrası piyasalar, aynı veriyi iki ayrı yönde fiyatladı ve borsalardaki dalga boyu yükseldi.

      İstihdamda aylık 203 bin artış beklenirken 142 binlik bir artış gerçekleşmesi oldukça sürpriz olarak değerlendirebilir. Sürpriz olan rakamın sadece beklentinin altında kalması değil. Aynı zamanda bir önceki ay açıklanan istihdam artışının aşağı yönlü revize edilmesi ve ayrıca ücret tarafındaki yavaşlama da piyasaları şaşırtan ayrı bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Verinin açıklanmasıyla beraber küresel borsalarda başta ABD endeksleri olmak üzere satış dalgası yaşanırken, daha sonra kırmızı tablo yeşile döndü ve endekslerde sert alımlar görüldü. İstihdamdaki yavaşlama FED’in faiz artırımını öteleyen bir etki yaratacağından dolayı piyasalar bu rakamdan ilk başta rahatsız oldu.

      ABD’nin faiz artırımına gitmesi başta gelişmekte olan ülke piyasalarında bir baskı unsuru oluştursa da, faiz artırımına gidememesi de bir olumsuz olarak son dönemde farklı bir şekilde fiyatlandı. Çünkü tarihi düşük seviyelerde tutulan faizleri artırabilmek, dünyanın en büyük ekonomisinin toparlandığına işaret ediyor. Dolayısıyla faizlere dokunamamak işlerin yolunda gitmediğini gösteriyor. Borsalardaki ilk aşağı yönlü tepki bundan kaynaklandı. Ancak satış dalgası kısa sürdü ve hemen hemen tüm hisse senedi piyasaları alıma yöneldi. Piyasalar bu olumsuzluğu fiyatlamak yerine ABD’nin bir süre daha esnek para politikasını sürdüreceği ve faizleri tarihi düşük seviyelerde tutabileceği hikayesini daha çok sevdi. Hatta bazı yurtdışı analiz ve raporlarda ABD’nin yeni bir parasal genişleme yapma ihtimali bile tartışılıyor. Haftanın ilk işlem gününde ise neredeyse tüm gelişmekte olan ülke para birimleri dolara karşı değer kazandı. Küresel borsalardaki boğaların hakimiyeti de sürmeye devam etti ve sert yükselişler görüldü.

      İçeriye baktığımızda ise faizlerdeki düşüş eğilimi ve kurdaki geri çekilme endeks tarafını yukarı taşıdı. Bist100 son zamanların en sert yükselişini göstererek bankacılık endeksinin öncülüğünde 76.000 seviyesini aştı. TL varlıklarındaki güçlü seyir bu hafta veri trafiğinin sakin olmasından kaynaklı biraz daha sürebilir. Hatta dolardaki teknik görünüm oluşan formasyon ve indikatörlerin çizdiği resim, aşağı yönlü bir eğilimin söz konusu olabileceğini gösteriyor.

      Yukarıdaki günlük Dolar/TL grafiğine bakınca göze ilk olarak, oluşan ikili tepe (veya M formasyonu) formasyonu çarpıyor. Bu formasyon sonrası fiyatlarda genelde aşağı yönlü bir kırılım beklenir. Benzer düzeltme hareketi daha önce Mayıs 2015’in başında gerçekleşti. 2.72’ seviyesini uzun bir süre test eden dolar bu seviyenin üzerine atamayınca 2.65’e kadar gevşedi. Görüldüğü üzere adete bir M şekli oluşturan kur 2.65’i de sert bir şekilde geçti ve hızlı bir şekilde 2.57 seviyesini gördü. Aynı zamanda dikkat edilirse RSI indikatörü de o tarihte (aşağıda kırmızı çizgi) 50’nin altına sarkıyor ve Momentumun da (aşağıda mavi çizgi) 100’ün altına geçtiğini görüyoruz. Bunlar satışların derinleşebileceği işaretini taşıyor. Nitekim beklenen gerçekleşmiş ve kur formasyon hedefine ulaşmış. Genel itibariyle yine böyle kırılımlarda alt ve üst band boyu hesaplanır ve o boy kadar bir hareket, kırıldığı yöne doğru beklenir. (2.72 – 2.65 = 0.07) ---  (2.57 – 0.07 = 2.50) . Görüldüğü üzere fiyatlar ‘’Y’’ boyu kadar gevşiyor.

      Dolar/TL’de geçmişte görülen durumun bir benzeri daha yaşanabilir. Kurun uzun bir süre sonra ilk defa haftalığı 3.00’ün altında kapatması aşağı yönlü önemli bir sinyal niteliği taşıyor. 2.9800 burada kritik bir destek noktası olarak görülebilir. Bu seviyenin aşağı yönlü kırılması durumunda önce 2.95 daha sonra 2.90 seviyelerine kadar bir geri çekilme söz konusu olabilir. Hesaplama ise formasyondaki gibi aynı. (3.0650 – 2.9800 = 0.085) --- ( 2.9800 – 0.085 = 2.9000 – yaklaşık). Yani X boyu kadar bir geri çekilmeden bahsediliyor. Aynı zamanda RSI’ın 50’nin altına sarkma çabası ve momentumunda 100’ün altında seyretmesi, düşüş ihtimalini biraz daha artırıyor. Şuan piyasalardaki FED kaynaklı iyimser hava düşünülürse ve teknik oluşuma da bakılırsa 2.90’lara kadar ki bir gevşeme öyle zannediyorum ki piyasada sürpriz olarak karşılanmaz.

      Elbette bu analiz şuan piyasadaki haber akışına ve teknik analizin verdiği işaretlere göre yapılmaya çalışıldı. FED’in yarattığı iyimserlik, bu hafta veri trafiğinin sakin olması (ki Çarşamba açıklanacak FOMC tutanaklarının piyasaları sarmasını beklemiyorum) ve TL varlıklarındaki güçlü duruş bana göre kurda gevşeme ihtimalini daha canlı tutuyor. Ama bunun için grafikte görülen 2.98 güçlü destek bölgesinin kırılması şart. Bu gerçekleşirse satış baskısının devam etmesi beklenebilir. Aynı zamanda yukarıda kritik direnç bölgesi olarak izlenen 3.02-3.03 bandının yine güçlü kalması ve fiyatların bu bölgeyi geçmemesi gerekiyor. ABD verilerinin kötü gelmeye devam etmesi durumunda ve içerde piyasaları yoran olumsuz haber akışı oluşmazsa, dolar yükselişine ara verebilir ve hatta yakın zamanda bir taban çalışması bile yapabilir. 

      Yazının Devamını Oku

      Son çeyrekte temel risk sadece FED değil

      30 Eylül 2015
      2015 yılı boyunca faiz tartışmaları, seçim belirsizliği ve koalisyon çıkmazı altında yön bulmakta zorlanan piyasalar dalga boyunun yükseleceği yeni bir döneme daha giriliyor.

      TL varlıklarının belli başlı para birimlerine karşı aylık, yıllık ve yılbaşından bu yana performansı aşağıdaki tabloda gösteriliyor. Aynı zamanda faiz,bist100,bankacılık ve sanayi endekslerinin aynı zaman dilimi içerisindeki durumu da TL varlıkları üzerindeki baskının ne denli fazla olduğunu yansıtıyor. 

      Son 1 yıllık TL hareketi  ile yılbaşından bu yana olan TL performansının hemen hemen bir birine yakın veya 2015 - 9 aylık performansının daha yüksek olması, satışlarının özellikle 2015 yılından bu yana daha sert yaşandığını gösteriyor (özellikle faiz). FED riski, faiz indirim tartışmaları, seçim belirsizliği , koalisyon süreci ve yaşana terör olayları, daha çok 2015 yılının başından bu yana yerel piyasadaki satışları derinleştiren gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak yılın sonuna doğru yaklaşırken piyasalarda yeni hikayeler doğabilir ve FED riski bir yana, kredi derecelendirme kuruluşlarının bu dönemde ülke notuna ilişkin değerlendirmeleri daha çok konuşulabilir. FED son toplantısında faizleri sabit tuttu ve bu piyasalara kısa vadede nefes aldırdı. Ancak sonrasında belli başlı FED Üyelerinin düşük faiz ortamına karşı olan açıklamaları, FED’in yakın bir tarihte ilk adımı atacağına işaret ediyor. Tüm olumsuzluklar bir yana bu dönemde kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye olan bakış açısı kritik bir önem taşıyor. Bu kuruluşlar yabancı fonlar açısından adeta pusula görevi görüyor. Verilen notlar ülkenin kredibilitesi, yatırım yapılabilirliği ve güvenirliliği konusunda bir anlamda etiketini yansıttığı için böyle bir dönemde yapılması muhtemel bir not indirimi yerel piyasalardaki fon çıkışlarını hızlandırabilir.

      Son değerlendirmesini geçtiğimiz günlerde yapan kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, piyasayı şaşırtmadı ve ülke not ve görünümünde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Diğer iki kuruluşa nazaran (S&P ve Moody’s) daha olumlu değerlendirme yapan şirket, ülkenin güçlü bütçe dengesi ve mali disiplinine vurgu yaparak, politik riske rağmen bu alandaki sağlam duruşa vurgu yaptı. Fakat siyasi belirsizlik ve cari açık sorununa dikkat çeken şirket, Türkiye’nin 3.çeyrekte büyüme oranının yavaşlayacağını ön görüyor. Ayrıca kurdaki oynaklığın döviz pozisyonları açık olan şirketlere olan olumsuz etkisi kırılganlığı artırıyor değerlendirmesi yapıldı. Önceki incelemesini ekim 2014 tarihinde yapan kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu BBB- ve görünümünü durağan olarak açıklamıştı.

      2013 yılından bu yana Türkiye ile herhangi bir antlaşması bulunmayan ABD’li kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s için değerlendirme yaparken temel belirleyici unsurlar, bir ülkenin ekonomik ve politik riskleri olarak öne çıkıyor. 2011 yılında Türkiye’nin kredi notunu aynı seviyede tutan kuruluş görünümü pozitiften durağana çevirmişti ve bu gelişme o dönemde ciddi tartışmaları da beraberinde getirmişti. Türkiye 2012 yılının sonunda antlaşmayı tek taraflı feshetse de S&P Türkiye analizlerine ve değerlendirmelerine devam etti.  2014 yılına gelindiğinde ise Standard & Poor's, Türkiye'nin "durağan" olan not görünümünü "negatif" seviyesine düşürdüğünü açıkladı. Gerekçe olarak da "Türkiye'nin politik ortamı daha az öngörülebilir hale geliyor" değerlendirmesi yapıldı. ‘’Zayıf TL, TCMB'nin 2014 yılındaki yüzde 5 enflasyon hedefini kaçırma olasılığı beklentilerimize katkıda bulundu sözleriyle de bugün yaşanan risklerin o dönemde var olması ülkenin kırılganlığını artırıyor’’ ifadeleri kullanıldı. Dolar ve Euro’nun geldiği noktaya bakıldığında ise TL’deki zayıflığın daha da arttığı bir dönemdeyiz. Diğer derecelendirme kuruluşları arasında notumuzun en kötü olduğu kuruluş S&P. BB+ olan kredi notuyla da Türkiye, bu kuruluşa göre ‘’yatırım yapılabilir seviye’’nin bir altında yatırım yapılamaz seviyede bulunuyor. Kuruluş bu yıl değerlendirmesini ve notunu tekrar 6 Kasım tarihinde açıklayacak. Siyasi belirsizlik ve zayıflayan Türk Lirasının ülke ekonomisine olan etkisi muhtemelen yapılacak açıklamada konu başlıklarını oluşturacak.

      Fitch ve S&P’nin yanında piyasaların asıl merak ettiği ve endişe duyduğu değerlendirmeyi bir diğer derecelendirme kuruluşu olan Moody’s 4 aralıkta yapacak. Kuruluş en son 11 Nisan 2014 tarihinde Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyenin en altındaki Baa3 kredi notunu teyit ederken, görünümü durağandan negatife çevirmişti. 7 Ağustos tarihinde not güncellemesi yapmayan Moody’s , görünümü negatife çevirirken gerekçe olarak yabancı ve yerli yatırımcının güvenini olumsuz etkileyen artan politik belirsizlikleri ve Türkiye’nin dış finansman pozisyonlarındaki baskıyı göstermişti. Politik riskin geldiğimiz noktada derinleşmesi içerde zayıflayan TL ve artan terör olaylarının etkisi negatif izlemede olan notumuzun düşürülmesine sebep olabilir. Ay başında bir değerlendirme yapan Goldman Sachs, Moody’sin Türkiye’nin kredi notunu düşürebileceğini bu da ülkenin risk primini yükseltebileceğini belirtti. Eylül başında da Morgan Stanley konuyla alakalı bir rapor yayınladı. Kurum tarafından yapılan açıklamada Türkiye’de eğer 4 Aralık’a kadar hükümet kurulamazsa ülkenin notunun kırılabileceği vurgusu yapıldı. Yüksek enflasyon, maliye politikasındaki bozulma, kırılgan TL varlıkları ve büyük çaplı sermaye çıkışları gerekçe olarak gösterildi. Buradaki kritik konu kuruluşun uzun bir süredir ülkenin görünümünü negatif seviyede izlemeye alması. Bunun anlamı eğer kuruluşun işaret ettiği alanlarda, izleme döneminde herhangi bir iyileşme sağlanamazsa ki ‘’siyasi belirsizlik olsun dış finansman pozisyonlarındaki zayıflama ve enflasyon olsun herhangi bir yol kat edilemedi ‘’ notumuz Aralık ayında düşürülebilir.

      Piyasalarda şimdilik FED’in yarattığı iyimser hava devam ediyor ve biz artık iç meselelere dönmüş durumdayız. FED’ in olası faiz artırım hamlesi muhtemelen bu sene sonuna kalacak. Fakat 1 kasımda yapılacak seçimlerin sonrasında tekrardan hükümetin kurulamaması durumunda piyasadaki gerilim artabilir. Böyle bir sonucun ardından kredi derecelendirme kuruluşları da bu olumsuz gelişmeleri göz önünde bulundurup kredi notunu veya görünümü güncelleyebilir. En kritik kararı ise görünümü negatifte tutan Moodys’ın aralık ayında vermesi bekleniyor.

      Yazının Devamını Oku

      TCMB, REK’e bakarak dövize dur diyebilir

      8 Eylül 2015
      Tarihin belki de en zorlu süreçlerinden birini yaşayan yurt içi piyasalarda TL varlıklarındaki değer kaybı hat safhaya ulaştı. FED’ in faiz artırım hazırlığı, Çin piyasasındaki çalkantı TL’yi dışarıdan zorlarken, içerde acı veren terör saldırıları, erken seçim belirsizliği varlıklara olumsuz yansıyan bir başka etki olarak karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz yılın Eylül ayından bu yana TL, Dolar’a karşı %40, Euro’ya karşı %21 değer kaybetti. Yılın başından bu yana ise kayıplar sırasıyla, %30 ve %20 ola

      TCMB’sı son faiz kararında bir dizi likidite önlemleri açıklasa da faiz tarafında herhangi bir değişikliğe gitmeyeceğini en azından eylül ortasına kadar bekle gör politikasını sürdüreceğini belirtse de, piyasa aktörleri artık kurun sadece TCMB müdahalesi ile düşürülebileceğine inanıyor. Hatırlanacağı üzere gelişmekte olan ülke piyasalarındaki FED kaygısının sert yaşandığı bir başka dönemde (2014-Ocak) dolar 2.3900 seviyesine dokunmuş ve tarihi rekorunu kırmıştı. Merkez’in olağanüstü toplantı kararı sonrasında yaptığı faiz müdahalesi ile kur 2.39 seviyesinden iki gün içerisinde 2.16 seviyelerine kadar gerilerken, yaklaşık 4 ay içerisinde de 2.08 seviyelerine kadar gevşemişti. Yani TCMB aldığı radikal faiz kararı ile doları sert bir şekilde düşürmüştü. Merkez’in dövize dur dediği tarihte sepet kur ise 2.82 seviyesindeydi. 2015 Nisan ayına sonunda ise piyasa, doların yükselişinden ziyade merkezin sepet kurdaki yükselişten rahatsız olabileceğini, sepet kurun tekrar 2.82 seviyesine geldiğinde faiz müdahalesinin gelebileceğini düşünmüştü. Nitekim sepet o tarihte tarihi zirve olan 2.82 seviyesini de aşmıştı ancak merkez bankasından herhangi bir faiz hamlesi gelmemişti. Çünkü TCMB , 2012 yılında da belirttiği üzere , TL’nin sadece gelişmiş ülke para birimlerine göre yani salt Euro ve Dolar’a karşı değerini dikkate almıyor. Aynı zamanda ülkenin ticaretinde ciddi öneme sahip yurtdışı aktörlerin büyük bir bölümünün dahil edildiği Reel Efektif Döviz Kuru’nun (REK) takip edilmesi gerekiyor. 

      Nominal efektif döviz kuru (NEK) kısaca bir ülke para biriminin diğer ülke para birimlerine karşı ortalama değerini ölçer. Seçilmiş ülke kurları belirli bir ağırlıklandırma yöntemiyle hesaplanır ve TL’nin ülke ticaretinde pay sahibi diğer ülke para birimlerine karşı gerçek değerine ulaşılmaya çalışılır. Hesaplamaya daha önce 36 ülke dahil edilirken, 2008 yılından sonra bu sayı 45’e çıkartılmıştır. Ağırlık hesaplamalarında sadece Türkiye’nin imalat sanayi ürünleri dış ticareti dikkate alınıyor. Fakat nominal efektif döviz kuru ülkeler arasındaki enflasyon farklılığından dolayı reel TL değerini yansıtmıyor. Bu sebeple NEK nispi fiyat farklılıklarından arındırılıyor ve TÜFE deflatörü kullanılarak, Reel Efektif Döviz Kuruna ulaşılıyor. TL’nin daha gerçekçi değerine bakılarak gözlenen bu kurda ise korelasyon ters işliyor. Yani REK yükselirse ülke para birimi değer kazanıyor, REK azalırsa ülke para birimi değer kaybediyor. 

      Nominal Reel Efektif Kuru sadece TÜFE ile düzeltilmiyor. Aynı zamanda hesaplamada ÜFE ve Birim İş Gücü Maliyeti deflatörü kullanılarak ayrı bir ortalamaya da ulaşılıyor. Ancak TCMB’nin daha önce yaptığı açıklamalarda olduğu gibi piyasaya müdahalesi TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz kuruna bakılarak değerlendiriliyor. Bu sebeple piyasa daha çok REK’i göz önüne alıyor. Ağustos ayında TCMB tarafından açıklanan son REK rakamı ise son Nisan 2013 yılından bu yana en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Reel efektif döviz kuru endeksi TÜFE bazında ağustosta bir önceki aya göre 4,54 puan azalmış ve 95,09'a inmiş.. Dikkat çeken bir diğer unsur ise grafikte görülüyor. 2014 yılı Ocak ayında REK, 95,86 seviyesindeyken TCMB kura müdahale ederek sıkı para politikasına geçiş yapmıştı. Gelinen nokta da TL’deki değer kaybı müdahale gerektiren seviyenin de altına inmiş durumda. TCMB Başkanı daha önce REK’in 125-130 aralığına ilerlemesi durumunda, rekabetçiliği kaybetmemek adına Merkez’in piyasaya müdahale edebileceğini açıklamıştı. Gelinen nokta da ise tam tersi bir durum söz konusu. Kurun 3.00 TL’leri dip yapması, kritik FED toplantısının kapıda olması piyasadaki gerilimi artırıyor. TL varlıklarındaki satış dalgasının derinleşmesi, piyasa beklentilerinin ise kurda aynı yöne işaret etmesi (yukarı) ve son olarak da REK’in geldiği nokta TCMB’yi önümüzdeki günlerde harekete geçirebilir. 

      Adnan Çekçen

      Araştırma Uzmanı

      Yazının Devamını Oku

      TCMB’nin önlemleri ışığında doların haftalık görünümü

      1 Eylül 2015
      TCMB’in hafta sonu aldığı likidite önlemleri ile para piyasalarını ve daha çok bankaların kredi maliyetlerini rahatlama yoluna gittiğini ve normalleşme süreci adı altında yeni bir dizi önlemler aldığını görüyoruz.

      Dört ayrı başlıkta yayınlanan duyurunun ilk üçü önlem niteliği taşısa da kur tarafına kısa vadeli yansımalarının sınırlı kalacağını söylemek yanlış olmayacak. İlkinde döviz likiditesinin desteklenmesi amacıyla, bankaların TCMB nezdindeki döviz ve efektif piyasalarında işlem yapma limitleri %130 oranında artırıldı. Bununla bankaların gelecek 1 yıldaki yurtdışı borç ödemelerinin tamamının fazlasıyla ödenebileceği ön görülüyor. İkincisi ise daha çok uzun vadeli borçlanmayı teşvik etmek amacıyla zorunlu karşılık oranlarına ilişkin düzenlemeyi içeriyor. Açıklanan önlem ile TCMB, bankaların mevduat/katılım fonu yabancı para yükümlülükleri için zorunlu karşılık oranlarında değişikliğe gitti. 1,2 ve 3 yıllık zorunluluk karşılık oranlarını artırarak 5 yıl üzeri vadeli oranlarını ise sabit bıraktı. Yani bankaların merkez bankasında tutmak zorunda olduğu mevduatların 3 yıldan kısa vadelilerin oranını artırarak daha çok uzun vadeli borçlanmayı teşvik ettiğini görüyoruz. TCMB Başkanı Erdem Başcı’nın da sık sık belirttiği üzere bankaların ‘’Basiretli Borçlanma’’ ile kısa vadeli (1 yıldan az) borçlanma yerine daha çok uzun vadeli kaynak arayışına gitmesi hedefleniyor. Bu durum kısa vadeli faizler üzerindeki baskının azalmasına ve enflasyonun daha rahat kontrol edilebilmesini sağlıyor. Son önlemde ise zorunlu karşılıkların TL tarafına verilen faiz oranlarındaki artırım hamlesi de daha çok maliyet azaltıcı bir önlem olarak karşımıza çıkıyor. 

      FED’in faiz artırımına hazırlandığı bir dönemde TCMB’nin aldığı kararların fiyat odaklı değil, daha çok likidite odaklı olduğu görülüyor. Alınan kararların TL varlıkları üzerindeki reaksiyonu sınırlı kalır ancak piyasaya verilen mesaj açısından ileriye dönük yeni kararlarında yolda olduğu beklentisi olumlu karşılanabilir. Merkez hali hazırda %7.5 üzerinden haftalık olarak fonladığı piyasa faizinin de üzerinde bir ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile TL tarafını sıkıyor. Piyasanın fon talebini tam olarak karşılamayarak ek fon talebini de bilindiği üzere %10.75 ile gecelik olarak sağlıyor. Bu sıkı duruşunda ötesinde faiz silahı devreye girmediği sürece kur tarafında aşağı yönlü sert bir salınım beklenmemeli. Merkez’in aldığı bu karar kısa vadeli olmaktan çok daha çok uzun vadeli önlem niteliği olduğundan biz bu haftanın dinamikleri üzerinde durmaya çalışalım.

      Çin rüzgarı altında geçirdiğimiz haftanın ardından gözler bir taraftan yine ÇİN piyasasındaki gelişmelerde olacak ancak bu hafta piyasa aktörleri hiç kuşkusuz Cuma günü açıklanacak ABD Tarım Dışı İstihdam verisine odaklanacak. Son açıklanan ABD büyüme verileri, Tüketici Güveni ve Dayanıklı mal siparişleri gibi önemli veriler beklentileri karşıladı. ÇİN etkisiyle haftaya zayıf başlayan Dolar endeksi, verilerinde etkisiyle Cuma günü başladığı noktayı da geçerek 96.000 seviyelerinin üzerinde kapattı. Hafta sonu Jackson Hole toplantısında konuşman yapan FED Başkan Yardımcısı Fisher, ÇİN’ deki yaşanan dalgalanmayı göz ardı etmediklerini ancak FED’in enflasyon hedefine ulaşmadan da faiz artırım zeminine sahip olabileceğini söyledi. Enflasyon hedefine ulaşma konusunda FED Başkanı Jenet Yellen’ında daha önce benzer açıklamalarda bulunduğunu ve FED’in %2’lik enflasyon hedefine ulaşmadan da faiz artırımına gidebileceğin değerlendirmelerini hatırlamakta fayda var. Son hafta ise diğer üyelerden Dudley ve Kocherlakota ÇİN’deki gelişmeleri daha fazla önemseyerek faiz artırımı konusunda acele edilmemesi gerektiğini savunuyor.

      FED üyelerinin karışık mesajlarına rağmen bu hafta açıklanacak ABD PMI, Fabrika Siparişleri ve Tarım Dışı İstihdam verileri gibi önemli göstergeler beklentileri karşılarsa, Eylül ayı faiz artırım ihtimali tekrardan kuvvetlenir. Haftanın son işlem gününe doğru ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki yükseliş de bu ihtimalin masada olduğuna işaret ediyor. Ayrıca Salı günü Çin tarafında açıklanacak İmalat PMI verileri de oldukça önemli. Geçtiğimiz hafta yaşanan sarsıntıya sebep olan düşük Çin PMI’lari ardından küresel borsalardaki satış dalgası derinleşmişti dolayısıyla Salı gecesi açıklanacak bu verinin beklentileri karşılayamaması yine piyasalarda dalga boyunu yükseltebilir.

      Teknik olarak geçtiğimiz haftayı daha çok yatay ancak 2.90 üzerinde kalma çabaları ile sürdüren USD/TL kurunda grafikte de görüldüğü üzere bir sıkışma olduğunu takip ediyoruz. 2.90 seviyesi üzerindeki haftalık bir kapanış bu bölgenin bir dip olduğuna ve tekrardan yukarı eğilimin devam edebilme ihtimaline işaret ediyor. Fiyatlardaki sıkışma da dikkate alınırsa kur tarafında önemli bir kırılma yaşanabilir. Ancak kalıcı bir düşüşün görülebilmesi için 2.9060-2.8860 teknik destek bölgesinin aşağı yönlü geçilmesi gerekmektedir. Bu bölge altında uzun vadeli bir kapanış geri çekilmeleri hızlandırabilir. Ancak aynı önem derecesine sahip bir diğer bölgesi ise 2.9560-2.9600 direnç noktaları olarak karşımıza çıkıyor. Bu bölgenin yukarı yönlü aşılması durumunda ise alımlar sertleşebilir ve yukarı eğilimin devam etmesi beklenebilir. Teknik olarak 4 saatlikte momentum, 100 seviyesini aşmakta zorlansa da olası bir yukarı ivmelenme durumunda kurdaki yükseliş momentumla beraber desteklenebilir. Beklentileri karşılayabilecek ABD verileri ve TL varlıklarındaki zayıflık kur tarafında düşüşleri sınırlandıran bir etki yaratacağından kurda bahsedilen destek bölgesi aşağı yönlü geçilemediği sürece, yukarı eğilimin devam edebileceğini söyleyebilirim. 

      Yazının Devamını Oku